Özdemir,'İhracat Yarışında Mersin 20 Yıldır Geriliyor'

Ana Sayfa » Gündem » MkMM 2. toplantısını yaptı. Gündem; Akil adamlar ve 1/5000'lik plan

MkMM 2. toplantısını yaptı. Gündem; Akil adamlar ve 1/5000'lik plan

Mersin küçük Millet Meclisi ikinci toplantısı MESİAD Erhan Deniz Konferans Salonunda gerçekleştirildi.

 
 
MkMM 2. toplantısını yaptı. Gündem; Akil adamlar ve 1/5000'lik plan
Toplantıya, Mersin Üniversitesin den Prof. Dr. Mehmet İsmail Yağcı ve Emel Yiğitceoğlu, Çağ Üniversitesinden Prof. Dr. Süleyman Türkel,Şehir Plancıları Adnan Taftaf ve Fahrettin Taftaf,Mersin Büyükşehir Bağımsız Meclis Üyesi Yasmina Lokmanoğlu,Akdeniz Belediye Başkan Yard. ve MESİAD Başkan Vekili Bedrettin Gündeş,
ÇUKUROVASİFED ve MESİAD Y.Kurulu Başkanı Ahmet Akkurt, MESİAD Yönetim Kurulu Üyesi Coşkun Gündoğmuş,Mersin Girişimci İş Kadınlar kurucu Başkan ve Y.İ.K Başkanı Cavidan Demirağ, DİSK/Genel-İŞ Temsilcisi Vakkas Kılıç,Akdeniz GÖÇDER Başkanı Selahattin Güvenç ve Hüseyin Aslan, Kanaat önderleri Dr. Cüneyt Bozkut, Abuzer kiraz ve Mehmet Ali Temel katıldı.



Toplantının açılışı ve  Moderatörlüğü Prof.Dr. Mehmet İsmail Yağcı tarafından yapıldı. Yağcı açılış konuşmasında, "MkMM'nin değerli katılımcıları, ikinci toplantımıza hoş geldiniz.  Bugün yine hem ulusal, hem de yerel gündemi oluşturan iki önemli konuyu görüşeceğiz.
1-Ulusal gündemin en önemli konularından biri olan "Akil insanlar" konusunda Çağ Üniversitesi İİBF Dekanı Sayın Prof. Dr. Süleyman Türkel öncelikle bir sunum yapacak, daha sonra ise sizlerin görüşleriyle devam edeceğiz.
2- Gündem maddemiz Mersin 1/5000'lik Planı. Önce Sayın Adnan Taftaf görüşlerini sunacak ve yine sonrasında sizlerin görüşlerinizi sunmanıza zaman ayrılacaktır.
Bilindiği gibi Akil İnsanlar Akdeniz Grubu henüz kentimizi ziyaret etmedi. Bu günkü toplantımızda ortaya konacak görüşler Akil İnsanlar Akdeniz Grubunun Mersin'i ziyaretinde de belirtilecek hususlara esas teşkil edecektir. "dedi ve Akil insanlar Akdeniz grubununda RİFAT HİSARCIKLIOĞLU (TOBB Başkanı),LALE MANSUR,TARIK ÇELENK, KADİR İNANIR,NİHAL BENGİSU KARACA, ŞÜKRÜ KARATEPE,MUHSİN KIZILKAYA,ÖZTÜRK TÜRKDOĞAN, HÜSEYİN YAYMAN'ın yer aldığını belirtti.

Daha sonra sunumlara geçildi ve Prof. Dr. Süleyman Türkel sunumunu gerçekleştirdi.
Türkel, " Hepimizin bildiği gibi, ülkemizi 30 yıl gibi oldukça uzun sayılabilecek bir süredir meşgul eden, çoğu kez şiddetli ve bazen de yoğunluğu düşük dozda, politik ve toplumsal-kültürel talepler içeren bir hareket olarak devam eden terör hareketini uluslararası konjonktürün ortaya çıkardığı fırsatlar çerçevesinde ele alan siyasal iktidar terörü sonlandırma gayretine “destekleyici” bir önlem alma ihtiyacı duymuştur. Böyle bir strateji oluşturmayı hem ülke içinden bazı kişi ve guruplar ve hem de dünyada görülen birçok ayrılıkçı terör olaylarını inceleyerek hazırlanmış çeşitli rapor, akademik çalışma ve uluslararası kuruluşlar tarafından tavsiye edilmiştir.
Dünyada saygın bir araştırma kuruluşu olan ABD Barış Enstitüsünün hazırladığı bir rapora göre bu tür bir süreçte şu hususların bilinmesi gerekir:

•    Taraflar arasındaki anlaşmazlığın özelliği önemli rol oynamaktadır. Etnik kökenli terörizmin tamamen sona erdirilmesi politik temeli terörizmden daha güçtür. Çünkü birincisi geniş halk kitlelerinin desteğine sahiptir.
•    Sadece politik isyan amacına zor ulaşmaz. Bunun barışçıl girişimlerle desteklenirse bazen sonuç alınır.
•    Geniş kütlelerin desteğinin varlığında, teröristlerin mahkeme yoluyla sonuç vermeyecektir. Bu durumda müzakere yoluyla çözüm tek yoldur.
•    Geniş temeli olan terörist hareketin devlet baskısı ve yasaların uygulanması ile sona erdirilmesi mümkün değildir.
•    Devlet pragmatik grupları radikal retçilerden ayırarak etkili bir çözüm yolu üretebilir. Böyle bir yaklaşım kamuoyunun radikallere olan desteğini azaltır.
•    IRA ve Filistin bağımsızlık hareketi olaylarında politik müzakere terörizmi tam anlamıyla sonlandırmadı. Ancak böyle bir hareket kamuoyu desteğini ve teröristlerin kendilerine güçlü bir zemin yaratma imkânını azalttır.
•    Terörist isteklerini kabul etme, bazı gruplarca “terörizmin ödüllendirildiği” şeklinde algılanmakta ve ciddi bir muhalefet ortaya çıkarmaktadır. Bu yüzden zayıf iktidarlar böyle bir karar veremezler.
•    Barış hareketinin zamanı çok dikkatli ve iyi seçilmelidir. Bu zaman iktidarın güçlü olduğu, terörist örgütün kendi iç konularıyla uğraşmaya başladığı ve yeniden bir değerlendirme süresine girdiği dönemler, en uygun olan zamandır.
•    Uluslararası konjonktürün destekler nitelikte olması da önem arz eder.



Türkel konuşmasını bundan sonraki kısmında Terörizm ve terörizmin hedeflerini anlattı. Terörizmin temel amacının geniş halk kitlelerinin desteğini alarak veya korkutarak kendi amaçlarına ulaşmaya çalışmak olarak özetledi.Ardından İspanya,Bask ve Kuzey İrlanda, IRA konusunda yaşanılan müzakere sürecini anlattı.

AKİL ADAM KİMDİR?
Prof. Dr. Türkel, yaşanan süreçte akil adamlar konusunda ise "Barış sürecini sağlıklı ve çözüm mecrasında yürütmeyi önemseyen hükümet isabetli bir kararla halkın duygu ve düşüncelerini öğrenmek, barış sürecinin başlamasıyla ortaya çıkabilecek bazı tepkileri hafifletmek topluma barış süreciyle ilgili doğru yaklaşım ve bilgileri aktarmak, ülkenin her yerinde barış sürecinin tartışılmasını sağlamak ve hepsinin ötesinde MEDYA’nın  resmi ağızlardan çok 3.cü kişilerin sahadan edindikleri görüşlerini yansıtabilmesi amacıyla ortama hazırlamak için “AKİL ADAMLAR” olarak adlandırılan 7 gruptan oluşan 63 kişi görevlendirildi. Benzer bir uygulama ilk mecliste İRŞAT ENCÜMENİ olarak yapıldı. Bu kişiler üzerinde yoğun tartışmalar oldu. A şahsı nasıl “Akil” olabilir. O devletten maaş alıyor vb. gibi bir dizi itirazlar geldi. Hatta bir siyasi parti lideri “Aklını kiraya veren insanlardan akil adam olmaz” açıklaması yapılmıştır. Biz bu polemiklerin dışındayız. Dolayısıyla akil adam olarak nitelenen bu kişilerin özellikleri ve yetkinlikleri ne olmalı sorusuna kısa – basit cevaplar bulmaya çalışacağız.
Akil adam bizim kültürümüze uzak bir kavram değildir. Köylerde ihtiyar heyeti, kan davalarında ve aile içi sorunlarda arabulucular akil adamlar olarak düşünülebilir. Bu insanların önemli özelliği zaman içinde kazandığı tecrübe birikimini yaşamanın rehberine dönüştürerek çevrenin saygınlığını ve güvenilirliğini kazanmış olmalarıdır.
Bilgi çok önemli bir araçtır. Ancak bilginin insanlık, topluluk yararına kullanabilme, bilgiyi hazmederek yaşamının düsturu yapıp ilkeli yaşayabilme, insanı olgunluğa yani insani kamil düzeyine taşır. İnsan olgunluğa taşımayan bilgi zihinde bir yüktür.
Halkoyu oluşturmanın 3 temel hedefi vardır. Bunlar, bir fikri ve görüşü halka kabul ettirme (enforme), var olan bir görüşü ve düşünceyi değiştirme ve hiç olmayan yeni bir görüş ve fikri yaratmaktır. Kamuoyu oluşturucular toplumla olan ilişkilerde bu yaklaşımları ve toplumsal dinamikleri iyi bilmeleri ve bunları etkin biçimde kullanabilmeleri gerekir. İnsanları ikna etmek bir sanattır. Bu sanatı iyi kullanabilen kişiler hayatın değişik alanlarında başarıya ulaşırlar.
Toplumda anlaşamamazlıkların temelinde 4 unsur vardır.
Bunlar amaçların çatışması, kişilerarası veya kuruluşların kendi içindeki fikir ve düşüncelerin uyumlu olmamasını içeren bilinçsel çatışma, kişilerin tepki ve tavırları uyuşmadığında ortaya çıkan duygusal zıtlıklarda görülen duygusal çatışma ve herhangi bir sorunun çözümünde mutabakat sağlanamaması durumunda ortaya çıkan süreçsel çatışmadır. "şeklinde konuştu.
Türkel, "Her insanda yukarıda belirtilen zeka türünden birinin belirli dozda bulunduğu, dolayısı ile bir örnek akil adam olmadığı; duruma, şartlara üstlenilen misyona ve içinde bulunan duruma göre “akil”lik özelliğinin değiştiğini ifade edilebilir.
Bir tanıma göre Akil Adam Gerek tecrübesi, gerek bilgisi, gerekse yaşı itibariyle belirli alanda sözü dinlenen, otorite durumunda olan, yaklaşım ve çözüm önerilerine değer verilen, sayılıp sevilen, “uzman” yada “duayen” kavramından farklı olarak içinde “kamil insan” kavramını da barındıran kişilere denir.
İkinci tanım Akil insan hayat ve ilim tecrübesi ile belirli bir alanda veya birçok alanda sözü dinlenen, söz sahibi olan kişilerdir. Bu manada ki insanlar konulara ve sorunlara yaklaşımları ile çözüm üreten, bulan kişilerdir.
Bir diğer tanım zeki, akıllı, sağduyuya sahip, danışılan ve fikirleri doğru, önemli olan kişilere denir. Yaşantısı ve bilgisi ile aklı başında adam, insan, kişi demektir. Ayrıca akil insan hayat ve ilim tecrübesi ile belirli alanda veya birçok alanda sözü dinlenen, söz sahibi olan kişilerdir.
Sonuç olarak “akil insan” olarak kabul edilen kişilerin tek bir özelliğine, niteliğine, başarısına veya başarısızlığına bakarak değerlendirme doğru değildir. Asıl olan üstlendiği görevi benimsemesi ve bu görevin ulviyetini kavrayarak tarihi misyonunu yerine getirebilmesidir."dedi ve sunumunu sonlandırdı



Prof.Dr.Türkel'in ardından katılımcılar söz aldı...

Selahhatin Güvenç  Akdeniz GÖÇ DER Başkanı

Akil insanlar tanımı dışında Hocamın diğer düşüncelerine çok katılmıyorum. Dünyada birçok terörist devlet vardır. Suriye, Saddam dönemi Irak gibi. Hocamın sunumundan terörizme devletlerin baş vurmayacağı sonucunu çıkardım. Buna katılmıyorum. Örnek vermek istiyorum; Cumhurbaşkanı diyordu ki; artık iyi şeyler olacak. Türkiye’de demokratikleşme hareketi Ecevit’in başbakan olması ile başladı dedi ve teröristbaşı ifadesi ile cümlesi devam etti. Bugün Türkiye’deki hareket en çok güney Afrika’daki mücadeleye benzemektedir. Güney Afrika beyaz rejimin tamamen terörist yöntemlerle ülkeyi yönettiği bilinmektedir. Mandela da en büyük teröristti. Bir barış süreci olacaksa dil ve kavramlara dikkat etmeliyiz. Ben sayın hakan Fidan’a demiştim ki: Terörist başı sözünden rencide oldum ve bütün Kürt’ler rencide olur. Sıradan bir yurttaş olarak;  gün gelecek “teröristbaşı”na sayın diyebilirsiniz.  Nitekim  öyle de oldu. Evet dünyada terörist hareketler   var. Eğer bir barış süreci olacaksa üslubumuza dikkat etmeliyiz. Akil adamların seçme yöntemini doğru bulmuyorum, ancak hepsi de  saygın insanlardır ve bunların çalışmalarını da önemsiyoruz. Onlarla görüşeceğiz ve onlara sunulmak üzere bir raporda hazırladım. Ancak sıkıntım şu, hala dil ve üslup yanlış kullanılıyor. Terörist kelimesini kullanmaktan kaçınmak lazım. Çünkü bugün aynı masada oturuyorlar. Ayrıca demek isterim ki; Dünya’da kitlesel destek alan hareketler terörist hareketler değildir. Hareketi doğru anlamak ve bu şekilde ifade etmemek gerekir.

Mehmet Ali Temel, Emekli Öğretmen-68 li
Dünyadaki; ETA, İRA, PKK, GÜNEY AFRİKA gibi ayaklanmaların terör hareketi olarak nitelendirilmelerine katılmıyorum.
Öncelikle ülkemizdeki ayaklanma hareketinin terör hareketi olduğunu düşünmüyorum.
30 yıl süren 40 bin canla bedel ödenen ve hala 8-10 bin silahlı elamanı bulunan hareket terör hareketi değildir. Nitekim son zamanlarda dünyada terör hareketi olarak nitelendirilmemeye başlanmıştır.
Ancak savaşan tarafların zaman zaman terör tanımına uyan hareketleri olabilir. Ama düşük ama yüksek yoğunluklu savaş söz konusudur.
Tarih boyunca insanlar savaşmıştır. Tüm bu savaşlar günün birinde bitmiştir. Ve bu savaşların hiç birinin kazananı olmamıştır. Yani bir taraftan 40 bin bir taraftan 10 bin kayıp olunca, bir taraf kazanmış sayılabilir mi? Savaşın kazananı, barışın kaybedeni olmaz.
Bu savaşlar bitince, barışı savaşanlar oturup konuşmuş.
Bizdeki savaşın bu kadar uzun sürmesi bu kaçınılmaz ilkenin kabul edilmemesindendir. Devlet teröristlerle görüşmez dendi.
BU bakış ve adlandırma değişince barış süreci başladı. Artık Öcalan bebek katili değil bir tarafın lideridir. Ve de çözümün başaktörüdür.
Akıllı insanlar olayını eleştirenler, barışa karşı olanlardır. Barışa ve barış sürecini başlatanlara karşı olanlar her uygulamaya  bir refleks hareketi olarak karşı çıkıyorlar. Sorun seçilen insanların kim oldukları ile ilgili değil. 76 milyon içinde daha binlerce akıllı insan var. Ama bu seçilenler de toplumda sevilip sayılan, bu konuya emek vermiş, birikimleri olan insanlardır. En önemlisi barış isteyen insanlardır. Aynı zamanda toplumun her kesimini temsil eden insanlardır. Bu nedenle seçimi doğru buluyorum. Benim amacım üzüm yemektir.
50 bine yakın insanın ölümüne ve bir trilyon doların havaya uçup gitmesine neden olan bu kirli ve anlamsız savaşın bitmesi herkesin yararınadır. Eşitlik ve özgürlük temelli kalıcı bir barış sağlanmalıdır. Böylesi bir barış herkesin ve ülkemizin yararınadır.
Geç kalınmış bu barış sürecine her insan sever ve yurt sever destek olmalıdır.

Dr. Cüneyt Bozkut
İkiyüzlülüğü silmediğimiz sürece bir yere varamayız. Eğer bir işi doğru yapanı varsa onu övmeliyiz. Artık geçmişte bildiklerimizi unutmalıyız. Kol kesilir yel içinde kalır, benim partim benim ailem yanlış yaptıysa aman saklamalıyım diye düşünülürse bir yere varamayız. Herkim ki iyi bir sey yaptı desteklemeli, yanlış yaptı karşısında olmalıyız, bu bizden biri olsa dahi.  Artık Dünya Konjuktürü çok değişti. Bir barış ortamı oluşturuldu. Şimdi Suriye’de Kürtlerin kimlikleri yoktu 10 yıl öncesine kadar,200 bin kürt Mersin’de yaşıyor. Yani kürtler Dünya’nın her yerinde yaşıyor. Ben ne kadar vicdanlı bir insanım ona bakmak gerekiyor.
Kendi hakkını almaya çalışan isyankar insanlar benim nazarımda terörist insanlar değil,saygın insanlardır. Che gibi. Bu ülkede de sadece barışı savunanlar olacakladır.



Mustafa Güler,
Konuyu sunan hocamız Sayın Süleyman Türkel Akademik literatürde tanımlanan şekli ile terör ve terörist kavramını açıkladı. Buradan kalkarak çözüm süreci ve Akil İnsanlar konusunu sundu. Bu tanım ve kavramların PKK ile örtüşüp örtüşmediği katılımcıları duruş yerine göre değişebilir. Bu nedenle bu duruş uluslararası literatürde tanımlanmış kavramları değiştirmez. Konunun işleyiş ve içeriğine böyle de bakılması gerekir.
Devlet Yurttaş ilişkilerinde Barış kavramı ve metni vardır. Bu metin Anayasalardır. Anayasalar , birlikte yaşamaya karar vermiş toplukların birlikte yaşama ilkelerinin deklere ettiği ortak irade beyanlarıdır.
Bu haliyle Devlet yurttaş ilişkilerinde barış ve barış metni vardır. Aralarında örtülü bir kabul de vardır. Devlet Adalet ve şefkat gösterirken, yurttaşlar ittiat ve sadakat gösterir.  Karşılıklı hak ve sorumluluklar manzumesinde Devlet Yurttaşlarına adil davranıp şefkat göstermez ise, yurttaş dan itti at ve sadakat bekleyemez. Devletin olumsuz davranışında ısrara etmesi halinde yurttaş isyan eder. Buna sivil itti atsizlik de denir. Bu durum evrensel hukuk literatüründe var ve meşrudur.

Biz, tarihler boyunca Devlet ile sözleşmemiz olan sivil Anayasa ya sahip olamadık. 1876,1921,1924,1961 ve 1982 Anayasaları hiç bize danışılmadan otoriter bir biçimde sürecin zaafları kullanılarak kabul ettirildi. Hep kurucu elit in iradesini yansıttı. Bu nedenle yıllardır Sivil Anayasa  arayışımız devam ederken, seçim öncelerinde seçime giren bütün siyasi Partilerin de Sivil Anayasa vaadi vardır.
Bu gün 30 yıldır adına düşük Yoğunluklu da denilen bir savaş yaşadık. 40 000 can ve bir trilyon Doları aşan maddi kayba uğradık. Kaynaklarımızı insanlarımızın ölümü ve maddi kaynaklarımızı kendi insanımıza kurşun ve topraklarımıza bomba ile tükettik. Bu gün çatışmazlık aşamasına geldikse bu çok önemli bir süreçtir. Bu sürecin öneminin anlatılmasında sevip saydığımız Akil İnsanların rol almasını önemseyip katkı vermeliyiz.
Bu süreç yalnız Kürt Sorununu çözmeyecektir. Bu süreci yeni Sivil Anayasa yapma süreci ile birleştirip, İnsan Haklarına saygılı Demokratik bir Anayasanın yapılmasına evrimleştirilmelidir. Burada Akil İnsanlar etkin rol alarak bu yaygın ve yüzyıla yakın süredir talep ettiğimiz bu  rüyanın gerçekleşmesine katkı vermelidirler. 
Tek tek insanların kaygılarını bir yana bırakırsak ezici çoğunluk artık toplumsal barış istiyor. Akil İnsanlar asıl yeni ve Sivil bir Anayasanın oluşumuna İktidar Partisi Genel Başkanı Başbakan Sayın Recep Tayip Erdoğan ı ikna etmelidirler. Halk zaten ikna. Halkı ikna etmeye gerek yok. Akil İnsanlar Siyasileri ikna etmek için arabuluculuk yapmalıdırlar.
Bu fırsatı bütün kimliklerin kendini özgür hissederek Yeni Anayasa ya sahip çıkma noktasına çıkarmazsak, PKK nın silah bırakması da bizi kurtarmaz.
Tarihte çok örneklerini yaşadık. Birinin bittiği yerde başkası başlar. Hükümetimiz Sürecin  Kalıcı olmasını istiyorsa,  “demokrasiyi verip silahı ebediyen alması gerekir”. Böylece kalıcı barış olur.

Abuzer Kiraz,

Bugün akil insanlar üzerinden konuştuğumuz barış-çözüm süreci ülkemizde 30 yıldan beri süre gelen çatışma ortamı sadece bu 30 yılla sınırlı değildir. Öyle olsa idi Şeyh Saîd, seyit rıza, Koçgiri ayaklanma ve direnişlerine ne diyeceğiz? Bu topraklar üzerinde farklı dil ,din ,ırk ve mezhep farklılıkları olan halklar arasında çatışma, kavga ve savaş yoktur. Osmanlıdan bu yana, yöneticiler   halklar arasında çatışma ortamı  yaratılmaya  çalışmışlardır.
Bu nedenle ülkemiz insanı yönetenleri yani devleti sorgulaması lazım.Sorun devlette. Biz  devletin demokratik olmasını sağlarsak sorunlarımızı ve sıkıntılarımızın tümünü çözebileceğimizi düşünüyorum. Umarım akil insanlarımız çözüm sürecini halkımıza anlatmaktan ve empati kültürünü oluşmasına kısa zamanda gerçekleştirirler  ve çözüm sürecinin uzamasına engel olurlar.

Hüseyin Aslan GÖÇDER Yönetim Kur. Üyesi

Cumhuriyet döneminde koçgiri alevi kürt isyanı ,seyh said isyanı ve Ağrı isyanı olmak üzere 3 kürt isyanı yaşanmış. Birinci dünya savaşı galibi İngiliz ve Fransızlar Osmanlı toprağında çıkarlarına uygun yeni devletler kurdular. Suriye, Irak, Ürdün, Suudi Arabistan gibi. Kürtler bu süreçte devlet kurmadılar veya kuramadılar. Mustafa Kemal Paşaya destek verdiler, Erzurum ve Sivas Kongrelerine ve I. Meclisin kurulmasına destek verdiler. Lozan anlaşmasının imzalanmasından sonra I. Meclis dağıtıldı, Kürtlerin varlığı inkar edildi. Şeyh Said isyanını bu inkarın sonucu olarak  anlamak gerekir. Sayın Süleyman Demirel 28 Kürt isyanın bastırıldığını PKK isyanının da bastırılacağını söylerdi. Belirttiğim  üç isyan dışında kalanlar, Şark Islahat Planı ve mecburi iskan yasalarına uymak istemeyen Kürtlerin kendilerini savunmak amacıyla devletle girdikleri çatışmalardır. Bu çatışmalar Şeyh Said isyanı ile Ağrı isyanlar arasında ki zaman diliminde ortaya çıkmışlardır. Bahsi geçen çatışmalar acı, gözyaşı ve katliam olarak Kürtlere dönmüştür. Yapılanlar devlet teröründen başka bir şey değildir. Devletlerin kendi yasalarını çiğnemesi ve şiddete baş vurması terörden başka bir şey değildir.  Bugün yaşadığımız şeyin, PKK nin de  bir Kürt isyanı olduğunu kabul etmeliyiz. Sözü edilen barış PKK aracılığı ile Kürt’lerle  yapılacak barıştır. Barışın sadece devletle Kürtler arasında olması yetmemektedir. Bugün Türkiye’de ciddi bir inanç sorunu vardır. Devlet; Alevilerle, Ermenilerle, Rumlarla, Süryanilerle ve Dindar müslümanlarla barışmalı ve özür dilemelidir. AK Partiyi dindar Müslümanların partisi olarak ele almamak gerekir. Bilim insanlarının tespitlerine göre 1915 te Türkiye nüfusunun 1/3 ü hiristiyandı veya gayri müslüm idi. Bunlar ne oldu? Ermeniler Pontuslar, Rumlar, Süryaniler, Yahudiler nerede?  Tek kelime ile devlet terörü ile yok edildiler.

Coşkun Doğmuş, İş Adamı MESİAD

Türkiye’de istismar edilecek konular dış güçler tarafından yıllar önce bloke edilmiştir ve daha sonra bunlar sırasıyla 70 lı yıllarda sağ-sol meselesi ardından da   Kürt meselesi ortaya sürülmüştür. Ancak mevcut konjektürde güçlü bir türkiye’ye ihtiyaç doğmuştur. Bundan dolayı da İsrail ve bazı Avrupa ülkeleri örgütü arkadan destekleyen güç olmaktan çekilmiştirler. Bana göre Dünyadaki tüm ülkeler masa altından yönetilir ama işi diplomasi yapar gibi görünür. Türkiye’de ilk defa barış sürecinde ortak bir istek içerisine girmiştir. Bunun için sorunun kısa bir zamanda çözülmesi gerektiğini düşünüyorum. Eğer bu süre uzatılır ise konjektürün değişmesi durumunda Türkiye daha farklı sorunlarla karşılaşabilir. Elimizi çabuk tutmalıyız.

1/5000'LİK NAZIM İMAR PLANI MASAYA YATIRILDI



Gündemin bir diğer maddesi ise 1/5000 ölçekli Nazım imar planı oldu. Bu konudaki sunumu Şehir Plancısı Adnan Taftaf yaptı.
Taftaf konuşmasında ,"Mersin  Büyükşehir Belediyesince  hazırlanan,Mezitli,Yenişehir,Toroslar ve Akdeniz İlçelerini kapsayan 1/5000 ölçekli Nazım İmar Planı ile ilgili olumlu olumsuz tartışmalar kamuoyunda eksik olmuyor.
Öncelikle Şunu belirtmeliyim ki konu ile ilgili bilgi kirliliği mevcuttur.    Zira konu  ile ilgili olarak  ilgili meslek odaları ve sivil toplum örgütleriyle Bilgi alışverişi amaçlı  toplantılar yapması gereken Büyükşehir  belediyesi  katılımcı planlama anlayışından uzak bir tavır sergilemektedir.
1)1/5000 ölçekli nazım imar planlama çalışmalarına başlandığı tarihte yürürlükte olan   1/100.000 ölçekli Mersin-Karaman Çevre düzeni planı Danıştayca iptal edilmiştir.
2)Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca  Adana-Mersin’i kapsayan yeni 1/100.000 ölçekli Çevre düzeni imar planı çalışmaları devam etmektedir.
3)5216 sayılı Büyükşehir Belediye kanunu 6360 sayılı Bütünşehir kanunu çerçevesinde değiştirilmiş.4İlçeden ibaret olan Büyükşehir Belediyesi sınırı Tüm il sınırlarını kapsayacak biçimde büyütülmüştür.
4)Yapı denetimi kanununda değişiklik amaçlı hazırlanan kanun taslağında, İmar kanunu, Kıyı kanunu, ve 3194 sayılı kanunun  18.madde uygulamasına yönelik radikal değişikler içeren öneriler mevcuttur.
5)Ülkemiz de Mevcut İmar kanunu ve bu kanunla ilgili yayımlanan mevzuat kapsamında köklü değişikler yapılması gerekiyor. Ancak bu değişikliklerin ilgili meslek odalarınca ve sivil toplum örgütlerince tartışılarak  İmar kanunu başlığı altında yapılması gerekirken, Yapı denetim kanun taslağı başlığı altında yapılması uygun değildir.
6)İmar mevzuatı konusunda yargı karaları ile beslenen ciddi bir birikim oluşmuştur. Bu birikimleri boşa çıkartan bir başka ifade ile verilmiş yargı kararlarına aykırı kanun taslağı oluşturulmasını doğru bulmadığımı ifade etmek isterim.

Bu bilgiler  ve gelişmeler ışığında  yerel seçimlerin yapılmasına bir yıldan az bir süre kalmışken   ilçe belediyelerince hazırlanacak veya hazırlattırılacak  1/1000  ölçekli uygulama imar planlarının yetişmesinin mümkün olmadığı bilinmesine rağmen 1/5000 ölçekli Nazım İmar planları üzerinde spekülasyon yapılması bununlada yetinilmemesi, planın geçmesi noktasında baskı oluşturmak amacıyla bazı İlçe Belediyelerine yazı yazarak belirli bölgelerde inşaat ruhsatının verilmemesi yönünde ‘’yetkisiz’’ olduğu halde telkinde bulunmak yerleşik idari yargı kararlarına da aykırıdır. Üniversitenin doğusunda bulunan gerçekte (2b) olduğu herkesçe bilinen ancak ilgili kanun Kapsamında Maliye hazinesine kayıtlı gösterilen yüzlerce dönümlük arazinin  (2b) ile ilgisi bilinçli olarak  söz konusu planların sunumuna ilişkin hazırlanan slayt gösterilerinde  saklanıyorsa ve bu bölgeye ilişkin özel olarak nitelendirilebilecek  ‘’plan’’ kararları üretiliyorsa   ayrıca  fiiliyatta olmamasına rağmen  bir bölgede  Nazım imar planına ‘’özel okul alanı’’işaretlemesi  yapacak  kadar  bölgedeki  mülk sahipleri ile  içli dışlı-olduklarını  plan kararı ile  ispatlayanların hazırladığı ‘’ planlar’’ takdir edersinizki  kamu yararı doğrultusunda değil belirli odakların menfaatleri doğrultusunda hazırlanmış planlardır.
Ülkemizdeki mevzuata göre imar planları Şehir ve Bölge plancıları tarafından yapılmaktadır. Ancak kentlerin sınırlarıda, sorunlarıda çok büyümüştür.Bu nedenle planlama ekibinde çeşitli meslek disiplinlerinden  çok sayıda uzmanın  bulunması gerekir diye düşünmekteyim. Şehir Plancısı, Koruma amaçlı imar planlarında olduğu gibi ekibin başı olabilir ancak   kent  ve kent yaşamı ile ilgili diğer meslek grupları da planlama ekibinde yer almalıdır.
Sonuç olarak  önümüzdeki yerel seçim sonrasını da kent adına kaybetmemek için  Şimdiden öncelikle büyükşehir Belediyesinin planlama biriminin yukarda ifade ettiğim meslek disiplinine sahip uzmanları da kapsayacak biçimde organize edilmesi, Katılımcı planlama anlayışı ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca hazırlanmakta olan Adana –Mersin 1/100.000 ölçekli çevre düzeni Planı çalışmalarına paralel, 6360 sayılı yasa kapsamında  1/25000 ,ve 1/5000 ölçekli nazım imar planı çalışmalarına  ara verilmeksizin devam edilmelidir.dedi.
Adnan Taftaf'ın sunumunun ardından katılımcılar söz aldı.

Mersin  Büyükşehir Belediyesi Bağımsız Meclis Üyesi Yasmina Lokmanoğlu :
"Plan şehir için yeterli değil"
Mersin'de1/ 5000 ölçekli plan olayı, Yenişehir Belediye Başkanı Sayın İbrahim Genç'le  ile Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Macit Özcan arasında bir çatışma olarak gösteriliyor. Halbuki MHP,  AKP, BDP ve bağımsız meclis üyesi olarak ben ilke olarak bütün plana karşıyız. Olayı sadece bir Yenişehir'le göstermek yanlıştır. Biz bu Planı Meclise sunulmadan iki gün önce gördük. Şehir için yeterli olmadığını, alt limit , üst limitin doğru olmadığını , yoğunluk transfer hakkının yanlış kullanılabileceğini hep beraber düşündük ve öyle hareket ettik.  Yeşil alan kişi başına 2,5 m kare az bulduk. ona göre de tavrımızı belirttik. Zaten bu durumu gören CHP de dosyayı usule aykırı olarak meclise sunmadan çekti.
Mimarlar odası bu süreçte devamlı görüş bildirdi. Aynı şekilde biz Şehir Planlamacılar Odası Şube sinden ve diğer odalar dan da destek beklerken, bize geçsin askıda itiraz ederiz dediler. Bu da bana çok saçma geldi, bu şehrin planını 50 yıl sonrayı düşünerek hep beraber yapmalıyız demiştim.
Planlar bize son güne kadar gösterilmedi. Her şey bırakılmış. Mezitli’ de hiçbir sey yok, Akdeniz’de hiçbir sey yok. Biz bu savaşı yaparken kimse yanımızda yoktu. Üniversite ve mimarlar odası bilimsel açıklama yapıyor sizde yanımızda olun dedik. Lojistik merkezi nerde, organize sanayi nasıl geliştirilecek kimse cevap vermiyor. Ben burada kendimi yalnız kalmış hissediyorum. Bu tamamen rant olayı değildir. Bu kadar meclis üyesi mücadele veriyor demesini beklerdim.



Bedrettin Gündeş
:"Çarpık kentleşme doruk noktasına geldi."
Kent ile ilgili kaygısı olan, o olayın gelişim seyri hakkında bilgisi olmasa bile Adnan beyin burda söylediği bilgilere sahip olması gerekiyor.Bu bir kültür sorunu aslında biz bir İsveç değiliz. Onlar kentleşme alt yapı sorununu bilimle çözmüşler. Pakistan ve afganisatn modeli sehrin giriş çıkışları ile fakirliği yansıtan modeller, bazen seller oldu, Dünya değişti biraz mantalitede değişti. Devlet yeni yeni yasalar çıkarmaya başlıyor.
Kentteki %30 luk nüfus oranı kimse kente gelmiyor. Kentten de kırsala dönüş yok. Çarpık kentleşme doruk noktasına geldi. Şimdi yeniden bir dizayn gerekiyor. Mersin şimdi çok önemli bir noktada. Şimdi eğer yönetenler kentin büyükşehir belediye başkanı iyi niyetli ise ve ufku genişse oda burada olurdu çağırırdı ne yapalım derdi. Bu işin bilimini almış nasıl yeniden bir kent dizayn edebiliriz . şimdi bu beş binlik çıkarsa bile hiçbir anlamı yok. Birkaç oynama yapılmış o kadar.

Mustafa Güler.
"Planda keyfi davranılarak Mersin in gelişmesinin önü tıkanmıştır. "
Anlatıldığı gibi planlar kent in geleceğini belirler. Kentin ekonomik ve sosyal gelişmesinin anahtarıdır. Bu nedenle toprağın her santimetre karesi ayrı ayrı irdelenerek Mersin in bu gün ve gelecekteki bütün ihtiyaçlarını karşılayacak içerikte olmalıdır.
Planda keyfi davranılarak Mersin in gelişmesinin önü tıkanmıştır. Plan yetersizliği nedeniyle Organize Sanayi Bölgesin de imarlı bir karış yer yok. 80 yeni yatırımcı yeni yatırım için yer beklerken yer yok. Küçük Sanayi Sitelerinde, Sanayi depolama için bir karış yer yok, Okul için, Hastane için, Otel için bağımsız çarşı için bir karış yer yok. Belediye Meclis toplantılarının gündemlerinin % 70 ini imar tadilatları işgal ediliyor. Plan tadilatları imar komisyonlarının inisiyatifinde Nasıl gelişeceği önceden bilinmez. Hiçbir yatırımcı sonucu ne olacağı belli olmayan plana güvenerek toprak almaz ve yatırım kararı veremez.
Bunun sonucudur ki Mersin gibi doğal potansiyeli yüksek bir İl de  işsizlik ve yoksulluk olağan hale gelmiştir. Yıllardır göç alan ve göç İle oluşan Mersin, tersin e göç vermeye başladı. 2012 yılında göç edenlerin sayısı göç ile gelenlerden 6800 kişi daha fazla.
Kişi başı gelir Türkiye ortalaması 10 350 Dolar iken, bu sayı Mersin de 8164 Dolardır. Komşumuz Antalya da kişi başı gelir 12 500 Dolar civarında.
Yenişehir Bölgesin de kat karşılığı arsa oranları  %25-30 dan %45-50 lere yükseldi.  . Bunu faturasını konut sahibi olmak isteyen yurttaş ödüyor. Sürecin önü açılmadığı için konut sahibi olmak isteyen yurttaşlar en az konut başına 30-40 bin lira daha fazla para ödemek zorunda kaldı. Bu para fazladan arsa sahiplerinin cebine gidiyor.
1/5000 ölçekli plan gecikince yatırımcının önü kesildi. Mevcut planlarda tadilat yapılmadıkça hiçbir yatırım yapılamıyor. Plan tadilatları ise yatırımcıyı canından bezdirdi. Mersin in önünü açacak planlar bir an önce yapılmalıdır

Coşkun Doğmuş -İş Adamı   (mesiad):"Mersin eksi göç vermeye başlamıştır."
Şimdiki bu planların yapılamaması kişisel çıkarların ön plana çıkmasından kaynaklanıyor. Bu yüzden Mersinde hiçbir yatırım yapılamaz hale gelmiştir. Yapılan yatırımlar risk altındadır. Ruhsatsız yapılıyor ve sonra bir formül buluruz deniliyor. Bu sıkıntı Mersindeki tüm yatırımları durma noktasına getirmiştir. Bundan dolayı cazibe merkezi olması gereken Mersin eksi göç vermeye başlamıştır. Bu göç 2011 yılında 1800, 2012 yılında ise 2300 kişi civarındadır. Biran önce şahsi çıkarlar ve egolar bir yana bırakılıp şehir bu çıkmazdan kurtarılmalıdır.

Mersin küçük Millet Meclisi toplantısının sonunda Moderatör Prof.Dr.Mehmet Yağcı da akil insanlar konusunda kısa bir görüş belirtti.Yağcı, "Barış'ı tesis etmenin ne kadar zor olduğunu hepimiz biliyoruz. Özellikle tüm Ortadoğu coğrafyasında bunca zenginliğin üzerinde oturan insanların bunca yıldır refah yaşamamaları çok acıdır. Barışı kurmanın yanında bunu devam ettirebilmek için insanların refahının arttırılması, yaşamlarının değerli hale getirilmesi gereklidir. Akil insanlar bu yönden öncelikle barışın oluşturulmasında çok zorlu bir görev üstlenmişlerdir. Her ne kadar çeşitli eleştirilere maruz kalsalar da makulü bulma konusunda, doğru olanı gösterme konusunda büyük katkı sunmaktadırlar. Kendilerine görevlerinde başarılar diliyorum. "dedi.


 
20 Mayıs 2013 Pazartesi 07:12
 
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
Son 24 Saat
Haberler RSS Beslemesi
 
Facebook messenger'de sohbet odaları başlıyorBu bilgisayar saniyede 93 trilyon işlem yapıyorGalaxy S7 dört farklı versiyonla geliyorLamborghini mi, Ferrari mi?Facebook'un karı %52 artışla 5,84 milyar dolarDengede durarak felç olma riskinizi ölçünSamsung Galaxy S6 ve Galaxy S6 Edge'yi tanıttıDünyanın en çok turist alan şehirleriAvşar Kızı, Ilıcalı'ya Fark AttıTelefonlarda 'keşke yazmasaydım' mesajları geri alınabiliyor2014 en sıcak yıl olduMicrosoft’tan Windows 10.. İlk yıl ücretsiz
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
 
Bumerang - Yazarkafe
 
 
Get our toolbar!
 
Gazete Manşetleri
 
 
Namaz Vakitleri
 
  • İmsak05:55
  • Güneş07:37
  • Öğlen12:45
  • İkindi15:18
  • Akşam17:33
  • Yatsı19:03
 
Anket
.
 
Lig Puan Durumu
 
Takımlar
O
G
B
M
P
1
Başakşehir
13
9
4
0
31
2
Beşiktaş
13
8
5
0
29
3
Galatasaray
13
8
2
3
26
4
Fenerbahçe
13
7
4
2
25
5
Bursaspor
13
7
3
3
24
6
Konyaspor
13
5
5
3
20
7
Osmanlıspor FK
13
4
7
2
19
8
Gençlerbirliği
13
4
6
3
18
9
Trabzonspor
14
5
3
6
18
10
K.D.Ç. Karabük
13
5
2
6
17
11
Akhisar Bld.
13
4
4
5
16
12
Antalyaspor
13
4
4
5
16
13
Alanyaspor
13
4
2
7
14
14
Kasımpaşa
13
3
3
7
12
15
Gaziantepspor
13
3
2
8
11
16
Ç. Rizespor
13
2
4
7
10
17
Kayserispor
13
2
3
8
9
18
Adanaspor
14
1
3
10
6
 
Şampiyonlar Ligi
 
UEFA Avrupa Ligi
 
Alt Lig
 
Tarihte Bugün
1774 - Kazak isyanı önderi Pugaçev idam edildi.
1817 - Mississippi, A.B.D. nin 20. eyaleti olarak birliğe katıldı.
1863 - Londra metrosu açıldı.
1898 - İspanyol-Amerikan savaşı sonrası Küba İspanya'dan bağımsızlığını kazandı.
1901 - İlk Nobel ödülleri verildi.
1902 - Mısır'da Nil nehri üzerinde inşa edilen Aswan Barajı hizmete girdi.
1906 - Theodore Roosevelt, Rus-Japon Savaşının sona ermesinde oynadığı arabuluculuk rolünden dolayı, Nobel Barış Ödülü'nü alan ilk Amerikalı oldu.
1923 - İrlandalı şair William Butler Yeats Nobel Edebiyat Ödülü'nü aldı.
1927 - Fransız filozof Henri Bergson Nobel Edebiyat Ödülü'nü aldı.
1929 - Alman yazar Thomas Mann Nobel Edebiyat Ödülü'nü aldı.
1941 - Malaya açıklarında Prince of Wales ve Repulse olmak üzere Kraliyet Donanmasına ait iki zırhlı Japon İmparatorluk Deniz Kuvvetleri'ne bağlı torpido bombardıman uçakları tarafından batırıldı.
1948 - Birleşmiş Milletler Meclisi, İnsan Hakları Bildirgesini kabul etti. Türkiye İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'ne kabul oyu verdi.
1956 - Macaristan'da çatışmalar başladı, sıkıyönetim ilan edildi.
1964 - Martin Luther King Nobel barış Ödülü'nü aldı.
1970 - Rus yazar Aleksandr Soljenitsin Nobel Edebiyat Ödülü'nü aldı.
1971 - Aralarında Türkiye İşçi Partisi Genel Sekreteri Tarık Ziya Ekinci'nin de bulunduğu 26 sanıklı Devrimci Doğu Kültür Ocakları davasına Diyarbakır'da başlandı.
1975 - Rus bilim insanı Andrey Saharov Nobel Barış Ödülü'nü aldı.
1977 - Uluslararası Af Örgütü Nobel Barış Ödülü'nü aldı.
1977 - İstanbul Toptaşı Cezaevi'nden 9 siyasi tutuklu kaçtı.
1978 - Enver Sedat ve Menahem Begin Nobel Barış Ödülü'nü aldı.
1979 - Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü Gürer Aykal görevinden alınmıştı. 10 Aralık günü bu göreve İsmet Kurt'un atanması üzerine Devlet Opera ve Balesi çalışanları Carmina Burana'nın sahnelenmesine katılmama kararı aldı. Kurt iki gün sonra istifa etti.
1979 - Rahibe Teresa Nobel Barış Ödülü'nü aldı.
1982 - Günaydın gazetesi yayın hayatına başladı.
1983 - Arjantin'de askeri rejim sona erdi; Arjantin'in 8 yıldan sonra ilk sivil başkanı Raul Alfonsin oldu.
1983 - Polonyalı Dayanışma Sendikası lideri Lech Walesa Nobel Barış Ödülü'nü aldı.
1984 - Güney Afrika'lı Piskopos Desmond Tutu Nobel Barış Ödülü'nü aldı.
1987 - Sedat Simavi Basın Ödülü Uğur Mumcu'ya verildi.
1987 - İnsan Hakları Derneği "Genel Af ve Ölüm Cezalarının Kaldırılması" talepli 130 bin imzalı dilekçeyi Meclis Genel Sekreterliği'ne sundu.
1988 - Türkiye'de ilk karaciğer nakli ameliyatı yapıldı. Ameliyatı, Ankara Hacettepe Üniversitesi'nden Prof.Dr. Mehmet Haberal gerçekleştirdi.
1988 - Cumhurbaşkanı Kenan Evren'in veto ettiği öğrenci affı yasası Meclis'te tekrar kabul edildi. Yasa, üniversitelerde türbana izin veriyordu.
1988 - Mısırlı Necip Mahfuz Nobel Edebiyat Ödülü'nü aldı.
1989 - Aliağa'da çevre şenliği yapıldı.
1993 - Güvenlik kuvvetleri Özgür Gündem gazetesinin İstanbul Kadırga'daki merkezini bastı ve tüm çalışanları gözaltına aldı.
1994 - Yaser Arafat, Shimon Perez ve Yitzhak Rabin Nobel Barış Ödülü'nü aldılar.
1994 - TBMM TV ( Meclis Tv) kuruldu.
2002 - Stanford Üniversitesi insan embriyosu klonlayacağını açıkladı.
2002 - Eski Amerikan Başkanı Jimmy Carter, 1970 lerde Orta Doğu'da sürdürdüğü diplomatik arabuluculuklarından dolayı Nobel Barış Ödülü'nü aldı.
2002 - Kuzey Kore`den gelen Scud füzeleri taşıyan bir gemi Umman denizinde İspanyol donanması tarafından durduruldu.
2002 - Bangladeş gözaltına aldığı iki Avrupalı gazeteciyi serbest bıraktı.
2003 - İranlı Shirin Ebadi, Nobel Barış Ödülü'nü alan ilk müslüman kadın oldu.
2005 - 10 Aralık Hareketi ilk toplantısını İstanbul Dedeman Oteli'nde gerçekleştirdi.
 
Arşiv
 
Süper Loto
08.12.2016 Tarihli Çekiliş Sonucu040619233854
 
On Numara
05.12.2016 Tarihli Çekiliş Sonucu06071115171923242931323440435154596166737677
 
Sayısal Loto
03.12.2016 Tarihli Çekiliş Sonucu242636434446
 
Şans Topu
07.12.2016 Tarihli Çekiliş Sonucu061017243004
 
 
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji