İhracat Kasım ayında geçen yıla göre %5 artışla 11 milyar 952 milyon dolar oldu

Ana Sayfa » Gündem » Osmanlı Kent Kültüründe Doğa ve Estetik Anlayışı-2...Sibel Gazi Tabel yazdı

Osmanlı Kent Kültüründe Doğa ve Estetik Anlayışı-2...Sibel Gazi Tabel yazdı

Günümüz kentlerine ışık tutan, bugünün kentleşmesi ile geçmişten ibret alınacak bir yazı dizisi.. İkinci bölüm yayında..

 
 
Osmanlı Kent Kültüründe Doğa ve Estetik Anlayışı-2...Sibel Gazi Tabel yazdı
Kent, vahşi doğa şartları karşısında boyun eğmek yerine, kendi yaşam kalitesini kendi iradesiyle yükseltmek isteyen insanın kolektif ürünüdür. Ne pahasına olursa olsun doğaya hakim olma güdüsünün giderek artarak, doğanın kendisini yenileme kapasitesinin üstünde bir hızla doğayı tahrip etmesi, hatta yok etmesi gerçeğinin günümüz dünyasında bilimsel, felsefi ve siyasal düzeyde farkına varılması ise, doğayla savaş yerine, doğaya uyum sağlamanın önemini ortaya çıkartmıştır.

Marx’ın “kültür, doğanın yarattıklarına karşı, insanoğlunun yarattığı her şeydir” tanımından hareket edersek, kentin kendisi de kültürdür. Kent, bir yerde toplumsal kültürün, kent kültürünün cisimleşmiş halidir. Osmanlı kültürel ürünlerine, İstanbul’a ve kentteki yaşam tarzına baktığımızda ise, doğanın alt edilmesi gereken değil, taklit edilmesi gereken bir değer olarak kabul edildiğini görürüz.

Sanat tarihçisi Prof. Jale Erzen, “Osmanlı ve Estetik” adlı makalesinde, Osmanlı’daki incelmiş ve arı estetik anlayışını ve bunu geliştiren etmenleri ele alır. Osmanlı değer yargısına göre, insan, doğanın şuurudur ve insanın dünyadaki varlık nedeni de, ‘yaratılışa hayran olmak ve bunu ifade etmek’ içindir. Erzen (1999), bu durumu şöyle ifade eder:

“Taklid ederek ya da süsleyerek dünyanın güzelliğine karşı hayranlığı arttırmayı amaçlayan bu kültürde YENİYİ YARATMAK  gibi bir kaygı ve istek yoktu. Tamamen Allah’a aid olan alemde, zaman sadece spiraller şeklinde ve döngü içinde düşünüldüğünden geleceğe doğru bir hareket ve yeninin eskiden daha önemli olduğu düşünü¬lemezdi. Tarih, bugünün kültür yazınındaki gibi algılanmıyordu. Bu süreç ilerleyen bir çizgi olmaktan çok, bir değer ya da inanç etrafında, onu eklemlendirerek yineleyen bir zaman spirali idi. Doğanın engin şemasına aid olan zaman, Osmanlı hanedanı onun üstünde öykülerini kaydettikçe tarih oluyordu. İnsanın dünyaya yeni ya da özgün bir şey suna¬bileceği düşüncesi ve inancı aydınlanma ile gelişen bir şeydir.”

Yalnızca Osmanlı da değil, Ortaçağ toplumları, bir çok kültür uzmanına göre en ileri estetik toplumlardı. Ortaçağ karanlığı diye yaygın biçimde karalanan dönem için geçerli olan bu durum, aslında şaşırtıcı olmamalıdır. Zira, Rönesanstan önceki Osmanlı ve Avrupa’da insanoğlunun bütün üretimleri biçim ve anlam esinlerini (veya referanslarını) doğadan; mükemmel bir estetik ve muhteşem çeşitlilik sunan doğadan almaktaydı. Sanayi dönemi ve modernleşme ile birlikte çeşitlilikleri, kültürel farklılıkları sürekli ortadan kaldıran, kültürel kimlikleri yok eden bir standartlaşma ve doğadan hayranlıkla esinlenmek ve doğaya uymak yerine, doğayı sadece hammadde olarak kullanarak üretim ve tüketim kibiri yükselmiştir.

Osmanlıdan önceki Türk devleti olan Selçuk mimarisinden başlayarak, Anadolu’daki yapıların, her zaman topografyaya, suya, iklime uyum sağlayacak şekilde uygulanmış olması, mimarlık sanatında doğaya uyum sağlama eğiliminin ispatıdır. Ayrıca, diğer İslam ülkeleri ve Batı mimarisinde insanın ve devletin gücünün abartılı biçimde simgeleştirildiği büyük ölçekteki yapılara Osmanlı kentlerinde itibar edilmez. Bunun yerine, Osmanlı’da tevazu, çok ince bir beğeni ve abartısız ölçü sunan mimari yapılar hakimdir. İnsan yapısının doğanın estetiğini bastırmaması ve bozmaması hedeflenmektedir.

Osmanlıların ağaca veya suya verdikleri öneme baktığımızda, ihtiyacı karşılayan bir kullanım değeri taşımalarının ötesinde, estetik ve manevi kaygıların güçlü olduğunu görmekteyiz.
Osmanlılar, İstanbul’a ağaç dikerken, tepelere üstü kubbemsi fıstık çamlarını, yamaçlara servi gibi uzun boylu ağaçları, iskele ve meydanlara da çınarları dikmişlerdir. Bunun ilk nedeni, tepelerin estetik güzelliğini korumak, ikincisi erozyonu önlemek, üçüncüsü ise çevresinde insanları biriktirmek içindi. Bugün dahi, özellikle Boğaziçi köylerinin vapur iskelelerinde sıklıkla asırlık çınarlara rastlanması bundan dolayıdır (Pala,2008).

Le Corbusier 1911-1912 yıllarında geldiği İstanbul için şunları söylemiştir:
Eğer New York’u İstanbul ile kıyaslayacak olursak New York’un bir taş ocağı, İstanbul’un ise bir yeryüzü cenneti olduğunu söyleyebiliriz. Bir Türk Atasözü der ki: “Kişi, bina yaptığı yere ağaç diker.” Biz ise onları söküyoruz! İstanbul bir meyve bahçesidir: bizim kentlerimiz ise taş ocakları! (Armağan,2007)

Osmanlı’da doğaya ve ağaca duyulan saygı ve onları insancıllaştıran şekillendirmelerden kaçınarak, olabildiğince serbest bırakma gayreti, Osmanlı’nın İslam öncesine dayanan geleneklerinden ve Asya’dan getirdiği bir değer olmalıdır.

XI. yüzyılda, İslamın yaygın olarak kabul edilmesine kadar yüzlerce yıl boyunca, Şamanizm, özellikle göçebe Türk toplumlarında hakim olan inançtı. Doğaya korkuyla karışık bir saygı duyan Asya Şamanizm’inde, ‘Evren’ canlı bir organizma olarak görülmüştür ve hayatın tükenmemesinin sırrı, Evren’in kendini ritmik ve sürekli bir şekilde yenilemesine bağlanmıştır. Evren’in kendini yeniden diriltme yeteneği, simgesel olarak ağacın hayatıyla ifade edilmiştir. Ağaç simgesi, aynı zamanda hayatı, gençliği, ölümsüzlüğü, bilgeliği, doğurganlığı ifade etmek için de kullanılmıştır (Özgür,2006).

Osmanlı toplumunda suyun manevi değeri de, ağaç gibi büyüktür.  Kur’an-ı kerim’de geçtiği üzere her türlü hayat suda başlar, su sayesinde devam eder ve su ile noktalanır. Su, hiçbir zaman yok olmaz. Bir nevi su, bu fani dünyada ölümsüzlüğün sembolüdür. Bu yüzden, ilk Osmanlı padişahlarının minyatürlerinde tahtın yanında muhakkak bir çeşme veya kaynak suyu görülür.

Türkçede çeşme “göz” anlamındadır. Tabiatın dünyaya bakan gözüdür çeşmeler. Bu durumda akan su da, tabiatın gözyaşları olacaktır. Eski kentler, çeşmelerle doludur. Şair Nihad Sami Banarlı, çeşmelerimiz için, “Osmanlı mimarlarının suya mermerle yazdıkları kasidelerdir” demektedir.

Kent ve doğa ile kurulan bağda manevi değerler kadar, maddi nedenler de akla gelmelidir. Örneğin sadece otomobilin henüz icat edilmemiş olması bile, doğayla bağı güçlü tutan önemli bir etkendi. Yaya olarak veya at arabası ile kentin mekanlarından anlık, özensiz ve hızla geçmek imkansızlaşıyordu.

Modernizmin mekan ve zaman ayrımını değersizleştiren, modern zamana ait ‘Hız’ faktörü henüz yoktu. Her gün aynı yerlerden yürünürken aşina olunan, her gün görülen sosyal ve fiziki çevreye, o mekanın ağacına, sokağında yaşayan hayvanına, çeşmesine ister istemez kişi yüreği ile de bağlanır; adeta bir tanıdık, bir dost haline gelirdi.
Kent kültüründe doğa ve estetik anlayışını, bunun kaynaklarını, olumlu ve olumsuz yöndeki gelişim sürecini değerlendirmek için bu yazı elbette yeterli değildir. Kültürün birbirini farklı düzeylerde etkileyen bütün öğelerini ele alması zaten hedeflenmemiştir. Bu yazı ile yalnızca o tarihsel dönemin bazı boyutlarına uzaktan bir ışık tutulmak istenmiştir.

ARMAGAN, Mustafa, (1999). "Osmanlı Kentine Kavramsal Bir Yaklaşım", Osmanlı, C 5, Ankara: Yeni Türkiye Yayınları, 536-544.
ERZEN, Jale N., “Osmanlı Estetiği”, Osmanlı Dergisi, Ankara, 1999, c.10, s.39-48.
ÖZGÜR, Sema, (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Şamanizm ve Can Göknil’in Yapıtlarındaki İzdüşümleri, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sanat Tarihi Anabilim Dalı, İstanbul, 2006.
PALA, İskender, Ağaçların Gölgesinde Bir kent, 17 Aralık 2008.


Yazının birinci bölümü:




 
12 Şubat 2014 Çarşamba 19:38
 
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
Son 24 Saat
Haberler RSS Beslemesi
 
Facebook messenger'de sohbet odaları başlıyorBu bilgisayar saniyede 93 trilyon işlem yapıyorGalaxy S7 dört farklı versiyonla geliyorLamborghini mi, Ferrari mi?Facebook'un karı %52 artışla 5,84 milyar dolarDengede durarak felç olma riskinizi ölçünSamsung Galaxy S6 ve Galaxy S6 Edge'yi tanıttıDünyanın en çok turist alan şehirleriAvşar Kızı, Ilıcalı'ya Fark AttıTelefonlarda 'keşke yazmasaydım' mesajları geri alınabiliyor2014 en sıcak yıl olduMicrosoft’tan Windows 10.. İlk yıl ücretsiz
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
 
Bumerang - Yazarkafe
 
 
Get our toolbar!
 
Gazete Manşetleri
 
 
Namaz Vakitleri
 
  • İmsak05:50
  • Güneş07:31
  • Öğlen12:42
  • İkindi15:17
  • Akşam17:33
  • Yatsı19:02
 
Anket
.
 
Lig Puan Durumu
 
Takımlar
O
G
B
M
P
1
Başakşehir
13
9
4
0
31
2
Beşiktaş
12
8
4
0
28
3
Fenerbahçe
12
7
3
2
24
4
Galatasaray
12
7
2
3
23
5
Bursaspor
12
6
3
3
21
6
Konyaspor
12
4
5
3
17
7
K.D.Ç. Karabük
12
5
2
5
17
8
Antalyaspor
13
4
4
5
16
9
Osmanlıspor FK
12
3
7
2
16
10
Gençlerbirliği
12
3
6
3
15
11
Alanyaspor
12
4
2
6
14
12
Akhisar Bld.
12
3
4
5
13
13
Trabzonspor
12
3
3
6
12
14
Kasımpaşa
12
3
3
6
12
15
Gaziantepspor
12
3
2
7
11
16
Ç. Rizespor
12
2
4
6
10
17
Kayserispor
12
2
3
7
9
18
Adanaspor
12
1
3
8
6
 
Şampiyonlar Ligi
 
UEFA Avrupa Ligi
 
Alt Lig
 
Tarihte Bugün
1818 - Illinois ABD'nin 21.ci eyaleti oldu.
1854 - Florence Nightingale Üsküdar'da.
1918 - I. Dünya Savaşı'ndan sonra Londra'da yapılan Müttefik Kongresi sona erdi; Almanya'nın savaş tazminatı ödemesine karar verildi.
1923 - Teşkilatı Esasiye Encümeni yeni anayasayı görüşmeye başladı.
1928 - Ekmek otuz para ucuzladı.
1934 - Dini kisvelerle ilgili yasaklar öngören "Bazı Kisvelerin Giyilemeyeceğine Dair Kanun" kabul edildi.
1942 - Zonguldak'ta bir maden ocağındaki kazada 63 işçi öldü.
1944 - Yunanistan'da komünistler ve kralcılar arasında Yunan İç Savaşı başladı.
1945 - İstanbul'da Tan Matbaası gericilerin saldırısıyla yıkıldı.
1956 - İngiltere ve Fransa, Süveyş'ten çekileceklerini açıkladılar.
1959 - Dr. Fazıl Küçük Kıbrıs Cumhurbaşkanı Yardımcısı oldu.
1967 - İlk kalp nakli ameliyatını, Güney Afrika'lı kalp cerrahı Dr. Christian Barnard, Cape Town'da yaptı; hasta 18 gün yaşayabildi.
1971 - Pakistan-Hindistan savaşı başladı.
1971 - Prof.Dr. Mümtaz Soysal 6 yıl 8 ay hapse mahkum edildi.
1979 - Fedai Dergisi sahibi, yazar Kemal Fedai Coşkuner İzmir'de öldürüldü.
1981 - Bülent Ecevit, dört aylık hapis cezasını çekmek üzere Ankara Merkez Kapalı Cezaevine konuldu.
1984 - Bhopal kazası: Union Carbide firmasının Hindistan'da Bhopal'de kurduğu böcek ilacı üreten fabrikadan yanlışlıkla 40 ton metil isosiyanat gazının sızması 18,000 kişinin ölümüne neden oldu.
1989 - Malta'da bir araya gelen ABD başkanı George Bush ve Sovyetler Birliği komünist partisi genel sekreteri Mikhail Gorbaçov, soğuk savaşın bittiğini resmen ilan ettiler.
1990 - TRT'nin Telegün adlı yayını başladı.
1999 - Bakanlar Kurulu, Bolu'ya bağlı Düzce ilçesinin il, Kaynaşlı ve Derince beldelerinin de Düzce'ye bağlı ilçe yapılmasına karar verdi.
2002 - BM silah denetçileri ilk kez, Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin'in saraylarından birine önceden haber vermeksizin girdiler.
2002 - Dünya Gıda Programı Afrika'da 38 milyon kişinin açlıkla karşı karşıya olduğunu açıkladı.
2003 - Türk-İş'in 19. Genel Kurulunda Genel Başkanlığa Salih Kılıç seçildi.
 
Arşiv
 
Süper Loto
01.12.2016 Tarihli Çekiliş Sonucu101823343650
 
On Numara
28.11.2016 Tarihli Çekiliş Sonucu03091114253336374045474851535459616465727880
 
Sayısal Loto
26.11.2016 Tarihli Çekiliş Sonucu052122262944
 
Şans Topu
30.11.2016 Tarihli Çekiliş Sonucu041011162601
 
 
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji