Özdemir,'İhracat Yarışında Mersin 20 Yıldır Geriliyor'

Ana Sayfa » Kültür & Sanat » 19. Yüzyıl Osmanlı Deniz Ticaretinin Yükselen Değeri Mersin... Mehmet Mazak yazdı

19. Yüzyıl Osmanlı Deniz Ticaretinin Yükselen Değeri Mersin... Mehmet Mazak yazdı

1836’ya doğru Tarsus’un hakiki iskelesi haline gelmeye başlayan Mersin İskelesi, 19. yüzyılın ortaları itibariyle ise, sadece Tarsus’un değil tüm yörenin Akdeniz’de dışa açılan bir kapısı olmuştur.

 
 
19. Yüzyıl Osmanlı Deniz Ticaretinin Yükselen Değeri Mersin... Mehmet Mazak yazdı

Mersin’in kentsel gelişiminin temeli, sahip olduğu iskelesi vasıtasıyla gelişen deniz ticaretine dayanmaktadır. Daha önce de belirtildiği üzere 19. yüzyılın ilk yarısında, eskiden yörede önemli bir iskele olan Tarsus İskelesi’nin coğrafi koşulların etkisiyle yöre deniz ticareti içindeki gerileyişi, Mersin İskeles’nin hem yöre, hem de Osmanlı deniz ticareti içinde yükselişe geçmeye başlamasında etkili bir unsur olmuştur.

1836’ya doğru Tarsus’un hakiki iskelesi haline gelmeye başlayan Mersin İskelesi,[1] 19. yüzyılın ortaları itibariyle ise, sadece Tarsus’un değil tüm yörenin Akdeniz’de dışa açılan bir kapısı olmuştur. Nitekim, Mersin İskelesi ile ilgili olarak 19. yüzyılın ortalarına ait yazışmaların çoğunluğunda da Mersin İskelesi’nin artan ticari işlevselliği ve hızla gelişmekte oluşunun bahsi geçmekte olup, ayrıca ecnebi tebanın da buraya yoğun bir ilgisi olduğu görülmektedir.

Mersin İskelesi’nin gelişmesine dair, 24 Nisan 1853 tarihli bu yazışmalardan birinde yer alan şu ifadelere göre: “Tarsus’da kâin Mersin iskelesinde…. iskele-i mezkûr bir on iki seneden berü ma‘mûriyete yüz tutmuş olmakdan nâşî kadîmden ol taraf ve hemcivârı karyeler…”[2] denilmekte olup, buradan Mersin İskelesi’nin gelişiminin 1840’lara kadar gittiği anlaşılmaktadır.

Bu bahsettiklerimize yönelik olarak, 16 Mayıs 1853 tarihli bir başka yazışma ise aynen şu şekildedir:

“Tarsus’da kâin Mersin iskelesinde bulunan arâzî-i mîriyeye mutasarrıf olanlar mezkûr iskele ma‘mûr oldukca tebe‘a-i ecnebiyeden ve himâyelülerden tâliblisi bulunanlara hudûd-ı râbi‘asından bir taraf bahr-ı sefîd diyerek ferâgat ve tapu senedâtlarına derc itdirdikleri cihetle şimdi bunlar hudûd-ı râbi‘asına bi’l-mürâca‘a bahre kadar mutasarrıf olduklarını iddi‘â itmekde bulunduklarından ve deryâdan kırk arşun kumluk mahal arâzî-i mîriyeden olduğu rivâyet kılındığından bu misillü mahallerin nizâmı hakkında istifsârı şâmil Adana vâlîsi devletlü paşa hazretleri tarafından cevâben vârid olan tahrîrât ve mazbata üzerine işbu yerlerin keyfiyât-ı asliyesi ve nizâm ve usûlü mâddesi kayden bilinecek mevâddan olduğuna mebnî oraları fi’l-hakîka arâzî-i mîriyeden midir yohsa bir vakf dâhilinde veyâhûd kimesnenin tasarrufunda mıdır ve emsâli hakkında nasıl mu‘âmele olunmakdadır…”[3]

Belgede yer alan ifadelere göre, Tarsus’ta bulunan Mersin İskelesi’ndeki devlet arazisini tasarrufunda bulunduranların, iskele geliştikçe, bu arazileri bir tarafı deniz diyerek, ecnebi talipliler ve diğer taliplilere feragat ettikleri ve bunların da denize kadar olan bu araziler üzerinde hak iddia ettikleri belirtilerek, denizden kırk arşın kumluk alanın devlet arazisinden olması rivayetinden hareketle, bu arazinin devlet arazisi mi, vakfa ait bir arazi mi, yoksa birine ait bir arazi mi olduğu ve emsâli hakkında nasıl bir muamele uygulandığına dair malumat istendiği görülmektedir.

Aynı belgenin devamında konuyla ilgili olarak şu açıklamalar yer almaktadır: “….bu makûle kumluk mahal hakkında sarâhaten bir gûne nizâm olmayup fakat Boğaziçi’nde kâin sahilhânelerin önünde olan deniz kimesnenin dâhil-i tasarrufunda olmadığından bu misillü müceddeden denizden mahal-i ihyâ murâdıyla ruhsat istid‘â olundukda zarar ve hatırdan berî olduğu lede’l-keşf tahakkuk eylediği takdîrde istid‘â iden kimesne mutasarrıf olduğu sâhilhânesi hizâsını tecâvüz itmemek ve müceddeden ihyâ eylediği mahal vakf-ı celîl-i şâhâneden olmak ve ba‘de’l-ihyâ kendüye îcâr olunmak üzre rıhtım vaz‘ına ruhsat-ı seniyye i‘tâsı bâ irâde-i seniyye-i şâhâne müesses olan nizâmından oldığı ve mahall-i mezkûr dahi telâtum-ı deryâ ile hâsıl olarak denizden ma‘dûd bulunduğu cihetle usûl-i mezkûrun oralarda dahi mer‘iyyü’l-icrâ tutulması lâzım gelür gibi görünüyor ise de şu sûret tebe‘a-i devlet-i aliyye hakkında cârî olduğuna ve ma‘lûm-ı âlî-i nezâret-penâhîleri buyrulduğu üzre memâlik-i mahrûse-i şâhânede öyle ecnebî uhdesine emlâk çevrilmesi ahden ve şarten memnû‘ bulunduğuna binâen nizâm-ı mezkûr ahkâm-ı mündericesinin ba‘dehu îcâbına bakılmak üzre evvel emirde şu meselede lâzım gelen tahkîkât ve tedkîkâtın icrâ-yı îcâbâtı zımnında vâlî-i müşârün ileyh hazretlerine cevâbnâme-i sâmî-i cenâb-ı vekâlet-penâhînin tastîri lâzım geleceği meclis-i mezkûrda münâsib gibi tezekkür olunmuş olmağla ol bâbda emr ü fermân hazret-i menlehü’l-emrindir.”[4] denilmektedir.

Buradan da anlaşılacağı üzere, bu türden kumluk bir yer hakkında açık olarak bir düzenlemenin bulunmadığı fakat, Boğaziçi’ndeki sahilhanelerin önünde olan denizin kimsenin tasarrufunda bulunmadığı örneğinden hareket edildiği görülmektedir. Bahsi geçen yerlerin vakfa ait olduğu belirtilerek, bu alanlara talip olanlarla ilgili olarak gerekli incelemelerin yapılması ve bahsi geçen yerin vakıf arazisi olması nedeniyle, talepte bulunanın burada kiracı konumunda olduğu ve kendi sahilhanesi hizası sınırını aşmamak kaydıyla nizam gereği rıhtım temeli atma talebinin yürürlüğe girmesinin ruhsat gerektirdiği dile getirilmektedir. Ancak, mevcut bulunan hükümler gereği, memleket içinde ecnebi uhdesine emlak geçirilmesinin yasak bulunmasına binaen, konunun ilgili makamlardan gelecek cevaba göre netleşeceği ifade edilmektedir. Anlaşılacağı üzere, gelişmekte olan Mersin İskelesi’ne ecnebilerin de yoğun bir ilgi göstermekte olduğu, ancak devletin bu konuda yasaklarının bulunduğu görülmektedir.

Mersin İskelesi’nin, sahip olduğu coğrafi avantaj ve ahşaptan iskelesi vasıtasıyla 19. yüzyılın ilk yarısından itibaren yöre deniz ticareti içinde yükselişe geçişi, sonraki yıllarda da artarak devam etmiştir. Ticari hayatın canlanmasına paralel olarak burada iskele merkezli yerleşim unsurları da günden güne gelişim göstermeye başlamıştır. Bu duruma yönelik ifadelerin yer aldığı 1 Haziran 1859 tarihli bir belge şu şekildedir:

“Mersin iskelesinde mutavattın kâffe-i müslim ve gayr-ı müslim ahâlî ve tüccâr kullarının arz ve mahzar-ı sadâkat-eserleridir ki

Mersin iskelesi saltanat-ı seniyyenin oldukca işlek bir iskelesi ve bendergâhı olup kadîmden ufak bir karye iken beş altı seneden berü bahren ve berren ticâreti revâc-pezîr olarak cümlemiz müstazill sâye-i şevket-vâye-i mülûkânesi olduğumuz pâdişâh-ı âlem-penâh efendimizin sâye-i şâhânelerinde mesken ve me’vâ ve dükkân ve hân i‘mâl ve ihdâs iderek bi’l-istirâhe ârâm ve ikâmet ve te‘ayyüş ve ticâret itmekde olduklarımız derkâr ve mevki‘-i mezkûr mîrâs-ı mehd-i ulyâ-yı saltanat-ı cihânbânî cennet-mekân vâlide sultân hazretlerinin evkâf-ı celîlesine tashîh buyrulmuş olduğundan bu husûsa cümleten memnûn ve müteşekkir bulunduğumuz âşikâr ve sâye-i kudret-vâye-i hazret-i şâhânede iskele-i mezkûreye etrâf memâlik-i şâhâneden herkes gelüp tavattun iderek gün be gün ma‘mûr ve âbâdân olarak el hâletü hâzihi oldukca bir kasaba şekline girerek daha cesâmet ve kesret peydâ ideceği bedîdâr bulunmuş olup ancak iskele-i mezkûrda mâ-i lezîz cihetiyle kemâl-i müzâyaka görülmekde ve cümlemiz kuyu suyu içmekde ve bu cihetle ba‘zı mertebe evlâd ve iyâlimiz ve kendülerimizin evkâtı hastalıkla geçmekde ve pîşgâh-ı limana tevârüd iden vapurlar ve sefâyin-i sâire dahi kuyular su almak ve fuçı doldurmak zahmetine giriftâr olmakda olduğundan ve bu hâl-i (…) meâl-i âcizânemiz bu def‘a ve bundan akdem birkaç kerre Mersin’e li ecli’l-maslaha teşrîf buyurmuş olan vâlî-i vâlâ-şânımız devletlü Ziyâ Paşa hazretlerinin dahi re’yü’l-ayn müşâhedeleri bulunduğundan ve asr-ı meyâmin-hasr-ı cenâb-ı mülûkânede kâffe-i ahâlî ve tebe‘a-i saltanat-ı seniyye ve yessir-i ni‘m-i eltâf-ı mülûkâne oldukları hâlde bizim bu vechile sûziş-i ızdırâbda ve mahrûmiyetde kalmamızda ma‘delet-i seniyye bir vechile kâil olmayacağından mücerred firdevs-âşiyân mâder-i zill-i yezdân Vâlide Sultân aliyyetü’ş-şân hazretlerinin rûh-ı pür-fütûh-ı ulyâlarıyçün kemâl-i rahm ve ihsân tebe‘a-i perverî-i cenâb-ı mülûkâneden ancak istirhâm-ı bendegânemiz iskele-i mezkûr derûnuna iki aded çeşme inşâsıyla yarım sâ‘at mesâfede bulunan mâ-i lezîzin iskele-i mezkûreye cereyânına müsâ‘ade-i ihsân-âde-i hazret-i şâhâne erzân ve cümle atşân-ı zilâl rahm ve inâyet-i mülûkâne irvâsıyla ziyân ve kâffemiz ve kâffe ebnâ-yı sebîl ihyâ ve hândân buyrulmak bâbında ve her hâlde emr ü fermân hazret-i menlehü’l-emrindir.”[5]

Belgede yer alan ifadelere göre; Mersin İskelesi civarında yerleşmiş bulunan müslüman, gayr-ı müslim tüm ahali ve burada buluna tüccar kesimin, yaşanan içme suyu probleminin giderilmesi hususunda bir talepte bulundukları görülmektedir. Ahali ve tüccar kesimin bu taleplerine yönelik ifadelerinde, Mersin İskelesi’nin devletin oldukça işlek bir iskelesi olup, eskiden ufak bir köy iken beş altı seneden beri deniz ve karar ticareti açısından revaçta olduğu belirtilmektedir. Kendilerinin de burada meskenler, dükkanlar, hanlar inşa ederek yerleştikleri ve ticaretle geçindiklerinin malum olduğu ve ayrıca bu iskelenin vâlide sultân hazretlerinin evkâfına tashih buyrulmuş olmasından duydukları memnuniyet dile getirilmektedir. Belgenin devamında yer alan ifadelere göre, iskele çevresinden de buraya gelip yerleşenlerin olduğu ve iskelenin gün geçtikçe gelişip, bayındır bir hale geldiği, bir kasabaya dönüştüğü, bu gelişmenin daha da artacağının aşikar olduğu beyan edilmektedir. Bu beyanın ardından ise, iskele civarında tatlı su hususunda son derece sıkıntı yaşandığı ve kullanılan kuyu suyunun hem çoluk çocuk, hem kendilerinin hastalanmalarına yol açtığı, aynı zamanda, iskele önüne gelen vapur ve gemilerin de fıçılara doldurma zahmetine girerek, kuyu suyu kullanmak zorunda kaldıkları belirtilmektedir. Bu sorunu, önceden birkaç kez Mersin’e iş için gelen Vali Ziya Paşa’nın da gördüğü ve bu mahrumiyetin Valide Sultan ruhu hayrına giderilerek, iskelede iki adet çeşme inşa edilmek suretiyle, iskeleye yarım saatlik mesafede bulunan tatlı suyun iskeleye intikal etmesine müsaade edilmesinin, hem burada ikamet edenler hem de yolcular açısından bir lütuf olduğu ifade edilerek talepte bulunulmaktadır.

Görüleceği üzere, 1 Haziran 1859 tarihli bu belgede Mersin İskelesi’nden, daha önceki senelerde belirmeye başlayan ticari canlanmanın bir neticesi olarak, bu tarihlerde, mevcut ticari potansiyelin çekim gücüyle çevreden gelenlerin de burada ikamet etmeye başladığı ve bu gelişimin devamının aşikar görüldüğü bir yerleşim yeri olarak bahsedilmektedir. Yer verdiğimiz belgeye yansıyan içme suyu meselesi de, ticari canlılığın çekim gücüyle burada var olan yerleşimin ne derece arttığını göstermesi açısından önemlidir.

Mersin İskelesi’nin sahip olduğu ticari potansiyele paralel olarak burada gelişmekte olan yerleşim unsuruna dair ifadelerin yer aldığı 1860 tarihli bir başka belge ise şu şekildedir: “Beyândan müstağnî olduğu üzre sâbıkâ Tarsus iskelesi Kazanlu karyesi civârı ise de mahall-i mezkûr içinde olduğundan sefâinler hevâsını(?)….. ihrâc itdükde Mersin iskelesinin limanına gelüp timur atmayınca râhat idemeyüp idâre-i sâbıkaya gelinceye kadar öyle idâre itmişler ba‘dehu Mersin iskelesinin hevâsı i‘tidâl üzre oldığını erbâb-ı ma‘lûmât mîzân idüp mahall-i mezkûr her ne kadar sagîr bir karye ise de yerli ve yabancı rağbet iderek tecemmu‘ ve tavattun eyledik hattâ derûn-ı Tarsus’dan dahi tebdîl-i âb-ı hevâ itmeğe gelürler idi ol vechile iskele-i mezkûr sene be sene imâr bulup külliyetlü bağlar ve bağçeler peydâ olunmuş ve yetmiş üç senesine gelinceye kadar cesîm ebniyeler dahi inşâ olunarak bayağı bir kasaba imâr olup….”[6]Denilmek suretiyle, önceden Tarsus İskelesi’nin Kazanlu karyesi civarında olduğu ancak iç kesimde kalması nedeniyle, gemilerin ihraç faaliyetlerinde Mersin İskelesini tercih ettikleri belirtilmektedir. Ayrıca, Mersin İskelesi’nin küçük bir karye olmasına rağmen ticari açıdan olduğu gibi havası ve suyu itibariyle de yerli ve yabancıların yerleşme amaçlı rağbet ettikleri hatta, Tarsus’ta yaşayanlardan da hava değişimi amacıyla buraya gelenlerin bulunduğu ve böylelikle iskelenin giderek gelişip, bir kasaba haline dönüştüğü ifade edilmektedir.

Belgedeki ifadelerden de anlaşılacağı üzere, Mersin’in, iskelesi vasıtasıyla ticaret açısından uygunluğunun dışında, havası ve suyu ile de rağbet gördüğü, burada bağların, bahçelerin oluşturulmasının yanı sıra, büyük binaların da inşa edildiği görülmekte olup, tüm bunlar, buradaki gelişmenin birer göstergesi olarak kabul edilebilir.

Mersin’in Osmanlı deniz ticareti içinde yükselişe geçmesi ve buna bağlı olarak, yerleşim unsurlarının da günden güne gelişmesi, Mersin’in bu konumundan yararlanılabilmesi hususunu daha da önemli bir hale getirmiştir. Bu durum, devlet ve yöre ahalisini burada çeşitli yatırımlarda bulunmaya sevk etmiştir. Bu yatırımlar içinde, yeni iskelelerin inşası ve kimi zaman onarımları, demiryolu ve karayolu bağlantılarının sağlanması ve bir liman inşa edilmesine yönelik yatırımlar yer almaktadır.

Mersin’in çevresiyle bağlantısının sağlanmasına yönelik olarak yapılan yatırımlardan daha önce de ilgili belgelere yer verilerek bahsedildiği üzere, Mersin İskelesi’nin artan ticari potansiyeli karşısında mevcut yolların yetersizliğinin hissedilmesi, 1850’li yıllara kadar gitmektedir. Bu tarihlerde, iskele ile Tarsus’a kadar olan yolun onarımı hususundan ilk olarak 14 Eylül 1852 tarihli bir belgede bahsedildiği görülmektedir.[7] Sonraki yıllarda da, yöredeki karayolu bağlantısının geliştirilmesine yönelik girişimler devam etmiş ve Osmanlı topraklarında, 1875 senesinde şose olarak ulaşıma açılan yollar içinde Adana-Mersin karayolu da yer almıştır. [8]

Mersin İskelesi’nin çevresiyle bağlantısının sağlanması hususunda, karayolu dışında demiryolu bağlantısına da önem verilmiş ve bu yöndeki ilk girişimler, 1863 yılından itibaren kendini göstermeye başlamıştır.[9] Bu girişimlerin neticesinde ise, 19 Ocak 1884 tarihinde temel atma merasimi yapılan, 67 kilometre uzunluğundaki demiryolu hattı döşenmeye başlanmıştır. Bu demiryolu hattı, Tarsus’a kadar olan kısmının açılışı 4 Mayıs 1886’da, Adana’ya kadar olan tamamı ise 1 Ağustos 1886’da yapılarak hizmete girmiştir.[10]

Mersin’deki ticari potansiyelden yararlanabilmek amacıyla deniz bağlantısı da güçlendirilmeye çalışılmış ve ilk ahşap iskelenin onarımı olsun, yeni iskeleler inşası ve bunların onarımları olsun, bu konuda da girişimlerde bulunulmuştur. Mersin’de bir iskele inşasının lüzumundan bahsedilen 14 Eylül 1852 tarihli bir belge, bu konudaki girişimlerin bu tarihlerde başladığının bir göstergesidir.[11] Bu girişimler, sonraki yıllarda da devam etmiş ve 1857’de, ahşap iskelenin onarılmasının yanı sıra beş yeni iskelenin daha yapılmasına karar verilmiştir.[12]

Mersin’nin gelişmekte oluşu devletin dışında, özel sektörün de dikkatlerini çekmiş ve özel sektör de burada çeşitli girişimlerde bulunmuştur. Bu girişimlerden biri, Fransız Messageries Maritimes Şirketi tarafından gerçekleştirilmiş ve Mersin’de ilk özel iskele 1874’te inşa edilmiştir. Bir diğer girişim ise, 1883’te, Mersin’deki ticari faaliyetlerde önemli yeri olan zengin Rum eşraf ve tüccar Mavromatis tarafından gerçekleştirilen ve “Mavromatis İskelesi” denilen, Mersin’deki ikinci özel iskele inşası girişimidir. [13]

Adana Vilayet Salnamesi verilerine göre, devlet veya özel sektör girişimleri neticesinde, 1892 yılında, kentte dört tanesi ahşap, birisi taş, diğeri taş temelli ahşap ve birisi de şimendifere ait demir olan yedi iskele mevcut olup, iskele sayısındaki bu artış, kentteki artan ticaretin bir göstergesi niteliğindedir.[14]

19. yüzyıl sonları itibariyle de, Mersin’in deniz bağlantısının güçlendirilmesi amacıyla bir liman inaşasının gündeme geldiği görülmektedir. [15] 1894’lerde gündeme gelen bu konuyla ilgili olarak, Mersin’de bir liman inşa edilmesi imtiyazı için başvuruda bulunanların değerlendirilmeleri neticesinde, bu girişimin imtiyazı, Tahinci Atnaş Efendi ile ortağı David dö Toledo’ya verilmiş ve imtiyaz sahipleri ile devlet arasında kararlaştırılan şartlar gereğince oluşturulan sözleşme ve şartname hükümlerine göre inşa süreci başlatılmıştır. [16]

19. yüzyılın genel konjonktürü içinde Mersin’in, iskelesi dolayısıyla gelişme potansiyeline sahip bir yer olduğunun ve deniz ticareti açısından öneminin kavranmasıyla birlikte, devlet ve özel şahıslarca bahsettiğimiz bu yatırımların gerçekleştirilmesine rağmen, bunların Mersin’deki artan ticaret açısından yeterli gelmediği anlaşılmaktadır. Farklı yıllara ait bazı belgelere de yansıyan bu durum, Mersin’deki deniz ticaretinin hızla artışı karşısında, ticarete yönelik yatırımların bu hızlı artışın gerisinde kaldığını göstermektedir.

Bahsettiğimiz bu hususla ilgili belgelerden biri, 29 Temmuz 1889 tarihli olup belgede yer alan ifadeler şu şekildedir: “Mersin gümrük anbârının eşyâ-yı ticâriyeyi istî‘âba kifâyet itmemekde olmasından dolayı aslen arâzî-i mevkûfeden olup mîrî mâlı bulunan gümrük mahallinin önünde denizden altı yüz metro merbi‘i mahallin imlâsı içün irâde-i seniyye-i hazret-i pâdişâhînin istihsâli hakkında…”[17] denildiği görülmektedir. Bu ifadelere göre, Mersin Gümrük anbarının ticari eşyalar açısından yeterli olmamasından dolayı, esasen vakıf arazisiden olup, devlet malı niteliğinde bulunan gümrük yerinin önündeki denize altı yüz metre uzaklıktaki alanın doldurulması talebinin dile getirildiği görülmektedir.

Mersin deniz ticaretindeki artış karşısında mevcut alt yapının yetersiz kalışına dair bir başka belge ise 22 Haziran 1895 tarihli olup belgede şu ifadelere yer verilmektedir: “Mersin’de mevcûd altı iskele kifâyet itmediği hâlde ihrâcât yalnız rüsûmât iskelesine hasr olunduğundan ve bu sûret haklarında gadri mûceb olacağından bahisle icrâ-yı îcâbı hakkında Hristofi Siderfori ve rüfekâsı tarafından vâki‘ olan istid‘â üzerine…”[18] Görüldüğü üzere, Mersin’in 1895’lerde altı iskeleye sahip olmasına rağmen bunun ticari faaliyetler açısından yetersiz olduğu ifade edilmektedir. Belgede dile getirilen asıl mevzu ise, Mersin’de mevcut olan altı iskelenin dahi ihracat açısından yetersizliği söz konusuyken, ihracatın yalnızca Gümrük İskelesi’ne bağlanmasının kendileri için haksızlık olacağından bahisle, Hristofi Siderfori ve arkadaşlarının bu durumun giderilmesine yönelik talepleridir. Belgenin devamında ise, “….ihrâcâtın gümrük iskelesine hasrı rüsûmat emânet-i celîlesinin iş‘ârı iktizâsından ise de Mersin’in ihrâcât ve naklîyâtının sâir iskelelere mukîs olmaması cihetle işin yalnız gümrük iskelesine hasrı teehhür-i mu‘âmelâtı ve bi’l-âhire tüccâr tarafından zarar ve ziyân iddi‘âsını intâc ideceğine mebnî ihrâcâtın mine’l-kadîm cereyân eylediği vechile serbest bırakılması ve rüsûmâtca şimdiye kadar ne yolda mu‘âmele idilmiş ise yine o yolda îfâ-yı mu‘âmele olunması meclis-i idâre-i livâca karârlaşdırıldığı bu bâbda evvelce keşîde buyrulan telgrafnâme-i sâmi üzerine lede’l-muhâbere Mersin mutasarrıflığından bildirilmesiyle keyfiyetin….” Denilmek suretiyle, ihracatın Gümrük İskelesi’ne bağlanmasının Gümrük Emaneti’nin bildiriminin bir gereği olsa da, bu durumun işlemlerin gecikmesi ve tüccar kesimin zarar etmesine yol açacağından hareketle, ihracatın eskiden olduğu gibi serbest bırakılması ve Gümrük Emaneti tarafından şimdiye kadar olan haliyle işlemlere devam edilmesinin, Mersin Sancak Meclisi’nce kararlaştırıldığı bildirilmektedir.

16 Nisan 1914 tarihli bir başka belgeden de, Mersin’deki artan deniz ticareti karşısında, alt yapı yetersizliği sorununun bu yıllarda da devam etmekte olduğu anlaşılmaktadır. 16 Nisan 1914 tarihli bu belgede: “Mersin limanı mühim bir bender-i ticâret oldığı ve oranın idhâlât ve ihrâcâtı seneden seneye tekessür itmekde bulundığı hâlde ihtiyâc ile münâsib bir iskele bulunmaması eşyâ-yı ticâriyenin tahmîl ve tahliyesinde müşkilâta bâ‘is olmakla berâber…”[19] denilmek suretiyle, Mersin limanın önemli bir ticaret yeri olduğu ve buradaki ithalat ve ihracatın seneden seneye artmakta olduğu halde, ihtiyaca uygun bir iskelenin bulunmayışının ticari malların yükleme ve boşaltılmasında zorluklara sebepe olduğu ifade edilmektedir.

Görüleceği üzere, yer verdiğimiz, 29 Temmuz 1889, 22 Haziran 1895 ve 16 Nisan 1914 tarihli bu üç belgede de, Mersin deniz ticaretindeki artış karşısında alt yapının yeterli olmadığı hususu dile getirilmektedir. Buradan hareketle diyebiliriz ki; artan ticaret, yatırımları gerekli kılmış, yapılan yatırımlar da Mersin’in Osmanlı deniz ticareti içindeki önemini arttırdığı gibi, kentsel gelişiminin de önünü açmıştır. Böylece, önceleri ahşaptan iskelesiyle dikkatleri üzerine çeken Mersin, daha sonradan yeni iskelelerin, yolların ve 20. yüzyıl başlarında da bir limanın inşa edilmesiyle, Osmanlı deniz ticaretinin Akdeniz’de dışa açılan kapısı olmaya ve bu ticari hareketlilik içinde hızla gelişmeye devam etmiştir.

 

 

 

[1] Çıplak, a.g.e., s.278

[2]BOA., İ.DH., 284/11218, (24 Nisan 1853)

[3] BOA., İ.DH., 284/11218, (16 Mayıs 1853)

[4] BOA., İ.DH., 284/11218, (16 Mayıs 1853)

[5] BOA., İ.DH., 432/28612, (1 Haziran 1859)

[6] BOA., MVL., 756/ 88 (25 Temmuz1860)

[7] BOA., A.MKT.NZD / 58, (14 Eylül 1852)

[8] Çadırcı, a.g.e., s.300  

[9] Oğuz, a.g.e., s.129   (!!!) Ünlü?

[10] Tuncel, “Mersin”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, Cilt-29, ss.212-213

[11]BOA., A.MKT.NZD 58/98, (14 Eylül 1852)

[12] Ünlü, “Ondokuzuncu Yüzyılda Mersin’in Kentsel Gelişimi”, s.1022

[13] Demir-Şahin, “İlkçağlardan Günümüze Mersin Limanı”, s.1320

[14] Ünlü, “Ondokuzuncu Yüzyılda Mersin’in Kentsel Gelişimi”, ss.1022-1023

[15] BOA., Y.MTV., 90/11, (19 Şubat 1894)

[16] BOA., BEO., 1832 /137380, (8 Mayıs 1902), Belgede:“…..Mersin’de bir liman ve rıhtım inşâsıyla işledilmesi imtiyâzının uhdesine ihâlesi Tahinci Atnaş Efendi tarafından istid‘â ve bu işe David dö Toledo ve kumpanyası cânibinden dahi iştirâk olunmasına mebnî tedkîk-i mâdde ve bahriye nezâret-i celîlesiyle muhâbere idilerek tanzîm olunan mukâvele ve şartnâme lâyihaları ve meclis-i nâfi‘anın ol bâbdaki mazbatasının makâm-ı nezâretden 5 Mayıs sene 314 târîhli ve yetmiş bir numrolu tezkeresiyle cânib-i Bâb-ı âlîye takdîm olundığı ve….” belirtilmektedir.

[17] BOA., DH.MKT., 1643/ ???, (29 Temmuz 1889)

[18] BOA., BEO, 624/46730, (22 Haziran 1895)

[19] BOA., DH. İD., 193/ 11, (16 Nisan 1914)

 
16 Şubat 2016 Salı 19:52
 
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
Son 24 Saat
Haberler RSS Beslemesi
 
Facebook messenger'de sohbet odaları başlıyorBu bilgisayar saniyede 93 trilyon işlem yapıyorGalaxy S7 dört farklı versiyonla geliyorLamborghini mi, Ferrari mi?Facebook'un karı %52 artışla 5,84 milyar dolarDengede durarak felç olma riskinizi ölçünSamsung Galaxy S6 ve Galaxy S6 Edge'yi tanıttıDünyanın en çok turist alan şehirleriAvşar Kızı, Ilıcalı'ya Fark AttıTelefonlarda 'keşke yazmasaydım' mesajları geri alınabiliyor2014 en sıcak yıl olduMicrosoft’tan Windows 10.. İlk yıl ücretsiz
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
 
Bumerang - Yazarkafe
 
 
Get our toolbar!
 
Gazete Manşetleri
 
 
Namaz Vakitleri
 
  • İmsak05:55
  • Güneş07:37
  • Öğlen12:45
  • İkindi15:18
  • Akşam17:33
  • Yatsı19:03
 
Anket
.
 
Lig Puan Durumu
 
Takımlar
O
G
B
M
P
1
Başakşehir
13
9
4
0
31
2
Beşiktaş
13
8
5
0
29
3
Galatasaray
13
8
2
3
26
4
Fenerbahçe
13
7
4
2
25
5
Bursaspor
13
7
3
3
24
6
Konyaspor
13
5
5
3
20
7
Osmanlıspor FK
13
4
7
2
19
8
Gençlerbirliği
13
4
6
3
18
9
Trabzonspor
14
5
3
6
18
10
K.D.Ç. Karabük
13
5
2
6
17
11
Akhisar Bld.
13
4
4
5
16
12
Antalyaspor
13
4
4
5
16
13
Alanyaspor
13
4
2
7
14
14
Kasımpaşa
13
3
3
7
12
15
Gaziantepspor
13
3
2
8
11
16
Ç. Rizespor
13
2
4
7
10
17
Kayserispor
13
2
3
8
9
18
Adanaspor
14
1
3
10
6
 
Şampiyonlar Ligi
 
UEFA Avrupa Ligi
 
Alt Lig
 
Tarihte Bugün
1774 - Kazak isyanı önderi Pugaçev idam edildi.
1817 - Mississippi, A.B.D. nin 20. eyaleti olarak birliğe katıldı.
1863 - Londra metrosu açıldı.
1898 - İspanyol-Amerikan savaşı sonrası Küba İspanya'dan bağımsızlığını kazandı.
1901 - İlk Nobel ödülleri verildi.
1902 - Mısır'da Nil nehri üzerinde inşa edilen Aswan Barajı hizmete girdi.
1906 - Theodore Roosevelt, Rus-Japon Savaşının sona ermesinde oynadığı arabuluculuk rolünden dolayı, Nobel Barış Ödülü'nü alan ilk Amerikalı oldu.
1923 - İrlandalı şair William Butler Yeats Nobel Edebiyat Ödülü'nü aldı.
1927 - Fransız filozof Henri Bergson Nobel Edebiyat Ödülü'nü aldı.
1929 - Alman yazar Thomas Mann Nobel Edebiyat Ödülü'nü aldı.
1941 - Malaya açıklarında Prince of Wales ve Repulse olmak üzere Kraliyet Donanmasına ait iki zırhlı Japon İmparatorluk Deniz Kuvvetleri'ne bağlı torpido bombardıman uçakları tarafından batırıldı.
1948 - Birleşmiş Milletler Meclisi, İnsan Hakları Bildirgesini kabul etti. Türkiye İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'ne kabul oyu verdi.
1956 - Macaristan'da çatışmalar başladı, sıkıyönetim ilan edildi.
1964 - Martin Luther King Nobel barış Ödülü'nü aldı.
1970 - Rus yazar Aleksandr Soljenitsin Nobel Edebiyat Ödülü'nü aldı.
1971 - Aralarında Türkiye İşçi Partisi Genel Sekreteri Tarık Ziya Ekinci'nin de bulunduğu 26 sanıklı Devrimci Doğu Kültür Ocakları davasına Diyarbakır'da başlandı.
1975 - Rus bilim insanı Andrey Saharov Nobel Barış Ödülü'nü aldı.
1977 - Uluslararası Af Örgütü Nobel Barış Ödülü'nü aldı.
1977 - İstanbul Toptaşı Cezaevi'nden 9 siyasi tutuklu kaçtı.
1978 - Enver Sedat ve Menahem Begin Nobel Barış Ödülü'nü aldı.
1979 - Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü Gürer Aykal görevinden alınmıştı. 10 Aralık günü bu göreve İsmet Kurt'un atanması üzerine Devlet Opera ve Balesi çalışanları Carmina Burana'nın sahnelenmesine katılmama kararı aldı. Kurt iki gün sonra istifa etti.
1979 - Rahibe Teresa Nobel Barış Ödülü'nü aldı.
1982 - Günaydın gazetesi yayın hayatına başladı.
1983 - Arjantin'de askeri rejim sona erdi; Arjantin'in 8 yıldan sonra ilk sivil başkanı Raul Alfonsin oldu.
1983 - Polonyalı Dayanışma Sendikası lideri Lech Walesa Nobel Barış Ödülü'nü aldı.
1984 - Güney Afrika'lı Piskopos Desmond Tutu Nobel Barış Ödülü'nü aldı.
1987 - Sedat Simavi Basın Ödülü Uğur Mumcu'ya verildi.
1987 - İnsan Hakları Derneği "Genel Af ve Ölüm Cezalarının Kaldırılması" talepli 130 bin imzalı dilekçeyi Meclis Genel Sekreterliği'ne sundu.
1988 - Türkiye'de ilk karaciğer nakli ameliyatı yapıldı. Ameliyatı, Ankara Hacettepe Üniversitesi'nden Prof.Dr. Mehmet Haberal gerçekleştirdi.
1988 - Cumhurbaşkanı Kenan Evren'in veto ettiği öğrenci affı yasası Meclis'te tekrar kabul edildi. Yasa, üniversitelerde türbana izin veriyordu.
1988 - Mısırlı Necip Mahfuz Nobel Edebiyat Ödülü'nü aldı.
1989 - Aliağa'da çevre şenliği yapıldı.
1993 - Güvenlik kuvvetleri Özgür Gündem gazetesinin İstanbul Kadırga'daki merkezini bastı ve tüm çalışanları gözaltına aldı.
1994 - Yaser Arafat, Shimon Perez ve Yitzhak Rabin Nobel Barış Ödülü'nü aldılar.
1994 - TBMM TV ( Meclis Tv) kuruldu.
2002 - Stanford Üniversitesi insan embriyosu klonlayacağını açıkladı.
2002 - Eski Amerikan Başkanı Jimmy Carter, 1970 lerde Orta Doğu'da sürdürdüğü diplomatik arabuluculuklarından dolayı Nobel Barış Ödülü'nü aldı.
2002 - Kuzey Kore`den gelen Scud füzeleri taşıyan bir gemi Umman denizinde İspanyol donanması tarafından durduruldu.
2002 - Bangladeş gözaltına aldığı iki Avrupalı gazeteciyi serbest bıraktı.
2003 - İranlı Shirin Ebadi, Nobel Barış Ödülü'nü alan ilk müslüman kadın oldu.
2005 - 10 Aralık Hareketi ilk toplantısını İstanbul Dedeman Oteli'nde gerçekleştirdi.
 
Arşiv
 
Süper Loto
08.12.2016 Tarihli Çekiliş Sonucu040619233854
 
On Numara
05.12.2016 Tarihli Çekiliş Sonucu06071115171923242931323440435154596166737677
 
Sayısal Loto
03.12.2016 Tarihli Çekiliş Sonucu242636434446
 
Şans Topu
07.12.2016 Tarihli Çekiliş Sonucu061017243004
 
 
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji