Mersin hinterlandı 2017 ilk çeyrek ekonomik rakamları açıklandı

Ana Sayfa » Gündem » İlyas Halil' in Mersin' ini solumak... -2.. Abdullah Ayan yazdı

İlyas Halil' in Mersin' ini solumak... -2.. Abdullah Ayan yazdı

İlyas Halil ile Halkevi' nin yapıldığı yılları yeniden yaşamak, Boyacı Ramazan ile Mersin'in bilinmeyen yıllarında, yollarında dolaşmak

 
 
İlyas Halil' in Mersin' ini solumak... -2.. Abdullah Ayan yazdı
Hüzün yüklü bulutlar gibi yakın, uzak yürüyoruz, çıplak Cumhuriyet meydanında imkânsız gölgeyi arıyoruz...

"Gel bak adını verdiğimiz Kilisenin yanındaki sokağa yürüyelim birlikte ama bana anlat Boyacı Ramazan' ı, Halkevi yapılmadan önce yanan şu çardakların hikâyesini"

Onun tek söz etmesine gerek kalmıyor.

Ramazan sanki canlanmış, gelip oturuyor aramıza...

Bazen 17 yaşındaki İlyas, bazen1946'ların ezilmiş Ramazan' ı birbirlerini tamamlayıp anlatıyorlar, unutulmaması, nesilden nesile aktarılması gereken o hüzünlü hikâyeyi...

Bedri Rahmi dile gelmiş; "Sene 1946 mevsim sonbahar" diye başlayan "Sitem" deki dizelerle yürek dağlıyor...

Ramazan başlıyor anlatmaya:

"Bir aksam uyandım. Tanrı mahallemizi ateşe vermiş. Varım yoğum çardağım gözümün önünde kül oluyordu.

Ellerimi havaya kaldırdım. “Tanrı efendi “dedim “Toprağımızı istiyorsan bunun kolayı vardı ey Ulu Baba. Çukurovayı biraz daha büyük yaratabilirdin. Hadi vakit bulamadın diyelim. Çingeneleri kanatlı yapsaydın ya. Kuş olur ağaçlara yuva yapardık. Arsaya bahçeye ihtiyacımız olmazdı. Ulu baba dediğimi hoş gör ama şimdi ne kuşuz ne de adama benziyoruz.

Sonra gün be gün sıkıntılarımız arttı.  Ekmek şeker karneye bağlandı. Vali Bey halkın savaşı unutmasını istiyordu. Yangının ertesi belediye görevlileri geldi. Yanan yerleri süpürdüler, temizlediler. Halkın mutlu olması için aynı yerde çiçek parkı yapacaklarını söylediler. Belediye Bandosu marşlar çaldı. Arsamıza çiçek ektiler, ağaç diktiler. Kent çiçek kokacak çiçeklerle süslenecek dediler.

Çardaklarımız gidince her doğan gün dik bir tepeye döndü. Açlığı öğrenmeğe başladım. Pabuç boyatanlar sırra kadem bastı. Ekmek parası için Güllü fellah düğünlerinde şarkı söylemeğe dans etmeğe gidiyordu.

Bir yıl sonra talih yüzümüze güldü. Çiçek Parkını söktüler. Yerine halkevi yapılacak dediler. Vali bey bu projeyle fakirlere, işsizlere iş sağlamak istediğini söylüyordu"

O acıları yaşayan Ramazan' mı, hikâyeye döken İlyas Halil' mi dinlediğim, anlamam mümkün değil. Her şey birbirine karışıyor... Zaman, mekânın ortadan kalktığı olağanüstü bir akşamüstü bu...

Kulaklarımda yankılanmaya devam ediyor aşina olduğum hikâye:

" Yapının bitmesine yakın Güllü hastalanmış yatağa düşmüştü. Halsizdi. Evlere çamaşıra gidemiyordu. .

Bir sabah uyandım. Güllü  'Ramazan Sevgilim' dedi. 'Yarın Belediyeye uğra Başkandan vatanına fedakârlık yapmış vatandaşa yaraşır bir iş iste'

"...'Belediyede sokak süpürgecisi olman yeter' Elimi tutmuş 'Ramazan' demişti;

- 'Ziya Paşada ayak ayak üstüne atıp, elinde sigara Kahveciye 'oğul bana bir kallavi getir' diyeceğin günü özlüyorum"

Birden hıçkırıklar çınlıyor kulaklarımda. İlyas Halil, Ramazan' ın ağıtıyla yürek kanatmakta:

"Güllüm gitti. Elim ayağım elim tutmaz oldu. Oğlum Cuma olmasa sokağa atılmış boş sigara kutusu olmuştum.

Güllü son günlerindeydi. Hasta yatağında bana  “Ramazan çok mutluyum” demişti. “ Güllü kışın elini ısıttığı akşamdan akşama karnını doyurduğu ekmeği her gün Halkevine hibe ettiğini Mersinin bilmesini isterim. Bu güzel yapıda yaşayacağım. Ramazan özlediğin gün beni Halkevinde bulursun“

Nemli gözlerle, dalıp giden aziz ağabeyi teselli etme umuduyla omuzuna dokunuyorum. Duymuyor beni, soluksuz anlatmaya devam ediyor:

"Yıl 1947...

İki yıldır gazeteler, uzun bir savaştan çıktığımızı yazıyordu.  Halk hani hani inanmış. Gülmeğe yeni alışıyordu.  Parkta çiçekler korkusuz koku veriyor, kelebeklerin kanatlarında yeniden renkler havada uçuyordu.

Uzun yıllar kokudan yoksun kalmıştık.  Karanfiller, petunyalar savaş yıllarında nerede olduğumuzu düşmandan gizlemek için kokularını yok etmişlerdi.

O akşam. Aşk loş. Çiçekler yeniden çiçek. Kuzeyden renkleriyle kokuları ile akın akın üstümüze geliyor. İki öğrenci. Gözlerimiz birbirine dalmış,  yaşımızı tadıyorduk.

On yedi yaşında delikanlı. Sarhoşluk sandığım şaşkınlık.  Çiçekler henüz sulanmış.

Liseli kızla henüz ıslanmış, yağmur sonrası topraktım.  Toprak kokuyordum.

*

Halkevinin önü kalabalık. Devlet memurları, Belediye görevlileri akın akın geliyordu. O gece tiyatronun döner sahnesinde Puccini`nin Madame Butterfly operası oynuyordu.

Tiyatro kapısının önünde tanıdığım bir çehre. Yıllar önce tanıdığım boyacı Ramazana benziyordu. Elinde bir sepet ebegümeci. Vazo süsler gibi yeşil otu demetlemiş. Halkevinin girişine yerleştiriyordu.

Baktım, Ramazan' dı. Yağmurlu havalarda Ziyapaşa kahvesinin kapısında ayakkabı boyardı. Güneşli günlerde Ramazanın ıslandığı yerde, başka boyacılar otururdu.  Pabuç sihirbazı idi. Küçük ellerinde iki büyük fırça, eski pabucu yeni yapardı.

Merhaba Ramazan usta dedim. Ebegümeci sepeti ile ne yapıyorsun? . Tanımadı.

Babamın adını söyledim. Gülümsedi. 'Eczanede çıraktın değil mi?'

‘Evet”  dedim.

'Delikanlı olmuşsun be'

...

'Ramazan usta, sorumu hoş gör Güllü eşin miydi?'

“Evet” dedi “Çardaklarımızda mutlu yaşadığımız yıllardı. Kışın çinko damımızda yağmur dinler yazın açık pencereden deniz dolardı.   Dedem hamal Recep, bir gün beni karşısına aldı. “Ramazan torun”  dedi  “Ramazan olmak kolay değil. Yaşam boyu yalnız iki gün için mutlu olacaksın.  İlk mutluluğu on beş on altı yaşında tadacaksın. Karşına kendi yaşında bir çingene kız çıkacak.. Tanrının sana uygun bir kız yarattığını öğrenirsin. İlk mutlu gün budur. Ne o anı ne de o kızı unutabilirsin."

...

Güllünün neden hastalandığını sordum.

“Ayakkabı boyası on kuruş. Evde yedi ağız. En az yedi somun için yedi pabuç boyamam gerekiyor.  Yedi boyanacak kundura giyen yedi bey yoktu ki, kentte.

Her ay on kuruşluk ekmek ufalıyor kararıyordu.. Doymamız seyrekleşti. Çardağımıza karanlıklar çöktü. Şafak atıyor güneş doğmuyordu.

Halkevinin bitmesi gecikecekti. Ekmeğe bir kuruş zam binmişti. Vali bey bize müjdeyi bildirdi.  Bu zamla Halkevi çabuk bitecek dedi. Türkiye’nin en büyük yapısına kavuşacağız.

*

"Tanrı adına Yedi ekmek istiyorum dedim.

'Tanrı baba bana boyanacak yedi pabuç ver' dedim

Kulaklar sağırdı.  Beni gören ayakkabısını gizliyordu."

*

Savaşın son yılı, fırınlarda taze ekmek çabuk bitiyordu. Bayat ekmek sağlığa daha iyi diyordu fırıncı.

Allahım dedim 'Fırıncıya Ramazan olduğumu sen mi söyledin?'

...

Boğazlar düğüm düğüm, güneş çekiliyor denizdeki yatağına, uyumakla uyanma arası yarı sarhoşum. Boyacı Ramazan belli sıkılmış, kalkıyor oturduğu merdivenlerden, Yaklaşmakta olan akşamın gölgelerine karışıyor, kayboluyor. İlyas Halil' de ardından... Kulaklarımda son sözleri:

"Son gelişimde Mersin' hayli değişmiş bulmuştum. Geride bıraktığım genç kadınlar değil, kentin sokakları, evleri bile yaşlanmış.

Mersinden ayrıldığım zaman kuşlar daha dinç, kelebekler daha renkli, genç kızların yanakları daha soyluydu.

Mersin mantık dünyasının dışına çıkmış. Hamalından dilencisine herkes milyoner kesilmiş, ama hepsi aç, çıplak...

Yine de aldırma bana...

Şimdi fırsat düşse, yârin koynuna koşar gibi, seve seve dönerim Mersin' e..."

"Hangi Mersini hayal ediyorsun da döneceksin be usta?" diye soracağım ama meltemin ürpertisi uyandırıyor beni...

Kalkıyorum; benden önce yola koyulanların peşinden, güneşin koynuna doğru, yürüyorum...

 
17 Nisan 2013 Çarşamba 14:50
 
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
Güneş Doğarken İşçilerle Sabah MesaisindeTarih, doğa, deniz, güneş, müzik ve dans kansere karşı birleştiİçel Soroptimist Kulübü, 'Obezite ile Savaş' semineri düzenledi.Bisiklet durursa hayat dururTarsus Sev’in Robotik Takımı’na İki Ödül BirdenMobbing ve Hukuksal Boyutu Ele AlındıGüzel Konuşma ve Diksiyon
MTSO’ya teşekkür belgesiMenderes Gönüllü Evi, Mezitli'nin Filizleri ailesine katıldıMiniklerden Büyük Nağmeler Mezitli’de 26. Jakaranda koruluğu açıldı Çalgı Çengi’nin Ünlü Oyuncuları Forum Mersin’de Hayranlarıyla Buluşuyor
 
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
 
 
Get our toolbar!
 
Gazete Manşetleri
 
 
Namaz Vakitleri
 
  • İmsak03:25
  • Güneş05:21
  • Öğlen12:49
  • İkindi16:39
  • Akşam19:56
  • Yatsı21:38
 
Bumerang - Yazarkafe
 
Anket
.
 
İddaa
 
Lig Puan Durumu
 
Takımlar
O
G
B
M
P
1
Beşiktaş
32
21
8
3
71
2
Başakşehir
32
19
10
3
67
3
Fenerbahçe
32
17
9
6
60
4
Galatasaray
32
18
4
10
58
5
Antalyaspor
32
15
7
10
52
6
Trabzonspor
32
14
8
10
50
7
Akhisar Bld.
32
13
6
13
45
8
Kasımpaşa
32
12
7
13
43
9
Konyaspor
32
11
10
11
43
10
Gençlerbirliği
32
10
10
12
40
11
Alanyaspor
32
12
4
16
40
12
K.D.Ç. Karabük
32
11
6
15
39
13
Osmanlıspor FK
32
9
11
12
38
14
Kayserispor
32
10
7
15
37
15
Bursaspor
32
10
5
17
35
16
Ç. Rizespor
32
8
6
18
30
17
Gaziantepspor
32
7
5
20
26
18
Adanaspor
32
6
7
19
25
 
Şampiyonlar Ligi
 
UEFA Avrupa Ligi
 
Alt Lig
 
 
Tarihte Bugün
1795 - Fransa'da kadınların toplantılara katılması yasaklandı.
1904 - FIFA'nın Paris'te kurulması.
1919 - İzmir'in İtilaf Devletleri tarafından işgalini protesto için Sultanahmet Mitingi yapıldı, mitinge 200 bin kişi katıldı.
1928 - Türk Vatandaşlığı Kanunu kabul edildi, tekke ve zaviyeler kapatıldı.
1938 - İstanbul Elektrik Şirketinin hükümetçe satın alınmasına ilişkin sözleşme Ankara'da imzalandı.
1945 - Nazi liderlerinden Himmler, müttefiklerin eline geçmemek için siyanür kapsülüyle intihar etti.
1949 - Sovyet lideri Josef Stalin, Berlin ablukasını kaldırdı ve II. Dünya Savaşı sonrası ikiye bölünen Almanya'nın batısında federal cumhuriyet ilan edildi.
1960 - İsrail ajanları, 6 milyon Yahudinin ölümünden sorumlu tutulan Adolf Eichmann'ı Arjantin'de ele geçirdi. Eichmann yargılanmak üzere İsrail'e götürüldü.
1965 - Adalet Partisi Antalya Milletvekili İhsan Ataöv, "milliyetçi öğretmenler ayaklandığı gün içim müsterih olacaktır. Ölenler şehit, kalanlar gazi sayılacaktır" dedi.
1971 - İstanbul'da sokağa çıkma yasağı kondu. 25 bin asker ve polis kentte arama yaptı.
1978 - İmralı Cezaevi'nden kaçan ABD'li Billy Hayes'in yazdığı roman 'Geceyarısı Ekspresi' adıyla sinemaya aktarıldı. Türkiye, filmi protesto etti.
1992 - İstanbul'a 117 yıl hizmet eden Galata Köprüsü yerinden sökülerek Haliç'e çekildi.
2002 - Ankara'nın en eski ve en büyük sinemalarından Akün, 1975 yılında Ertem Eğilmez'in unutulmaz filmi 'Hababam Sınıfı' ile açtığı perdelerini, yine aynı filmle bir daha açılmamak üzere kapattı.
2006 - Türk-Yunan F-16 uçakları çarpıştı.
 
 
Arşiv
 
Süper Loto
18.05.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu050611154147
 
On Numara
22.05.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu02030809101314192125303241475053546466737879
 
Sayısal Loto
20.05.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu091128293337
 
Şans Topu
17.05.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu050609101401
 
 
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji