Özdemir,'İhracat Yarışında Mersin 20 Yıldır Geriliyor'

Ana Sayfa » Güncel » 1 Mayıs ve Savaşseverler... Bedrettin Gündeş yazdı

1 Mayıs ve Savaşseverler... Bedrettin Gündeş yazdı

Halkların birbirleriyle bir problemi yok. Problem yaratan savaşseverlerin bitmez tükenmez istekleri, hırslarıdır asıl neden

 
 
1 Mayıs ve Savaşseverler... Bedrettin Gündeş yazdı

Artık kızıyorum bu alçalan duyguların insanlığa verdiği tahribata.

Artık kızıyorum, egoları ihtirasları, korkuları yüzünden insanların birbirini alçakça yok etmesine. Artık kızıyorum, sessiz kalan korkak, sıradanlaşmış yığınlara…

Dünyada insanlık ganimetlerin oluşumuyla birlikte hep savaşmıştır. Paylaşmayı, eşit yaşamayı, koklaşmayı, sevgi duygularını hep ihmal ederek,  narsizmin ötesinde hep “ben”  demiştir. Güçlü olma, şan yapma, şöhretli olma, egemenlik kurma duygularıyla uğraşmış, aşağılık kompleksiyle var olduğunu zannederek yaşamını öylesine sürdürmeye çalışmıştır.

Ganimetler uğruna yaşanan acılar, haksızlıklar, zorbalıklar… Sonuç; İnsanlık dramı ve utanç tablosu.

Bunlar yetmezmiş gibi,  kayıtsızlık ve umursamazlık karşısında yaratılan algılara mahkûm yaşamak ne zor şey. Çok zor bir süreç ve anlamsız yaşam içinde örselenip, kimliğimizden uzaklaştırılarak bocalayıp duruyoruz.

Demokrasi, özgürlük, eşitlik, adil paylaşım, hukuk, insanlık kimliği ya da hepsinin toplamı sevgi ve saygının hissedilmeyen derinliği kimin umurunda.

Gemisini kurtaran kaptan misali, sıradanlaşmış insanların yığınlaşması. Küreselleşme, post modernizm, ultra kapitalist modernite gibi, insanlığın az da olsa var olan kimliğini yok etmeye dönük algı operasyonları, bizi yeni yaşamlara zorlamaktadır.

Bu zorla kimlik değişimi karşısında ezici çoğunluğun kendi demokratik özünden, değerlerinden, uzaklaşması ise, gelecek kuşakların nasıl bir belirsizlikle karşı karşıya olduğunu da gösteriyor

Dünyanın her tarafında her gün yüzlerce insan bu belirsiz ve anlamsız kavgaların, savaşların figüranı olarak kullanılmaktadır. Savaşsever şeytanların nicelik olarak azlığı, yarattıkları savaşlarla çok güçlü olmalarını beraberinde getiriyor.

Uluslar arası büyük şirketlerin şiddetten nasıl nemalandıklarını bilmemize rağmen, kendi içimizde birlikte yaşayamamanın basiretsizliğini ve utancını yaşamaya devam ediyoruz.

Yok olan bedenler, yetim kalan yavrular, acı çeken analar, yüreği sızlayan vakur babalar hiç kimsenin umurunda değil. Yakılan yıkılan kentler, ben yıkarım ben yaparım mantalitesi, dağıtılan hayatlar, göçle belirsiz bir sürecin kucağını itilen göç zedeler, korku ve çaresizlik içinde zaman tüketmeye başlayan sessiz yığınlar…

Bombalanan kentlerin içler acısı durumu ortadayken, kendine vazife çıkararak halka saldıran, evini işgal eden giydirilmiş kıtaların yanında, hendek siyasetinde yanlış oynayanların ve ölümlere neden olanların siyaset mühendisliğinde nasıl bir yanlış içinde oldukları alenen ortadadır.

Bu olanları olağanlaştırmak, alıştırmak için kimliksiz medyanın yarattığı algı operasyonları,  “bu çatışmalı ortama alışacağız”, ” bizden 2, onlardan 10 ölüyor “ söylemleri ise, nasıl bir ruhsuzluğun esiri olduğumuzu da göstermiyor mu?

Artık yaşamını yitirenlerin çetelesini tutmaya başladık. Sayılarla ifade edilmeye başlandı. Sessiz yığınlar zaten kanıksadı bu acıları.  Yok olan ana kuzusu canların ölümler ise, 10, 20, 30, 100, 300 gibi rakamlarla ifade edilmeye başlandı. Değersiz ve rakamdan ibaret birer meta gibi.  Kimin umurunda sonsuza dek yanacak, sızlayacak ana yüreklerinden.

Tek umudumuz, ganimet paylaşımıyla ortaya çıkan savaşların eninde sonunda barışa evirildiğidir. Her kavga ve savaşın sonu barıştır. Bu hep böyle olmuş, böyle olmaya devam edecektir.

Madem ülkemizde yaşanan savaşın, kavganın eninde sonunda varacağı nokta barış ise, neden bu bedenler yere düşüyor. Neden analar çekilmesi zor acılarla hırpalanıyor. Neden kör gözler bunu göremiyor.

Eninde sonunda barış olacaksa yapılan zulümün hesabı sorulmayacak mı? Ahmet Kaya’ya çatal bıçak fırlatanların aylarca ve defalarca medyada inkârları, özürler dilemeleri, yaratılan ayırımcılık izlerini silebildi mi?

İçişleri bakanlığı yapmış bir siyasetçi ve aynı zamanda kadın olan Meral Akşener’in, kendi partisindeki yarışmayı kazanmak için, faili meçhul cinayetleri üstlenme cesareti nasıl bir travma içinde olduğumuzu göstermiyor mu?

Sedat Peker gibi bir mafya bozuntusunun Kan gölünden bahsetmesi, Ali Ağaoğlu gibi kapitalist modernitenin yarattığı görgüsüz para babalarının bile gidişattan memnun olmadığını dile getirmesi, benden olmayan herkes düşman mantığının ülkeyi nerelere götüreceği düşünülüyor mu? Bunun bir nihayeti yok mu? Herkesin yaptığı yanına kar mı kalacak?

28 Şubatta dindarlara eziyet eden anlayışın nasıl yargılandığı, teşhir edildiği ortadayken, bugün benden olmayan düşman mantığıyla hareket edenlerin de gelecekte yargılanmayacaklarının garantisi var mı?

Bıçak kemiğe dayandığında, demokrasi denen insanca yaşam koşulları olgunlaşmaya başlamayacak mı? Bu olgunlaşmada savaşseverler hangi yüzle toplumun önüne çıkacaklar? Meral Akşener sürecin atmosferine kapılarak hırsını aklının önüne geçirerek itirafçı olmanın sıkıntısını, yaşam normalleştiğinde yaşamayacak mı?

1 Mayıs kutlamalarına getirilen yasaklar, Gaziantep’te patlatılan bombalar, Suruç, Ankara, İstanbul, Bursa, Diyarbakır’da insanlığa karşı yönlendirilmiş   “Huri ve Nuri” lerle kandırılmış zavallı canlı bombalar ve yitip giden can bedenlerin hesabını kim verecek.

Uluslar arası terör neden içimizde. Biz yara oluşturmazsak kaşıyacak biri de olmaz. Kimse kimseyi kandırmasın. Yaşadığımız bütün sıkıntıların bir tek nedeni var. O da, batı toplumlarının dışa karşı çıkarcı olmalarına rağmen, kendi içlerinde yeşerterek geliştirdikleri demokrasi kültürüdür.

Yaşadığımız bütün problemlerin ana kaynağı birbirimizi anlamadaki yetmezliklerimiz, çıkar ilişkilerimiz, zalimce insanlığımızdan uzaklaşmamızdır.

Yaşadığımız ekonomik, siyasal, toplumsal problemlerin temel dayanağı, hoşgörüsüz, çapsız, çıkarcı siyasetçilerin, ülkemizin bütün değerlerinin, farklılıklarının, renklerinin farkına varamayışı ve yaşatmak istemeyişleridir.  Demokrasiyle olgunlaşmış, yerelden uç veren demokratik ulus felsefesinin yaşamda karşılığı olmasına rağmen, ilkel gururlarıyla ayak diretmeleridir.

Halkların birbirleriyle bir problemi yok. Problem yaratan savaşseverlerin bitmez tükenmez istekleri, hırslarıdır asıl neden

1 Mayısı emekçinin, mazlumun direniş bayramı olarak kutlamak, güzel yazılarla donatmak yerine, acılara dikkat çekmek, ölümlerin nihayete ermesi özlemiyle güne sarılmak, ne kadar sıkıntılı bir süreçten geçtiğimizin göstergesi olsa gerek.

Her akşam koro şeklinde çalışan tv’lerin karşısında olağanlaşmış olağandışı olayların sansasyonel haberlerini korku içinde beklemek bir kader midir?

Neden bu kadar duyarsızlaştık, neden bu kadar korkularımızla yaşar olduk. Neden sindirilmiş ürkek bakışlarımızla fısıldamaya başladık. İşte savaş psikolojisi budur. Korkuların arkasına sinerek bir hiç olmak ya da korkunun verdiği cesaretle ceberutlaşmaktır.

Birde yediği çanağa etmek anlamında, sinsice yönetmeye talip olanlar var. Yukarıdan aşağı toplumu dizayn etmeye çalışanlara karşı paralel bir yapıyla çalışmalarını sürdürmek isteyen uzaktan kumandalılar. O da ayrı bir bela. Hayata müdahale reflekslerinin ortaya çıkardığı ayrı bir cahiliye tarzı.

İdeolojik, teokratik örgütlenmelerin çıkar ilişkileri çerçevesinde şekillenen bir yönetme tarzı. Onda da din, dil, ırk, ümmet söylemleri ekseninde nemalanma gayretleri.

İşin aslı; On baba geriye gittiğimizde kimin nereden geldiği, nereli olduğu, kimin nesli olduğu bilinmeyen bu savaşlar dünyasında, hepimiz önce birer insanız! Evet, sonra şu veya bu.

Dinler, diller, ırklar, kültürler zaman süreci içinde şekillenen yaşamın gereksinimleridir. Unutulmasın ki, Egemenlerin, çıkarcıların yarattığı sistemler dinleri de, dilleri de, kültürleri de kendi çıkarları için kullanarak varlıklarını bu sayede sürdürmek isterler.

Adam olmadıktan sonra, Kürt olsan ne yazar, Türk olsan ne yazar, Arap veya Fransız olsan ne yazar. Önce saygı ve sevgi kavramlarının derinliğinde insanlığını adam gibi arayacaksın.

Gerisi rahmetli Erbakan’ın dediği gibi, “Hepsi fasa fiso”

 

BEDRETTİN GÜNDEŞ

 
1 Mayıs 2016 Pazar 21:05
 
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
Son 24 Saat
Haberler RSS Beslemesi
 
Facebook messenger'de sohbet odaları başlıyorBu bilgisayar saniyede 93 trilyon işlem yapıyorGalaxy S7 dört farklı versiyonla geliyorLamborghini mi, Ferrari mi?Facebook'un karı %52 artışla 5,84 milyar dolarDengede durarak felç olma riskinizi ölçünSamsung Galaxy S6 ve Galaxy S6 Edge'yi tanıttıDünyanın en çok turist alan şehirleriAvşar Kızı, Ilıcalı'ya Fark AttıTelefonlarda 'keşke yazmasaydım' mesajları geri alınabiliyor2014 en sıcak yıl olduMicrosoft’tan Windows 10.. İlk yıl ücretsiz
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
 
Bumerang - Yazarkafe
 
 
Get our toolbar!
 
Gazete Manşetleri
 
 
Namaz Vakitleri
 
  • İmsak05:55
  • Güneş07:37
  • Öğlen12:45
  • İkindi15:18
  • Akşam17:33
  • Yatsı19:03
 
Anket
.
 
Lig Puan Durumu
 
Takımlar
O
G
B
M
P
1
Başakşehir
13
9
4
0
31
2
Beşiktaş
13
8
5
0
29
3
Galatasaray
13
8
2
3
26
4
Fenerbahçe
13
7
4
2
25
5
Bursaspor
13
7
3
3
24
6
Konyaspor
13
5
5
3
20
7
Osmanlıspor FK
13
4
7
2
19
8
Gençlerbirliği
13
4
6
3
18
9
Trabzonspor
14
5
3
6
18
10
K.D.Ç. Karabük
13
5
2
6
17
11
Akhisar Bld.
13
4
4
5
16
12
Antalyaspor
13
4
4
5
16
13
Alanyaspor
13
4
2
7
14
14
Kasımpaşa
13
3
3
7
12
15
Gaziantepspor
13
3
2
8
11
16
Ç. Rizespor
13
2
4
7
10
17
Kayserispor
13
2
3
8
9
18
Adanaspor
14
1
3
10
6
 
Şampiyonlar Ligi
 
UEFA Avrupa Ligi
 
Alt Lig
 
Tarihte Bugün
1774 - Kazak isyanı önderi Pugaçev idam edildi.
1817 - Mississippi, A.B.D. nin 20. eyaleti olarak birliğe katıldı.
1863 - Londra metrosu açıldı.
1898 - İspanyol-Amerikan savaşı sonrası Küba İspanya'dan bağımsızlığını kazandı.
1901 - İlk Nobel ödülleri verildi.
1902 - Mısır'da Nil nehri üzerinde inşa edilen Aswan Barajı hizmete girdi.
1906 - Theodore Roosevelt, Rus-Japon Savaşının sona ermesinde oynadığı arabuluculuk rolünden dolayı, Nobel Barış Ödülü'nü alan ilk Amerikalı oldu.
1923 - İrlandalı şair William Butler Yeats Nobel Edebiyat Ödülü'nü aldı.
1927 - Fransız filozof Henri Bergson Nobel Edebiyat Ödülü'nü aldı.
1929 - Alman yazar Thomas Mann Nobel Edebiyat Ödülü'nü aldı.
1941 - Malaya açıklarında Prince of Wales ve Repulse olmak üzere Kraliyet Donanmasına ait iki zırhlı Japon İmparatorluk Deniz Kuvvetleri'ne bağlı torpido bombardıman uçakları tarafından batırıldı.
1948 - Birleşmiş Milletler Meclisi, İnsan Hakları Bildirgesini kabul etti. Türkiye İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'ne kabul oyu verdi.
1956 - Macaristan'da çatışmalar başladı, sıkıyönetim ilan edildi.
1964 - Martin Luther King Nobel barış Ödülü'nü aldı.
1970 - Rus yazar Aleksandr Soljenitsin Nobel Edebiyat Ödülü'nü aldı.
1971 - Aralarında Türkiye İşçi Partisi Genel Sekreteri Tarık Ziya Ekinci'nin de bulunduğu 26 sanıklı Devrimci Doğu Kültür Ocakları davasına Diyarbakır'da başlandı.
1975 - Rus bilim insanı Andrey Saharov Nobel Barış Ödülü'nü aldı.
1977 - Uluslararası Af Örgütü Nobel Barış Ödülü'nü aldı.
1977 - İstanbul Toptaşı Cezaevi'nden 9 siyasi tutuklu kaçtı.
1978 - Enver Sedat ve Menahem Begin Nobel Barış Ödülü'nü aldı.
1979 - Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü Gürer Aykal görevinden alınmıştı. 10 Aralık günü bu göreve İsmet Kurt'un atanması üzerine Devlet Opera ve Balesi çalışanları Carmina Burana'nın sahnelenmesine katılmama kararı aldı. Kurt iki gün sonra istifa etti.
1979 - Rahibe Teresa Nobel Barış Ödülü'nü aldı.
1982 - Günaydın gazetesi yayın hayatına başladı.
1983 - Arjantin'de askeri rejim sona erdi; Arjantin'in 8 yıldan sonra ilk sivil başkanı Raul Alfonsin oldu.
1983 - Polonyalı Dayanışma Sendikası lideri Lech Walesa Nobel Barış Ödülü'nü aldı.
1984 - Güney Afrika'lı Piskopos Desmond Tutu Nobel Barış Ödülü'nü aldı.
1987 - Sedat Simavi Basın Ödülü Uğur Mumcu'ya verildi.
1987 - İnsan Hakları Derneği "Genel Af ve Ölüm Cezalarının Kaldırılması" talepli 130 bin imzalı dilekçeyi Meclis Genel Sekreterliği'ne sundu.
1988 - Türkiye'de ilk karaciğer nakli ameliyatı yapıldı. Ameliyatı, Ankara Hacettepe Üniversitesi'nden Prof.Dr. Mehmet Haberal gerçekleştirdi.
1988 - Cumhurbaşkanı Kenan Evren'in veto ettiği öğrenci affı yasası Meclis'te tekrar kabul edildi. Yasa, üniversitelerde türbana izin veriyordu.
1988 - Mısırlı Necip Mahfuz Nobel Edebiyat Ödülü'nü aldı.
1989 - Aliağa'da çevre şenliği yapıldı.
1993 - Güvenlik kuvvetleri Özgür Gündem gazetesinin İstanbul Kadırga'daki merkezini bastı ve tüm çalışanları gözaltına aldı.
1994 - Yaser Arafat, Shimon Perez ve Yitzhak Rabin Nobel Barış Ödülü'nü aldılar.
1994 - TBMM TV ( Meclis Tv) kuruldu.
2002 - Stanford Üniversitesi insan embriyosu klonlayacağını açıkladı.
2002 - Eski Amerikan Başkanı Jimmy Carter, 1970 lerde Orta Doğu'da sürdürdüğü diplomatik arabuluculuklarından dolayı Nobel Barış Ödülü'nü aldı.
2002 - Kuzey Kore`den gelen Scud füzeleri taşıyan bir gemi Umman denizinde İspanyol donanması tarafından durduruldu.
2002 - Bangladeş gözaltına aldığı iki Avrupalı gazeteciyi serbest bıraktı.
2003 - İranlı Shirin Ebadi, Nobel Barış Ödülü'nü alan ilk müslüman kadın oldu.
2005 - 10 Aralık Hareketi ilk toplantısını İstanbul Dedeman Oteli'nde gerçekleştirdi.
 
Arşiv
 
Süper Loto
08.12.2016 Tarihli Çekiliş Sonucu040619233854
 
On Numara
05.12.2016 Tarihli Çekiliş Sonucu06071115171923242931323440435154596166737677
 
Sayısal Loto
03.12.2016 Tarihli Çekiliş Sonucu242636434446
 
Şans Topu
07.12.2016 Tarihli Çekiliş Sonucu061017243004
 
 
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji