Haber Detayı
08 Şubat 2016 - Pazartesi 08:44
 
Ankaralılaşan AK Parti ve yerelleşme... Abdullah Ayan yazdı
- Haberi
Ankaralılaşan AK Parti ve yerelleşme... Abdullah Ayan yazdı

AK Partinin iktidar olduğu 2002’ den 2007’ ye kadar Başbakanlık Müsteşarlığı, sonrasında da bir dönem Milli Eğitim ve Sosyal Güvenlik Bakanlıkları koltuğunda oturan Ömer Dinçer, özellikle müsteşarlık dönemindeki deneyim ve gözlemlerini “Türkiye’de Değişim Yapmak Neden Bu Kadar Zor?” adını verdiği bir kitapta topladı. (Kitap, 2003’ te hayata geçmesine ramak kalan ancak dönemin cumhurbaşkanı A.Necdet Sezer’in vetosuyla güme giden yerel yönetimler reform yasasıyla ilgili mutfak çalışmalarını, kazanılan mevzileri terk etme konusunda şanlı direniş sergileyen bürokratik yapıyı irdelemeye çalışmasıyla daha bir önem kazanıyor) Dinçer kitabın ardından bir söyleşiyle de, başarılsa Cumhuriyetin en radikal değişimlerinden birini sağlayacak olan reform çalışması sırasında yaşananlara ve bugün ülkede yaşanan çatışmanın en önemli nedenlerinden biri sayılan “yerinden yönetim, yerel özerklik vb” sıcak konulara ilişkin görüşlerini paylaştı. Dinçer, anlattıkları ve tespitleriyle ister istemez beni yerel yönetimlerle ilgili çalışmaların yapıldığı 2003’ e götürdü. AB uyum sürecinin estirdiği rüzgârı da arkasına alan AK Partinin değişim lokomotifi olduğu ilk yıllar. Ve o değişimin heyecanıyla “galiba bu sefer olacak” hayallerine kapıldığımız, o güne kadar konuşulmasını bile zaman kaybı saydığımız yerelleşme, yerinden yönetim, katılımcı demokrasiyi yerelden başlatma gibi “abesle iştigal” konuları masaya yatırdığımız heyecan dolu tartışmalar, etkinlikler… Örneğin 2003 başında başlattığımız ve özellikle de AB müzakere sürecini farklı konu ve konuklarla masaya yatırdığımız “Akdeniz Toplantıları”… Beyin fırtınaları, sadece konukların değil, çok farklı görüşlere sahip katılımcıların da düşüncelerini paylaştıkları etkinlikler. O etkinliklerden birine yerel yönetimler reform yasa tasarısının hazırlanması ve Meclisten geçirilme sürecini siyaseten üstlenen TBMM komisyon başkanı Halil İbrahim Ürün’ ü çağırmış, hem doğrudan iktidarın reformla ilgili düşüncelerini birinci elden dinlemek hem de beklentilerimizi paylaşma, aktarma olanağını elde etmiştik. Süreç içinde çeşitli makalelerle hazırlanmakta olan yasaya ilişkin görüşlerimi paylaştım. Reform gibi mahcup ifadelerle başına gelecek kazalardan korunmaya çalışılsa da, bal gibi devrim olarak nitelendirilecek değişim ve dönüşümün önüne çıkarılacak engellerle ilgili kaygılarımı dile getirmeye çalıştım. Bugün o kaygıların ne kadar yerinde olduğunu, ilk günler devrimi yapmaya yeminli AK Partinin zaman içinde iktidar gücünü pekiştirdikçe ve iktidar olmanın ötesine geçip muktedir olmaya başladıkça yetkileri yerele devretme düşüncesinden ne kadar uzaklaştığını yaşayarak görüyorum. 2003’ ün özellikle son çeyreğinde kaleme aldığım makalelerin bir bölümünü birkaç yazıyla paylaşmanın geçmişten geleceğe yaşananları ve yaşanacakları yansıtması bakımından önemli buluyorum. 27 Eylül 2003 günü yayınlanan “Yerel Yönetimler Yasası ve Kaygılar”*(ilgilenen https://abdullahayan.wordpress.com/2003/09/26/yerel-yonetimler-yasasi-kaygilar-27-9-2003/ linkinden yazının tümüne ulaşabilir) başlıklı yazıdan alıntılar; “Eğer hükümetin kararlı yürüyüşü kesilmez, Ankara’da birileri YÖK, KIBRIS gibi tabu saydıkları alanlarda sergiledikleri tavırları, Yerel Yönetim reform yasasında da takınmazlarsa, bir mucize gerçekleşecek. Bir yandan kamu yönetim reformu, öte yandan mahalli idareler yasasıyla Ankara’da toplanan çoğu yetki, il özel idareleriyle belediyelere devredilecek. İldeki kütüphanenin temizliğinden, kentin çevre sorunlarına kadar her şeyi kontrol altında tutan merkezi idare yenilgiyi kabul edip, çekilecek. Öğretmen tayininden, köy hizmetlerinin asfalt önceliğine, hastane hemşiresinin görev alanından, kent içindeki trafik düzenlemesine kadar her şeyi yapmaya kalkan, sonunda çuvallayıp sorunların altında boğulan merkezi yönetim, makro politikalar belirleme dışındaki günlük işleri, asli sahiplerine devredecek. Yetişmeye çalıştığımız ‘gelişmiş’ ülkeler bu değişimi yıllar önce yaptılar. 20. yüzyıl boyunca tartışılmaz tabu sayılan “Ulus devlet modelinde” kalkınmanın tüm insanlık için tek tip bir modeli, gelişmenin tek yol haritası olduğu sanılıyordu. Oysa gelinen noktada bu varsayımın doğru olmadığı, bizim gibi ülkelerin düştüğü durumla somut biçimde ortaya çıktı. Merkeziyetçi yönetim kalkınma ve gelişmeyi sağlayamadığı gibi, zengin, sağlıklı, mutlu toplumları da yaratamadı. Ve yine aynı yönetim tarzı, gelişmekte olan -Türkiye gibi-ülkelerin geçişi tamamlayıp, gelişmiş konumuna sıçramalarını sağlayacak demokratik açılımı da sağlayamadı. Aksine merkezi yönetimde kontrolü elinde tutan bürokrasi, halkın kendi kendini yönetme talebini engelleyerek çıkarlarını toplumun gelişimine tercih etti.” Demiş ve devam etmişim: “Yetki devrinde cimriliğin ana nedeni, Merkezi idarenin bazı işleri yerel yönetimlere devrederken, aslında “iktidarın da bir kısmını” vermesi, paylaşmaya razı olmasıdır.” … Küreselleşmeyle başlayan entegrasyon, ulusların kapılarını kapatarak dünyadan kendilerine izole etmesini olanaksız kılıyor. Direnmek doğumu daha sancılı kılmaktan başka işe yaramaz. Kamu yönetim reformu ve mahalli idareler yasası da statükonun direnme gücüyle orantılı zaman diliminde çıkacaktır. İktidar gücü merkezden yerele geçerken, halkın ve bireylerden oluşan sivil kurumların duruşları, örgütlenme biçimleri, kaderlerine el koyma şanslarını nasıl kullanacakları soruları önem taşıyor.”   Ve bugün çok daha önem kazanan sorunların en can yakıcılarını Eylül 2003’te şöyle sormuşum: “Mevcut yetkilerin rahatlıkla suiistimal edildiği, halk adına hiçbir denetleme mekanizmasının kurulmadığı ortadayken, bu kafayla çok daha güçlendirilecek yönetimleri, yöneticileri nasıl denetleyeceğiz? Kentlerde gerçekleştirilecek projelerin önceliğine, kaynakların optimum kullanılmasına kimler, nasıl karar verecek? Halkın bilgilendirilmediği projeleri, birileri şahsi çıkar önceliklerine göre hayata geçirecekse, öncelikler ve tercihler konusunda yönetenleri, karar vericileri hangi yöntemle etkileyecek, denetleyecek, yeri geldiğinde nasıl engelleyeceğiz?” 2003’ten 2016’ ya, tam 13 yıl… Bir dönüp bakın, en azından ayak sesini duyduğumuz o heyecan dolu günlerden, kâbusa uyandığımız bugüne, neler hayal ederken, nerelere savrulmuşuz? Sadece bununla sınırlı değildi elbette o değişim rüzgârlarıyla kanatlandığımız günlerde paylaştığım düşünceler, korku ve kaygılar… Yazının başında dediğim gibi, 13 yıllık büyük savrulmanın kısacık tarihi bile ilk günlerdeki beklentinin yerini bugün alan hayal kırıklığını göstermesi bakımından ibret verici bir trajik öyküdür aslında… Devam edeceğim 2003’teki yerel yönetimlerle ilgili devrim! beklediğimiz günlere ve o gün yazdıklarıma… *https://abdullahayan.wordpress.com/2003/09/26/yerel-yonetimler-yasasi-kaygilar-27-9-2003/ Abdullah Ayan
Kaynak: (İHA) - İhlas Haber Ajansı Editör:
Etiketler: Ankaralılaşan, AK, Parti, ve, yerelleşme..., Abdullah, Ayan, yazdı,
Yorumlar
Haber Yazılımı