Özdemir,'Narenciye Sektöründe Ana Sorun Katma Değer Eksikliği'

Ana Sayfa » Gündem » Büyük devletler krizi nasıl çözer?

Büyük devletler krizi nasıl çözer?

Son anda beklenmedik bir kriz... Uçağımız düşürüldü. Peki içine düştüğü böylesine ciddi bir sorunda büyük devlet nasıl davranır?

 
 
Büyük devletler krizi nasıl çözer?
İsmail Küçükkaya/Aksam

Türkiye'nin yükselmekte olan bir ülke olduğu doğrudur.
Gücünü, on yıldır devam eden siyasal istikrara ve 'dünyanın kriz çağında' ayakta kalan ekonomisine borçlu.
Sonra, geleneksel dış politikayı değiştirip daha aktif ve iddialı davranan yönetimine.
İnisiyatif alıp, bölgesel güç olarak kendini kanıtlamak öncelikli amaç.
Bu yolla 'yerkürenin en önemli coğrafyasında' alınmakta olan kararlarda söz sahibi bir küresel aktör haline gelmek... Daha doğrusu tek süper gücün stratejik ortağı olmak...
Geçtiğimiz hafta iki uluslararası çok önemli zirvede gördük ki, ülkemizin bu pozisyonu tescil edilmiş. Kızsanız da eleştirseniz de Başbakan'ın bu anlamda dünyanın sayılı liderlerinden birisi haline yükseldiğini kabul etmek zorundasınız. Bu, ülkenin gücü... Siyasetçi veya partili taraftar gözüyle bakamaz, gözlerinizi bu gerçeğe kapatamazsınız.
Nitekim, Suriye politikamız aylardır bu perspektifle ilerliyordu. Sınırının dibinde olup biten acı olaylara, tarihi dramlara kayıtsız kalamayan bir ülke...
Bu noktada zaman zaman 'aşırıya gidildiği' ve Türkiye'nin adeta Suriye'ye askeri müdahale yanlısı olduğu algısı yaratıldığı da gerçek.
Meksika ve Rio'daki zirvelerde Obama ve Putin'le yapılan görüşmelerde uluslararası toplumun dikkat ve farkındalığını geliştirerek, meşru adım atılmasını isteyen bir yönetim...
Ama son anda beklenmedik bir kriz... Uçağımız düşürüldü.
Peki içine düştüğü böylesine ciddi bir sorunda büyük devlet nasıl davranır?

TÜRKİYE'NİN ÇİFTE TALİHSİZLİĞİ...
Öncelikle...
Başbakan'ın Obama ve Putin'le görüşmelerinden sonra yapılan değerlendirme şöyleydi:
'Obama seçime gidiyor, eli zayıf. Bizim için talihsizlik. Putin yeni seçim kazandı, eli çok güçlü, bizim için talihsizlik.'
Diplomatik çabaların ve tablonun çerçevesi böyle...
Başbakan'ın kurmaylarının değerlendirmesine göre, Suriye'deki rejimin gideceği belli ama tarihi belirsizdi.
Bakan Davutoğlu'na da Meksika'da sormuştum, 'Kesinlikle askeri müdahale arzusunda değiliz, ancak Esad'ı kendi halkı götürecek. Çünkü hiçbir halk, zulmeden bir lidere uzun süre tahammül etmez' demişti.
Yani 'zamana oynayacak' ve Suriye halkının, muhalefetinin iradesine işi bırakacaktık. Türkiye olarak da akan kanın durması yönünde baskı politikası izleyecektik.
Ama bu, uçağımız Rio'dan 13 saatlik uçuşun ardından İstanbul'a doğru alçalmaya başladığı dakikalarda çöktü. Artık yeni bir durum söz konusu ve AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ömer Çelik'in söylediği gibi kriz durumu nedeniyle 'artık yeni bir aşamaya geçildi.'
O halde soruyu yineleyelim:
'Büyük devlet böylesi krizleri nasıl yönetir?'

KRİZ YÖNETİMİ...
Bireysel veya kurumsal bazda nasıl ki; 'kritik zamanlarda ilk 24 saat önemliyse' ve sükunetle beklemek gerekliyse, devlet meselelerinde de öyledir. Hükümet, ilk 24 saati ve sonrasındaki bir günü daha iyi yönetti. Baskı altında sakin durmayı bildi. Diplomatik kanalları çalıştırıyorlar. İç ve dış kamuoyunu bilgilendiriyorlar. Nabız ölçüyorlar.
Toplumlar savaş istemez. Her savaşın, en güçlüler için bile bedel ödeteceği bilinir.
Ama, 'ulusal onur', 'adalet duygusu' ve 'incinen milli hislerin tamiri' her şeyden önemlidir.
Ayrıca devletler arası ilişkilerde 'caydırıcılık' son derece yaşamsaldır. İsrail'in 9 Türk vatandaşını öldürdüğü Mavi Marmara baskınından 2 yıl sonra Suriye'nin de Türk askeri jetini vurması peş peşe ele alınınca manidar bir tesadüf oluşturuyor. Sağduyu ve sakinlik iyidir de 'gerektiği zaman gerekeni yapmamak alışkanlığı' sizin en ölümcül zaafınız haline gelebilir. Çünkü gerçek güç, siz onu hiç kullanmadan etkili olandır. Caydırıcılığınızı yitirirseniz bu imkansız hale gelir. Savaşalım mı? Elbette hayır. Ama İsrail'den bir özür ve tazminat bile alamamış iken, Suriye'den de eli boş dönersek bu Türkiye'nin gücüne ve itibarına ağır darbe indirdiği gibi, bölgesel güç ifadesinin retorikten ibaret kaldığı hissini verir. Son derece tatmin edici biçimde, savaşmadan kazanım elde etmek zorundayız. Bu krizin orta vadede en önemli sonucu şudur: 'Esad rejimi artık bitmiştir.' Savaşa girmeden bunu yapacak imkanı elde ettik. Yeter ki, kriz yönetimini bundan sonraki aşamaya da başarıyla taşıyalım.

buyukdevlet.jpgŞU 10 MİLYAR $ MESELESİ
Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar dün aradı. Cumartesi günü kendisinin Sevda Tepesi'yle ilgili açıklamalarını manşet yapmıştık. Dobra adamdır, sözünün arkasında durur. Nitekim, herkesin manşetteki sözlerini konuştuğu gün, sessiz kalmayı tercih etti. Ancak samimi olarak dün, 'O kadar çok yanlış anlaşılma oldu ki, o kadar çok haksız saldırılar yapıyorlar ki' diye dertleşmek için telefon açtı. Sevda Tepesi'ne otel değil de villa yapılacağını tekrarladı. Bunun çevre için en doğru karar olduğunu söyledi. Arada 'O araziyi 28 yıl önce 26 milyon dolara ben mi sattım, bizim hükümetimiz mi sattı?' diye sordu. Haklı tabii ki...
Ancak asıl üzüntüsü, sözlerinin Suudi Kralı'nın Türkiye'ye 10 milyar dolarlık yardım yapacağı açıklamasına getirilen 'aşırı yorum'lar nedeniyleydi.
Dünkü sözleri aynen şöyle:
'Suudi Kralı ailesi için İstanbul'a villa yapınca, orada ikamet edince elbette ülkemize bir kaynak girişi olacak. Sadece oraya taşınmasının ve binaları yapmasının bile 1 milyar dolara ulaşan getirisi var. Her yıl gelip gidecek. Arap sermayesi için bu ne demek? Biz mütekabiliyet yasasını niye çıkardık? Yabancılar emlak alabilsin diye. Bunun arkası elbette gelecek. Ben paradan anlarım. Suudi Kralı Türkiye'de oturursa ben mütekabiliyetten 10 milyar dolar kazanırım. Kesin.'
Bakan Bayraktar, dünyanın en büyük ekonomik krizinde Türkiye'nin yabancı sermaye sayesinde ayakta durduğunu, Arap sermayesinin de Türkiye'ye geldiğini özellikle vurguladı. Önceki 10 milyarlık yardım sözünü de bu bağlamda kullandığını söyledi.
Bakan 'Kral 10 milyar
dolar nakit verdi ve bu para cari açığın finasmanında kullanıldığı' yorumlarını hayretle karşıladığını anlattı.
AKSAM
 
 
 
25 Haziran 2012 Pazartesi 09:11
 
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
KDV sistemi değişiyorToroslarda yüzme kursları başladıToroslar’da, Yapılandırma Başvuruları BaşladıGüneş Doğarken İşçilerle Sabah MesaisindeTarih, doğa, deniz, güneş, müzik ve dans kansere karşı birleştiİçel Soroptimist Kulübü, 'Obezite ile Savaş' semineri düzenledi.Bisiklet durursa hayat dururTarsus Sev’in Robotik Takımı’na İki Ödül BirdenMobbing ve Hukuksal Boyutu Ele AlındıGüzel Konuşma ve Diksiyon
MTSO’ya teşekkür belgesiMenderes Gönüllü Evi, Mezitli'nin Filizleri ailesine katıldı
 
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
 
 
 
Gazete Manşetleri
 
 
Namaz Vakitleri
 
  • İmsak06:04
  • Güneş07:43
  • Öğlen13:04
  • İkindi15:47
  • Akşam18:05
  • Yatsı19:32
 
Anket
.
 
İddaa
 
Lig Puan Durumu
 
Takımlar
O
G
B
M
P
1
Başakşehir
18
12
3
3
39
2
Galatasaray
18
12
2
4
38
3
Fenerbahçe
18
10
6
2
36
4
Beşiktaş
18
9
6
3
33
5
Trabzonspor
18
8
6
4
30
6
Kayserispor
18
8
6
4
30
7
Göztepe
18
9
3
6
30
8
Sivasspor
18
8
3
7
27
9
Bursaspor
18
7
4
7
25
10
Malatyaspor
18
6
5
7
23
11
Kasımpaşa
18
6
4
8
22
12
Akhisarspor
18
5
5
8
20
13
Aytemiz Alanyaspor
18
5
3
10
18
14
Osmanlıspor
18
5
3
10
18
15
Gençlerbirliği
18
4
5
9
17
16
Antalyaspor
18
4
5
9
17
17
Konyaspor
18
4
4
10
16
18
Karabükspor
18
2
3
13
9
 
Şampiyonlar Ligi
 
UEFA Avrupa Ligi
 
Alt Lig
 
 
Tarihte Bugün
1556 - Tarihin en yüksek ölü sayısına sahip depremi, Çin'in Shaanxi eyaletinde meydana geldi: yaklaşık 830,000 kişi ölü.
1719 - Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu bünyesinde Lihtenştayn Prensliği oluşturuldu.
1793 - Rusya ve Prusya, Polonya'yı bölüştü.
1849 - Elizabeth Blackwell, tıp diploması alan ilk kadın oldu.
1870 - Montana'da Amerika Birleşik Devletleri ordusu, çoğunluğu kadın ve çocuk olmak üzere 173 kızılderiliyi öldürdü.
1896 - Fizikçi Wilhelm Conrad Röntgen, kendi adı verilen cihazı buldu.
1911 - Kamil Paşa hükümeti İttihat ve Terakki Cemiyeti mensuplarınca devrildi. Bab-ı Ali Baskını diye anılan darbeyle Sadrazam istifa ettirildi ve yerine Mahmut Şevket Paşa getirildi.
1913 - Kamil Paşa hükümeti, İttihat ve Terakki yanlılarınca devrildi, yerine Mahmut Şevket Paşa getirildi.
1922 - İstanbul'da iki sokağa Piyer Loti ve Klodfarer adları verildi.
1925 - Şili'de hükümet bir askeri darbeyle devrildi.
1941 - I. Türk Karikatür Sergisi, İstanbul'da açıldı.
1957 - TBMM, Ankara'da Ortadoğu Teknik Üniversitesi'nin kurulmasını kabul etti.
1959 - Vatan Partisi'nin kurucularına ilişkin dava başladı. Hikmet Kıvılcımlı ile 47 kişi, komünizm propagandası yapmakla suçlandı. Savcı sanıklar için 5 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası istedi.
 
Arşiv
 
Bumerang - Yazarkafe
 
Süper Loto
18.01.2018 Tarihli Çekiliş Sonucu111720293651
 
On Numara
22.01.2018 Tarihli Çekiliş Sonucu02030609121415171819202122262830424855617577
 
Sayısal Loto
20.01.2018 Tarihli Çekiliş Sonucu111319253540
 
Şans Topu
17.01.2018 Tarihli Çekiliş Sonucu091016293406
 
 
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji