Mersin hinterlandı 2017 ilk çeyrek ekonomik rakamları açıklandı

Ana Sayfa » Gündem » Gezi Parkı ve Barış Süreci... Bedrettin Gündeş yazdı

Gezi Parkı ve Barış Süreci... Bedrettin Gündeş yazdı

Gündeş, “Sorunların ana kaynağı istenilen düzeyde bir demokrasinin olmayışıdır. Bu demokratik ortamın yaratılmasının koşulu ise, evet eksiksiz demokrasidir. Başka da yolu yok.”

 
 
Gezi Parkı ve Barış Süreci... Bedrettin Gündeş yazdı



Hiçbir şey insan değerinin üzerinde olamaz.

Bu söylem, insan değerinin, ufkun yarattığı bütün boşlukları doldurabilecek kadar geniş ve yaşamın özetidir.

İnsan onur, şeref, düzey, kaliteli bir yaşamın kolları arasında kendi olmak ister. Ancak, yaşam koşulları ve içinde bulunduğu coğrafya, idealize ettiği yaşamı bazen de çekilmez hale getirir.

Türkiye, son yıllarda yaşadığı olumlu havaya rağmen, kendi içinde yarattığı problemlerle hastalıklı, ürkek ve demokrasisini tam olgunlaştıramamış, barış ve kavgayı bir arada yaşayan konumuyla tüm dünyanın gündemine oturmuş durumda.

Türkiye, modern yaşamı kendine örnek alan, ancak bu modernite içinde, ne doğulu nede batılı olabilmiş ve her türlü problemi bünyesinde taşıyan ve kendi olamamanın sancılarını çekmektedir.

Bu kendi olamama karakteri, dış dayatmalarla birlikte insan onurunu, yaşamını, değerini de sarsıntıya uğratmakta ve yaşam çekilmez bir hal almaktadır.

Türkiye’de, tam ve eksiksiz bir demokrasinin geliştirilememesi nedeniyle, büyük acılar yaşanmaktadır. Bu acılar, işsizlikle, yoksullukla, şiddetle, hak gaspıyla, ötekileştirmeyle anlamsız bir sürecin içinde gittikçe ağırlaşmaktadır.

Milli gelirin düşüklüğü, eğitimsizlik, dayatmacı ulusalcılık, nemelazımcılık, statükocu anlayışlar ve toplumsal mutabakatın sağlanamaması,  problemlerin ağırlaşmasını da beraberinde getirmektedir.

Sonuçta, yaşanan olumsuzluklar giderilmedikçe hepimiz kaybediyoruz. İnsan değerinin ötelenmesi, anamız, bacımız, çocuklarımız ve hepimiz olmak üzere tüm toplumsal kesimler yaşanan acılardan payımızı almaktayız.

Ancak, kavga ve gürültünün nihai sonucu hep barış olmuştur, huzur olmuştur. Tarih bu yaşananlarla tekerrür etmektedir. Eninde sonunda varacağımız nokta barış ise, bu süreci uzatmanın hiçbir anlamı yoktur. Şiddetle hiçbir problemin çözüldüğü görülmemiştir, sadece acıları yaşatmaktan başka.

Türkiye’de son aylarda yaşanan gelişmeler, yeni bir kırılma noktası ve yeni süreçle birlikte çok şeyin değişeceğinin işaretlerini de vermektedir.

Ülkemizin en can alıcı problemlerinden biri de elbette, Kürt sorunudur. Bu konuda atılan adımların ve geliştirilen Çözüm Süreci gibi erdemli yaklaşımların, toplumun büyük kesimi tarafında kabul görmesi gelecek açısından umut vermektedir.

Toplum tarafından Yüzyılın cesaret projesi olarak ta tanımlanan Çözüm sürecinin yol aldığı bu aşamada, Gezi olayları yeni bir paradigmanın eşiğinde olduğumuzu da göstermiştir.

Bir taraftan acıların, kavgaların, kinlerin, yok saymaların, ana yüreğini yakan yitik canların ağırlığı ve bu tahribat sonrası geliştirilen Barış Süreci.

Öte yandan kendi yaşam alanına müdahale edilmesini istemeyen küçük burjuvazinin, doğa korumacılığıyla başlayan isyanı ve bu isyan üzerinde herkesin kendi beklentilerini gündemleştirdiği yeni bir süreç.

Toplum, Çözüm sürecinde 1. aşamanın tamamlanmasının ardından,  2. aşamanın bir an önce hayata geçirilmesini beklerken, Taksim ve birçok alanda yaşanan direnmelerin yarattığı belirsizlik tedirginlik yaratmaktadır.

Türkiye, çok dilli, çok kültürlü, farklı mezheplerin, ırkların, dinlerin ülkesi olmasına rağmen, yönetememe, anlayamama gibi yetmezliklerin sıkıntısını yaşamaktadır. Hükümetin, son yıllarda yarattığı olumlu havayı sürdürmek ve demokrasiyi daha da geliştirmek konusunda ağır davranmasının sancılarıdır Taksim olayları.

Alevi yurttaşların korkularını giderememenin, kapsayıcı olamamanın, tüm dünyada gıptayla bakılan mega projelerin adları konulurken birilerinin rencide olabileceğini düşünememenin, toplumun yaşam alanına müdahale etmenin sancılarıdır Gezi olayları.

Sözün kısası, sorunların ana kaynağı istenilen düzeyde bir demokrasinin olmayışıdır.

Bu demokrasi denen yaşam biçimini yasalar çerçevesinde geliştirecek tek merci ise, erki elinde bulunduran yönetenlerdir.   yönetmenin temel koşulu ise, uygulama alanında bütün toplum kesimlerini mutlu kılacak bir demokratik ortamın yaratılmasıdır.

Bu demokratik ortamın yaratılmasının koşulu ise, evet eksiksiz demokrasidir. Başka da yolu yok.

Gezi olayları bir dönüm noktasıdır. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Yönetenlerin dayatmacı, buyurgan tarzı eninde sonunda karşıtını yaratacak ve eninde sonunda yine herkes demokrasiye sarılacaktır.

Bu arada, gezi olayını kendi ilkel emellerine dönüştürmeye çalışan statükocu, ulusalcı, çıkarcı kesimlerinde bu toplum yapısına göre bir şey elde edebilecekleri de olası değildir.

Evet, gençlerin özgürlük istemleri, gençlerin sanal dünyayla buluşmaları hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını göstermektedir. Demokrasi, herkesin bir başkasının yaşam tarzına saygı duyarak kendini yaşaması ve ifade edebilmesidir. Demokrasi kurallar bütünüdür. Bu kurallar, eşitliği, özgürlüğü, huzuru, barışı, paylaşımı adalet ve hukuk ölçülerinde ayarlama ve yaşatma yasalarıdır.

Bu yasalarla,  demokratik anlayış ve uygulamaların toplumun tüm kesimlerini rahatlatacak, evrensel hukuk ölçüleri, insanca yaşama koşulları bağlamında geliştirerek yaşatılmasıdır.

İşte bu gelişmeler karşısında mutlaka toplumsal mutabakata ihtiyaç vardır. Birlikte yaşama ideallerini içselleştirmiş, evrensel bakış açısıyla problemleri akıl mantık ve bilim süzgecinden geçirerek ve insan değerini ön planda tutarak, sürece müdahale edecek bir yönetme tarzına ihtiyaç vardır.

Bu yönetme tarzını geliştirecek ve uygulayacak merci ise, iktidar olduğunu söyleyen hükümettir. Hükümet yöneten olarak buyurgan olmamalı, hükmetmemelidir. Hükümet adil, paylaşımcı, kapsayıcı, hoşgörülü ve tolere edici olmalıdır. Demokratik yönetimlerde kişisel gurur yoktur, toplumsal gurur vardır. Demokrasi geliştirildiğinde hiç kimsenin topluma ağır bedeller ödetme gibi bir güce sahip olması da beklenemez.

Farklılıkların kutsallarına, değerlerine saygı demokrasinin önceliğidir. Kutsallar ve değerler üzerinde siyaset yapmak, değerleri aşağılamak, yok saymak statükoculuk, gericilik, bozgunculuktur.

Zamanı çok iyi değerlendirmek gerek. Yaşanan acıların telafisi zor ve mümkün olmayabiliyor. İyi niyet ve önyargılardan arınmış bir bakış açısının çözemeyeceği hiçbir sorun olamaz. Genç insanların yaşamlarını yitirmesi bu derece ucuz olmamalı. İnsan değeri bu derece ayaklar altına alınmamalı.

Kavganın, şiddetin çözüm olmadığını savunan, birlikte barış ve huzurun herkesi mutlu edeceğine inanan, diyalogla her problemin çözümüne katkı sunabilen, ülkenin kalkınmasına, gelişmesine ve huzur içinde eşit koşullarda bir arada yaşamanın mümkün olabileceğine inanan insanlar bu ülkenin büyük çoğunluğudur.

Kişisel çıkar ve hırslarını toplumun beklentileri üzerinde siyasallaştırıp şiddeti ön plana çıkaran yağmacı guruplara da prim verilmemelidir. Demokrasiyi geliştirerek, insan hak ve özgürlüklerini teminat altına alarak, farklılıkları zenginlik olarak görerek prim verilmemelidir.

Çözüm Sürecinin kazasız yol aldığı bu aşamada, birden bire dış basın destekli ve başını ulusalcıların çektiği muhalefetin bu kararlılığı hayra alamet değildir. Barış sürecine sekte vurma girişimi olarak ta algılanmaktadır.

Bu bakış açısını sindirebilecek bir anlayış, insanlık suçu işlemektedir. Genç yiğit canların ölümleri üzerinde kendilerini yaşatma basiretsizliğidir. Doğayla barışık olmak isteyen, yaşam hakkına müdahale edilmesini reddeden, dünya insanı olmaya çalışan, farklılıklarıyla yaşamla bütünleşmek isteyen gençlerin sırtından geçinmek gibi bir anlayışın insani tarafı olamaz.

Zamanla başını örtene yasak, kendi dilini ve kültürünü yaşamak isteyenlere yasak getirerek, tek tip insan yaratma ideolojik saplantıları içinde kendini yaşatma anlayışı, karşıtını yarattı.

Bu dar ve statükocu anlayış, muhafazakar bir topluma karşı geliştirildi. Bu dar anlayış baskı ve şiddetle uygulanınca karşıtını büyüttü ve AK Parti’yi iktidara taşıdı.

Şimdi eski iktidarını tekrar geri almaya yönelik bir direnme ve toplumu etkileme girişimi ve çabası var. Hiç kimse bu hevesle gençlerin ve diğer toplum kesimleri üzerinden hesap yapmasın. Demokrat olmadan, demokrasiyi içselleştirmeden, toplumu anlamadan, hakkını ve hukukunu garanti altına almadan artık hiçbir yönetim tarzı başarılı olamaz. Dünya eski dünya değil artık. Bilişim çağı eski tek tip ideolojik anlayışları tarihin çöplüğüne attı bile.

Bilge insan ve direnme sanatının öncüsü Mahatma Gandi’yi Einstein şöyle anlatır;

“Hiçbir dış yönetim tarafından desteklenmemiş bir halk lideri... Başarısı kabiliyete veya teknik aletlerin gücüne dayanmayan, sadece kişiliğinin ikna gücünden doğan bir politikacı... Kuvvet kullanımını her zaman küçümsemiş olan zafer dolu bir savaşçı... Amaç ve şaşmaz kararlılık ile donanmış bilge ve alçakgönüllü insan... Bütün gücünü halkının yücelmesine ve geleceklerinin güzelleşmesine adamış bir kişi... Sadece insan olarak Avrupa’nın eziyetlerine karşı gelmiş ve her zaman zafer kazanmış birisi... Gelecek nesiller böyle bir kişinin yaşayıp, bu dünya üzerinden geçtiğine belki de inanmayacaklar…”

Mahatma Gandi’nin enteresan özelliklerinden birisi de, sözcüklerin değerini özümseyebilmek için haftada bir konuşmayıp “söz orucu” tutmasıdır.

Batı uygarlığı hakkında ne düşünüyorsunuz? Sorusuna verdiği cevap:
“Olsa iyi olurdu.”  Ve “Zayıf insanlar affedemezler. Affetmek güçlülere has bir özelliktir.” Der Mahatma Gandi.

King’in rüyası ise, yaşadığımız bu belirsizliklerin, ötekileştirmenin, yok saymanın, aşağılamanın anlamsızlığıdır.

Martin Luther King, “İş ve Özgürlük İçin Washington’a Yürüyüş” eylemi dolayısıyla 28 Ağustos 1963’te Lincoln Anıtı’nın önünde toplanan 250 bin kişiye (60 bini beyazdı), “Bir rüyam var” diye başlayan ünlü konuşmasında “Gün gelecek bu ulus ayağa kalkıp kendi inancını gerçek anlamıyla yaşayacak. Şunu kendinden menkul bir gerçek kabul ederiz ki, bütün insanlar eşit yaratılmıştır. Bir rüyam var. Gün gelecek, eski kölelerin evlatlarıyla eski köle sahiplerinin evlatları, Georgia’nın kızıl tepelerinde kardeşlik sofrasına birlikte oturacaklar. Bir rüyam var. Gün gelecek, Mississippi Eyaleti bile, adaletsizliğin ve baskıların sıcağıyla bunalıp çölleşmiş olan o eyalet bile, bir özgürlük ve adalet vahasına dönüşecek. Bir rüyam var. Gün gelecek dört küçük çocuğum derilerinin renklerine göre değil karakterlerine göre değerlendirilecekleri bir ülkede yaşayacaklar!” diye haykırdıktan iki yıl sonra siyahlar, siyasal haklarına kavuştular. 1964’te Nobel Barış Ödülü’nü alan King, 4 Nisan 1968’de Tennessee’de, otel odasının balkonunda vurularak öldürüldü ama mücadelesi aynı yöntemlerle sürdürüldü ve Obama’nın başkanlığa seçilebildiği ABD ortaya çıktı.

Bu günlerde doğan bebelerimiz, büyüdüklerinde ve geriye dönüp baktıklarında, bugünkü kavgalarımızın ne kadar ilkel, anlamsız olacağını görecek ve sadece bizlere acıyacak ve hayıflanacaklardır. Bizler ise, sadece mahcup olup, yaşanan acılara ortak olmanın sorumluluğu altında ezilip büzüleceğiz.

Ya da, Çözüm Süreciyle birlikte gerçek bir demokrasiyi halkla bütünleştiren bir yönetim anlayışının yaratıcıları minnetle, onurla, gururla anılacaklardır. Mahatma Gandi gibi, Martin Luther King gibi...

İnsan değerini ön planda tutan ve eşitlik, adalet, hukuk ilkeleri doğrultusunda kurallar bütününü sağlayan eksiksiz bir demokraside buluşmak dileğiyle...

BEDRETTİN GÜNDEŞ
 
29 Haziran 2013 Cumartesi 10:21
 
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
Güneş Doğarken İşçilerle Sabah MesaisindeTarih, doğa, deniz, güneş, müzik ve dans kansere karşı birleştiİçel Soroptimist Kulübü, 'Obezite ile Savaş' semineri düzenledi.Bisiklet durursa hayat dururTarsus Sev’in Robotik Takımı’na İki Ödül BirdenMobbing ve Hukuksal Boyutu Ele AlındıGüzel Konuşma ve Diksiyon
MTSO’ya teşekkür belgesiMenderes Gönüllü Evi, Mezitli'nin Filizleri ailesine katıldıMiniklerden Büyük Nağmeler Mezitli’de 26. Jakaranda koruluğu açıldı Çalgı Çengi’nin Ünlü Oyuncuları Forum Mersin’de Hayranlarıyla Buluşuyor
 
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
 
 
Get our toolbar!
 
Gazete Manşetleri
 
Namaz Vakitleri
 
  • İmsak03:21
  • Güneş05:19
  • Öğlen12:49
  • İkindi16:40
  • Akşam19:59
  • Yatsı21:42
 
Bumerang - Yazarkafe
 
Anket
.
 
İddaa
 
Lig Puan Durumu
 
Takımlar
O
G
B
M
P
1
Beşiktaş
32
21
8
3
71
2
Başakşehir
32
19
10
3
67
3
Fenerbahçe
32
17
9
6
60
4
Galatasaray
32
18
4
10
58
5
Antalyaspor
32
15
7
10
52
6
Trabzonspor
32
14
8
10
50
7
Akhisar Bld.
32
13
6
13
45
8
Kasımpaşa
32
12
7
13
43
9
Konyaspor
32
11
10
11
43
10
Gençlerbirliği
32
10
10
12
40
11
Alanyaspor
32
12
4
16
40
12
K.D.Ç. Karabük
32
11
6
15
39
13
Osmanlıspor FK
32
9
11
12
38
14
Kayserispor
32
10
7
15
37
15
Bursaspor
32
10
5
17
35
16
Ç. Rizespor
32
8
6
18
30
17
Gaziantepspor
32
7
5
20
26
18
Adanaspor
32
6
7
19
25
 
Şampiyonlar Ligi
 
UEFA Avrupa Ligi
 
Alt Lig
 
 
Tarihte Bugün
1703 - Rus Çarı I. Petro, Sankt Petersburg şehrini kurdu.(Şehir Rus İç Savaşı sırasında Petrograd, SSCB döneminde de Leningrad olarak adlandırılıyordu)
1907 - San Francisco, California'da veba salgını başgösterdi.
1935 - Hafta tatili Cuma'dan Pazar'a alındı.
1941 - Alman zırhlısı Bismarck, İngiliz donanması tarafından batırıldı.
1944 - Latin harfleri ile ilk Cumhuriyet altını basıldı.
1953 - Paris'te Belçika, Fransa, İtalya, Lüksemburg, Hollanda ve Federal Almanya arasında Avrupa Savunma Birliği Antlaşması imzalandı.
1956 - İstanbul'da yapılan Dünya Güreş Şampiyonası'nda Türkiye Milli Güreş Takımı, serbestte altı birincilikle dünya şampiyonu oldu.
1958 - Amerikan F-4 Phantom II çok amaçlı avcı-bombardıman uçağı ilk uçuşunu yaptı.
1961 - Anayasa, Kurucu Meclis'te oylamaya katılan 262 üyeden 260'ının oyuyla kabul edildi.
1962 - Çekmece Nükleer Araştırma Merkezi açıldı.
1964 - Hindistan Başbakanı Cavaharlal Nehru 75 yaşında öldü.
1980 - Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkan Yardımcısı Gün Sazak, Ankara'da uğradığı bir suikast sonucu vefat etti.
1985 - Papa suikastı davasında Mehmet Ali Ağca, "Ben Hazreti İsa'yım, Tanrı'nın oğluyum" dedi.
1986 - Tütün tekelini kaldıran yasa onaylandı.
1992 - Iğdır ve Ardahan il oldu.
1993 - PKK, 33 silahsız askerimizi pusuya düşürerek öldürdü.
1994 - ABD'de 20 yıldır sürgünde bulunan Sovyet yazar Aleksandr Soljenitsin ülkesine döndü.
1999 - Birleşmiş Milletler Savaş Suçluları Mahkemesi, Yugoslavya Devlet Başkanı Slobodan Miloseviç'i Kosova'daki vahşetin sorumlusu olmakla ve etnik Arnavutlara karşı soykırım yapmakla suçladı.
2001 - 53 ülke Afrika Birliği'ni kurdu.
2007 - Mehmet Ağar Genel Başkanlığındaki DYP eski Demokrat Parti'nin adını aldı.
 
 
Arşiv
 
Süper Loto
25.05.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu010313162345
 
On Numara
22.05.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu02030809101314192125303241475053546466737879
 
Sayısal Loto
20.05.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu091128293337
 
Şans Topu
24.05.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu222628293412
 
 
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji