Mersin Ticaret Borsası'nda Abdullah Özdemir yeniden başkanlığa seçildi

Ana Sayfa » Güncel » 1 Mayıs ve Savaşseverler... Bedrettin Gündeş yazdı

1 Mayıs ve Savaşseverler... Bedrettin Gündeş yazdı

Halkların birbirleriyle bir problemi yok. Problem yaratan savaşseverlerin bitmez tükenmez istekleri, hırslarıdır asıl neden

 
 
1 Mayıs ve Savaşseverler... Bedrettin Gündeş yazdı

Artık kızıyorum bu alçalan duyguların insanlığa verdiği tahribata.

Artık kızıyorum, egoları ihtirasları, korkuları yüzünden insanların birbirini alçakça yok etmesine. Artık kızıyorum, sessiz kalan korkak, sıradanlaşmış yığınlara…

Dünyada insanlık ganimetlerin oluşumuyla birlikte hep savaşmıştır. Paylaşmayı, eşit yaşamayı, koklaşmayı, sevgi duygularını hep ihmal ederek,  narsizmin ötesinde hep “ben”  demiştir. Güçlü olma, şan yapma, şöhretli olma, egemenlik kurma duygularıyla uğraşmış, aşağılık kompleksiyle var olduğunu zannederek yaşamını öylesine sürdürmeye çalışmıştır.

Ganimetler uğruna yaşanan acılar, haksızlıklar, zorbalıklar… Sonuç; İnsanlık dramı ve utanç tablosu.

Bunlar yetmezmiş gibi,  kayıtsızlık ve umursamazlık karşısında yaratılan algılara mahkûm yaşamak ne zor şey. Çok zor bir süreç ve anlamsız yaşam içinde örselenip, kimliğimizden uzaklaştırılarak bocalayıp duruyoruz.

Demokrasi, özgürlük, eşitlik, adil paylaşım, hukuk, insanlık kimliği ya da hepsinin toplamı sevgi ve saygının hissedilmeyen derinliği kimin umurunda.

Gemisini kurtaran kaptan misali, sıradanlaşmış insanların yığınlaşması. Küreselleşme, post modernizm, ultra kapitalist modernite gibi, insanlığın az da olsa var olan kimliğini yok etmeye dönük algı operasyonları, bizi yeni yaşamlara zorlamaktadır.

Bu zorla kimlik değişimi karşısında ezici çoğunluğun kendi demokratik özünden, değerlerinden, uzaklaşması ise, gelecek kuşakların nasıl bir belirsizlikle karşı karşıya olduğunu da gösteriyor

Dünyanın her tarafında her gün yüzlerce insan bu belirsiz ve anlamsız kavgaların, savaşların figüranı olarak kullanılmaktadır. Savaşsever şeytanların nicelik olarak azlığı, yarattıkları savaşlarla çok güçlü olmalarını beraberinde getiriyor.

Uluslar arası büyük şirketlerin şiddetten nasıl nemalandıklarını bilmemize rağmen, kendi içimizde birlikte yaşayamamanın basiretsizliğini ve utancını yaşamaya devam ediyoruz.

Yok olan bedenler, yetim kalan yavrular, acı çeken analar, yüreği sızlayan vakur babalar hiç kimsenin umurunda değil. Yakılan yıkılan kentler, ben yıkarım ben yaparım mantalitesi, dağıtılan hayatlar, göçle belirsiz bir sürecin kucağını itilen göç zedeler, korku ve çaresizlik içinde zaman tüketmeye başlayan sessiz yığınlar…

Bombalanan kentlerin içler acısı durumu ortadayken, kendine vazife çıkararak halka saldıran, evini işgal eden giydirilmiş kıtaların yanında, hendek siyasetinde yanlış oynayanların ve ölümlere neden olanların siyaset mühendisliğinde nasıl bir yanlış içinde oldukları alenen ortadadır.

Bu olanları olağanlaştırmak, alıştırmak için kimliksiz medyanın yarattığı algı operasyonları,  “bu çatışmalı ortama alışacağız”, ” bizden 2, onlardan 10 ölüyor “ söylemleri ise, nasıl bir ruhsuzluğun esiri olduğumuzu da göstermiyor mu?

Artık yaşamını yitirenlerin çetelesini tutmaya başladık. Sayılarla ifade edilmeye başlandı. Sessiz yığınlar zaten kanıksadı bu acıları.  Yok olan ana kuzusu canların ölümler ise, 10, 20, 30, 100, 300 gibi rakamlarla ifade edilmeye başlandı. Değersiz ve rakamdan ibaret birer meta gibi.  Kimin umurunda sonsuza dek yanacak, sızlayacak ana yüreklerinden.

Tek umudumuz, ganimet paylaşımıyla ortaya çıkan savaşların eninde sonunda barışa evirildiğidir. Her kavga ve savaşın sonu barıştır. Bu hep böyle olmuş, böyle olmaya devam edecektir.

Madem ülkemizde yaşanan savaşın, kavganın eninde sonunda varacağı nokta barış ise, neden bu bedenler yere düşüyor. Neden analar çekilmesi zor acılarla hırpalanıyor. Neden kör gözler bunu göremiyor.

Eninde sonunda barış olacaksa yapılan zulümün hesabı sorulmayacak mı? Ahmet Kaya’ya çatal bıçak fırlatanların aylarca ve defalarca medyada inkârları, özürler dilemeleri, yaratılan ayırımcılık izlerini silebildi mi?

İçişleri bakanlığı yapmış bir siyasetçi ve aynı zamanda kadın olan Meral Akşener’in, kendi partisindeki yarışmayı kazanmak için, faili meçhul cinayetleri üstlenme cesareti nasıl bir travma içinde olduğumuzu göstermiyor mu?

Sedat Peker gibi bir mafya bozuntusunun Kan gölünden bahsetmesi, Ali Ağaoğlu gibi kapitalist modernitenin yarattığı görgüsüz para babalarının bile gidişattan memnun olmadığını dile getirmesi, benden olmayan herkes düşman mantığının ülkeyi nerelere götüreceği düşünülüyor mu? Bunun bir nihayeti yok mu? Herkesin yaptığı yanına kar mı kalacak?

28 Şubatta dindarlara eziyet eden anlayışın nasıl yargılandığı, teşhir edildiği ortadayken, bugün benden olmayan düşman mantığıyla hareket edenlerin de gelecekte yargılanmayacaklarının garantisi var mı?

Bıçak kemiğe dayandığında, demokrasi denen insanca yaşam koşulları olgunlaşmaya başlamayacak mı? Bu olgunlaşmada savaşseverler hangi yüzle toplumun önüne çıkacaklar? Meral Akşener sürecin atmosferine kapılarak hırsını aklının önüne geçirerek itirafçı olmanın sıkıntısını, yaşam normalleştiğinde yaşamayacak mı?

1 Mayıs kutlamalarına getirilen yasaklar, Gaziantep’te patlatılan bombalar, Suruç, Ankara, İstanbul, Bursa, Diyarbakır’da insanlığa karşı yönlendirilmiş   “Huri ve Nuri” lerle kandırılmış zavallı canlı bombalar ve yitip giden can bedenlerin hesabını kim verecek.

Uluslar arası terör neden içimizde. Biz yara oluşturmazsak kaşıyacak biri de olmaz. Kimse kimseyi kandırmasın. Yaşadığımız bütün sıkıntıların bir tek nedeni var. O da, batı toplumlarının dışa karşı çıkarcı olmalarına rağmen, kendi içlerinde yeşerterek geliştirdikleri demokrasi kültürüdür.

Yaşadığımız bütün problemlerin ana kaynağı birbirimizi anlamadaki yetmezliklerimiz, çıkar ilişkilerimiz, zalimce insanlığımızdan uzaklaşmamızdır.

Yaşadığımız ekonomik, siyasal, toplumsal problemlerin temel dayanağı, hoşgörüsüz, çapsız, çıkarcı siyasetçilerin, ülkemizin bütün değerlerinin, farklılıklarının, renklerinin farkına varamayışı ve yaşatmak istemeyişleridir.  Demokrasiyle olgunlaşmış, yerelden uç veren demokratik ulus felsefesinin yaşamda karşılığı olmasına rağmen, ilkel gururlarıyla ayak diretmeleridir.

Halkların birbirleriyle bir problemi yok. Problem yaratan savaşseverlerin bitmez tükenmez istekleri, hırslarıdır asıl neden

1 Mayısı emekçinin, mazlumun direniş bayramı olarak kutlamak, güzel yazılarla donatmak yerine, acılara dikkat çekmek, ölümlerin nihayete ermesi özlemiyle güne sarılmak, ne kadar sıkıntılı bir süreçten geçtiğimizin göstergesi olsa gerek.

Her akşam koro şeklinde çalışan tv’lerin karşısında olağanlaşmış olağandışı olayların sansasyonel haberlerini korku içinde beklemek bir kader midir?

Neden bu kadar duyarsızlaştık, neden bu kadar korkularımızla yaşar olduk. Neden sindirilmiş ürkek bakışlarımızla fısıldamaya başladık. İşte savaş psikolojisi budur. Korkuların arkasına sinerek bir hiç olmak ya da korkunun verdiği cesaretle ceberutlaşmaktır.

Birde yediği çanağa etmek anlamında, sinsice yönetmeye talip olanlar var. Yukarıdan aşağı toplumu dizayn etmeye çalışanlara karşı paralel bir yapıyla çalışmalarını sürdürmek isteyen uzaktan kumandalılar. O da ayrı bir bela. Hayata müdahale reflekslerinin ortaya çıkardığı ayrı bir cahiliye tarzı.

İdeolojik, teokratik örgütlenmelerin çıkar ilişkileri çerçevesinde şekillenen bir yönetme tarzı. Onda da din, dil, ırk, ümmet söylemleri ekseninde nemalanma gayretleri.

İşin aslı; On baba geriye gittiğimizde kimin nereden geldiği, nereli olduğu, kimin nesli olduğu bilinmeyen bu savaşlar dünyasında, hepimiz önce birer insanız! Evet, sonra şu veya bu.

Dinler, diller, ırklar, kültürler zaman süreci içinde şekillenen yaşamın gereksinimleridir. Unutulmasın ki, Egemenlerin, çıkarcıların yarattığı sistemler dinleri de, dilleri de, kültürleri de kendi çıkarları için kullanarak varlıklarını bu sayede sürdürmek isterler.

Adam olmadıktan sonra, Kürt olsan ne yazar, Türk olsan ne yazar, Arap veya Fransız olsan ne yazar. Önce saygı ve sevgi kavramlarının derinliğinde insanlığını adam gibi arayacaksın.

Gerisi rahmetli Erbakan’ın dediği gibi, “Hepsi fasa fiso”

 

BEDRETTİN GÜNDEŞ

 
 
1 Mayıs 2016 Pazar 21:05
 
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
Yurt içinde ikamet eden 24 milyon 804 bin kişi seyahate çıktıTrafiğe kayıtlı araç sayısı Aralık ayı sonu itibarıyla 22 218 945 oldu
Ocak ayı enflasyon rakamları belli olduKDV sistemi değişiyorToroslarda yüzme kursları başladıToroslar’da, Yapılandırma Başvuruları BaşladıGüneş Doğarken İşçilerle Sabah MesaisindeTarih, doğa, deniz, güneş, müzik ve dans kansere karşı birleştiİçel Soroptimist Kulübü, 'Obezite ile Savaş' semineri düzenledi.Bisiklet durursa hayat dururTarsus Sev’in Robotik Takımı’na İki Ödül BirdenMobbing ve Hukuksal Boyutu Ele Alındı
 
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
 
 
 
Gazete Manşetleri
 
 
Namaz Vakitleri
 
  • İmsak04:07
  • Güneş05:50
  • Öğlen12:50
  • İkindi16:34
  • Akşam19:31
  • Yatsı21:02
 
Anket
.
 
İddaa
 
Lig Puan Durumu
 
Takımlar
O
G
B
M
P
1
Galatasaray
30
20
3
7
63
2
Başakşehir
30
19
5
6
62
3
Beşiktaş
29
17
8
4
59
4
Fenerbahçe
29
16
9
4
57
5
Trabzonspor
30
12
10
8
46
6
Sivasspor
30
13
5
12
44
7
Kayserispor
30
12
8
10
44
8
Göztepe
29
12
7
10
43
9
Kasımpaşa
29
11
7
11
40
10
Malatyaspor
29
10
8
11
38
11
Bursaspor
30
10
6
14
36
12
Antalyaspor
29
9
8
12
35
13
Akhisar Bld.Spor
29
9
7
13
34
14
Alanyaspor
30
9
5
16
32
15
Osmanlıspor
30
8
8
14
32
16
Gençlerbirliği
30
7
9
14
30
17
Konyaspor
29
7
8
14
29
18
Karabükspor
30
3
3
24
12
 
Şampiyonlar Ligi
 
UEFA Avrupa Ligi
 
Alt Lig
 
 
Tarihte Bugün
1827 - William Rowan Hamilton, Işık Sistemleri Teorisi'ni hazırladı.
1920 - TBMM ilk kez toplandı.
1935 - Polonya'da Anayasa'nın kabulü.
1945 - Doğan Kardeş dergisinin ilk sayısı yayımlandı.
1948 - II. Dünya Savaşı'ndan beri kapalı tutulan Topkapı Sarayı Müzesi ve İstanbul Arkeoloji Müzesi halka açıldı.
1960 - İzmit Petrol Rafinerisi'nin temeli atıldı.
1961 - İlk TBMM binası müze haline getirildi.
1961 - Yerli yapım 27 Mayıs Treni ilk seferini yaptı.
1965 - İlk Sovyet haberleşme uydusu Maniya-1 uzaya fırlatıldı.
1968 - ABD'deki Columbia Üniversitesi'nde bir grup Vietnam Savaşı karşıtı öğrenci yönetim binalarını ele geçirerek üniversiteyi kapattı.
1969 - Robert Kennedy'nin katili Sirhan Bişara Sirhan ölüm cezasına çarptırıldı.
1979 - İlk 23 Nisan Uluslararası Çocuk Şenliği yapıldı.
1979 - Türkiye'nin yedi ülke ile telefon görüşmesini sağlayacak uyduyla haberleşme istasyonu hizmete girdi.
1981 - Milli Güvenlik Kurulu, eski Gümrük ve Tekel bakanlarından Tuncay Mataracı'nın Yüce Divan'da yargılanmasına karar verdi.
1982 - TRT haftada iki gün renkli televizyon yayınına başladı.
1984 - AIDS'e neden olan virüs belirlendi.
1990 - Namibya'nın Birleşmiş Milletler'in 160.; İngiliz Devletler Topluluğu'nun 50. üyesi olması.
1992 - Sağlık kontrolü için ABD'de bulunan Cumhurbaşkanı Turgut Özal'a prostat kanseri teşhisi konuldu.
1994 - Gagauzya kuruldu.
1997 - Cezayir'de Omariye katliamı: 42 kişinin ölümü.
2001 - İntel, Pentium 4 işlemcisini piyasaya sürdü.
2003 - SARS virüsü nedeniyle Çin Halk Cumhuriyeti'nde okullar iki hafta tatil edildi.
2003 - Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu'nun aldığı karar doğrultusunda Kuzey Kıbrıs ile Kıbrıs Cumhuriyeti arasında serbest geçişler başladı.
2005 - Şair ve yazar Sunay Akın'ın kurduğu İstanbul Oyuncak Müzesi açıldı.
2006 - Merapi Yanardağı (Marapi) patladı.
23 - Nisan günü gerçekleşen en önemli olayları Tarihte Bugün sayfalarına ekleyebilir ve Ana Sayfada görüntülenmelerini sağlayabilirsiniz.
 
Arşiv
 
Bumerang - Yazarkafe
 
Süper Loto
19.04.2018 Tarihli Çekiliş Sonucu011228303945
 
On Numara
16.04.2018 Tarihli Çekiliş Sonucu02131417192730333742455253555760657072757780
 
Sayısal Loto
21.04.2018 Tarihli Çekiliş Sonucu050618414349
 
Şans Topu
18.04.2018 Tarihli Çekiliş Sonucu080919202510
 
 
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji