Temmuz Ayı İhracat Artışı Son 6 Yılın Zirvesinde

Ana Sayfa » Gündem » Arslanköy' ün demokrasi mücadelesi -19.. Abdullah Ayan yazdı

Arslanköy' ün demokrasi mücadelesi -19.. Abdullah Ayan yazdı

Arslanköy kadınlarının yaktığı kutsal isyan ateşini anlatmaya çalıştığım hikayenin bir başka ifadeyle 'prangalar devrinin' son perdesi...

 
 
Arslanköy' ün demokrasi mücadelesi -19.. Abdullah Ayan yazdı
Savcının tarihi mütalaasında altı çizilecek önemli görüşleri özetlersek;

Jandarma Komutanı Dağgeçen’ in asayişi sağlama ötesinde seçimle ilgisi olmadığı halde, doğrudan olaylara müdahil olduğu, yatıştırmak şöyle dursun tahrik ederek aksine körüklediği biçimindeki ifade...

Ve yine Savcının özellikle dikkat çektiği "Devletin verdiği her göreve koşarak gitmiş ve çağrıldıklarında yine gidecek köylülere isyan suçlamasının yüklenemeyeceği" yönündeki iddiaları dosyanın karar sürecini ve Mahkeme heyetini etkileyecek en önemli noktalar olarak öne çıkar.

9 Haziran 1948 günü açılan onuncu celsede son sözleri söyleme sırası artık savunmanındır.

Duruşmada sanıklardan Mustafa Kubilay, Osman Yavuz, Hasan Koç, Cemal Kurt, Cemil Dündar, Bahaaddin Yıldırım tutuksuz olarak hazır bulunurlar. Savunma avukatlardan Fahri Ağaoğlu, Muammer Obuz, Mehmet Emin Bolay, Abdulkadir Kemali, Emrullah Ulter, Pertev Arat, Yakup Çukuroğlu, Mustafa Nuri Gürkan ve Hüseyin Fırat' ta savunma bölümündeki yerlerindedir. İlk savunma için Avukat Abdulkadir Kemali söz alır. Şöyle der Kemali:

“Türk milleti kendi hükümetine karşı itaatte mübalağa eden, kendi hükümetine karşı silah kullanmasını asla bilmeyen ve kendi hükümetine karşı isyan ihtimali olmayan arz sakinleri arasında biricik millettir. Onun için millete isyan etti diyenler ya Türk değillerdir veya isyan kelimesinin ifade ettiği mananın cahilidirler”.

Diğer avukatlar da suç unsurunun oluşmadığını belirtilerek, Jandarma Yüzbaşısı Sıtkı ve arkadaşlarının Arslanköylüler tarafından âdiyen dövülmüş olduklarını ve bu suçun mahkemede görülebilmesi için de, şahsî şikâyetin gerekli olduğunu, oysa dosyada şahsî şikâyetle ilgili husus yer almadığı için yargılanan müvekkillerinin beraat talebini dile getirirler.

Savunmaların da tamamlanmasıyla artık son söz Mahkeme Heyetinindir. Reis kararın açıklanması için duruşmayı 23 Haziran gününe erteler.

**

Duruşmanın on birinci celsesi 23 Haziran 1948 günü açılır. İlginçtir bu son duruşmada sanıkların hiç biri bulunmamış bu nedenle Mahkeme heyeti kararını gıyaplarında (yokluklarında) açıklar:

"Sanıklarda tüfek vesair patlayıcı madde bulunmadığından, suç isyan mahiyetinde görülmemiş ancak toplu olarak vazife esnasında mukavemet ve yaralamaktan suçlu olduklarına, heyetimizce kanaat getirilmiştir"

Karar özetinin özeti yukarıdaki cümleden ibaret olsa da, sanıkların hiç birinin yer almadığı bu son duruşmada adli deyimle "tefhim edilen (anlaşılır şekilde anlatmak) cezalar tüm sanıkların mukavemet ve yaralama fiiline uygun biçimde cezalandırılmadıklarını ortaya koyar.

Örneğin ilk mahkeme sıfatıyla Mersin' de idamları istenen Arslanköylülere Konya ağır ceza mahkemesi; vazife esnasında görevli memura mukavemet ve yaralamaktan suçlu oldukları kanaatiyle bazı sanıklara çeşitli cezalar verirken, bazıları hakkında ise beraata hükmeder.

Buna göre, sanıklardan Hasan Koç, Osman Yavuz, Yahya Özgür, Tahir Bozkurt, Muhittin Yıldırım, Cemal Kurt, Osman Gürbüz, Selim Gündüz, Hamza Özgür, Harun Yedigöz, Ömer Gürbüz, Hacı Ali Yıldız, Abdulkadir Yavuz, Elife Dağdur, Elife Bozdoğan, Nedime Yıldız, Mehmet Uçar, Zeynep Türkmen, Ayşe Çelik’i altışar ay on birer gün hapisle cezalandırır.

Sanıkların bulunmadığı duruşmada Bilal Gün, Ahmet Kurt, Mehmet Gürbüz, Osman Öztürk, Ümmü Kurt, Mümine Koçak, Müslime Yazmış, Hasan Yavuz, Durmuş Yıldız, Emin Dündar ve Osman Keçeli’nin altışar ay süre ile hapislerine ve diğerlerinin beraatlarına karar verir ve 11 duruşma yapılarak görülen dava dosyası bir daha açılmamak üzere o gün kapanır böylece…

**

Özetlemek gerekirse:

Zulüm altında inleyen, her istenileni boynunu bükerek vermeye çalışan Arslanköy halkı, özellikle de sekiz yıldır kendilerine her türlü kötülüğü yapan zalim Muhtardan kurtulmak için 1947 şubat ayındaki mahalli seçimi kurtuluş fırsatı olarak görmüş, sandıkta hesaplaşmayı ve “yeter” demeyi onur meselesi haline getirmiştir.

Sandığa gömüldüğünü anlayan Muhtar soluğu Mersin’de almış ve tek parti döneminin yereldeki en güçlü devlet temsilcisi Tevfik Sırrı Gür’ den duruma müdahale etmesini istemiştir.

Gür bu işe en sert şekilde müdahale edecek Jandarma Komutanıyla İl Özel İdare Saymanını görevlendirmiş, asayişi sağlamakla yükümlü Jandarma komutanı ateşi söndüreceğine, yangına kürekle gidip, işlerin çığırından çıkmasını sağlamış, halkın üzerine silah doğrultacak kadar gözünü karartmıştır.

Çıkan arbede sonunda üç güvenlik görevlisinin yaralanmasının başlangıçta Gür’ü Menemen benzeri bir isyan duygusuna sevk etme olasılığı yüksektir. İlk anda Silifke Jandarma okuluna verdiği talimatlar ve 150 kişilik tam techizatlı taburu Mersin’e getirip kendisinin de yer aldığı heyetle Arslanköy seferine çıkarması tesadüf değildir. Üstelik olayı tek taraftan dinleyip, yapılmış seçimin sonucunu mazbataya başlamış Bucak Müdürünün görüşlerine başvurmaması dikkat çekicidir.

Ancak ne olduysa yarı yolda rahatsızlığını bahane ederek geri dönmesi ve güvenlik birimini sevk etmesi, büyük olasılıkla başlangıçtaki “olayları bizzat gidip bastırma” düşüncesinin yerini daha temkinli bir yolla çözme fikrinin aldığı kanaati oluştu bende.

Kadın, erkek köylülerin ayaklarına pranga, ellerine kelepçe vurulup 18 saat yürütülerek Mersin’e getirilmesi, devlet nezdinde işledikleri suçun nasıl algılandığını da gösteriyor. Mart 1947’de sadece ele başı olarak görülen ve tamamı erkeklerden oluşan 8-9 kişinin tutuklanması ardından gelen asıl büyük dalga ve bu dalgada kimi çocuk emziren 21 kadının tutuklanması, demokratik yolla da olsa sandığa sahip çıkan, demokrasi geldi diye artık boyun eğmeyeceğinden korkulan herkese ibretlik ders verme, burun sürtme projesidir.

Kucaklarında çocuklarıyla tek suçları oy sandığını namustan farksız korumak olan kadınları zindana koymak olayların tüm ülke tarafından öğrenilmesini sağlamış, Mersin’den götürüldükleri Konya’ya ve tahliye edildikleri güne kadar direnen bu insanlara karşı hukukçusundan, sokaktaki insanına kadar bir koruma zırhı yaratmıştır adeta.

Sonunda Savcılığın da suç vasfını değiştirmesiyle isyan diye başlayan ezme hareketi özellikle de Arslanköy kadınlarının kutsal direnişinin zaferiyle sonuçlanmıştır.

O günlerde "prangalar devrinin sonu, hürriyetler döneminin başlangıcı" olarak görülen Arslanköy davasının sonraları nasıl olup ta taşıdığı bu kutsal anlama rağmen unutturulmaya hatta unutulmaya çalışılması başlı başına üzerinde durulması hatta araştırılması gereken bir konu...

Araştırmalar sonunda tanık olduğum bu unutma, unutturma süreci samimi olarak itiraf etmem gerekirse olayların kendisi kadar sarstı beni...

Örneğin unutturma o kadar başarılı olmuştur ki, başta Arslanköy' ün yiğit kadınları olmak üzere köy halkına her türlü kötülüğü reva gören Muhtar Tahir Şahin’den başlayarak, başlangıçta Arslanköy' den Menemen çıkarma hayaliyle hop oturup hop kalkan Vali Tevfik Sırrı Gür ve görevlendirdiği 'elemanlar' ı bir sır gibi saklama gayretleri...

Büyük komployu derinlemesine sorgulamaktan özenle kaçınanların, olayları körükleyenleri itinayla yıkama gayretleri ve o devlet gücünü arkasına alanların yaptıklarından çok, 'olayları basit bir köy kavgasının büyütülmesi olarak yazıp çizenler' dışında Arslanköy' ün o günlerdeki trajik acılarından geriye dişe dokunur pek te bir şey kalmamış olması...

1947’de yaşanan Arslanköy vakasını “Arslanköy Faciası” adıyla 1950’ de ilk gününden itibaren tanık olanları dinleyerek ve bulduğu belgelere sadık kalarak kaleme alan Mustafa Atalay’ın kitabındaki son sözle tamamlayalım yürek burkan hikâyeyi:

“Rivayet olunur ki, her senenin 28 Şubat gece yarısı köyün methalinde bir takım esrarengiz gürültüler olur ve derinlerden gelen bir ses duyulurmuş:

"Ey Arslanköylüler!... Burada yaşanmış o hadiseleri sakın unutmayın"…

Kim bilir, belki de doğrudur. Fakat şurası muhakkak ki, Arslanköy’ de ikâ edilen korkunç mezalimlikler, müstakbel nesillerin önünde, bir ibret levhası olarak daima asılı kalacaktır”

Benimle yaşıt o kitabında Atalay' ın son cümlesine ve dileklerine katılmamak mümkün mü?

O ibret levhası kimilerinin utanç belgesi olarak boyunlarında asılı kalacak, kimilerinin kutsal isyan ateşi olarak yanacaktır asırlarca...

Ve elbette hepimizin hafızalarında silinmemek üzere yer etmeli, nesilden nesile anlatılmalıdır Arslanköy' ün ve illa da taş tutan öpülesi elleriyle o kadınlarının onurlu demokrasi mücadelesi;

Unutmama, unutturmama adına…



Abdullah Ayan

Mersin, Temmuz 2012

 
31 Mart 2014 Pazartesi 00:40
 
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
KDV sistemi değişiyorToroslarda yüzme kursları başladıToroslar’da, Yapılandırma Başvuruları BaşladıGüneş Doğarken İşçilerle Sabah MesaisindeTarih, doğa, deniz, güneş, müzik ve dans kansere karşı birleştiİçel Soroptimist Kulübü, 'Obezite ile Savaş' semineri düzenledi.Bisiklet durursa hayat dururTarsus Sev’in Robotik Takımı’na İki Ödül BirdenMobbing ve Hukuksal Boyutu Ele AlındıGüzel Konuşma ve Diksiyon
MTSO’ya teşekkür belgesiMenderes Gönüllü Evi, Mezitli'nin Filizleri ailesine katıldı
 
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
 
 
 
Get our toolbar!
 
Gazete Manşetleri
 
 
Namaz Vakitleri
 
  • İmsak04:07
  • Güneş05:52
  • Öğlen12:56
  • İkindi16:41
  • Akşam19:40
  • Yatsı21:11
 
Anket
.
 
İddaa
 
Lig Puan Durumu
 
Takımlar
O
G
B
M
P
1
Galatasaray
1
1
0
0
3
2
Malatyaspor
1
1
0
0
3
3
Kasımpaşa
1
1
0
0
3
4
Beşiktaş
1
1
0
0
3
5
Trabzonspor
1
1
0
0
3
6
Akhisar Bld.
1
1
0
0
3
7
Başakşehir
1
1
0
0
3
8
Fenerbahçe
1
0
1
0
1
9
Göztepe
1
0
1
0
1
10
Gençlerbirliği
1
0
1
0
1
11
Karabük
1
0
1
0
1
12
Konyaspor
1
0
0
1
0
13
Bursaspor
1
0
0
1
0
14
Sivasspor
1
0
0
1
0
15
Alanyaspor
1
0
0
1
0
16
Osmanlıspor
1
0
0
1
0
17
Antalyaspor
1
0
0
1
0
18
Kayserispor
1
0
0
1
0
 
Şampiyonlar Ligi
 
UEFA Avrupa Ligi
 
Alt Lig
 
 
Tarihte Bugün
1556 - Süleymaniye Camii törenle açıldı.
1858 - ABD Başkanı James Buchanan ilk okyanus aşırı telgraf görüşmesinin açılışını İngiltere Kraliçesi ile yaptı.
1868 - Peru'nun Arica (şu an Şili'ye bağlıdır) kenti, 8.5 büyüklüğündeki bir depremin ardından gelen tsunami ile yerle bir oldu. Yaklaşık 25.000'i Arica'da olmak üzere, toplam 70.000 kişi öldü.
1925 - Charlie Chaplin'in "Altına Hücum" adlı filmi gösterime girdi.
1929 - Çin ve Sovyet askerleri Mançurya'da çatıştı.
1948 - Milli Kütüphane Ankara'da hizmete açıldı.
1953 - Papa XII. Pius'un verdiği imtiyazla İzmir Selçuk'ta inşa edilen Meryem Ana Evi açıldı.
1960 - Joseph Kittinger, New Mexico'da yaklaşık 31.330 m yüksekteki bir balondan paraşütle atladı ve bugüne dek kırılamayan üç rekoru kırdı: yüksekten atlama, serbest düşüş, ve en hızlı insan.
1960 - Kıbrıs'a bağımsızlık tanıyan Zürih ve Londra anlaşmaları yürürlüğe girdi ve Kıbrıs bağımsız Cumhuriyet oldu.
1974 - Kıbrıs'ta ikinci barış harekatının son günü. Türk birlikleri Magosa, Lefkoşa, Lefke hattının kuzeyinde kalan bölgeyi denetim altına aldı ve ateş kesildi.
1974 - Andreas Papandreu 7 yıl sürgünden sonra Yunanistan'a geri döndü.
1997 - İlköğretimin 8 yıl zorunlu ve kesintisiz olmasını öngören yasa tasarısı, 242'ye karşı 277 oyla TBMM Genel Kurulu'nda kabul edildi.
2005 - Batı Karayipler havayollarına ait bir yolcu uçağı Machiques, Venezuela yakınlarında düştü: 160 kişi öldü.
2008 - Usain Bolt Pekin'de 2008 Yaz Olimpiyatları'nda 100 metrede 9.69 saniye ile dünya rekoru kırdı
2009 - Jamaikalı atlet Usain Bolt, Berlin'de 2009 IAAF Dünya Atletizm Şampiyonası'nda 100 metrede 9.58 ile dünya rekoru kırdı.
 
Arşiv
 
Bumerang - Yazarkafe
 
Süper Loto
10.08.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu041038414349
 
On Numara
14.08.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu05070910192335374043444651525455606162707475
 
Sayısal Loto
12.08.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu030810184548
 
Şans Topu
09.08.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu182023243110
 
 
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji