Hizmet sektörü güven endeksi 98,8 oldu

Ana Sayfa » Gündem » Demokrasi etiği üzerinden Silivri’ ye bakış.. Sibel Gazi Tabel yazdı.

Demokrasi etiği üzerinden Silivri’ ye bakış.. Sibel Gazi Tabel yazdı.

Şehir Plancısı Kentleşme ve Çevrebilim Uzmanı Sibel Gazi Tabel,yazısında önemli bir konuya değindi. Gazi, "Silivri'nin Türkiye’deki siyasi partiler için bir demokrasi etiği sınavı olduğu söylenebilir. Ama öncelikle “Hangi Silivri?” ve “Neden Silivri” sorularına yanıt verilmelidir." diyor

 
 
Demokrasi etiği üzerinden Silivri’ ye bakış.. Sibel Gazi Tabel yazdı.
Sokrates, topluma karşı tehdit olmakla suçlanarak, ölüm cezası istemi ile tutuklandığında, fikirlerinden vazgeçerse bağışlanacaktır. Ancak bunu kabul etmez. Ardından, dostları tarafından kendisine hapishaneden kaçma imkanı sağlanır. Hayatı boyunca, yasalara uymak gerektiğini savunduğu için, hapishaneden kaçarak kendisi ile çelişen bir davranışta bulunmayı reddeder. Neticede, baldıran zehiri ile öldürülür. Zehir hızla Sokrates’in vücuduna yayılırken, yanında bulunan arkadaşı ve öğrencisi Kriton’a söylediği son sözleri şunlardır:

“Asklepios’a bir horoz borcumuz var. Parasını ver, sakın unutma!”

Tüm yaşamını, gençlere kendileri dahil her şeyi sorgulamayı aşılamaya adayan Sokrates’in demokrasi etiğine aykırı bu yargılamaya, sorgulamadan boyun eğdiği düşünülemez. Bilakis, dünyada adaletin, özgür düşünmenin, felsefenin, kendi öğretisinin yolunu açmış ve bu yanlış zihniyetleri dünya tarihi boyunca unutulmaz biçimde ezmiş, geçmiştir. Yani, Sokrates’in trajik kaybı, bir yandan da en büyük kazancıdır. Dahası Sokrates kazanmak için her yolu mübah görmeyerek kendi etik duruşunu göstermiştir.

Buradan yola çıkarak, Silivri’nin Türkiye’deki siyasi partiler için bir demokrasi etiği sınavı olduğu söylenebilir. Ama öncelikle “Hangi Silivri?” ve “Neden Silivri” sorularına yanıt verilmelidir. Silivri’nin içinde iki Silivri mevcuttur. Birinci Silivri, derin devletin sona erdirileceği ümidini yeşerten, yıllarca bu ülkeyi karıştırmış; kirli işlere, faili meçhullere bulaşmış Veli Küçük, Levent Ersöz gibi isimlerin peş peşe tutuklandığı Silivri… Kürt meselesinin çözümünde önem taşıyan bir yapılanmanın çökertilmesi umudunu veren Silivri…

İkinci Silivri ise sadece gücün el değiştirdiğini gösterircesine, suçsuzların tutuklandığı, adaletin tüm dünyanın gözü önünde yerle bir edildiği Silivri... Tarihte hiçbir zehir yoktur ki altın kap içinde sunulmamış olsun. Haksız tutuklamalar, ülkeye demokrasi getiriliyor algısı yaratılarak adeta bir “demokrasi altın kabı” içinde tüm dünyaya sunuldu. Yaratılan psikolojik baskı, gözdağı ve yargıya güvensizlik ortamında, yaşanan haksızlıklar başlangıçta görmezden gelindi. Sesi çıkanlarsa demokrat olmamakla, statükoculukla, darbecilikle adeta taşlandı, cadı avlarıyla bastırıldı, basın mensupları işten atıldı, hatta tutuklandı.

İşte bu ikinci Silivri, bugün gelinen noktada, ülkenin hemen her yerinde yaşanan kimi adaletsizliklerin; Buca’da, Pozantı’daki tecavüz olaylarında, KCK’da hukuki değil, siyasi tutuklananlarda, HES protestolarında, üniversitelerde vb. yaşanan tüm adalet dışı uygulamalara karşı çıkışın sembolü haline gelmiştir. Bundan dolayıdır ki, son Silivri duruşması esnasında yaşananlar, tüm dünya medyasında yer almış, Avrupa ve Amerika basınında eleştirilmiştir.

Demokrat olmak ister KCK tutuklusu, ister asker, ister tarikatçı, isterse arkasında onu savunacak hiç kimsesi olmayan bir gariban diye ayırmadan haksızlık kime yapılırsa yapılsın bu haksızlığa karşı durmak değil midir? Kendi ailesine, ait olduğu gruba, ırkına vb. herkes arka çıkar. Bunun arkasında sevgi, vefa ile birlikte genişletilmiş bencillik de yatabilir. Kişinin demokratlığının, insanlığının ve asaletinin gerçek ölçüsü rakibine, düşmanına, çıkarı olmayan kişiye, zayıfa davranışı ile ölçülür. Düşman gördüğüne yapılan zulme sessiz kalmak, hatta alkış tutmak, örneğin bir araba yarışında rakibinin frenini bozmak veya savaşta esirine kötü davranmak gibi etik değildir.

Darbeciler iddiasına gelince, şahsen 12 Eylül’ü lanetle, öfkeyle, üzüntüyle anmaktan asla geri adım atamam. 12 Eylül’de gerek ailem, gerekse aile dostlarımız maddi ve manevi ciddi zararlar yaşadık. Bu ülkenin nice nice değerleri, ne işkenceler gördüler, faili meçhul biçimde hayatlarını kaybettiler, ülkesini terk etmek zorunda kaldılar. Demokrat duruş, intikam, öfke gibi duyguların sağduyuyu kör etmemesi ile olanaklıdır. Bu yazı, özünde yalnızca bir duruştur; kendime bile meydan okuyan bir duruş…

İlker Başbuğ, tutuklandığı gün çoğumuzun atladığı şu sözleri boşuna sarfetmemiştir: “Benim demokrasi anlayışımı başbakana, cumhurbaşkanına sorun”. Darbe tartışmalarının şifresi bu cümlenin dipnotlarında saklı. Bugünkü generallerin darbe yapma niyeti taşımadıklarını, sol yelpazedekilerin, liberallerin ve aydınların çoğu uzun zaman tahlil edemedi.

‘30 sene öncesinin zihniyetini aynen taşıyorlardır’ görüşüne inananlar ve Kürt meselesinde siyasal çözümü askerin engellediğini düşünenler, zaten kafalarında askerleri mahkum etmişlerdi. 12 Eylül’den intikam almak isterken, kendileri de 12 Eylül’den utanan, 12 Eylül’e karşı olan şimdiki bazı generalleri suçluyor olabileceklerine hiç ihtimal vermediler. Acaba 30 yılda asker hiç mi özeleştiri yapmamıştı, gözleri dünyaya kapalı mı yaşamıştı? Bu mümkün müydü? Orduyu teraziye koyarken hep göz ardı edilen şey, modernleşmenin en önemli sonuçlarından birisi olan DEĞİŞİMİN HIZI OLGUSUDUR… Dünyada her alanda yaşanan hızlı değişim, orduyu atlayıp da geçebilir miydi? Kanımca geçemezdi.

Ne Türkiye, ne dünya, ne de ordu 30 yıl öncesinde donup kalamazdı. Kendi içine kapalı bir ülke olmaktan çıkıp, tüm dünya ile ekonomik, bilimsel, kültürel ve hukuksal ilişki ağları kuran, AB’ye girme yolundaki bir Türkiye’de darbe devri zaten kapanmıştı. Gerçekten bir darbe ihtimali olsaydı, kanımca Türkiye Genel Kurmay Başkanı’nı tutuklamaya kimse cesaret edemezdi. Maalesef, kendisi gibi olaylara yaklaşmayan herkesi statükoculukla suçlayanlar, kendi kafalarındaki bu şablonun dışına çıkamadılar.

Amerikalı siyasetbilimci Samuel Huntington’ın “Medeniyetler Çatışması” kitabında (1996) ve ardından CIA Türkiye Masası eski şefi Graham Fuller tarafından Huntington’un tezine dayanarak yazılan “Yeni Türkiye Cumhuriyeti” adlı kitapda (2008) hakim olan görüşler ışığında Türkiye’de yaşanan gelişmeler değerlendirilebilir mi? Burak Bora, Politus Dergisi’nde (Sayı 6, Kış 2012) yer alan “Huntington, Fuller ve Türkiye” başlıklı makalesinde bu konuyu ele alır. Bunların ana savı, Sovyet tehlikesinin kalmadığı günümüz dünyasında müslüman ülkeleri dizginleyebilmek için Türkiye’ye ihtiyaç duyulacağıdır. Batının gözündeki yeni rolünü oynaması için Türkiye öncelikle müslüman ülkelerin lideri olmalıdır. Bunun için Huntington’un önerdiği reformların kalbini laiklik oluşturur. “Fazla laik” görülen Türkiye’nin laiklikten vazgeçerek “Ilımlı İslam” modeline dönüşmesini ve bunun için Atatürk’ün mirasını şiddetli bir biçimde reddetmesi gerektiğini savunur. Huntington’a göre, bunu Atatürk kalibresinde ve meşru bir lider gerçekleştirmelidir. Aynı teze sarılan Graham Fuller, halifeliğin kalkmasının bir hata olduğunu savunmaktadır.

İyi ama ülkedeki tutuklamalarla birlikte ülkeye demokrasi gelecekti! Demokrasinin beşiği, öncüsü, örneği olması gereken mecliste ve siyasi partilerde durum nedir? Milletvekilleri neden hala genel başkanların iki dudağı arasında? Siyasi Partiler Yasası, yüksek seçim barajı, eğitimde laiklikten uzaklaşmak, kuvvetler ayrılığının ayak bağı görülmesi neye işaret ediyor? Somut başka örnek vermek gerekirse koca bir Mersin halkı nükleeri istemiyor ve yıllardır bu konuda eylemler yapıyor. Sahi yerel halkın talepleri demokrasilerde önemsiz midir?

Şehir Plancısı Kentleşme ve Çevrebilim Uzmanı Sibel Gazi Tabel
 
16 Nisan 2013 Salı 13:01
 
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
Toroslarda yüzme kursları başladıToroslar’da, Yapılandırma Başvuruları BaşladıGüneş Doğarken İşçilerle Sabah MesaisindeTarih, doğa, deniz, güneş, müzik ve dans kansere karşı birleştiİçel Soroptimist Kulübü, 'Obezite ile Savaş' semineri düzenledi.Bisiklet durursa hayat dururTarsus Sev’in Robotik Takımı’na İki Ödül BirdenMobbing ve Hukuksal Boyutu Ele AlındıGüzel Konuşma ve Diksiyon
MTSO’ya teşekkür belgesiMenderes Gönüllü Evi, Mezitli'nin Filizleri ailesine katıldıMiniklerden Büyük Nağmeler
 
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
 
 
Get our toolbar!
 
Gazete Manşetleri
 
 
Namaz Vakitleri
 
  • İmsak03:15
  • Güneş05:19
  • Öğlen12:55
  • İkindi16:47
  • Akşam20:13
  • Yatsı21:59
 
Anket
.
 
İddaa
 
Lig Puan Durumu
 
Takımlar
O
G
B
M
P
1
Beşiktaş
34
23
8
3
77
2
Başakşehir
34
21
10
3
73
3
Fenerbahçe
34
18
10
6
64
4
Galatasaray
34
20
4
10
64
5
Antalyaspor
34
17
7
10
58
6
Trabzonspor
34
14
9
11
51
7
Akhisar Bld.
34
14
6
14
48
8
Gençlerbirliği
34
12
10
12
46
9
Kasımpaşa
34
12
7
15
43
10
Konyaspor
34
11
10
13
43
11
K.D.Ç. Karabük
34
12
7
15
43
12
Alanyaspor
34
12
4
18
40
13
Osmanlıspor FK
34
9
11
14
38
14
Kayserispor
34
10
8
16
38
15
Bursaspor
34
11
5
18
38
16
Ç. Rizespor
34
10
6
18
36
17
Gaziantepspor
34
7
5
22
26
18
Adanaspor
34
6
7
21
25
 
Şampiyonlar Ligi
 
UEFA Avrupa Ligi
 
Alt Lig
 
 
Tarihte Bugün
1880 - Fransa Tahiti'yi topraklarına kattı.
1913 - Balkan Savaşı başladı.
1925 - Diyarbakır İstiklal Mahkemesi'nce idama mahkûm edilen Şeyh Said ile adamları idam edildi.
1934 - Bitlis'te yaşayan Zaro Ağa 157 yaşındayken yaşamını yitirdi. İç organları inceleme amacıyla alındı.
1938 - Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü kuruldu.
1939 - Hatay Devleti Meclisi, oybirliğiyle Türkiye'ye katılma kararı aldı.
1971 - TBMM'de çıkan bir yasayla Türkiye'de haşhaş ekimi yasaklandı.
1974 - Isabel Perón, Arjantin'in ilk kadın devlet başkanı olarak yemin etti. Kocası eski başkan Juan Peron sağlık durumunun bozulması üzerine görevlerini bırakmıştı. Zaten iki gün sonra da öldü.
1976 - Seyşel Adaları, Birleşik Krallık'tan bağımsızlığını kazandı.
1984 - Türkiye ile Sovyetler Birliği arasında karma ekonomik protokol imzalandı.
1986 - Arjantin, Batı Almanya'yı 3-2 yenerek Dünya Futbol Şampiyonu oldu.
1992 - Cezayir devlet başkanı Muhammed Budiaf suikaste uğrayarak yaşamını yitirdi.
1995 - Ankara Büyükşehir Belediyesi, amblemindeki Hitit Güneşi'ni; Kocatepe Camii'ni ve Atakule'yi simgeleyen bir tasvir ile değiştirdi.
1999 - Abdullah Öcalan, vatana ihanet suçundan idam cezasına çarptırıldı.
2000 - Endonezya'da yolcu taşıyan bir tekne 500 yolcusuyla birlikte battı. Kazadan kurtulan olmadı.
2002 - Türkiye, 2002 FIFA Dünya Kupası'nda 3. oldu.
2005 - Sezen Aksu Bahane Albümünün Remiks'ini çıkarttı.
2008 - Euro 2008 finalinde İspanya, Almanya'yı yenerek Avrupa şampiyonu oldu.
 
 
Arşiv
 
Bumerang - Yazarkafe
 
Süper Loto
22.06.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu030520374448
 
On Numara
26.06.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu01070814171819283031344145464851525559606575
 
Sayısal Loto
24.06.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu071022233045
 
Şans Topu
28.06.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu202123242909
 
 
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji