Özdemir,'İhracat Yarışında Mersin 20 Yıldır Geriliyor'

Ana Sayfa » Gündem » Mersin küçük Millet Meclisi toplandı.İşte toplantıda paylaşılan görüşler

Mersin küçük Millet Meclisi toplandı.İşte toplantıda paylaşılan görüşler

06.04.2013 tarihinde toplanan ve Mersin de bulunan bütün etnik, inanç, siyasi görüş ve kanaat önderleri temsilcilerinden oluşan 41 kişinin katılımı ile oluşan Mersin küçük Millet Meclisi ilk toplantısını yaptı.

 
 
Mersin küçük Millet Meclisi toplandı.İşte toplantıda paylaşılan görüşler
06.04.2013 günü saat 14 00 de yapılan MkMM toplantısı MESİAD  Erhan Deniz Konferans Salonunda gerçekleştirildi. Bu toplantıda gündem maddelerinde Yeni Süreç ve Yeni Anayasa konusunu ve Mersin 1/ 100 000 ölçekli Çevre Düzeni Planının önemi ve etkileri konuları vardı.

Mustafa Güler (TÜRKONFED Başkan Yard.) açılış konuşmasında şunları söyledi:  Mersin küçük Millet Meclisi ilk toplantısını yapıyor. Mersin de yaşayan bütün kimliklerden insanların katılımı ile oluşturulan bu topluluğun, temsil kabiliyeti yüksektir. Bu Aile fotoğrafında Mersin vardır.
Gündemin ilk maddesi Yeni süreç, yeni Anayasa başlığını taşıyor. Ulusal gündemin yerelde tartışılması oldukça anlamlı ve cesurdur. Bu konuda sayın Prof.Dr. Yusuf Zeren sunu yapacaktır. 
Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşundan beri gündeminde olup ertelediği sorunlarını gündemine alarak tartışmaya başlamasını çok önemli buluyoruz. Mersin buna kayıtsız kalamazdı. Bir yandan yeni Anayasa, diğer yandan silahların susarak siyasetin konuşulduğu bir ortama doğru görüşmeler devam etmektedir. Biz bu iki sorunun birlikte ele alınması ve birlikte çözüle bileceğine inanıyoruz.
Anayasa sorunu yüzyılın sorunudur. Birlikte yaşamaya karar veren toplulukların, birlikte yaşama ilke ve iradelerinin ortak beyanı olan Anayasamız, ne yazık ki birlikte yaşamaya karar veren ayrı inanç, ayrı kültür ve ayrı etnisite den olan insanların iradeleri yok sayılarak, yukarıdan aşağıya dayatılmıştı. Bu nedenle Cumhuriyet tarihimiz iç kavgalarla geçmiştir. İnsan ve maddi kaynaklarımızın çok önemli bir bölümünü burada tüketerek, yoksulluğa razı olduk.
Evrensel Hukuku, İnsan Haklarını ve Demokrasiyi çok gören, kurucu eliti yücelten ve onların mutlak hakimiyetini sonuna kadar garanti altına almaya çalışan Anayasalarımız, 3. Sınıf demokrasi ve geri kalmışlığı bize kader olarak dayatmıştır.
Bunu daha ileriye taşımaya gücümüz kalmadı. Bu kötü yazgıyı değiştirmek istiyoruz. Bunu değiştirmek isterken bundan beslenenlerin sonuna kadar rızasını beklemekte beyhude olacaktır. Razı olmak yerine sistem den zarar görenlerin eskisi gibi yaşamaya devam etmelerini istemektedirler. 




İnsanlık tarihi çatışmalar tarihidir. Binlerce yıl inanç farklılıkları savaşların ana kaynağı olmuştur. 20. Yy. sınıf savaşlarına gerekçe olurken, 20. Yy son çeyreğinden itibaren sosyalist sistemin de çöküşü ile yerini kimlik savaşlarına bırakmıştır. En azında 21. yüz yılın ilk yarısı kimlik savaşları ile geçeceğe benziyor.  Avrupa da, Balkanlarda, Kafkaslarda, Arap Baharı, Afrika ve Asya da çatışmalar bu meyanda gelişti ve yeni yerlerde devem edecektir.
Türkiyede başlatılan yeni süreci oldukça cesur ve anlamlı buluyoruz. Bu sürecin başarılı bir şekilde tamamlanması için hepimizin destek olması ve katkıda bulunması kaçınılmazdır.
Ancak bunu dar kimlik sorununa indirgemek te yetersiz kalacaktır. Çağdaş demokrasilerde öngörülen İnsan Hakları ve kimliklere saygılı, insan onurunu koruyan, insanı topraktan üstün gören bir anlayışla bakılmalıdır.
Sorun sadece Kürt veya Alevi sorunu değildir. Bu bizi yanıltır.  Türk, Kürt, Çerkez, Laz, Boşnak, Ermeni, Rum, Sunni, Alevi, Hırıstiyan, Musevi, Ateist, Çocuk, Kadın, Engelli, Çevre gibi tüm değerleri önemseyen ve ayrımsız bütün hassasiyetlerin gözlendiği ve duyarlık gösterilerek çözme sorunudur.
Mademki bu defa yeni bir sayfa açmak, helalleşerek kucaklaşmak istiyoruz. Ayrım yapmak çok mümkün görünmüyor. Ayrımsız olarak öğrencileri, gazetecileri, seçilmiş Milletvekillerini,  dağda büyük suç işlememiş gençleri, KCK davasında tutuklu bulunanları, artık ihtilal yapma mecali kalmamış generalleri de kapsayan büyük bir af, tartışmaları azaltacaktır. 
Hükümetimiz tarihi ve cesur bir tutumla en büyük sorunlarımızı tartışmaya açtı. Çok önemli bir misyon üstlenmiştir. Buna hep beraber destek vermeliyiz. Başarılı sonuçlandığı oranda hepimiz için ekonomik sosyal ve siyasal sonuçlar doğuracaktır.
İlk defa sivil bir Anayasa hedeflenirken ayrımsız hepimizin sahipleneceği bir metin için çalışmalar yürütülmelidir.  Güven sorunu yaşanmaktadır. Bunu aşmak görevi Hükümetimiz ve Başbakanımız Sayın Recep Tayip Erdoğan a düşmektedir. Anayasamız aceleye getirilmeden büyük bir katılımcılıkla hazırlanırsa Hükümetimiz ve Başbakan Sayın Recep Tayip Erdoğan binlerce yıl anılan bir saygıyı hak edeceklerdir. Bu konum Devlet Başkanlığından daha önemli ve daha yüce bir onur olacaktır.  Yeni Anayasa yazılımı ve görüşmeler bu temelde sürdürülürse, yeni Anayasa herkesin Anayasası olacak ve itirazlar azalacaktır. 
Gündemimizin 2. maddesi yaşamımızı derinden etkileyen bir konudur. Planlama yaşam alanlarını anlamlı ve değerli kılan çalışmalardır. Bu bu konuyu Şehir Plancısı Sayın Bülent Şahin sunacak ve tartışacağız. Ancak bu konuda oldukça önemli olup gelecekte tartışmaya devam edeceğiz. Hepinize  tekrar teşekür ederim.
Toplantı Sn. Yakup Karabacak,koordinatörlüğü ile devam etti. Yakup Karabacak TKMM nin nasıl doğduğu ve nasıl işlediği hakkında bilgi  vererek sözlerine son verdi. 

Daha sonra toplantıda söz alan katılımcılar sunumlarını görüşlerini paylaştılar.

Sn.Yusuf Zeren(Toros Üniversitesi Dekan)
BARIŞ SÜRECİ VE YENİ ANAYASA
Siyasi tarihimizde  hayati önemdeki bir toplumsal sorunu ilk kez  şiddete  başvurmadan barış ortamında siyaset yoluyla çözmeyi deniyoruz.
Barış, çatışmalı ortamın sona erdiği,düşünmek için  aklı selimin hakim olduğu bir kritik  durumu ifade eder.
Silahların susmadığı, şiddetin sürdüğü bir ortamda ne barışın tesisi, ne de demokratik bir anayasanın yapılması mümkün değildir.
Eşitlikçi özgürlükçü ,katılımcı,demokratik bir anayasa yapmadan da kalıcı barışın sağlanması mümkün değildir.
Bu kritik aşamanın yaşandığı şu günlerde, başarıya ulaşmak için barışın diline dikkat edilmesi ve uzlaşmaya özen gösterilmesi esastır.
Yapıcı siyasi irade, beceri ve sürece toplumsal desteğin sürdürülebilir olması da çok önemlidir,
Bu süreçte öfkeye yer yoktur.Teslim alınmış duygusu yaratmaya çalışmanın sürece katkısı yoktır.
Yaşadıkları korkunç acılara rağmen barış istiyoruz diyen annelerin sesine kulak verme zamanıdır.
Kürt sorunu,Türkiye’nin tarihinden gelen sosyal,siyasal,kültürel ve ekonomik sorunların dışa vurmuş acıtıcı bir gerçeğidir.
Çözüm de bu ağırlıkta ve önemde ele alınmalıdır.
Ayrıca açıktır ki bu sorun, tek başına PKK’ya silah bıraktırmakla ve onları sınır dışına çıkartmakla çözülecek boyutta bir sorun da değildir.
Kürt sorununu çözecek demokratik bir anayasa yapılamazsa PKK kendi kendini feshetse bile yeni PKK’ler çıkacaktır.
Kalıcı barış için  sivil özgürlüklerin geliştirilmesine, kültürel hakların tanınmasına, devlet teşkilatının siyasi ve idari bakımdan adem i-merkeziyetçi bir yapıya dönüştürülmesine  ihtiyaç vardır.
Anayasa Komisyonu şu ana kadar 120’nin üzerindeki maddeyi kaleme almış ancak, yazılan maddelerden  sadece 30’una şerh konulmamıştır.
Komisyona verilen ek mühlet dolmuş komisyonun çalışmaları bir belirsizlik içine girmiştir. 
Bir buçuk yıllık çalışmada ulaşılan nihai sonuç, anayasa yazım sürecinde 4 partinin uzlaşmasının  mümkün  olmadığı sonucudur.
Herşeye rağmen komisyonun süresi uzatılmalı,çalışmaları sürdürülmelidir
Tıkanmayı gören Başbakan,yaklaşan seçimleri de dikkate alarak anayasayı,BDP ile yapabiliriz diye bir açıklama yapmıştır.
Ancak  AKP’nin aynı zamanda  başkanlık sistemi arayışı içinde olması, BDP’nin de bu arayışa karşı tavır göstermemesi iki partinin anayasayı birlikte yapma niyetine kuşku ile yaklaşılmasına sebep olmuştur.
Çünkü, başkanlık sistemi konusunda AKP’nin önerdiği; parlamentoyu feshetme, yüksek yargı üyelerini atama ve tek başına kararname çıkartma yetkisinin başkana tanınması gibi öneriler   toplumun önemli bir kısmında kabul görmemiştir.
Türkiye’nin siyasi kültürünün, kurumsal geleneklerinin ve siyasi parti yapısının başkanlık sistemine uygun olmayacağı ve çözüm süreci ile başkanlık sisteminin bir pazarlık konusu olabileceği kaygıları  giderek süreci engelleyecek bir nitelik kazanmaktadır.
Amaç, başkanlık sisteminin tartışılmasını sağlamak ise, bu bir ölçüde sağlanmıştır.
Öcalan’ın Nevruz’da okunan mektubu barış sürecinin önünü açmıştır.
Silahlı çözüm yerine siyasi çözüm, ayrılmak yerine demokratik ortak vatan vurgusu yeni bir durumu ifade etmektedir.


Diyarbakır’da yüzbinlerin doldurduğu meydanda “zaman, helalleşme zamanıdır ancak, demokratikleşerek helalleşebiliriz ”sözleri meydandaki yüzbinler tarafından coşku ile karşılanmıştır.
Helalleşmek çift taraflı acıların sineye çekilmesi, kayıpların karşılıklı bağışlanması. siyasi çözümün yüreklere ulaşması, yankı bulması, birlikte yaşama istencinin yeniden güçlenmesi demektir.
Bağımsız ve Birleşik bir Kürdistan ülküsünden yola çıkan Öcalan, bugün Misaki-Milli sınırları içinde iki halkın birlikteliğine dayalı, esnek sınırları olan bir Mezopotamya birliğinden söz etmektedir.
Bu düşünce değişikliği,Orta-Doğu’daki son siyasi gelişmelerin yarattığı yeni  durumdan kaynaklanmış olmalıdır.
AB’nin harcını oluşturan kömür-çelik birliği yerine, Dicle ve Fırat havzalarının oluşturacağı su birliği ve Kürdistan Bölge Yönetimi sınırları içindeki petrol ve doğalgaz kaynaklarının bölgeye sağlayacağı ekonomik zenginliğin cazibesine kapılınmış olunabilir.
Bu konuda Dışişleri Bakanımız Ahmet Davutoğlu ile Öcalan’ın düşüncelerinin  uyum içinde olduğu anlaşılmaktadır.
Nevruz mektubunda sözkonusu edilen”İslam Birliği” kavramının şiddete hep karşı olan  damara bir sempati göndermenin ötesinde  anlamı bulunduğu düşünülmemelidir.
Alevi yurttaşlarımızın bu zoraki göndermeden rahatsızlık duymalarına gerek yoktur.   
Ancak, Arap baharı ile gelişen çatışmalı  durumun sınırlarımız ötesinde  nasıl evrileceği belirsizdir.
Barış sürecinin Orta-Doğu’daki muhtemel gelişmelere bağlanarak Türklerden ”Başbakana güvenilmesi ”Kürtlerden de ”Önderlikten şüphe edilmemesi” beklentisi, sürecinin içinin demokratik bir anayasa  ile  doldurulması için sağlıklı bir yol değildir.
Başbakan ve Öcalan’ın liderlik anlayışlarının uyumu tek başına  barışın garantisi olmamalıdır.
Otuz yıldır devam eden çatışmalı ortam iki kişinin kararıyla kalıcı barışa dönüşemez.
Kürtlerle Türklerin  birbirlerini anlamaları, önerilen helalleşmenin içselleştirilmesi, birlikte yaşama duygusunun sağlamlaştırılması liderlerin birbirlerini anlamaları kadar önemlidir.
Ayrıca son gelişmelerin ışığında barış sürecinden Başbakan Erdoğan ne anladığı, projesinin ne olduğu da açık değildir.
Barışçı çözüm için siyasi bir risk üstlenilmesi elbette takdire şayandır.
Olayların gelişim hızı süreci bir seçim taktiği olmaktan çıkartmıştır.
Nevruz Bildirisinde dillendirilmediği için,Kürtlerin Cumhuriyet’in başından beri uğruna mücadele ettikleri yerel özerklik talepleri ortadan kalkmış değildir.
Sadece şimdilik bilinen nedenlerle  dillendirilmemektedir.
Barış ve demokratik  anayasa yapma süreçleri birlikte  gitmesi gereken  süreçlerdir.
Bu süreçleri hızlandırmak ve anayasa çalışmalarının daha özgür bir ortamda yürütülmesini sağlamak için, anayasa değişikliği gerektirmeyen tüm antidemokratik yasaların öncelikle gözden geçirilmesi yararlı olacaktır. 
Bu kapsamda ifade ve basın özgürlüğü genişletilmeli, zorlama siyasi tutuklamalara son verilmelidir.
Katılım adaleti demokratik düzenin olmazsa olmaz ilkesidir.
Temsilde adaleti sağlayacak, siyasal alanı demokratlaştıracak yasal düzenlemeler geciktirilmeden yapılmalıdır.
Silahlar sustuğunda dağdan inenlerin yeni hayatlarına nasıl devam edeceklerinin netleşmesi önemli bir konudur.
Tüm dünya örneklerinde olduğu gibi barış süreci dönemlerinde toplumda bir af beklentisi de oluşmaktadır.
Yeni anayasanın  radikal değişiklikler içeren bir anayasa olması beklentisi de yoktur.
Eşit yurttaşlık hukuku bu geçiş anayasasının ruhunu oluşturacaktır.
Eşit koşullarda birarada yaşama istenci bu anayasa ile güçlendirilecektir.
Bu anayasa ile, bu ülkede yaşayan her etnik ve inanç grubunun anayasal yurttaşlık çerçevesinde kayıtsız şartsız eşit olduğu kanaati yaratılacaktır.
Herkesin kendi anadilini geliştirmesi,eğitim ve öğrenimini istiyorsa kendi anadilinde yapabilmesi güvence altına alınacaktır.
Anayasada kimlikler yerine bireysel ve evrensel  insani değerler ön plana çıkartılmalıdır.
Eğer Türk kimliğinin saygı görmesi isteniyorsa ki mutlaka saygı görmelidir, tüm diğer kimlikler de aynı saygıyı görmelidir.
Kimlik sorunu aslında olur olmaz şekilde Türklüğün dayatılmasından da kaynaklanmıştır.
Dağa taşa yazılan yazılar ve sabah akşam çocuklarımıza okutulan ant bunun örnekleridir.
2014’ün 29 Ağustos günü Türkiye’de ilk kez tek dereceli seçimle, halkın seçimiyle bir Cumhurbaşkanı görev yapmaya başlayacaktır.
Önümüzde şu anda iki seçenek vardır.
Ya çoğunluğun yöneteceği, fakat çoğunluğa dahil olmayanların da tüm haklarının tam güvence altına alınacağı katılımcı demokratik düzen.
Ya da, azınlığın pasifize edilebileceği,çoğunluğun vesayetine yol açabilecek bir rejim seçeneğidir.
Anayasa yapma süreci tamamlanamazsa barış süreci de yarım kalır.
Barış sürecinin gerektirdiği asgari koşulları sağlayacak kişi hak ve özgürlüklerini ön planda tutacak bir  anayasa yıl sonuna kadar  mutlaka çıkartılabilmelidir.
Başbakan’ın CHP’ye yapacağı samimi bir işbirliği çağrısının sürecin başarıya ulaşmasına büyük katkısı olacaktır.
Sosyal Demokrat bir partinin de samimi ve içten yapılacak bir destek çağrısına olumlu yanıt  vermemesi düşünülemez.
BDP’de daha görünür olmalı, tüm yerel örgütlerini samimi,inandırıcı ve yapıcı bir çaba içine sokmalıdır.
Provokasyonları önlemek için dikkatli olmalı ve çabuk hareket etmeliyiz. 
Yaklaşık üç aydan beri güvenlik güçlerinden ve PKK’den kimsenin çatışmalarda ölmemesi ,silahların değil siyasetin hakim kılınması insanları rahatlatmış, çözüme inancı artırmıştır.
Toplum yeniden karamsarlığa sürüklenmemeli umutlar körletilmemelidir.
Akil insan heyetlerinin elinde sihirli değnekleri yoktur.
Bölünme korkusu ve ihanet gibi ağır ithamların doğru olmadığını anlatmak için 63 insanın yanında bizler de onların yerel temsilcileri gibi görev yapabiliriz.
Çatışmalı ortam bütün acımasızlığı ile ülkeyi kanatırken sesimizi yeterince duyuramadık.
Şimdi, kanayan bu yaraya çözüm olacak, kalıcı  barışı, özgürlük ve refah içinde birlikte yaşamayı sağlayacak tam demokratik bir anayasa  için  güç birliği zamanıdır. Diyerek sözlerini tamamladı. Daha sonar katılımcılar söz alarak görüşlerini açıkladılar.



Av. Sevgi Yanpar    ; Anayasa bir toplumsal sözleşmedir. Bu sebeple anayasaya tüm vatandaşların onay vermesi gerekir. İhtilal sonrası 82 Anayasasına yüzde 92 evet oyu vermiş bir millet bugün bu anayasanın değişmesi gerektiğini düşünüyor. Ve bu anayasayı hazırlamak üzere göreve gelen milletvekilleri toplumun hangi kısmını temsil ediyor. Bu toplumsal sözleşmeyi kim adına kimler hazırlıyor. Böyle bir uygulamayla ortaya çıkacak olan anayasanın toplumun anayasası olacağını sanmıyorum. Bu Anayasaya hepimizin onay vermesi gerekiyordu. Anayasa’da eşitlik diyorsunuz,Siz de görüyorsunuzdur,siyasi partilerin temsilcileri anayasa yapıyor.peki siyasi partiler bizi mi temsil ediyor?peki vekilleri kim seçiyor?Genel başkan..İşte bu demokratik değil ve bu anayasa bizim anayasamız olmuş olmuyor diye düşünüyorum; Ve evet hepimizi barış istiyoruz, fakat bakın 30 senedir üstü kapalı savaş yürütülüyor. Dağda insanlar biribiri ile çatışıyor ancak şehirlerde halklar arasında bir kavga dövüş yok.Bu savaş bitecek ama bu savaşta başka şeyler olduğunu düşünüyorum.

Ahmet Gegez, Akdeniz Göç Der. sosyolog; Sn. Hocamızın dediklerine katılıyorum. Barış koşullarını sağlayacak asgari koşullar üzerinde konumsak gerekir. Amacımız bağcıyı dövmek değil, üzüm yemek olmalı. Sosyolojik gelişmeler ortaya konmadan sağlıklı bir barışta yürütemeyiz. Bu savaşın henüz neden çıktığını bile söyleme cesareti bile gösteremiyorduk yakın bir zaman kadar.Biz gerçekleri söylemeden bizim barışa katkımız olmaz. Ancak biz alışmışız devlet ne derse biz onun dedikleriniz tekrarlıyoruz fakat herkesimin bu yüzyıllık inkar asimile sürecini görmesi gerektıgını düşünüyorum.

Dr. Oğuz Demirsoy; Kurguladığımız illüzyona inandığımız zaman bu ayrışma önce içimizde sonra ülkemizde sonra tüm dünyada gerçekleşiyor. Önyargılarla yol aldığımız zaman mutlaka bir çatışmaya gidiyor. En son örneğini mecliste görmüş bulunmaktayız. Bu sebeple hem mecliste bulunacak insanların önyargılarından hem de anayasa yapımı sürecinde ki engel oluşturacak önyargılardan kurtulunması gerekir. ‘Savaş ayrılık ilizyonudur’, diyor suntsu. Böyle kafamızda bir ilizyon yapıyoruz sonra ona inanıyor ve bir düşman yaratıyoruz kendimize halbuki öyle bir şey yok. Önyargılarla yaklaştığınızda muhakkak bir çatışmaya maruz kalıyorsunuz. Seçim yöntemi bu olmamalı. Ozaman anayasa nasıl yapılmalı? Tüm siyasi oluşumlar  toplum içindeki önyargılarını en fazla aşabilmiş insanlara yer verebilirse bunlar belki en yakın olarak uzlaşabileceği konularda bir anayasa yapabilirler.

Semiramis Bozkaya, Giskad Kurucu Üyesi,Lions geçmiş dönem başkanı, Gelişmiş ülkeler uzay projesinden sonra insan beyni projesi yaparken , bizim hala etnik kökenleri konuşmamız üzücüdür. Çocuklarımızın dünya insanı olmaları dünya dilini konuşmaları insana insan olarak bakmaları gerektiğini konuşmalıyız. Bu maddeler anayasaya girmelidir.

Emel Yiğitçeoğlu Mersin Üniversitesi öğretim görevlisi, Sosyolog; Bu demokratikleşme süreci ile toplumsal dinamiğin özelliklerini gözetmeden yapılan anayasanın demokratik bir anayasa olmayacağını düşünüyorum ve başarısından da emin değilim.



Ahmet Özer, Toros Üniv Rektör Yardımcısı; TKMM oluşumu için istikrar, disiplin ve bir hedef olması lazım. Ve bu hedefin gerçekleşmesi için bir proje olması gerektiğini düşünüyorum. Şimdi bu barış sürecinin bana göre iki önemli alt yapısı var. Birincisi psikolojik alt yapısının oluşturulması. Bu psikolojik alt yapıyı oluşturmadan toplumu buna hazırlayıp sürece katmadan bu barısın sürecinde yapılacak bir şey olmadığını düşünüyorum. İkincisi bunun somut adımları olması lazım. En somut kanıtı da Anayasadır. Bunun için bir rötuş yapılmamalı, 113 değişiklik görmüş bir anayasaya yeni bir değişiklik sıklık daha lazım değil. Yeni bir anayasa isterim. Birincisi herkesin kendisini altında bulacağı bir şemsiye olması lazım. Devletin bir hakem olması lazım. Yani devlet derse ben arabım, Çerkezler bozulabilir örneğin,
İkincisi devletin dini olmaz.üçüncüsü devletin bir ideolojisi de olmaz. Devlet bütün ideolojilere eşit mesafede durmak zorundadır.

Hilmi Dulkadir; Eğitimci "Kürt sorununa alevi sorunu da dahil edilmelidir" dediniz. Sayın Hocam, Aleviler aynı zamanda kürt değildir. Türk'ün de alevisi vardır. Kürt sorunu içerisine alevi sorunu dahil etmek çok ilmi değildir.

Vahap Seçer, CHP Mersin Milletvekili; Hemşerim, mevcut parlamentodaki anayasa faaliyetlerini tırnak içinde söylüyorum, meşru görmedi. Gerçekten buna üzüldüm.  1982 yüzde 92 oyla evet oyuyla kabul edildi. O günkü koşulları yaşayan arkadaşlarım bilirler, hangi şartlarda 1982 anayasası yüzde 92 oyu aldı.
Rahmetli Ecevit, 12 Mart muhtırası sırasında Genel Sekreterlik görevinden istifa ederken “En iyi askeri yönetim, en kötü sivil idareden daha kötüdür” diyerek istifa etmiştir.
Ben saygın bir parlamentonun saygın bir üyesiyim. Size şurada katılırım; elbette siyasi partiler yasası derhal değiştirilmelidir. Gerçekten toplumun sesini temsil eden toplumun teveccühüne mazhar olan isimler, parlamentoda toplumu temsil etmelidir. Burada ayrıştığımız hiçbir nokta yoktur.
Siz de takdir edersiniz ki Türkiye’de anayasal hareketler 1876’ya dayanıyor- Affınıza sığınıyorum, ben hukukçu değilim, vatandaşım ve siyasetçiyim-O günden bu güne 1908, 1921, 1924, 1961, 1982… Tamamı olağanüstü koşullarda, süngü gölgesine, silah gölgesinde, kılıç gölgesinde, oturulmuş seçkinler, elitler tarafından yapılmış sözüm ona toplumsal uzlaşma metinleridir. Buraya kadar anlaştık mı?

Şimdi…Şimdi… 2011 seçimleri öncesi bütün siyasi partiler meydanlara çıktı. Türkiye’nin iki önemli siyasi partisi ki bugün biri iktidar biri anamuhalefet partisi; Türkiye’ye (TOPLUMUNA) şu sözü verdi. 1982’nin Anayasa’nın mevcut ruhunda darbe ruhu vardır, özünde darbe ruhu vardır. Burada bir sıkıyönetim kokusu vardır. Biz iktidar olursak-her parti kendince söz verdi- Yeni anayasa konusunda çalışmalar yapacağız ve (TÜRKİYE) toplumuna yeni bir anayasa yapacağız. Ondan sonraki süreci eleştirebiliriz. Biz iktidarı eleştirebiliriz, iktidar bizi eleştirebilir. Nihayetinde orada bütün görüşler temsil ediliyor. TBMM’de grubu bulunan 4 siyasi parti var. Son zamanlarda da TBMM’nin yüzde temsiline baktığınız zaman en yüksek oranlara sahip, 2011 seçimleri. 2007-2011 seçimi mukayesesine baktığınız zaman göreceli olarak en fazla yüzde temsiline sahip 2011 seçimlerini görebilirsiniz. Peki gelinen mesafe toplumu tatmin ediyor mu? Arkadaşlarımız da söyledi; bugüne kadar 130 madde kaleme alındı, bunun yaklaşık 30 maddesinde mutabık kalındı, diğerlerine siyasi partiler kendilerine göre şerh koydular. Peki bir siyasetçi olarak bana sorarsanız ‘Bu çalışmalar bir sonuç verir mi?’; Ben buna inanmıyorum. İktidarın özellikle bu konuda samimi olduğunu düşünmüyorum. İktidar yola çıkarken farklı saiklerle çıktı. Yola çıkıldı, yolun yarısı aşıldı şimdi farklı saiklerle bu çalışmayı bitirmeye çalışıyorlar. Yani tabiri caizse maç başladı ama maçın kuralları değişti.  Çoğulcu parlamenter sisteme göre bir anayasa çalışması vardı, bugün çok farklı bir idari sisteme göre -başkanlık sistemine göre, belki de eyalet sistemine göre idari siyasi yapıda- bir anayasa çalışması ortaya çıkıyor. Netice itibariyle buradan bir sonuç elde etmek bana göre hayalcilik olur.


Barış süreci, çözüm süreci, problemleri aşma süreci ya da nokta nokta süreci. Adı ne olursa olsun. Türkiye’de bir çatışma ortamı var, bir terör ortamı var, bir savaş ortamı var. Kürt meselesi, terör meselesi…Herkes kendi penceresinden bunu ayrı değerlendirebilir. Bir siyasetçi olarak siyasetçi masanın etrafında otururken, siyaset koltuğuna oturmak sivil vatandaş koltuğuna oturmaktan her zaman çok daha zordur. Bir sivil vatandaş olarak bir konuda görüşünüzü belirtirken bir düşünüp bir konuşabilirsiniz ama biz siyasiler burada on düşünüp bir konuşmak zorundayız.

Kadim Anadolu toprakları Almanya’ya benzemiyor, Fransa’ya benzemiyor, İngiltere’ye benzemiyor. Tarihi, sosyo- ekonomik yapısı kültürel yapısı, tarihi arka planı çok farklı topraklar. Türkiye’de bugün 50’nin üzerinde etnik yapı var. Üç semavi din ve farklı mezhepleri var. Dolayısıyla bütün bunları kapsayıcı görüşler ve fikirler beyan etmek durumundayız. Eğer gerçekten 75 milyon nüfusu temsil eden bir siyasetçi bir milletvekili olarak kendimizi görüyorsak. Ama herhangi bir inanç grubunun, herhangi bir milliyetin ya da etnik yapının temsilcisi olarak kendimizi görüyorsak, burada çok daha rahat konuşabiliriz. Ya da etnik yapımız, ya da dayandığımız herhangi bir inanç grubunun, ya da siyasi gruptan, siyasi rant devşirmek için mikrofonun karşısına geçiyorsak hiç mangalda kül bırakmadan konuşabiliriz. Ama böyle bir derdimiz yok.

CHP kimliğini onurla taşıyorum. Elbette kadı kızında da kusur vardır. Benim siyasi partimde de vardır. Yanlış söylemlerimiz olabilir zaman zaman… Yanlış tarz-ı siyasetimiz olabilir. Ama tarihi misyonumuz var. Herkesin buna saygı duyması lazım. Çok önemli Türkiye siyasi tarihinin en deneyimli siyasi partisiyiz. Onu bir tarafa bırakıyorum Ortadoğu’nun, Balkanların belki de dünyanın en deneyimli siyasi partisi çatısı altında siyaset yapıyoruz. Türkiye toplumunun da bu partinin kıymetini bilmesi gerekiyor. Bugün Türkiye’de bazı şeyler, olumsuzluklar olumluya dönüşecekse bunu unutmayın burada CHP’nin katsısı olmadan gerçekleştirmek zordur.
Sözlerimi bitirirken, Umut ediyorum, adı çok çeşitli olan bu sürecin asla ve asla, zinhar akamete uğramasını, bir başarısızlığa uğramasını istemem. Gerçekten toplum acılar yaşadı. Bu konuyu tartışmak için de uluorta siyasetçiler, bazen televizyonları ibretle izliyorum… Kürt meselesini tartışacak arkadaşlarımızın, hele hele akademik düzeyde tartışacak arkadaşlarımın, ki ben siyasetçi olarak bu haddi kendimde çok görmüyorum; bir kere yakın tarihi bilmesi lazım. Yakın dönem Osmanlı tarihini, bir Ortadoğu tarihini bu süreci, bu coğrafyadaki kültürleri,  medeniyetleri, yaşamları, yönetim şekillerini ilişkileri…Kısacası komple bu tarihi bildikten sonra bu konuyu özellikle toplumun karşısında tartışmanın daha doğru olacağını düşünüyorum. Toplumu doğru yönlendirme adına daha doğru olacağını düşünüyorum.
Sayın hocamın bir tespitine katılıyorum, onu daha genişleterek son cümlemi söylüyorum: Bugün yeni anayasa tartışmalarıyla süreç tartışmaları birbirine eş güdümlü olarak devam ediyor. Öyle bir noktaya geldi ki yeni anayasa çalışmaları başarısızlığa uğrarsa süreç de başarısızlığa uğrar; süreç başarısızlığa uğrarsa yeni anayasa çalışmaları da başarısızlığa uğrar…Ümit ediyorum aklı selim her şeyi çözecektir. Nihayetinde farklı görüşlerimiz olabilir. Bütün görüş saygındır. Ben de sizin görüşlerinizi dinledim, bazılarına katıldım bazılarına katılmadım. Bu toplantılar bir vesileyle doğruyu bulmamıza yardımcı olacaktır.  Hepinize teşekkür ediyorum.
Nebi Bozkurt Akparti Mersin Milletvekili; Anayasa yavaş yavaş özümsenerek hazırlanmalı. Çıkardığımız bazı kanunların zamanla amaca hizmet etmediğini görüyoruz. Kızlarımızın küçük yaşta evlenmemeleri için kanunla veli izni ile evlilik yaşını 16’ya çıkarmışız. Ancak 14 yaşında kocaya kaçan ve daha sonra reşit yaşa ulaşınca nikahları kıyılan ve çocuğu olan kadınlarımızın eşlerine 8 yıldan fazla hapis cezası verilebilmektedir. Kadın dışarıda çocuğu ile hayat mücadelesi verirken eşi hapiste ömrünü tüketmektedir. Anayasa yaparken önce insanlara özgürlük veren arkasından da “ ancak” larla sınır getiren türden olmamalıdır.Herkesi insan yerine koyalım; herkesi kendi düşüncesinde özgür bırakalım kimseyi hor görmeyen bir anayasa; herkesin kendi dışındakiler için de saygı duymasını sağlayacak bir anayasa istediğimi belirtmek istiyorum.

Fahrettin Kılıç, Mersin İl Genel Meclisi Baş.(MHP)
Birinci olarak söylemek istediğim şey;Barışın dilini kullanalım ifadesinden çok keyif alıyorum. Hiçbir zaman kavga istemiyoruz ama kavgaya neden olan sebepler ortadan kalkmalıdır. İkincisi ise; Anayasa bir toplumsal uzlaşma olmalıdır cümlesinden keyif alıyorum ama birilerine peşine şu olmaz ve ya sunu tartsıma konusu yapmayız derse olmaz. Eğer biz birlik bütünlük çağdaş dünyanın bir parçası olmak istiyorsak birbirimize tahammül etmeyi öğreneceğiz, birbirimize saygı duymayı da öğreneceğiz. Onun hukukuna ve varlığına ben tahammül ediyorsam oda bana etmeli. Yöntem belirlenirken birbirimizin hukukunu birbirimizin hakkını gözeterek yapabilirsek yeni bir anayasa yapabiliriz diye düşünüyorum.
Selahattin Güvenç Akdeniz GÖÇDER Dernek Başkanı; Yusuf hocamızın metnine aynen katılıyorum. Siyasetçilerimizin anlaşması bizim geleneklerimizde yok ancak biz sivil uzlaşmada bunu yakalayabilmeğimizi bugün burada gördük.
3 başlık içinde Türkiye’nin Siyasi Partiler Yasası, yasama ve yargı konusunda uzlaştık demek ki sivil bir anlayışla Türkiye nin sorunlarını çözmede uzlaşabiliriz. Sivil toplumun gelişmesi noktasında bir ihtiyaç var ve bu ihtiyaç gelişiyor da. Eğer mevcut siyasi partilerimiz sivil toplumun bu uzlaşması ile aynı tempoda yarışsalardı daha başarılı sonuç ve uzlaşma örnekleri görülebilinirdi.



Biz geçmişimizle hakikatten yüzleşmeliyiz. Geçmişi çok incelemeyelim yarayı kanatmayalım düşüncesine  elbette saygım var evet bu saygıdeğer bir fikirdir ama geçmişle yüzleşmeden de sonuca ulaşamayız.
Doç.Dr. Cemal Altan Mersin Üniv. Öğretim Üyesi; Mevcut sistemde başkanlık sistemi de şu anki sistemden farklı değil. 2001 krizinde gördük başbakanla cumhurbaşkanın birbiriyle anlaşıp anlaşamaması meselesi şu anda da mevcut. Sorun parlamenter ya da başkanlık sistemlerinde değil, devletin tepesinde görev ve sorumlulukların net bir şekilde ortaya konmuş olup olmamasıdır.
Bence bu barış süreci Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana yürütülen 2. En önemli büyük bir projedir. Türkiye’nin hem dış politikasını hem içteki bütün dinamikleri etkileyecek bir projedir. Dolayısı ile bu kadar büyük bir proje başlatılmışken kimin başlattığı önemli değil sahip çıkmak gerekmektedir.
Başarılı bir Anayasa istiyorsak, geniş bir halk desteğine sahip olmasını sağlamamız gerekir. Barış sürecinde de yine büyük bir konsensüsün olması gerekir. Nasıl Anayasada konsensus arıyorsak, barış sürecine de herkesin katkı vermesi gerekir. Katkı için de Anayasanın herekesi kucaklayan ve herhangi bir etnik kökeni öncelemeyen bir içerikte olması gerekir.1921 anayasası çok demokratik bir anayasa 24 maddelik bir anayasa. Anayasa iki yerde Türkiye devleti diyor sadece 1982 Anayasasında 56 yerde ‘Türk’ kelimesi geçiyor.

2. Oturum konusu: 1/100.000 Çevre Düzeni Planı

Bülent Şahin-Şehir Plancısı;
MERSİN 1/1000.000 İL ÇEVRE DÜZENİ PLANI VE MERSİN BÜYÜKŞEHİR SINIRLARI İÇERİSİNDEKİ PLANLAMA ÇALIŞMALARI HAKKINDA GENEL DEĞERLENDİRME
Öncelikli olarak 1/100.000 ölçekli Mersin-Karaman İl Çevre düzeni planları 2008, 2009 ve 2010 tarihleri arasında çeşitli kereler onaylanmış ancak TMMOB Şehir Plancıları Odası Genel Merkezinin Danıştay’a açtığı dava doğrultusunda planlar iptal edilmiştir. Bu planın iptal edilmesinin en önemli  sebepleri ise öncelikle Mersin-Karaman illerinin gerek ülke ve gerek bölge kalkınmada ortak gelişme eğilimi sergilememesi ve planın 1/100.000 plan dili olan bölgesel stratejiler yerine fiziki plan hükümlerinin içermesidir. Bu çerçevede ilgili mahkeme kararı doğrultusunda aynı coğrafi ve bölgesel gelişimi seyreden Adana ile bir bütün planlama çalışmalarının yapıldığını duyumlamaktayız. Özetle ; Mersin-Karaman İl çevre düzeni planı Danıştay kararı doğrultusunda iptal edildiği için ortada tartışılacak  plan yoktur. Kişisel görüşüm ise;  1/100.000 planlarının geçmiş dönemde  (1985 li yıllar) Çukurova Metropolitan Planlama alanı benzeri Adana, Mersin,Osmaniye, İskenderun körfezine kadar olan bölgede Metropolitan Bölge Planının üretilmesi ve iller üzerinde gelişme stratejilerinin belirlenmesinin doğru olacağı kanaatimdir. Bu çerçevede mersin RİS projelerinde Mersin için öne çıkarılan sektörler olan Lojistik, Turizm, Tarım ve Tarıma dayalı sanayilerin geliştirilmesi stratejileri doğrultusunda fiziki mekansal kurgusunun oluşturulmasında fayda olduğu kanaatindeyim.
Bu doğrultuda; öncelikli olarak tartışılması gereken mevcut büyükşehir sınırları içerisindeki 1/25.000 ölçekli nazım imar planı çalışmaları akabinde yürütülmekte olan 1/5000 ölçekli nazım imar planı çalışmalarının irdelenmesinde fayda olduğunu düşünmekteyim.
Bilindiği üzere 2004 yılında yürürlüğe giren 5216 sayılı Büyükşehir Yasası çerçevesinde Büyükşehir Belediyesi sınırları genişleyerek 17 belde belediyesi mahalleye dönüşmüş ve Büyükşehir Belediyesi sınırları Huzurkentten Tece’ye kuzeyde Gözne Belde Belediyesine kadar ulaşmıştır.
Kanunun yürürlüğe girmesi itibarı ile Büyükşehir Belediyelerine 2 yıl içerisinde 1/25.000 ölçek ve  1/5000 ölçek arasında  nazım imar planları, bu planların onayından itibaren 1 yıl içerisinde İlçe Belediyelerine 1/1000 ölçekli uygulama imar planı yapma zorunluluğu getirmiştir. Süreç incelendiğinde 1/25.000 ölçekli nazım imar planı Büyükşehir Belediye Meclisinin 16.05.2008  tarih ve 258 sayılı kararı ile onaylanarak yürürlüğe girmiştir.
Geçen sürede çeşitli çalışmaların yapıldığı gerek kişisel,  gerek danışmanı olduğum sivil toplum kuruluşlarının daveti üzerine katıldığım  toplantılarda,  1/5000 ölçekli nazım imar planı ile ilgili bilgilendirme yapılmış ve gözlemlediğimiz kadarı ile genel hatları ile kent için olumlu kararların ve değerlendirmelerin yapıldığı ; uygun bulmadığımız konularda ise gerekli talep ve önerilerimiz  sözlü  ve yazılı olarak ilgili kurumlara iletilmiştir.
Süreç içerisinde dikkate alınması gereken hususların Akdeniz İlçesi sınırları içerisinde çalışma mekanlarının yani ticari, depolama ve konut dışı kentsel çalışma alanlarının disipline edilerek organize sanayi bölgeleri planlaması niteliğinde altyapı ve üstyapı maliyetleri dikkate alınarak ihtiyaç duyulacak küçük ve orta büyüklükte sanayi ve depolama faaliyetlerine imkan verecek ulaşım kurgusu güçlü düzenleme yapılmasında fayda olabilecektir.Kent girişi imaj projelerinin oluşturulması (Adliye kavşağı-ataş kavşağı arası),  liman girişinin düzenlenerek Taner Kışlalı köprüsünden itibaren Deliçay' a kadar l.etap olan kesintisiz D-400 ulaşımının sirküle edilmesi, Tırmıl Sanayi ile organize sanayi bölgelerinin ulaşımının sağlandığı 2. Çevreyolu düzenlemesi, organize sanayi bölgeleri ile otoyol-D-400 karayolu arasında bağlantıların sağlanması çalışma bölgelerinin tanımlanması,düzenlenmesi ve mekansal kurgusunun oluşturulması faydalı olacaktır. Serbest Bölge hal kavşağından otoyola kadar olan Toroslar bölgesinde yeni çalışma alanlarının düzenlenmesi yine bu bölgede organize sanayi bölgesi niteliğinde ihtitaçlara cevap verebilecek depolama ve çalışma alanlarının düzenlenmesi, Dorukkent Bölgesinde düşük yoğunluklu villa gelişiminin özendirilmesi, otoyol toroslar girişi yeni otogar çeperi kent giriş projelerinin oluşturulması gerek Toroslar ilçesi ve gerekse Yenişehir ilçesi müftü deresi (efrenk) rekreasyon projesinin hayata geçirilmesi olumlu kararlar olabilecektir.
Kentin yeni gelişme alanı olan Yenişehirin kuzey kesiminde özellikle 1985 ' li yıllarda villa  yapılaşmalarının yer seçimi olan 90'lı yıllarda bu eğiliminden vazgeçtiği gözlemlenen zemin taşıma kapasitesinin yüksek olduğu sosyal-teknik donatı alanın oldukça kuvvetli olduğu bölgede,  toprağın korunma kullanma dengesini sağlayacak doğru ve fizibıl yoğunluk kararları uygun olabilecektir. Özellikle kentin kuzey güney aksını canlandıracak 34. Cadde otoyol bağlantısının çeperinde olşacak yapılaşmalar ve üniversite içerinde yapımı tamamlanmakta olan tıp fakültesinin bölge gelişme eğilimi dikkate alınarak plan kararlarının üretilmesinde fayda  olacaği kişisel kanaatimdir.
2014 mart ayında yapılacak yerel seçimlerde il sınırı olacak olan Büyükşehir sınırları düşünüldüğünde söz konusu çalışmaların ivedilikle tamamlanması kentin işlevselliği açısından oldukça önemli olduğu açıktır.
Prof.Dr. Ahmet özer; Toros Üniver. Rektör Yard. Demokrasiden bahsediyoruz ama lokantacı meclis üyesi olamaz.’ Söylemi demokratik bir söylem değil.
Planlama işi aynı zamanda sosyologlarında işi, en çokta son zamanlarda sosyal bilimcilerin olmadığı her plan dökülen plan olduğu biliniyor. Çevre düzeni planı yapılırken bir bölgesel birleşik kent modeli olmalıdır planlama. GAP ı yaptık maalesef başarılı değil burada da vardı böyle bir plan oda başarılı olmadı. Ama Mersin-Adana bölgesel birleşik kent planı olmalı. Bir senkronizasyon olmalı, ekonomik değişimi ifade etmelidir, haksız rantçı olmamalıdır.Plan sadece planı yapana bırakılmamalı ,katılımcı olmalıdır.

Ali Erdinç CHP İl Genel Meclisi Üyesi ; Çevre düzeni planı konuşuldu. Ancak maalesef ortada böyle bir plan yok. Bizim meclis gündemimize hiçbir plan gelmedi. Sonra baktık ki önümüze 1/1000 bin Mersin- Karaman Çevre Düzeni Planı önümüze getirildi. Bir nevi toprağın anayasası ama, mesela şuanda Mersinin Çevre Düzeni Planı yok. Adana nın yapılmıştı. şimdi bizi entegre mi edecekler bilmiyorum. Yapılan planlar yerel yönetimlerden kaçırılarak yapılmamalıdır. Artık vilayet sınırı Büyükşehir Belediyesi olunca, plan direk büyükşehirle bağlıdır.
Semiramis Bozkaya ; Mersin de yerel yönetim, planlı ve programlı çalışmamaktadır. Mersin  ekonomisinin fizibilite çalışması yapılmadan Mersin'in alt yapısı oluşturulmadan iki adet avm yapılmıştır. Bu da Mersinimizin ekol semti Çamlıbel'i bir çok yerel esnafın ekonomik krize girmesine neden olmuştur.
Mersin organize sanayi Türkiye' de otobana direk bağlantısı olmayan tek sanayi sitesidir. Bu iş gücü kaybına zaman kaybına ve Mersin Tarsus  arası trafiğinin yoğunlaşmasına sebep olmaktadır.
Mersin sahili zaten beton haline gelmiş durumda şimdi birde belediyeye yeni yasa uygulaması gelmeden bakir olan yeşil alanlarımızda oldu bittiye getirilip yok ediliyor.

Adem Şimşek Gönüllü Kuruluşlar Birliği Dönem Başkanı : Planlar sadece ekonomik değil, sosyolojik bir yöndür. Mersini tarif et deseler, girişi çöplük ve hayvan pazarından oluşan, yolları dar olan metropolün 46. Katından izlendiğinde beton yığınından ibaret, Mersin’de üniversite lazım, bu şurada olmalı diye planda yer ayrılır diye henüz planın yapılmamasında bu sebeple  seviniyorum.
Mersin neredeyse dümdüz tarla, buna rağmen dar dar yollar yapıyoruz. Mersin’in sahili ne harika dese de insanlar bugün hala yapılan planlarda bırakınız yeşil alanı çoğaltmayı kent beton yığını içinde. Katledilmiş yeşilliklerin katledilmediği konuştuklarımızın yer aldığı bir planlama yapılsın.
Nebi Bozkurt, Akparti Mersin Milletvekili, Maalesef biz bu şehrimizi (Mersinimizi) yerel bir ifade ile yoyduk yani ziyan ettik. Binlerce yıldan beri Torosların tepelerinden sularla gelip verimli ovaları oluşturan topraklar üzerine beton yığınları diktik. Aslında yamaçlara kurmamız gereken şehirleri ovalara kurduk, artık kesilecek portakal bahçeleri kalmadı. Sahillerimiz yüksek binalarla doldu. Şehrin arkasında yaşayan insanlar deniz havasından mahrum bırakıldı. Halbuki asırlar öncesinde İslam peygamberi komşunun rüzgarını kesecek şekilde ev yapılmamasını öneriyordu.
Akdeniz oyunları için güzel tesisler yaptık. Ancak oyunları izlemeye gelecek misafirlerimizi, güzel bir şekilde ağırlayacak yeterince otellerimiz yok. Şehir için iyi bir planlama yapmamız gerekiyor. Maalesef Kıyı Kanununa aykırı pek çok yapı (yaklaşık seksen bin) var.



Bedrettin Gündeş Akdeniz Belediyesi Baş.Yard. Toplumun tüm kesimlerinde yaşanacak olumlu gelişmeleri destekleyecek olan bu küçük meclisin çok önemli işlevi olacağını düşünüyorum. Kentlerde oluşturulan bu yapının yerel ve ulusal bazda ele alacağı konuları tartışması ve bir sentez oluşturması veri toplama açısından da çok isabetli ve önemli. Biz bugün “Yeni süreç ve yeni Anayasa” ve yerelde “1/100.000 lik Çevre Planı” nı ele alıyoruz. Her iki konuda geleceğimizi kurgulayacak olan önemli hedefler. Planlar kentlerin anayasasıdır. Bu yasaları sağlıklı geliştirip uygularsak, insanımıza, kentimize, ekolojik dengeye, kalkınma ve sosyalleşmeye katkı sunmuş oluruz. İşin temel dayanağı tüm ilgili mesleki yapıların ve disiplinlerin katılacağı bir oluşumla planlar hazırlanmalıdır. Kentin ve bölgenin gelişim aksları, kent estetiği, sosyal donatıları, sürdürülebilir kalkınmayı göz önünde tutan planlama düşünülmelidir. Planlamalarda rantı özele değil, kent ve kentte yaşayanlara sunan bir anlayış hakim olmalıdır. İnsanı temel faktör olarak ele alan bir anlayışın, her alanda iyi şeyler yapma şansı çok yüksektir. Bu şansı umarım kentimizde, ülkemizde ve dünyamızda yakalamanın heyecanı içinde oluruz. Bu nedenle entelektüel birikimi ve insan odaklı bakış açılarıyla burada toplanan arkadaşların iyi şeyler yaratacağına inanıyorum. Saygılarımla…

Mustafa Güler; 1/100 000 ölçekli Çevre Düzeni Planı toprağın Anayasası olup Mersin in ekonomik, sosyal ve siyasal hayatının bundan sonraki bölümünün tamamını etkileyecektir. Bu nedenle bu konuyu bundan sonraki toplantılarımızda ele almaya devem edeceğiz. Bize rağmen bizim yaşamımızı düzenleyen bir plan olmamalı.



 
29 Nisan 2013 Pazartesi 06:39
 
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
Son 24 Saat
Haberler RSS Beslemesi
 
Facebook messenger'de sohbet odaları başlıyorBu bilgisayar saniyede 93 trilyon işlem yapıyorGalaxy S7 dört farklı versiyonla geliyorLamborghini mi, Ferrari mi?Facebook'un karı %52 artışla 5,84 milyar dolarDengede durarak felç olma riskinizi ölçünSamsung Galaxy S6 ve Galaxy S6 Edge'yi tanıttıDünyanın en çok turist alan şehirleriAvşar Kızı, Ilıcalı'ya Fark AttıTelefonlarda 'keşke yazmasaydım' mesajları geri alınabiliyor2014 en sıcak yıl olduMicrosoft’tan Windows 10.. İlk yıl ücretsiz
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
 
Bumerang - Yazarkafe
 
 
Get our toolbar!
 
Gazete Manşetleri
 
 
Namaz Vakitleri
 
  • İmsak05:54
  • Güneş07:36
  • Öğlen12:44
  • İkindi15:18
  • Akşam17:33
  • Yatsı19:03
 
Anket
.
 
Lig Puan Durumu
 
Takımlar
O
G
B
M
P
1
Başakşehir
13
9
4
0
31
2
Beşiktaş
13
8
5
0
29
3
Galatasaray
13
8
2
3
26
4
Fenerbahçe
13
7
4
2
25
5
Bursaspor
13
7
3
3
24
6
Konyaspor
13
5
5
3
20
7
Osmanlıspor FK
13
4
7
2
19
8
Gençlerbirliği
13
4
6
3
18
9
K.D.Ç. Karabük
13
5
2
6
17
10
Akhisar Bld.
13
4
4
5
16
11
Antalyaspor
13
4
4
5
16
12
Trabzonspor
13
4
3
6
15
13
Alanyaspor
13
4
2
7
14
14
Kasımpaşa
13
3
3
7
12
15
Gaziantepspor
13
3
2
8
11
16
Ç. Rizespor
13
2
4
7
10
17
Kayserispor
13
2
3
8
9
18
Adanaspor
13
1
3
9
6
 
Şampiyonlar Ligi
 
UEFA Avrupa Ligi
 
Alt Lig
 
Tarihte Bugün
1851 - Montréal'da YMCA'nin Kuzey Amerika'daki ilk şubesi açıldı.
1893 - İstanbul'da günlerce süren soğuk hava yüzünden Haliç dondu.
1905 - Fransa'da din ve devlet işlerini birbirinden ayıran bir yasa kabul edildi.
1917 - Kudüs, İngiliz ordularının işgal etmesiyle Osmanlı Devleti'nin elinden çıktı.
1923 - İstanbul'da, Ağa Han'ın Başbakan İsmet Paşa'ya gönderdiği mektubu yayımlayan gazeteciler tutuklandı.
1925 - Yerli kumaştan elbise giyilmesi kanunu çıktı.
1926 - Darülelhan'da (konservatuvar) Türk müziği öğretimine son verildi.
1928 - Latin harfleriyle ilk mezar taşı dikildi. Avukat Ali Kemal Bey annesi Aliye Hanım'ın mezar taşını Latin harfleriyle yazdırdı.
1938 - Başkent Ankara'nın yeni tren garı hizmete açıldı.
1941 - Çin; Japonya, Almanya ve İtalya'ya savaş ilan etti.
1945 - Fenerbahçe, Yunanistan'ın Enosis takımını 5-1 yendi.
1946 - Nürnberg Uluslararası Askerî Ceza Mahkemesi'nin ikinci aşaması "Doktorlar'ın Duruşmaları" yla başladı. Bu duruşmalarda insanlar üzerinde deneyler yapan Nazi doktorlar yargılandılar.
1949 - Birleşmiş Milletler Kudüs'te yönetimi aldı.
1950 - Harry Gold, II. Dünya Savaşı sırasında atom bombasının sırlarını Sovyetler Birliği'ne verdiği için 30 yıl hapisle cezalandırıldı.
1951 - İstanbul Şişli Camii'nde Evita Peron için mevlüt okundu.
1952 - Tiyatro sanatçıları Ruhi Su, Ulvi Uraz, Aclan Sayılgan, Kemal Bekir Özmanav, Süheyl Terek tutuklandı. Sanatçıların Paris'te faaliyet gösteren İleri Jön Türkler örgütüyle ilişkileri olduğu iddia edildi.
1953 - General Electric şirketi tüm Komünist personelini işten atacağını ilan etti.
1961 - Tanzanya bağımsızlığını kazandı. Julius Nyrere cumhurbaşkanı oldu.
1962 - Tanganika kuruldu.
1963 - Zangibar Sultanlığı bağımsızlığını kazandı.
1965 - Nikolay Podgorni Sovyetler Birliği devlet başkanı oldu.
1967 - Ankara'da üniversite öğrencileri NATO'ya karşı direniş mitingi düzenledi.
1979 - 2 gün önce silahlı saldırı sonucu ölen Prof.Dr. Cavit Orhan Tütengil'in cenazesine katılmak isteyenlerle güvenlik güçleri arasında çatışma çıktı: 1 işçi öldü, 8 kişi yaralandı, 61 kişi de gözaltına alındı.
1987 - Gazze Şeridi'ndeki Cebaliye mülteci kampına İsrail askerleri saldırı düzenledi.
1992 - İngiltere Prensi Charles ve Prenses Diana ayrıldıklarını açıkladılar.
1995 - Nazım Hikmet'in "Rüzgâra Karşı Yürüyen Adam" heykeli, Kültür Bakanı Fikri Sağlar'ın da katıldığı törenle Ankara Atatürk Kültür Merkezi bahçesine yerleştirildi.
1999 - Düzce'nin il, Kaynaşlı ve Derince'nin ilçe yapılmasına ilişkin Kanun Hükmünde Kararname, Resmi Gazete'de yayımlandı.
2002 - Endonezya hükümetiyle Aceh'teki ayrılıkçılar arasında 26 yıllık savaşı sona erdiren antlaşma imzalandı.
2002 - ABD'nin ve dünyanın ikinci büyük havacılık şirketi United Airlines konkordato başvurusunda bulundu.
2004 - Kanada Anayasa Mahkemesi, eşcinsel evliliklerin anayasaya uygun olduğu kararını verdi.
 
Arşiv
 
Süper Loto
08.12.2016 Tarihli Çekiliş Sonucu040619233854
 
On Numara
05.12.2016 Tarihli Çekiliş Sonucu06071115171923242931323440435154596166737677
 
Sayısal Loto
03.12.2016 Tarihli Çekiliş Sonucu242636434446
 
Şans Topu
07.12.2016 Tarihli Çekiliş Sonucu061017243004
 
 
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji