Mersin’de 23 Nisan Coşkusu

Ana Sayfa » Gündem » Demokrasi etiği üzerinden Silivri’ ye bakış.. Sibel Gazi Tabel yazdı.

Demokrasi etiği üzerinden Silivri’ ye bakış.. Sibel Gazi Tabel yazdı.

Şehir Plancısı Kentleşme ve Çevrebilim Uzmanı Sibel Gazi Tabel,yazısında önemli bir konuya değindi. Gazi, "Silivri'nin Türkiye’deki siyasi partiler için bir demokrasi etiği sınavı olduğu söylenebilir. Ama öncelikle “Hangi Silivri?” ve “Neden Silivri” sorularına yanıt verilmelidir." diyor

 
 
Demokrasi etiği üzerinden Silivri’ ye bakış.. Sibel Gazi Tabel yazdı.
Sokrates, topluma karşı tehdit olmakla suçlanarak, ölüm cezası istemi ile tutuklandığında, fikirlerinden vazgeçerse bağışlanacaktır. Ancak bunu kabul etmez. Ardından, dostları tarafından kendisine hapishaneden kaçma imkanı sağlanır. Hayatı boyunca, yasalara uymak gerektiğini savunduğu için, hapishaneden kaçarak kendisi ile çelişen bir davranışta bulunmayı reddeder. Neticede, baldıran zehiri ile öldürülür. Zehir hızla Sokrates’in vücuduna yayılırken, yanında bulunan arkadaşı ve öğrencisi Kriton’a söylediği son sözleri şunlardır:

“Asklepios’a bir horoz borcumuz var. Parasını ver, sakın unutma!”

Tüm yaşamını, gençlere kendileri dahil her şeyi sorgulamayı aşılamaya adayan Sokrates’in demokrasi etiğine aykırı bu yargılamaya, sorgulamadan boyun eğdiği düşünülemez. Bilakis, dünyada adaletin, özgür düşünmenin, felsefenin, kendi öğretisinin yolunu açmış ve bu yanlış zihniyetleri dünya tarihi boyunca unutulmaz biçimde ezmiş, geçmiştir. Yani, Sokrates’in trajik kaybı, bir yandan da en büyük kazancıdır. Dahası Sokrates kazanmak için her yolu mübah görmeyerek kendi etik duruşunu göstermiştir.

Buradan yola çıkarak, Silivri’nin Türkiye’deki siyasi partiler için bir demokrasi etiği sınavı olduğu söylenebilir. Ama öncelikle “Hangi Silivri?” ve “Neden Silivri” sorularına yanıt verilmelidir. Silivri’nin içinde iki Silivri mevcuttur. Birinci Silivri, derin devletin sona erdirileceği ümidini yeşerten, yıllarca bu ülkeyi karıştırmış; kirli işlere, faili meçhullere bulaşmış Veli Küçük, Levent Ersöz gibi isimlerin peş peşe tutuklandığı Silivri… Kürt meselesinin çözümünde önem taşıyan bir yapılanmanın çökertilmesi umudunu veren Silivri…

İkinci Silivri ise sadece gücün el değiştirdiğini gösterircesine, suçsuzların tutuklandığı, adaletin tüm dünyanın gözü önünde yerle bir edildiği Silivri... Tarihte hiçbir zehir yoktur ki altın kap içinde sunulmamış olsun. Haksız tutuklamalar, ülkeye demokrasi getiriliyor algısı yaratılarak adeta bir “demokrasi altın kabı” içinde tüm dünyaya sunuldu. Yaratılan psikolojik baskı, gözdağı ve yargıya güvensizlik ortamında, yaşanan haksızlıklar başlangıçta görmezden gelindi. Sesi çıkanlarsa demokrat olmamakla, statükoculukla, darbecilikle adeta taşlandı, cadı avlarıyla bastırıldı, basın mensupları işten atıldı, hatta tutuklandı.

İşte bu ikinci Silivri, bugün gelinen noktada, ülkenin hemen her yerinde yaşanan kimi adaletsizliklerin; Buca’da, Pozantı’daki tecavüz olaylarında, KCK’da hukuki değil, siyasi tutuklananlarda, HES protestolarında, üniversitelerde vb. yaşanan tüm adalet dışı uygulamalara karşı çıkışın sembolü haline gelmiştir. Bundan dolayıdır ki, son Silivri duruşması esnasında yaşananlar, tüm dünya medyasında yer almış, Avrupa ve Amerika basınında eleştirilmiştir.

Demokrat olmak ister KCK tutuklusu, ister asker, ister tarikatçı, isterse arkasında onu savunacak hiç kimsesi olmayan bir gariban diye ayırmadan haksızlık kime yapılırsa yapılsın bu haksızlığa karşı durmak değil midir? Kendi ailesine, ait olduğu gruba, ırkına vb. herkes arka çıkar. Bunun arkasında sevgi, vefa ile birlikte genişletilmiş bencillik de yatabilir. Kişinin demokratlığının, insanlığının ve asaletinin gerçek ölçüsü rakibine, düşmanına, çıkarı olmayan kişiye, zayıfa davranışı ile ölçülür. Düşman gördüğüne yapılan zulme sessiz kalmak, hatta alkış tutmak, örneğin bir araba yarışında rakibinin frenini bozmak veya savaşta esirine kötü davranmak gibi etik değildir.

Darbeciler iddiasına gelince, şahsen 12 Eylül’ü lanetle, öfkeyle, üzüntüyle anmaktan asla geri adım atamam. 12 Eylül’de gerek ailem, gerekse aile dostlarımız maddi ve manevi ciddi zararlar yaşadık. Bu ülkenin nice nice değerleri, ne işkenceler gördüler, faili meçhul biçimde hayatlarını kaybettiler, ülkesini terk etmek zorunda kaldılar. Demokrat duruş, intikam, öfke gibi duyguların sağduyuyu kör etmemesi ile olanaklıdır. Bu yazı, özünde yalnızca bir duruştur; kendime bile meydan okuyan bir duruş…

İlker Başbuğ, tutuklandığı gün çoğumuzun atladığı şu sözleri boşuna sarfetmemiştir: “Benim demokrasi anlayışımı başbakana, cumhurbaşkanına sorun”. Darbe tartışmalarının şifresi bu cümlenin dipnotlarında saklı. Bugünkü generallerin darbe yapma niyeti taşımadıklarını, sol yelpazedekilerin, liberallerin ve aydınların çoğu uzun zaman tahlil edemedi.

‘30 sene öncesinin zihniyetini aynen taşıyorlardır’ görüşüne inananlar ve Kürt meselesinde siyasal çözümü askerin engellediğini düşünenler, zaten kafalarında askerleri mahkum etmişlerdi. 12 Eylül’den intikam almak isterken, kendileri de 12 Eylül’den utanan, 12 Eylül’e karşı olan şimdiki bazı generalleri suçluyor olabileceklerine hiç ihtimal vermediler. Acaba 30 yılda asker hiç mi özeleştiri yapmamıştı, gözleri dünyaya kapalı mı yaşamıştı? Bu mümkün müydü? Orduyu teraziye koyarken hep göz ardı edilen şey, modernleşmenin en önemli sonuçlarından birisi olan DEĞİŞİMİN HIZI OLGUSUDUR… Dünyada her alanda yaşanan hızlı değişim, orduyu atlayıp da geçebilir miydi? Kanımca geçemezdi.

Ne Türkiye, ne dünya, ne de ordu 30 yıl öncesinde donup kalamazdı. Kendi içine kapalı bir ülke olmaktan çıkıp, tüm dünya ile ekonomik, bilimsel, kültürel ve hukuksal ilişki ağları kuran, AB’ye girme yolundaki bir Türkiye’de darbe devri zaten kapanmıştı. Gerçekten bir darbe ihtimali olsaydı, kanımca Türkiye Genel Kurmay Başkanı’nı tutuklamaya kimse cesaret edemezdi. Maalesef, kendisi gibi olaylara yaklaşmayan herkesi statükoculukla suçlayanlar, kendi kafalarındaki bu şablonun dışına çıkamadılar.

Amerikalı siyasetbilimci Samuel Huntington’ın “Medeniyetler Çatışması” kitabında (1996) ve ardından CIA Türkiye Masası eski şefi Graham Fuller tarafından Huntington’un tezine dayanarak yazılan “Yeni Türkiye Cumhuriyeti” adlı kitapda (2008) hakim olan görüşler ışığında Türkiye’de yaşanan gelişmeler değerlendirilebilir mi? Burak Bora, Politus Dergisi’nde (Sayı 6, Kış 2012) yer alan “Huntington, Fuller ve Türkiye” başlıklı makalesinde bu konuyu ele alır. Bunların ana savı, Sovyet tehlikesinin kalmadığı günümüz dünyasında müslüman ülkeleri dizginleyebilmek için Türkiye’ye ihtiyaç duyulacağıdır. Batının gözündeki yeni rolünü oynaması için Türkiye öncelikle müslüman ülkelerin lideri olmalıdır. Bunun için Huntington’un önerdiği reformların kalbini laiklik oluşturur. “Fazla laik” görülen Türkiye’nin laiklikten vazgeçerek “Ilımlı İslam” modeline dönüşmesini ve bunun için Atatürk’ün mirasını şiddetli bir biçimde reddetmesi gerektiğini savunur. Huntington’a göre, bunu Atatürk kalibresinde ve meşru bir lider gerçekleştirmelidir. Aynı teze sarılan Graham Fuller, halifeliğin kalkmasının bir hata olduğunu savunmaktadır.

İyi ama ülkedeki tutuklamalarla birlikte ülkeye demokrasi gelecekti! Demokrasinin beşiği, öncüsü, örneği olması gereken mecliste ve siyasi partilerde durum nedir? Milletvekilleri neden hala genel başkanların iki dudağı arasında? Siyasi Partiler Yasası, yüksek seçim barajı, eğitimde laiklikten uzaklaşmak, kuvvetler ayrılığının ayak bağı görülmesi neye işaret ediyor? Somut başka örnek vermek gerekirse koca bir Mersin halkı nükleeri istemiyor ve yıllardır bu konuda eylemler yapıyor. Sahi yerel halkın talepleri demokrasilerde önemsiz midir?

Şehir Plancısı Kentleşme ve Çevrebilim Uzmanı Sibel Gazi Tabel
 
 
16 Nisan 2013 Salı 13:01
 
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
Yurt içinde ikamet eden 24 milyon 804 bin kişi seyahate çıktıTrafiğe kayıtlı araç sayısı Aralık ayı sonu itibarıyla 22 218 945 oldu
Ocak ayı enflasyon rakamları belli olduKDV sistemi değişiyorToroslarda yüzme kursları başladıToroslar’da, Yapılandırma Başvuruları BaşladıGüneş Doğarken İşçilerle Sabah MesaisindeTarih, doğa, deniz, güneş, müzik ve dans kansere karşı birleştiİçel Soroptimist Kulübü, 'Obezite ile Savaş' semineri düzenledi.Bisiklet durursa hayat dururTarsus Sev’in Robotik Takımı’na İki Ödül BirdenMobbing ve Hukuksal Boyutu Ele Alındı
 
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
 
 
 
Gazete Manşetleri
 
 
Namaz Vakitleri
 
  • İmsak04:04
  • Güneş05:48
  • Öğlen12:50
  • İkindi16:35
  • Akşam19:33
  • Yatsı21:04
 
Anket
.
 
İddaa
 
Lig Puan Durumu
 
Takımlar
O
G
B
M
P
1
Galatasaray
30
20
3
7
63
2
Beşiktaş
30
18
8
4
62
3
Başakşehir
30
19
5
6
62
4
Fenerbahçe
30
17
9
4
60
5
Trabzonspor
30
12
10
8
46
6
Göztepe
30
12
8
10
44
7
Sivasspor
30
13
5
12
44
8
Kayserispor
30
12
8
10
44
9
Kasımpaşa
30
11
7
12
40
10
Malatyaspor
30
10
8
12
38
11
Bursaspor
30
10
6
14
36
12
Akhisar Bld.Spor
30
9
8
13
35
13
Antalyaspor
30
9
8
13
35
14
Konyaspor
30
8
8
14
32
15
Alanyaspor
30
9
5
16
32
16
Osmanlıspor
30
8
8
14
32
17
Gençlerbirliği
30
7
9
14
30
18
Karabükspor
30
3
3
24
12
 
Şampiyonlar Ligi
 
UEFA Avrupa Ligi
 
Alt Lig
 
 
Tarihte Bugün
1719 - Daniel Defoe'nun ünlü romanı 'Robinson Crusoe' yayımlandı.
1859 - Kızıldeniz ile Akdeniz'i birbirine bağlayacak Süveyş Kanalı'nın kazılmasına, Mısır'ın Port Said kentinde başlandı.
1874 - Radyo dalgaları üzerinde çalışan ve bu yolla ilk haberleşmeyi sağlayan fizik bilgini Guglielmo Marconi doğdu.
1901 - New York, otomobiller plaka uygulamasını zorunlu hale getiren ilk eyalet oldu.
1914 - İngiliz Fransız kuvvetleri Çanakkale'ye çıkarma harekatı başlattı. Kara savaşları başladı.
1915 - Arıburnu Muharebeleri başladı.
1915 - Seddülbahir Muharebeleri başladı.
1918 - Türkiye'de, Kars ve Ardahan işgalden kurtuldu.
1925 - Mareşal Hindenburg, Almanya'nın halk oyuyla seçilen ilk cumhurbaşkanı oldu.
1926 - Türkiye İstatistik Kurumu (o dönemki adıyla Merkezi İstatistik Dairesi) kuruldu.
1926 - İran'da Rıza Han Pehlevi, kendisini şah ilan etti.
1941 - Başkomutan Mustafa Kemal'in yaveri Salih Bozok vefat etti.
1945 - 46 ülkeden gelen delegeler Milletler Cemiyeti'nin yerini alacak Birleşmiş Milletler'i kurmak üzere San Fransisco'da bir araya geldi.
1946 - İstanbul Ankara hattında yataklı tren seferleri başladı.
1953 - Cambridge Üniversitesi'nde iki bilim adamı, kalıtsal özellikleri ebeveynden çocuğa taşıyan deoksiribonükleik asit (DNA) adını verdikleri molekül yapısını buldular.
1957 - Antalya'nın Fethiye ilçesinde 7,1 büyüklüğünde bir deprem oldu: 67 kişi öldü.
1962 - Anayasa Mahkemesi kuruldu.
1974 - Portekiz'de Karanfil Devrimi: General Antonio Spinola'nın yönettiği askeri ayaklanmayla Salazar'ın faşist diktatörlüğü devrildi.
1976 - Portekiz'de faşist diktatörlük sonrasında yapılan ilk serbest seçimleri Mario Soares liderliğindeki Sosyalist Parti kazandı.
1983 - Pioneer 10, Plüton'un yörüngesini aştı.
1990 - ABD uzay mekiği Discovery'nin mürettebatı, ilk uzay teleskobu Hubble'ı yer çevresinde yörüngeye oturtmayı başardı.
2000 - TBMM'de grubu bulunan beş siyasi partinin genel başkanları, Anayasa Mahkemesi Başkanı Ahmet Necdet Sezer'i cumhurbaşkanlığına aday gösteren öneriyi imzalayarak TBMM'ye sundu.
2001 - Merkez Bankası'na özerklik getiren yasa TBMM'de kabul edildi.
2005 - Bulgaristan ve Romanya'nın, Avrupa Birliği'ne girişi için müzakereler başladı.
2005 - Japonya'da tren kazası: 107 ölü.
 
Arşiv
 
Bumerang - Yazarkafe
 
Süper Loto
19.04.2018 Tarihli Çekiliş Sonucu011228303945
 
On Numara
23.04.2018 Tarihli Çekiliş Sonucu02060811171824262933363940434652575960687278
 
Sayısal Loto
21.04.2018 Tarihli Çekiliş Sonucu050618414349
 
Şans Topu
18.04.2018 Tarihli Çekiliş Sonucu080919202510
 
 
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji