Özdemir,'İhracat Yarışında Mersin 20 Yıldır Geriliyor'

Ana Sayfa » Kültür & Sanat » ....içinden ZEKİ ALASYA geçen yıllar....Faruk Karaçay'ın kaleminden

....içinden ZEKİ ALASYA geçen yıllar....Faruk Karaçay'ın kaleminden

Hayatımın 40 yılında, önce hayran olduğum adamdın, sonra arkadaşım oldun, ustam oldun. O yazlık sinemada kötü Vandal kralı olarak izlediğim adamdan, iyi insanlığın ne demek olduğunu öğrendim... Böyle anlatıyordu Faruk Karaçay Zeki Alasya ile geçen yıllarını.

 
 
....içinden ZEKİ ALASYA geçen yıllar....Faruk Karaçay'ın kaleminden

Faruk Karaçay Mersinli ve ünlü oyuncu, yönetmen Zeki Alasya'nın da asistanı...Karaçay, bakın nasıl anlatıyor  ZEKİ ALASYA ile geçen yılları kaleme aldı....

Çocukluğumdan hatırladığım en önemli şeyler arasında yazlık sinemalar var. 

10 yaşındayım. Gölcük’teki evimizin balkonundan uzanarak, yanımızdaki yazlık sinemanın perdesini birazcık görebiliyorduk. Daha çok, dinleyebildiğimiz bir konumdaydık diyebilirim. Eve daha televizyon girmediği için, yazları her gece balkonda oturuyor, filmleri dinliyorduk. Bu yetmiyordu bazen, uzanıp da perdeyi kıyısından gördüğüm anlarda çok mutlu oluyordum. Her zaman evin balkonundan dinlemezdik, o yazlık sinemaya gidip tahta sandalyesine oturduğumuz da olurdu. Ev sinemaya yakın olduğu için tek başına gitme iznim vardı. Çok sevdiğim için sinemada oynayan hiçbir “Tarkan” filmini kaçırmadım. Bunlardan biri “Tarkan Altın Madalyon”du. (Yalvara yakara elde ettiğim o filmin afişini yıllarca sakladım.) İşte ilk kez o filmde gördüm Zeki Ağabey’i. Kötü adamı oynuyordu. Doğu Vandal kralı olarak beyazperdede karşımdaydı. Filmin sonunda Tarkan onu alt edince ne sevinmiştim! 

Sonra “Köyden İndim Şehire” filminde altınları bir türlü sayamayan saf adam olarak çıktı karşıma. Derken evimize televizyon geldi. İstiklal Marşı ile açılışından, İstiklal Marşı ile kapanışına kadar gözümü ayırmadan izlerdim. Beyazperdede gördüğüm oyuncular artık evimize misafir oluyorlardı. Bazen Uğur Dündar’ın “İşte Hayat” programındaki skeçlerde, genellikle de “Televizyonda Sinema” kuşağındaki filmlerde izliyordum Zeki Ağabey’i.


Babam emekli olunca Mersin’e taşındık. Televizyon neredeyse her eve girmişti ama yazlık sinemalar da varlığını sürdürüyordu hayatımızda. Fırsatını buldukça oralarda film izlemeye devam ediyordum. 1977 yılı yapımı, bir Zeki-Metin filmi olan “Aslan Bacanak”, yeni taşındığı mahallede sert ağabeyin güzel kız kardeşine âşık olan saf adamın, kızla buluşmak için yaşadığı komik durumların hikâyesini anlatıyordu. Senaryosunu Umur Bugay’ın yazdığı bu filmin önemli tarafı, Zeki Alasya’nın yönettiği ilk filmi olmasıdır. Bunun altını çizmemin bir anlamı var.



  Televizyonun sinemayı yendiği zamanlar….

 Televizyon, hayatımızı kaplamaya başlamıştı, ne yayınlanırsa izliyorduk. Artık sinemaya gitmek nadiren yapılan bir etkinlik olmuştu. Eğlence programları, televizyonda sinema ve yabancı diziler... “Dallas”ın kötü adamı JR’dan nefret ediyorduk topluca. Ama bir gün JR’dan daha kötü bir adam çıktı ekrana. Darbe olmuştu ve Orgeneral Kenan Evren, ülkenin dengesinin nasıl bozulacağının, sayısız canın nasıl yiteceğinin hikâyesini anlatmaya başlamıştı. Amerikalı senaristlerin yazdığı başka bir diziydi bu...
Lisede okuduğum yıllar, Mersin’de bir amatör tiyatro topluluğuna katıldım. Turneye gelen hemen her tiyatro oyununu izlemeye çalışıyorduk. Ama her oyuna gidemiyorduk tabii, dönem müzikal oyunların revaçta olduğu dönemdi ve o oyunların bilet parası boyumuzu aşıyordu. Bu müzikallerin sahnelendiği açık hava tiyatrosunun yakınında yerimizi alıyor ve izleyemediğimiz oyunları dinliyorduk, evimizin balkonundan filmlere yaptığımız gibi. Kadrosunda Ajda Pekkan’ın olduğu bir “büyük kabare” oyunuyla turneye geldiklerinde, ilk kez uzaktan gördüm hayranlıkla izlediğim filmlerin oyuncusu Zeki Alasya’yı…


Yazlık sinemalar yıkılmaya, televizyon renklenmeye başladığı zamanlarda, videoyla tanıştık. Kahvehanelerde ve çay bahçelerinde video filmleri izleniyordu. Ve bilete para yetiremediğimizden izleyemediğimiz o müzikalleri, oyunları videolardan takip ediyorduk. “Beyoğlu Beyoğlu”, “Yasaklar”, “Deliler”, “Reklamlar” gibi oyunların videosunu izlemek yetmiyordu, kasetlerden dinliyorduk. O da yetmiyordu, kelime kelime ezberliyorduk…
Bir gün Ankara Halk Tiyatrosu’nda oyuncu olan liseden arkadaşım Ekrem, İstanbul turnesine gittiklerinde Devekuşu Kabare oyunu izlediklerini ve oyun sonrası kuliste Zeki-Metin’le tanıştıklarını anlattı. “Vay be, tanıştınız mı gerçekten” deyiverdim. Rüya gibiydi benim için.
 90’lı yıllar... Yazlık sinemalar yok artık. Televizyon renklilikten çok renkliliğe geçiyor, Star 1’le başlayan furyada, özel televizyonlar art arda kuruluyor. Sinema öğrencisiyiz ya, iş imkânları çoğaldığı için ne çok seviniyoruz! Zeki Alasya ve Metin Akpınar’ı , ilk kez sahnede, Devekuşu Kabare tiyatrosunun son oyununda izliyorum. Kandemir Konduk’un yazdığı “Şuna Buna Dokunduk” oyunu, Elmadağ’daki kendi salonlarında kalabalık bir seyirci topluluğuna sergileniyor. Yıl 1992. Evet, izlediğim ilk oyun, Devekuşu Kabare tiyatrosunun son oyunu, çünkü kurulmasına sevindiğimiz özel televizyonlardan biri, yani ilki, tiyatro salonunun benzin istasyonunun çok yakınında olduğunu ve tehlikeli bir konumda bulunduğunu belirten bir haber yapıyor. İşte o haber, Devekuşu Kabare tiyatrosunun sonu oluyor. O kadar üzülüyorum ki… Türk tiyatrosunun en önemli yapı taşlarından olan bir tiyatro, perdesini açılmamak üzere kapatıyor. Tek tesellim, son oyun da olsa, videodan değil sahneden izlemiş olmam, o hayran olduğum oyuncuları.


Zeki-Metin, kabareyi televizyona taşıyorlar, aynı yıl kurulan bir diğer kanal Show TV’de “Zeki-Metin’ce” başlıyor. Bize yine ekrandan izlemek düşüyor onları. O sıralar, Limon (Leman) dergisinde çalışıyorum, bir yandan da okul devam ediyor. Bir gün Beyoğlu Cafe’de Ali’yi bekliyorum. Ali, o dönem “Zeki-Metin’ce”de hem oynuyor hem de skeçlerini yazıyor. Program, yazabilen herkesin katkısına açık, o haftanın konusu belirleniyor ve yazdığın çekilirse dakika hesabı para kazanıyorsun. O güne kadar karikatür esprisi buluyordum, o gün bulduğum bir konuyu yazıverdim. O yazdığım ilk skeç, “Zeki-Metin’ce” programında yayınlandı. O heyecanımı buradan anlatmaya kalkarsam iyice saçmalarım! Benim için çok anlamlıydı, çünkü İstanbul’a geldiğimden bu yana ilk kez bu kadar kısa sürede bu kadar çok para kazanmıştım. Daha önemlisi, yazdığım skeç hayran olduğum oyuncular tarafından oynanmıştı. “Vay be, tanıştınız mı gerçekten” dediğim insanlarla aynı işte çalışma durumuna gelmiştim. Bu kadarını hayal edemezdim gerçekten. Dahası da var. Bir gün ajansta Zeki Ağabey’le sohbet ederken, “skeçlerde biz de oynayabilir miyiz?” diye sorduk Hüsnü’yle, çekine çekine. Gülümsedi ve “çok sevinirim çocuklar” dedi. 

18 yıl önce yazlık sinema perdesinde gördüğüm adamla aynı masada oturuyor, programına skeç yazıyor ve onun yönettiği skeçlerde ufak tefek rollerde oynuyordum. Ona niye hayran olduğumu da, tanıdığım her gün daha iyi anlamaya başladım. O kadar çok meziyeti vardı ki. Oyuncuydu, yönetmendi, yazardı, çizerdi, terziydi, marangozdu. Ama hepsinden öte çok iyi insandı. Heyecandan yanında konuşamadığın adam, seninle çok kolay arkadaş oluyordu. Hani, tanıdıkça seversin derler ya, Zeki Ağabey için tanıdıkça hayran olursun demek çok daha doğru. 

 

Parayla hiç işi olmadı. Biri istesin, cebindeki son kuruşu tereddütsüz verirdi.

 2000 yılına kadar ara ara haberleştiğimiz dönemler oldu. “Balıklama” diye bir restoran açtı ama çok uzun sürmedi o macerası. Benim de işsizlik dönemlerimdi, bir kabare oyun yazmıştım. Okuması için götürdüm restorana. “Okur musun abi?” dedim. “Tabii okurum oğlum” dedi. Üç gün sonra tekrar gittim, belki okumadıysa da göz atmıştır diye. Restoranın girişinde karşılaştık, beni görür görmez. “aferin lan” dedi. Öyle kalakaldım. “ Güzel yazmışsın, üzerinde çalışalım...” Çalıştık, ama olmadı, “Güle Güle” filminin çekimlerine gitti. Sonra restoran kapandı. Patronu olduğu son işti o.


Kara Çarşamba olarak bilinen o 2001 ekonomik krizinden sonra, “Dedem Gofret ve Ben” dizisiyle yeni bir döneme başladı. Bu benim için de yeni bir dönemdi. Onun torpiliyle diziye oyuncu olarak girdim. Sonra beraber yazdığımız “Adada Bir Sonbahar” adlı televizyon filminde çalıştık. Yine bir televizyon filmi olan “Her Şey Oğlum İçin”de asistanı oldum. 2007 yılında çekilen “Öteki Türkiye’de Bir Cumhurbaşkanı” filmine kadar aralıksız birlikte çalıştık. Bu benim ona yaptığım asistanlığın sonu, onun da çektiği son film oldu.
 Her çalıştığımız işte, etrafındaki insanlara iş yaratmak için çabalardı. Eğer boşta bir oyuncu tanıdığı varsa, ona rol çıkarmaya çalışırdı. Bazen kızardı ama kıyamazdı, sorumluluğu alır, hatayı kendi kapatırdı. Hani yönetmeni evden alır sete götürürler ya, o asistanı olan beni evden alır sete götürürdü. “Ağabey ben giderim” derdim, ama “saçmalama oğlum, yolumun üstü” diyerek haşlardı beni. Bunları yazarken hâlâ inanamıyorum, nasıl bu kadar iyi bir insan olunabileceğine. Hele o sete giderken anlattığı hikâyeler... “Hababam Sınıfı”nın onun gayreti sonucunda Ulvi Uraz Tiyatrosu’nda oynanma sürecini mi, en iyi 12 Eylül filmlerinden biri olarak kabul edilen “Dikenli Yol”un çekilme macerasını mı, yoksa, yönetmenlik yaptığı ilk filmi çekerken yaşadığı heyecanı, seti bırakıp gitme isteğini mi, hangisini anlatmalı? Kitaplara sığmaz hikâyeler bıraktı ardında...


 İlk yönetmenlik yaptığı filmin, Umur Bugay’ın senaryosunu yazdığı bir Zeki-Metin filmi olan “Aslan Bacanak” olduğunu söylemiştim ya, altını çizerek. Son Zeki-Metin filmi olan ve senaryosunu yine Umur Bugay’ın yazdığı “Rus Gelin”in yönetmeni de Zeki Alasya’ydı. Ben o filmde yönetmen yardımcısıydım ve benim o kamera arkasında çalıştığım ilk sinema filmiydi. 

18 Nisan doğum günüydü. Kutlamak için aradığımda hastanede olduğunu öğrendim. Sesi tatsız geliyordu. Ziyaretine gittim. İki saat kadar sohbet ettik, yorgun ve bitkindi. İşlerden güçlerden konuştuk. Ona son yazdığım senaryodan bahsettim, “okur musun?” dedim yine. Yine “tabii okurum oğlum” dedi. Okuduktan sonra konuşacaktık üzerinde. O an bahsetmedim, ama bir yönetmen yardımcısının hikâyesini anlatıyordu yazdığım senaryo. Ve senaryodaki yönetmen karakterinin adını Zeki koymuştum. Okuyabildi mi bilmiyorum. Sonra konuşabilseydik eğer, “filmi çekebilirsem bu rolü oynar mısın?” diye soracaktım. Çünkü o yaptığı işlerden en çok yönetmenliği sevdi, rolünü de severdi belki... Hayatımın 40 yılında, önce hayran olduğum adamdın, sonra arkadaşım oldun, ustam oldun. O yazlık sinemada kötü Vandal kralı olarak izlediğim adamdan, iyi insanlığın ne demek olduğunu öğrendim. Ben seni yine izlemeye devam edeceğim Zeki Ağabey, biliyorum artık, bazı insanlar ölmez!

Faruk Karaçay

 
29 Mayıs 2015 Cuma 12:10
 
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
Son 24 Saat
Haberler RSS Beslemesi
 
Facebook messenger'de sohbet odaları başlıyorBu bilgisayar saniyede 93 trilyon işlem yapıyorGalaxy S7 dört farklı versiyonla geliyorLamborghini mi, Ferrari mi?Facebook'un karı %52 artışla 5,84 milyar dolarDengede durarak felç olma riskinizi ölçünSamsung Galaxy S6 ve Galaxy S6 Edge'yi tanıttıDünyanın en çok turist alan şehirleriAvşar Kızı, Ilıcalı'ya Fark AttıTelefonlarda 'keşke yazmasaydım' mesajları geri alınabiliyor2014 en sıcak yıl olduMicrosoft’tan Windows 10.. İlk yıl ücretsiz
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
 
Bumerang - Yazarkafe
 
 
Get our toolbar!
 
Gazete Manşetleri
 
 
Namaz Vakitleri
 
  • İmsak05:54
  • Güneş07:35
  • Öğlen12:44
  • İkindi15:17
  • Akşam17:33
  • Yatsı19:03
 
Anket
.
 
Lig Puan Durumu
 
Takımlar
O
G
B
M
P
1
Başakşehir
13
9
4
0
31
2
Beşiktaş
13
8
5
0
29
3
Galatasaray
13
8
2
3
26
4
Fenerbahçe
13
7
4
2
25
5
Bursaspor
13
7
3
3
24
6
Konyaspor
13
5
5
3
20
7
Osmanlıspor FK
13
4
7
2
19
8
Gençlerbirliği
13
4
6
3
18
9
K.D.Ç. Karabük
13
5
2
6
17
10
Akhisar Bld.
13
4
4
5
16
11
Antalyaspor
13
4
4
5
16
12
Trabzonspor
13
4
3
6
15
13
Alanyaspor
13
4
2
7
14
14
Kasımpaşa
13
3
3
7
12
15
Gaziantepspor
13
3
2
8
11
16
Ç. Rizespor
13
2
4
7
10
17
Kayserispor
13
2
3
8
9
18
Adanaspor
13
1
3
9
6
 
Şampiyonlar Ligi
 
UEFA Avrupa Ligi
 
Alt Lig
 
Tarihte Bugün
1808 - Napolyon Bonaparte komutasındaki Fransız ordusu Madrid'e girdi.
1863 - Santiago (Şili)'de bulunan Iglesia de la Compañía kilisesi çıkan bir yangın sonucu tamamen yandı: 2000'den fazla kişi öldü. Yangın sonrasında buraya bir anıt dikildi.
1868 - İlk ışıklı trafik lambaları Londra'da kullanılmaya başlandı.
1869 - Birinci Vatikan Konsili açıldı.
1886 - ABD'de Samuel Gompers başkanlığında Amerikan Emek Federasyonu kuruldu.
1936 - Nikaragua'da Anastasio Somoza cumhurbaşkanı seçildi.
1941 - Pearl Harbor Saldırısından bir gün sonra ABD Kongresi Japonya'ya savaş ilan etti ve II. Dünya Savaşı'na resmen girmiş oldu.
1942 - Vatan gazetesi, Hitler ve Mihver devletleri aleyhtarı yazılar nedeniyle kapatıldı.
1948 - Birleşmiş Milletler, Güney Kore'nin tanınmasını onayladı.
1953 - Türkiye futbolda İspanya'yı eledi; Dünya Futbol Şampiyonası'na katılmaya hak kazandı.
1953 - DSİ (Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü) kuruldu.
1962 - Avrupa Birliği üyesi ülkeler arasında "Karşılıklı Sağlık Yardımı Anlaşması" imzalandı. Türkiye'nin de katıldığı anlaşmaya göre, kendi ülkesinde tedavisi mümkün olmayan hastaların bakımı, bu imkânlara sahip ülkelerde yapılacak.
1966 - Dünyanın ilk "işçi şirketi" olduğu söylenen Türksan kuruldu. Şirketin kuruluş amacının yurtdışında çalışan Türkiyeli işçilerin tasarruflarını "değerlendirmek" olduğu açıklandı.
1968 - Tokyo Uluslararası Maratonu'nda İsmail Akçay dördüncü oldu.
1972 - Doğan Koloğlu 7,5 yıl hapse mahkum oldu.
1973 - Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk yazar Çetin Altan'ın cezasını affetti. Ancak Altan'ın 2 yıllık cezası af kapsamı dışında kaldı.
1980 - John Lennon vurularak öldürüldü.
1985 - Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu, kısaltması KESK olan memur sendikaları konfederasyonu kuruldu.
1987 - Ömer Kavur'un yönettiği Anayurt Oteli 9. Nantes 3 Kısa Film Şenliği'nde büyük ödülü aldı.
1987 - İsrail işgali altındaki topraklarda yaşayan Filistinliler, intifada haraketini başlattı.
1987 - ABD Başkanı Ronald Reagan ve SSCB lideri Mihail Gorbaçov, orta menzilli nükleer füzelerin karşılıklı imhası için antlaşma imzaladı.
1991 - Boris Yeltsin ile Ukrayna ve Beyaz Rusya cumhuriyetlerinin devlet başkanları Bağımsız Devletler Topluluğu'nun (BDT) kuruluşunu ilan ettiler.
1992 - TBMM, Somali'ye asker gönderilmesini kararlaştırdı.
1993 - Sabancı Center açıldı.
1995 - Eralp Akkoyunlu 1987 yılında çıktığı dünya seyahatini tamamlayarak bunu gerçekleştiren 5. Türk oldu. 6 yıl 7 ay süren bu yolculukta Akkoyunlu, 302 gün seyir yaparak dünyayı dolaştı.
1996 - PKK, rehin tuttuğu 6 askeri, Kuzey Irak'taki Zap kampında Refah Partisi Van Milletvekili Fethullah Erbaş, İnsan Hakları Derneği Genel Başkanı Akın Birdal ve Mazlum-Der İzmir Şube Başkanı Halit Çelik'e teslim etti.
2003 - Erdoğan Teziç, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından YÖK Başkanlığına atandı.
2004 - Ohio eyaletindeki Damageplan konserinde Dimebag Darrell (Darrell Lance Abbott), Nathan Gale adlı bir çılgın tarafından sahnede vuruldu.
2007 - Küresel Isınmaya Hayır Mitingi
 
Arşiv
 
Süper Loto
01.12.2016 Tarihli Çekiliş Sonucu101823343650
 
On Numara
05.12.2016 Tarihli Çekiliş Sonucu06071115171923242931323440435154596166737677
 
Sayısal Loto
03.12.2016 Tarihli Çekiliş Sonucu242636434446
 
Şans Topu
07.12.2016 Tarihli Çekiliş Sonucu061017243004
 
 
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji