İhracat Kasım ayında geçen yıla göre %5 artışla 11 milyar 952 milyon dolar oldu

Ana Sayfa » Gündem » Gafletin Kıyısında kitabın yazarı Serdar Zihni Keskinışık: “Gafletin Kıyısında kitabı ihaneti işaret etmektedir”

Gafletin Kıyısında kitabın yazarı Serdar Zihni Keskinışık: “Gafletin Kıyısında kitabı ihaneti işaret etmektedir”

Gazeteci Yazar Serdar Zihni Keskinışık, kitabını ve ülkenin yaşadığı süreci değerlendirirken çarpıcı açıklamalarda bulundu.

 
 
Gafletin Kıyısında kitabın yazarı Serdar Zihni Keskinışık: “Gafletin Kıyısında kitabı ihaneti işaret etmektedir”
Demokrat Mersin gazetesinin sahibi ve yayın yönetmeni, Gafletin Kıyısında kitabının yazarı Serdar Zihni Keskinışık, kitabını ve ülkenin yaşadığı süreci değerlendirdi.

Söyleşi:Mehmet Selvi

21 yıl sonra bu kitabı çıkarmak nereden aklınıza geldi?

Yazımın girişinde de belirttiğim gibi; Türkiye’nin bu çöküşüne daha fazla seyirci kalamadığım için böyle bir girişimde bulundum. Benim bireysel olarak bu ülkeye karşı sorumluluğum var. Cumhuriyet’e karşı sorumluluğum var. AKP hükümetinin iktidara geldiği günden bu yana gelişmeleri hep takip ettim. Dış borçlar, haraç mezat yok pahasına satılan önemli stratejik kuruluşlar, milli eğitimde yapılan olumsuz değişiklikler, Türban ve Anayasa üzerinden oynanan oyunlar, yargının ele geçirilmesi, gazetecilerin, bilim adamlarının ve onlarca subayın bilgisayarlarına gönderilen virüs ya da emniyete götürüldükten sonra bilgisayarda çıkan dosyalar yüzünden 3-4 yıldır tutuklu olması canımı sıkıyordu ve beni tedirgin ediyordu. Sonra bu döneme ilişkin yaptığım söyleşilerin az sayıda kişinin okuması da işin başka bir yanı. Ben de kitabın kapağında da belirtildiği gibi tarihe bir not düşmek adına böyle bir kitabı oluşturdum. Zamanı gelmişti. Gafletin Kıyısında oluştu.

Bir gazeteci olarak yoğun bir iş temposundayken, bu kitabı hazırlamaya nasıl vakit ayırdınız?

Önce kardeşim Olba ile bir sohbet esnasında ortaya çıktı bu kitap hazırlama ve basma fikri. Sonra nasıl hayata geçireceğimizi düşündük. Birçok söyleşim sadece gazetelerde vardı. Yazılı olarak yoktu. Çok uzun söyleşiler olduğundan yazmanlık yapmaları için Nihal Erdem Anadolu İletişim ve Anadolu Ticaret Meslek Lisesi’nin öğrencilerinden stajyer muhabirler Fide Özer ve Sezgin Pancar’dan destek aldım. Buradan her ikisine de tekrar teşekkürlerimi sunuyorum. Sonra bulamadığım bazı söyleşilerimi söyleşiyi yaptığım kişilerden edindim. Sanırım bu kitabı oluşturmak için bir buçuk sene uğraştım. Hala bulamadığım bazı söyleşilerim var ve çok üzülüyorum. Mesela Türk Solu dosyasına üç söyleşi daha koyacaktım. O söyleşileri bulamadım. Aynı konuda İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’le yaptığım söyleşiyi de koymak istedim ama maalesef nereye baktıysam edinemedim. Valilik basın bürosunun arşivine bile baktım, o tarihli gazeteler yoktu. Bu heyecanla ve bu tempoyla hazırlandı kitap.

Neden Gafletin Kıyısında? Türkiye gerçekten Gafletin kıyısında mı?

Türkiye’nin geldiği noktayı sadece Gafletle bile özetleyemeyiz. Bugün ülkemizin 26. Genel Kurmay Başkanı İlker Başbuğ’un cezaevinde olduğunu herkes biliyor. Bu durum şaşırtıcı değil mi? 2008-2010 arası başbakan ve Cumhurbaşkanı ile birlikte Türkiye Devletinin tepesinde görev yapmış, Türk silahlı Kuvvetlerini herkesin gözü önünde yönetmiş bir genel kurmay başkanın örgüt kurduğu gerekçesiyle tutulanmış olması ancak ve ancak işgal altındaki bir ülkede gerçekleşebilecek bir durumdur. Bu rağmen hiç bir tepki yok. Ve onun yanında onlarca cumhuriyetçi ve Atatürkçü subay tutuklu. İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek tutuklu, gazeteci ve milletvekili Mustafa Balbay, Tuncay Özkan, Soner Yalçın, Barış Pehlivan, Barış Terkoğlu tutuklu. Birkaç gün önceye kadar Müyesser Yıldız da tutukluydu. Gazeteci Nedim Şenel ve Ahmet Şık da tutukluydu. Daha önce biliyorsunuz Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Genel Başkanı rahmetli Türkan Saylan’ın evi arandı. Cumhuriyet Gazetesi’nin başyazarı olan, gazetecilerin ağabeyi, 20 Haziran 2010 tarihinde hayatını kaybeden İlhan Selçuk bir gözaltı olayı yaşadı. Bir o kadar da gözaltına alınıp, evi aranan gazeteciler var. Aralarında eşi ve kendisi kanser olan yazarlar var. Türkiye’de Cumhuriyetin ve üniter yapının yıkılmaması için insanlar ne bedeller ödüyor? Bunlar sizce normal mi? Korku imparatorluğu yaratıldı. Bugün ülkemizde insanlar karısıyla bile telefonda konuşamaz hale getirildi. Babasıyla konuşamaz hale getirildi. Artık gazeteciler muhalefet görevini yapamıyorlar, eleştiremiyorlar, korkuyorlar. Evet, Ergenekon denilen ve cumhuriyetçilere karşı yapılan bu tasfiye operasyonları Türk halkına tıpkı bir korku filmi tarzında veriliyor. Bunlar insanların yüreğine korku salmak için yapılıyor. Muhalefet etmesinler, eylem yapmasınlar, seslerini çıkarmasınlar, sussunlar, çağdaş eğitim sistemini yıkarken sesini çıkaracak kimse kalmasın isteniyor. Herkes olan bitene kuzu kuzu razı olsun isteniyor. Bakın Milli Eğitim’deki gelişmeler hiç de iç açıcı değil. Karanlığa doğru gidiyoruz. Cumhuriyetin o çağdaş ve bilimsel eğitimi ortadan kaldırılıyor. 4+4+4 ucubesi ile nereye gideceğimiz belli değil. Türban şimdilik üniversitelerde serbest. Yarın ilkokullarda da serbest olmayacağının garantisi yok. Sesini çıkaran da olmaz zaten bu gidişle. Eğitim sisteminde; kitapta da belirttiğimiz gibi Atatürk’le olan tüm bağlar kopartılıyor. Öğrenciler tatillerde umreye götürülüyor, yaz tatillerinde kuran kurslarına gitmeleri sağlanıyor. Kravat takma zorunluluğu kaldırılıyor. Kentlerde imam hatip liseleri 3-4 katı çoğaltılıyor, bazı liseler imam hatip lisesine döndürülüyor. Hem de kentin öyle yerlerine kuruluyor ki siz çocuğunuzu başka okula yazdıramıyorsunuz bunu bile imkânsız hale getiriyorlar. Yani çocuğunuzu elinizle tarikatların, cemaatlerin kucağına atmak zorunda kılıyorsunuz. Bu gidişat zifiri bir karanlığa doğru gidiştir. Orta çağ zihniyetine esir düşmektir. Şimdilik yapılanlar bu kadar. Yarınlarda daha neler yapılacak? Sırada neler var bilemiyoruz? İşte o sıradakiler teker teker devreye sokulduğunda Ergenekon operasyonu denilen safsatayla korkmuş olanlar acaba seslerini çıkarabilecek mi? Ya da birlik olup, cumhuriyetçi partilerde örgütlenerek uçuruma doğru gidişata, dağılma ve yok olma sürecine bir dur mu denecek? Bunu zaman gösterecek. Ben şahsen ikincisinden yanayım. Zaten bu nedenle geçmiş aylarda da CHP’ye üye oldum. Ben Atatürk’ün partisine, devrimleri yapan, ulus devleti hayata geçiren CHP’ye üye oldum. Bana keşke tarafsız kalsaydın dediler. Bence örgütlenmek lazım. Çevrenize bir bakın kim tarafsız ki… Ya da hangi gazete tarafsız? Hangi köşe yazarı tarafsız? Hangi gazete sahibi tarafsız? Sabahtan akşama kadar cumhuriyet rejimine küfür edenler mi tarafsız? Gerçi onlar da ülkedeki bu faşizan gidişatı gördükten sonra pişmanlık yazıları yazmaya başladılar ya neyse… Ülkeyi bölmek ve parçalamak isteyenler mi,  bunlara çanak tutan zavallı zihniyetler mi tarafsız? Demokrasi diye vatanın parçalanmasına bilip bilmeden hizmet eden ve AKP ile vampir ABD’nin ekmeğine yağı süren bazı yarım akıllılar mı tarafsız? Ya da gericiler mi tarafsız? Ben neden tarafsız olayım. Ben taraflıyım. Cumhuriyetten yana, devimlerden yana, laik ve sosyal hukuk sisteminden yana taraflıyım. Bağımsızlıktan yana taraflıyım. Stratejik tesislerin özelleştirilmemesinden yana taraflıyım. Devletçilikten yana taraflıyım. Yani altı ok’tan yana taraflıyım. Tarım ülkesi bir Türkiye’den yana taraflıyım. İşçiden yana ve sendikalılaşmasından yana taraflıyım. Misak-ı Milli’den yana taraflıyım. Temiz toplumdan ve temiz kurumlardan yana taraflıyım. Türkçeden ve Türk bayrağından yana taraflıyım. Bu anlamda ben taraflı bir gazeteciyim. Zaten bunu her yerde söylüyorum.

Peki Okuyucu kitabı okuduktan sonra ‘Gerçekten Gafletin Kıyısında mıyım?’ sorusuna cevap bulabilecek mi?

Okuyucu kitabı okuduktan sonra gafletin değil de ihanetin ve yıkılış sürecinin ortasında bulacaktır kendisini. Çünkü Gafletin Kıyısında kitabı ihaneti işaret etmektedir. Anayasa değişikliği süreci, bu süreç içerisinde değiştirilemez olan üç maddenin değiştirilmeye çalışılması, TSK’nın tasfiyesi, Atatürkçü kadroların tasfiyesi, Türban’a serbestlik tanınarak eğitim sistemine vurulan ağır darbe, rektörlerin içeri atılması, gazetecilerin içeri atılması, sendikacıların içeri atılması, bilim adamlarının içeri atılması bütün bunlar nedir? PKK ile gelinen son nokta. Hükümetin PKK ile OSLO’da görüşmeler yapması ve bu görüşmeler çerçevesinde TSK içerisinde tasfiyelerin başlatılması, Barzani ile görüşmeler yapması. Buralarla görüşülerek anayasa hazırlanması, bütün bunlar neyi ifade etmektedir? PKK ile mücadele eden subayların, gericilerle mücadele eden ve gücünü, yetkisini anayasadan alan subayların hala tutuklu olması, ülkede cemaatlerin sözünün geçmesi, AKP iktidarı ile birlikte her yerde cemaatlerin kadrolaşması, Ergenekon davalarında yapılan sehven (!) hataları tüm bunlar gafleti ve ihaneti değil de neyi ifade etmektedir? Prenses ve 7 cüceler filmini mi? Bakın size kısa bir örnek vereyim; Biliyorsunuz gazeteci Ahmet Şık “İmamın Ordusu” adlı bir kitap çalışması yaptığı için tutuklandı. Henüz çıkarıp çıkarmayacağı bile belli olmadığı halde. Sayın Şık, kitap basma ihtimali üzerine gözaltına alınıp tutuklanmıştı. Bu arada Ahmet Şık’ın “İmamın Ordusu” adlı kitabın taslağı Soner Yalçın’ın bilgisayarında çıktığı gazete manşetlerinde yer aldı. Ahmet Şık, “kitabımın taslağının Soner Yalçın’ın bilgisayarında ne aradığını bilmiyorum, oraya nasıl ve kimler tarafından götürülmüş haberim yok” açıklamasında bulundu. Bunun üzerine Soner Yalçın da “Benim bilgisayarımda Ahmet Şık’ın kitabının taslağının ne aradığını bilmiyorum” dedi. Yani eviniz, büronuz basılabilir ve oradan alınan bilgisayardan kimlerin notları, yazıları ve herhangi bir çalışması çıkar bilemezsiniz. Özel Görevli Mahkemeler ve cemaat yapılanması sayesinde böyle bir karanlık dönem yaşıyoruz. Sehven dönemlerinden bahsedersek; Ergenekon operasyonu nedeni ile birçok tutuklu hakkında daha sonra şöyle bir yazı gönderilebiliyor “bilgisayardaki o not sehven girmiştir”. Bunun örnekleri çok.  Bu çerçevede Ergenekon operasyonları sırasında kimlerin başına bilgisayarlara gönderilen virüslerle nasıl çorap örüldüğünü öğrenmek isterseniz Soner Yalçın’ın SAMİZDAT kitabını okumanız yeterli olacaktır. İnsanları sehvenlerle karalayıp tutuklamalar yapıyorlar. Bugün gelinen nokta 1919’lu yıllardaki ortamdır. Tıpkı o yıllardaki gibi kurtuluş savaşı vermek zorundayız. Ortada Cumhuriyet’in değerleri kalmamıştır. Hepsi AKP iktidarı döneminde yok edilmiştir. Artık cumhuriyetçi kadrolar iktidara gelirlerse neredeyse tekrar bir ülke kurmak zorunda kalınacaktır. Tarımdan milli eğitime, turizmden sanayiye, bağımsız yargıya kadar ülkeyi yeniden kurmak zorundayız. Bu sefer Samsun’a değil ama Ankara’ya çıkmak zorundayız. Türkiye’de işgalin adı Ergenekon operasyonudur. Cumhuriyetçiler Ankara’ya çıkmalı ve kurtuluş savaşını başkentte başlatmalıdır. Yenilmeyeceğiz, yeneceğiz. Bu işgali de yeneceğiz, bu işgali de denize dökeceğiz. BOP projesini de hem ABD’nin hem de Türkiye’deki eşbaşkanlarının suratlarına çarpacağız. BOP projesi Türkiye’nin parçalanmasını da içermektedir. Ama bugün iktidarda olanlar gururla bu projenin eş başkanı olduğunu kameralar önünde onlarca kez itiraf etmişlerdir. Bugün etrafınızda gelişen olaylara bir bakın! Deniz Feneri yolsuzluğuyla uğraşan savcılar sürgün edildi. İlhan Civaner aşırı dinci terör örgütleriyle uğraştığı için hakkında soruşturma başlatıldı ve sürgün edildi. CHP’den milletvekili olmasaydı başına neler gelecekti tahmin edin. Bu gidişatı siz normal bulur musunuz? Hangi aklı başında insan bu süreci normal olarak değerlendirebilir? Daha dün Eskişehir Emniyet Müdürü olan Hanifi Avcı, “Haliç’te Yaşayan Simonlar: Dün Devlet Bugün Cemaat" adlı bir kitap yazdığı için acilen tutuklandı. Hanefi Avcı, birden bire hangi suçlamayla tutuklandı biliyor musunuz? “Devrimci Karargâh Örgütü”ne yardım ve yataklıktan. Düşünün hayatını terörle ve örgütlerle mücadeleye harcamış bir polisi hangi suçlamayla yargılıyorlar. Buna çocuklar bile inanmaz. İşte Türkiye’nin içinde bulunduğu durumu…

Evet, kitapta Ergenekon operasyonunun içeriği ve amacı ayrıntılarıyla anlatılıyor. Bu konuda bildiğiniz gibi İşçi Partisi (İP) Genel Başkan Yardımcısı ve aynı zamanda Doğu Perinçek’in Ergenekon davalarında avukatlığını yapan Mehmet Cengiz ile (Şu anda Mehmet Cengiz’in Ergenekon davalarında avukatlık yapması yasaklandı) yaptığım bir söyleşi var. Vatan Gazetesi yazarı Mustafa Mutlu, kısa bir bölümünü almış ve okurlarıyla paylaşmıştı. Sayın Cengiz bu söyleşide Ergenekon operasyonlarının maskesini düşürüyor. Bu söyleşiyi bu anlamda önemsiyorum. Herkesin mutlaka okumasını isterim. Kitapta ayrıca; BOP’un amacı ve bu topraklar üzerindeki hedefi anlatılıyor. Mersinli gazeteci Ender Erdemil, Dersim’i anlatıyor, Anayasa değişikliğinin amaçları ve değişikliklerle gelinecek olan nokta belirtiliyor. Av. İzzet Uludağ ile yabancı vakıfları ele aldığımız bir söyleşi de var. Bu da Türkiye’nin nasıl ele geçirildiğini içeren söyleşidir. Önümüzü görmemiz açısından önemlidir. Uludağ ile ayrıca; Türban’ı, tarikatların nasıl ele alınması gerektiğini ve Doğu-Batı çatışmasını ele aldık. Güzel bir söyleşi oldu. Mesela 68’liler Birliği Vakfı’nın o tarihteki Genel Başkanı Gökalp Eren ile 2005 yılında yaptığım bir söyleşi var.  O söyleşinin içeriğinde; Deniz Gezmiş var, Saddam’ın devrilmesinden sonraki Irak var, APO ve Savcı Baki Tuğ ilişkisi var. Alt kimliğin kaşınmasının nedenleri var. İbretle okunması gereken bir söyleşidir.

Evet, okuyucu Gafletin Kıyısında kitabında sadece gafleti değil ihaneti de görecektir, tezgâhları ve entrikaları görecektir. Koskoca bir ülkenin, arkasında birçok imparatorluk geçmişi olan ve dünya tarihinin en önemli coğrafyasında kurulmuş Türk Devleti’nin yabancı devletlerin elinde nasıl oyuncak yapıldığını, nasıl kullanıldığını, nasıl kuklaya çevrildiğini görecektir. Ülkemizi ve milletimizi bu hale getirenler utansın. Unutmayın; 1919 yılında perişan bir halde iken işgale karşı nasıl direnmiş ve Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde nasıl kurtuluş savaşı vermişsek, zaferler kazanmışsak, devrimler yapmışsak, bu bizim genlerimizde var; yine kurtuluş savaşını verir, yine o devrimleri yaparız. O tarihlerde de basının içerisinde hainler vardı. Atatürk ve silah arkadaşları aleyhine yazılar yazanlar vardı. Bu dönemde de var. Hatta Ali Kemal denen o dönemin baş haini “Ben Türk değilim ki, beni Türk mahkemelerinde yargılayamazsınız” diye ifadeler vermiştir. Bugün onun yolunda olanları sıkıştırsanız böyle söyleyecek çoook adam bulursunuz. Kansızlık, vatansızlık, döneklik çok kolay bunlar için.

Kitapta söyleşileriniz, makaleleriniz ve haberleriniz var.. Bunların arasından sizi en çok etkileyen hangisi?

Ben bu söyleşileri bilerek ve planlayarak yaptım. Bu kitabı hazırlarken hangi söyleşinin hangi dosyaya gireceğini de seçerek belirledim. Dolayısıyla hiçbir söyleşimin ya da makalelerimin arasında fark görmüyorum. Hepsi aynı derecede ve etkide önemlidir.  

Kitabı yazmaya başladığınız ve baskı aşamasına kadar süreçte zorluklar yaşadınız mı?

Evet, ekonomik olarak bazı sıkıntılar yaşadım. Kitabımın basılabilmesi için Ziraat Bankası’ndan kredi çekmek zorunda kaldım. Hayatımda ilk defa kredi kullandım. O da bu kitap için oldu. 

Gafletin Kıyısında’da ulusal konularla birlikte yerel anlamda hangi konuları işlediniz?

Bu kitap biliyorsunuz 21 yıllık meslek hayatımın bir birikimi. Örneğin içerisinde 1996 yılında o dönemde Öğretim Görevlisi olan Dr. Mustafa Gündüz ile Uğur Mumcu cinayeti üzerine yapılan bir söyleşi var.

Togan yayınları tarafından çıkarılan kitapta ulusal anlamda; Ergenekon, Dersim, Anayasa, BOP ve Vakıflar, Güneydoğu, PKK ve Terör, Göç ve Alevilik, Kıbrıs gibi pek çok konuyu yakından izleyen aydınlarla yaptığım söyleşiler mevcut.

Yerel anlamda ise; Göç Mersin, Göç ve Kentsel Dönüşüm, Deprem ve Mersin, Çevre Sorunu ve ÇED, KROMSAN, STK’lar konuşuyor içerikli dosyalar geniş olarak işlendi.

Son olarak şunu söylemek istiyorum; Gafletin Kıyısında kitabının çıkmasında emeği geçen herkese buradan teşekkürlerimi sunuyorum. Özellikle bu süre içerisinde bana bir ağabey sıcaklığında yaklaşan Togan Yayınları’nın sahibi İsmail Arlı’ya ayrıca teşekkür etmek isterim.
 
29 Haziran 2012 Cuma 15:00
 
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
Son 24 Saat
Haberler RSS Beslemesi
 
Facebook messenger'de sohbet odaları başlıyorBu bilgisayar saniyede 93 trilyon işlem yapıyorGalaxy S7 dört farklı versiyonla geliyorLamborghini mi, Ferrari mi?Facebook'un karı %52 artışla 5,84 milyar dolarDengede durarak felç olma riskinizi ölçünSamsung Galaxy S6 ve Galaxy S6 Edge'yi tanıttıDünyanın en çok turist alan şehirleriAvşar Kızı, Ilıcalı'ya Fark AttıTelefonlarda 'keşke yazmasaydım' mesajları geri alınabiliyor2014 en sıcak yıl olduMicrosoft’tan Windows 10.. İlk yıl ücretsiz
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
 
Bumerang - Yazarkafe
 
 
Get our toolbar!
 
Gazete Manşetleri
 
 
Namaz Vakitleri
 
  • İmsak05:50
  • Güneş07:31
  • Öğlen12:42
  • İkindi15:17
  • Akşam17:33
  • Yatsı19:02
 
Anket
.
 
Lig Puan Durumu
 
Takımlar
O
G
B
M
P
1
Başakşehir
13
9
4
0
31
2
Beşiktaş
12
8
4
0
28
3
Fenerbahçe
12
7
3
2
24
4
Galatasaray
12
7
2
3
23
5
Bursaspor
12
6
3
3
21
6
Konyaspor
12
4
5
3
17
7
K.D.Ç. Karabük
12
5
2
5
17
8
Antalyaspor
13
4
4
5
16
9
Osmanlıspor FK
12
3
7
2
16
10
Gençlerbirliği
12
3
6
3
15
11
Alanyaspor
12
4
2
6
14
12
Akhisar Bld.
12
3
4
5
13
13
Trabzonspor
12
3
3
6
12
14
Kasımpaşa
12
3
3
6
12
15
Gaziantepspor
12
3
2
7
11
16
Ç. Rizespor
12
2
4
6
10
17
Kayserispor
12
2
3
7
9
18
Adanaspor
12
1
3
8
6
 
Şampiyonlar Ligi
 
UEFA Avrupa Ligi
 
Alt Lig
 
Tarihte Bugün
1818 - Illinois ABD'nin 21.ci eyaleti oldu.
1854 - Florence Nightingale Üsküdar'da.
1918 - I. Dünya Savaşı'ndan sonra Londra'da yapılan Müttefik Kongresi sona erdi; Almanya'nın savaş tazminatı ödemesine karar verildi.
1923 - Teşkilatı Esasiye Encümeni yeni anayasayı görüşmeye başladı.
1928 - Ekmek otuz para ucuzladı.
1934 - Dini kisvelerle ilgili yasaklar öngören "Bazı Kisvelerin Giyilemeyeceğine Dair Kanun" kabul edildi.
1942 - Zonguldak'ta bir maden ocağındaki kazada 63 işçi öldü.
1944 - Yunanistan'da komünistler ve kralcılar arasında Yunan İç Savaşı başladı.
1945 - İstanbul'da Tan Matbaası gericilerin saldırısıyla yıkıldı.
1956 - İngiltere ve Fransa, Süveyş'ten çekileceklerini açıkladılar.
1959 - Dr. Fazıl Küçük Kıbrıs Cumhurbaşkanı Yardımcısı oldu.
1967 - İlk kalp nakli ameliyatını, Güney Afrika'lı kalp cerrahı Dr. Christian Barnard, Cape Town'da yaptı; hasta 18 gün yaşayabildi.
1971 - Pakistan-Hindistan savaşı başladı.
1971 - Prof.Dr. Mümtaz Soysal 6 yıl 8 ay hapse mahkum edildi.
1979 - Fedai Dergisi sahibi, yazar Kemal Fedai Coşkuner İzmir'de öldürüldü.
1981 - Bülent Ecevit, dört aylık hapis cezasını çekmek üzere Ankara Merkez Kapalı Cezaevine konuldu.
1984 - Bhopal kazası: Union Carbide firmasının Hindistan'da Bhopal'de kurduğu böcek ilacı üreten fabrikadan yanlışlıkla 40 ton metil isosiyanat gazının sızması 18,000 kişinin ölümüne neden oldu.
1989 - Malta'da bir araya gelen ABD başkanı George Bush ve Sovyetler Birliği komünist partisi genel sekreteri Mikhail Gorbaçov, soğuk savaşın bittiğini resmen ilan ettiler.
1990 - TRT'nin Telegün adlı yayını başladı.
1999 - Bakanlar Kurulu, Bolu'ya bağlı Düzce ilçesinin il, Kaynaşlı ve Derince beldelerinin de Düzce'ye bağlı ilçe yapılmasına karar verdi.
2002 - BM silah denetçileri ilk kez, Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin'in saraylarından birine önceden haber vermeksizin girdiler.
2002 - Dünya Gıda Programı Afrika'da 38 milyon kişinin açlıkla karşı karşıya olduğunu açıkladı.
2003 - Türk-İş'in 19. Genel Kurulunda Genel Başkanlığa Salih Kılıç seçildi.
 
Arşiv
 
Süper Loto
01.12.2016 Tarihli Çekiliş Sonucu101823343650
 
On Numara
28.11.2016 Tarihli Çekiliş Sonucu03091114253336374045474851535459616465727880
 
Sayısal Loto
26.11.2016 Tarihli Çekiliş Sonucu052122262944
 
Şans Topu
30.11.2016 Tarihli Çekiliş Sonucu041011162601
 
 
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji