Hizmet sektörü güven endeksi 98,8 oldu

Ana Sayfa » Gündem » Planlamanın planlanamayışı-1... Sibel Gazi yazdı

Planlamanın planlanamayışı-1... Sibel Gazi yazdı

Gazi, "Çevre düzeni planı hazırlanmasında merkez ve yerelin yetkiyi paylaşması, tüm kamu planlama kurumlarıyla, kentin karar alma mekanizmalarında etkisi olan aktörlerin yatay ve dikey koordinasyonunun sağlanması gerekir "

 
 
Planlamanın planlanamayışı-1... Sibel Gazi yazdı
Şehir Plancısı Kentleşme ve Çevrebilim Uzmanı Sibel Gazi, bu yazdı dizisinde Türkiye’de çevre düzeni planı yapma yetkisi karmaşası, planın ne olduğu, amacı, hedefleri ve planın başarılı olmasının ölçütleri, Mersin örneği üzerinden siyasal, bilimsel, ekolojik ve demokratik boyutları ile birlikte ele aldı.
Gazi, Çevre düzeni planı hazırlanmasında merkez ve yerelin yetkiyi paylaşması, tüm kamu planlama kurumlarıyla, kentin karar alma mekanizmalarında etkisi olan aktörlerin yatay ve dikey koordinasyonunun sağlanması önerisini dile getirdi.

Şehir Plancısı Kentleşme ve Çevrebilim Uzmanı Sibel Gazi'nin Çevre Düzeni Planlaması ile ilgili yazdığı "Planlamanın planlanamayışı-1" yazısı şöyle:

Türkiye’de çözülemeyen meselelerden biri de, planlama alanında yaşanan çok başlılıktır; kamu idareleri arasındaki yetki sorunudur. Yıllardır, plan yapma ve onama yetkisinin hangi bakanlıkta olduğuna dair çekişmeler, sürekli değişen kanunlar, yönetmelikler ve bunlarla bağlantılı idari mahkemede iptal olan planlar, kentlerde akan zamanın (tarihi) kaybı ve boşa giden trilyonlarının ötesinde, kentlerde plansız gelişmeye yol açmaktadır.
Mersin’de 4. Kez hazırlanan 1/100.000 Çevre Düzeni Planının iptali ve yeni plan hazırlanması süreci, kentte plan tartışmalarını yeniden başlattı.  Elbette burada hatayı sadece bakanlığa atmak kolaycılığı, belki kaçışı yerine, planların iptal gerekçelerinin de irdelenmesi, tartışılması önemlidir. Birileri bile bile lades dediyse, bu ortaya çıkmalıdır. Bilmiyorsa, yetersiz olunan yerdeki teknik bilgi ve personel bakımından özeleştiri yapılarak, düzeltme yoluna gidilmelidir.
Plan Nedir?
Kenti var eden her türlü durum, öge, işleyiş ve bunların birbiri ile olan ilişkisi ile kentin geleceğine yönelik eğilim, hedef ve beklentilerin saptanmasının ardından, mevcut ve olası sorunlar ile çözümlerin somut bir tasarım haline getirilmesidir. Kısacası, kentsel gerçekler ile ayakları yere basan gelecekteki kent hayallerinin bir araya getirilmesidir. Plan, kentin kaderini, kentlilerin kaderini, serbest piyasaya bırakmamaktır. Özünde plan, kendi kaderini çizmek demektir. Denetleme diye planlamayı eleştiren kimi liberallerin düşündüğünün aksine, plan, özgürleştiricidir.
Plan Yapma Yetkisi Kimdedir?
Üniversitelerde, benim de mezunu olduğum “Şehir ve Bölge Planlama” bölümü mevcuttur. Bununla birlikte, Türkiye’de özellikle bölgeler arası dengeyi ve ülkede eşit yaşam koşullarını sağlamaya hizmet edecek olan “Bölge Planları” maalesef gelişememiştir. Çevre Düzeni Planları, bu boşluğu, bir nebze doldurmak için uygun bir araç olarak kabul edilebilir.
Planın yerel idarece hazırlanmasının en demokrat ve doğru yöntem olduğu savı maalesef her zaman haklı çıkmamaktadır. Örnek mi? Mersin-Silifke sahili boyunca denize sıfır yükselen Çin Seddi benzeri binalarımız…Sadece sahil yapılaşmamız bile, Özal döneminde, güya demokrasi adına, yerele verilen imar planı onama yetkisinin yerinde kullanılamadığının dünyaya ispatıdır. Kentlerin yöneticileri, bir an önce, tek arsada yüksek binalar yoluyla köşe dönmek isteyen fırsatçı kültüre (?) dizgin vurmak bir yana, desteklemiştir.
Yerellik kavramı, küreselleşmeden ayrı düşünülemez. Bilakis, yerellik, demokrasi maskesi altında ulus-devletin denetiminden kurtulma, ulus-devleti zayıflatma amacıyla öne çıkartılmış bir kavramdır. Yerel aktörlerin, halkın katılımı elbette planlamanın ve demokrasinin olmazsa olmazıdır. Ancak, katılım adı altında, yerel sermayenin ve uluslar arası sermayenin piyonu olmaktan korunmalıdır.
Merkezi düzeye gelince… Bırakın hükümetleri, dünyadaki devletlerin, genellikle sermaye ve kamu arasında tarafsız arabulucu olmak yerine, sermayeden taraf durduğu gerçeğini göz önünde tutunca, tarafsız bilimsel verilere ve her düzeydeki yerel kamuoyunun gücüne sığınmanın önemi anlaşılacaktır.
Türkiye’de Çevre Düzeni Planı konusunda yaşanan belirsizliğin sorunlarla dolu uzun geçmişini bir kenara koyup, nihai aşamasına geldiğimizde şunu görürüz. İki ayrı yetki vardır. Biri Çevre ve Orman Bakanlığı’nda… Diğeri İl Özel İdaresi’nde… Gelin yetkiyi ve tanımı kısaca hatırlayalım.  Bayındırlık ve İskan Bakanlığı ile Çevre ve Orman Bakanlığı arasındaki yetki meselesi 2006 yılında kesin olarak çözümlenmiştir. 26.04.2006 tarihli ve 5491 sayılı Kanunun 6. maddesi ile 2872 sayılı Çevre Kanununun 9. Maddesi değiştirilerek çevre düzeni planı yapımı yetkisi Çevre ve Orman Bakanlığına verilmiştir.
Söz konusu Kanunun 9. maddesinin (b) bendindeki tanımlama aslında pek çok sorunun cevabını net biçimde aydınlatmaktadır:
“Ülke fizikî mekânında, sürdürülebilir kalkınma ilkesi doğrultusunda, koruma-kullanma dengesi gözetilerek kentsel ve kırsal nüfusun barınma, çalışma, dinlenme, ulaşım gibi ihtiyaçların karşılanması sonucu oluşabilecek ÇEVRE KİRLİLİĞİNİ ÖNLEMEK AMACIYLA nazım ve uygulama imar plânlarına esas teşkil etmek üzere BÖLGE VE HAVZA BAZINDA 1/50.000-1/100.000 ölçekli çevre düzeni plânları Bakanlıkça yapılır, yaptırılır ve onaylanır.”
Öncelikle, buradan anlaşılıyor ki, Çevre Düzeni Planı, zaten ölçeği gereği il idari sınırlarını aşacaktır. Doğal eşikler, çevre kirliliği, kentlerin hinterlandı gibi kavramlar idari sınır tanır mı?
Çevre Düzeni Planlarını hazırlama yetkisi konusunda kafaları karıştıran ise şudur: 2005 yılında yürürlüğe giren 5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanunu ile planlama literatürüne yeni bir kavram eklenmiştir:  “il çevre düzeni planı”.  Kanunun 6. maddesine göre; il çevre düzeni plânı; valinin koordinasyonunda, büyükşehirlerde büyükşehir belediyeleri, diğer illerde il belediyesi ve il özel idaresi ile birlikte yapılır. İl çevre düzeni plânı belediye meclisi ile il genel meclisi tarafından onaylanır.

Oysa, kafa karışıklığına hiç gerek yoktur. İl çevre düzeni planlarının, Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından hazırlanan çevre düzeni planlarına göre konumu açıktır. Öncelikle, İl, bölgeye, havzaya göre daha dar bir  alandır. Yani, il, bölge veya havzanın içinde yer alır. Bir ilin ekonomik, sosyal, fiziksel, çevresel koşulları, kendisinin de içinde yer aldığı bölge ile olan ilişkilerinden bağımsız ele alınabilir mi? Dolayısı ile ilin planının, bölgesel düzeydeki üst ölçekli (1/100.000) planla uyumu gereklidir.

Nitekim Danıştay, Çevre Düzeni Planlarına Dair Yönetmelik yürürlüğe girinceye dek verdiği pek çok kararında belediyelerin hazırlayacakları imar planlarında ölçek sınırını gözetmelerine ve Büyükşehir belediyelerinin 1/25000 ölçekli yapacakları planların ancak nazım imar plan olabileceğine vurgu yaparak belediyelerce hazırlanan çevre düzeni planlarını yetkisizlik gerekçesi ile reddetmiştir.

Sonuç olarak, Çevre Düzeni Planının tanımına yeniden baktığımızda, “Planların Kademeli Birlikteliği İlkesi”ne uyduğumuzda, nesnel ve mantıken düşündüğümüzde, Bakanlıkça hazırlanan üst ölçekli plan olan 1/100.000 Çevre Düzeni Planına uygun olarak, yerel idare tarafından 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının (Nazım Plan deniyor artık) hazırlanması en uygun olanıdır. Puzzle’ın bütünü bölge veya yurt ise, puzzle’ın parçaları illerdir. Puzzle’ın anlamlı bir bütünlük göstermesi için, uyum gerekir.

Burada merkez ve yerelin yetkiyi paylaşması, tüm kamu planlama kurumlarıyla, kentin karar alma mekanizmalarında etkisi olan aktörlerin yatay ve dikey koordinasyonunun sağlanması tarafımdan önerilmektedir.

Şimdi bu yazıyı merkeziyetçi  bakış gibi algılamak isteyip, kıyamet kopartacak, post-modern statükoculara önerim: Avrupa’da planlama alanındaki disipline bir göz atmalarıdır. Örneğin Almanya’da, Ulaşım, Bina ve Kentsel Gelişim Bakanlığı kentlerin gelişmesine yönelik çalışmalar yürütmektedir. Burada bizim Şehircilik Bakanlığı’nın neden planlama dışında kaldığı sorusu akla gelmektedir. Çevre Düzeni Planının tanımındaki TEMEL amaç olarak gösterilen: kentleşmenin yaratacağı ÇEVRE KİRLİLİĞİNİ ÖNLEMEK amacı, bu planda yetkiyi Çevre Bakanlığı’na vermektedir. Bizim Mersin yerelimiz bunun farkında değil olsa gerek ki, örneğin Mersin-Tarsus arasındaki verimli tarım arazisini imara açma önerisinin peşindedir.

Planlama sürecini kimin yönettiğinden daha çok, nasıl bir kent vizyonunun plana yansıtılacağı ve bu planın uygulanabilirliği tartışmaları önemlidir. Yazının ikinci bölümünde buna yönelik öneri ve eleştirilere yer verilecektir.

Sibel Gazi
Şehir Plancısı Kentleşme ve
Çevrebilim Uzmanı


 
 
30 Aralık 2012 Pazar 14:25
 
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
Toroslarda yüzme kursları başladıToroslar’da, Yapılandırma Başvuruları BaşladıGüneş Doğarken İşçilerle Sabah MesaisindeTarih, doğa, deniz, güneş, müzik ve dans kansere karşı birleştiİçel Soroptimist Kulübü, 'Obezite ile Savaş' semineri düzenledi.Bisiklet durursa hayat dururTarsus Sev’in Robotik Takımı’na İki Ödül BirdenMobbing ve Hukuksal Boyutu Ele AlındıGüzel Konuşma ve Diksiyon
MTSO’ya teşekkür belgesiMenderes Gönüllü Evi, Mezitli'nin Filizleri ailesine katıldıMiniklerden Büyük Nağmeler
 
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
 
 
Get our toolbar!
 
Gazete Manşetleri
 
 
Namaz Vakitleri
 
  • İmsak03:15
  • Güneş05:19
  • Öğlen12:55
  • İkindi16:47
  • Akşam20:13
  • Yatsı21:59
 
Anket
.
 
İddaa
 
Lig Puan Durumu
 
Takımlar
O
G
B
M
P
1
Beşiktaş
34
23
8
3
77
2
Başakşehir
34
21
10
3
73
3
Fenerbahçe
34
18
10
6
64
4
Galatasaray
34
20
4
10
64
5
Antalyaspor
34
17
7
10
58
6
Trabzonspor
34
14
9
11
51
7
Akhisar Bld.
34
14
6
14
48
8
Gençlerbirliği
34
12
10
12
46
9
Kasımpaşa
34
12
7
15
43
10
Konyaspor
34
11
10
13
43
11
K.D.Ç. Karabük
34
12
7
15
43
12
Alanyaspor
34
12
4
18
40
13
Osmanlıspor FK
34
9
11
14
38
14
Kayserispor
34
10
8
16
38
15
Bursaspor
34
11
5
18
38
16
Ç. Rizespor
34
10
6
18
36
17
Gaziantepspor
34
7
5
22
26
18
Adanaspor
34
6
7
21
25
 
Şampiyonlar Ligi
 
UEFA Avrupa Ligi
 
Alt Lig
 
 
Tarihte Bugün
1880 - Fransa Tahiti'yi topraklarına kattı.
1913 - Balkan Savaşı başladı.
1925 - Diyarbakır İstiklal Mahkemesi'nce idama mahkûm edilen Şeyh Said ile adamları idam edildi.
1934 - Bitlis'te yaşayan Zaro Ağa 157 yaşındayken yaşamını yitirdi. İç organları inceleme amacıyla alındı.
1938 - Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü kuruldu.
1939 - Hatay Devleti Meclisi, oybirliğiyle Türkiye'ye katılma kararı aldı.
1971 - TBMM'de çıkan bir yasayla Türkiye'de haşhaş ekimi yasaklandı.
1974 - Isabel Perón, Arjantin'in ilk kadın devlet başkanı olarak yemin etti. Kocası eski başkan Juan Peron sağlık durumunun bozulması üzerine görevlerini bırakmıştı. Zaten iki gün sonra da öldü.
1976 - Seyşel Adaları, Birleşik Krallık'tan bağımsızlığını kazandı.
1984 - Türkiye ile Sovyetler Birliği arasında karma ekonomik protokol imzalandı.
1986 - Arjantin, Batı Almanya'yı 3-2 yenerek Dünya Futbol Şampiyonu oldu.
1992 - Cezayir devlet başkanı Muhammed Budiaf suikaste uğrayarak yaşamını yitirdi.
1995 - Ankara Büyükşehir Belediyesi, amblemindeki Hitit Güneşi'ni; Kocatepe Camii'ni ve Atakule'yi simgeleyen bir tasvir ile değiştirdi.
1999 - Abdullah Öcalan, vatana ihanet suçundan idam cezasına çarptırıldı.
2000 - Endonezya'da yolcu taşıyan bir tekne 500 yolcusuyla birlikte battı. Kazadan kurtulan olmadı.
2002 - Türkiye, 2002 FIFA Dünya Kupası'nda 3. oldu.
2005 - Sezen Aksu Bahane Albümünün Remiks'ini çıkarttı.
2008 - Euro 2008 finalinde İspanya, Almanya'yı yenerek Avrupa şampiyonu oldu.
 
 
Arşiv
 
Bumerang - Yazarkafe
 
Süper Loto
22.06.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu030520374448
 
On Numara
26.06.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu01070814171819283031344145464851525559606575
 
Sayısal Loto
24.06.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu071022233045
 
Şans Topu
28.06.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu202123242909
 
 
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji