Türkiye Tanıtım Grubundan Proje Çağrısı

Ana Sayfa » Gündem » Seçilmişlere komploya da, yolsuzluklara da hayır diyebilmek... -2.. Abdullah Ayan yazdı

Seçilmişlere komploya da, yolsuzluklara da hayır diyebilmek... -2.. Abdullah Ayan yazdı

Seçilmişlere tuzak kuranlara da, yolsuzluklara da hayır diyebilmek... Üçüncü yol mümkün

 
 
Seçilmişlere komploya da, yolsuzluklara da hayır diyebilmek... -2.. Abdullah Ayan yazdı
Özellikle barış süreci Kürt sorununu güvenlik konseptiyle ve silahlı unsurlarla bastırarak çözme yanlılarının yakınında yer aldığı Cemaat ile Erdoğan iktidarının karşı karşıya gelmesi bana göre dershanelerle başlayan tartışmadan çok önceye ve bu Kürt sorunun çözüm yöntemine dayalı kavgaya kadar gidiyor.
Oslo sürecinin sızdırılması ile başlayan ve 7 Şubat 2013 günü Hakan Fidan'ı PKK ile görüşüyor gerekçesiyle sorgulamaya kalkan Savcılar eliyle farklı bir aşamaya geçildiğini hep beraber izledik.
Sonrası, Gezi olaylarıyla başlayan bir başka cepheleşme, dershane kapatmaya indirgenen Cemaat-AK Parti kavgası o kadar yeni ki, hatırlatmama gerek bile yok...
Bu durumda AK Partinin Gezi sürecinde dile getirdiği başta faiz lobisi olmak üzere içerideki kimi çevrelerle el ele vermiş uluslararası bir komplonun Erdoğan' ı devirmek, en azından zayıflatıp geriletme amacı taşıdığını söylemek için müneccim olmak gerekmiyor.
Dershanelerle başladığı iddia edilse de yukarıda belirttiğim gibi Oslo süreci ve Kürt sorunun barışçı yöntemlerle çözümü konusunda cemaat ile AK Parti arasında başlayan kavga da sır değil.
Bugün ortaya çıkan tablo da gösteriyor ki, güvenlik ve yargı kesiminde örgütlenen ve AK Partinin Türkiye' de muktedir olma aşamasında kazandığı mevzilerde pay sahibi olduğuna inanan adı koyulmamış koalisyon ortağı olarak bir cemaat yapılanması var.
Ve bu Cemaat bugüne kadar mevzileri kendi çabalarıyla tahkim ettiklerine inandıkları Erdoğan' ın ortaklığı bitirme girişimlerini aldatılma bir yana neredeyse ihanet olarak görüyor.
Kendileriyle işi bittiği gün artık iktidarı paylaşmak istemeyen Erdoğan ile girdikleri bu amansız savaşta ortaya çıkan tablodan anlıyoruz ki; HER ŞEY MÜBAH...
Buraya kadar Erdoğan ve çevresinin ileri sürdüğü komplo teorileri ve iç, dış mihrakların operasyon iddiaları ile ilgili dile getirdikleri argümanların çoğunun anlaşılır, kabul edilir yanları var ve bunları halka anlatmak ta zor değil.
Kaldı ki, başta ekonomi olmak üzere istikrardan yana olan milyonlar Erdoğan' ın çıkıp anlatacaklarına samimi olarak inanmaya hazır.
Tablo bu kadar netken ne oluyor?
17 Aralık sabahı ülke farklı bir operasyona uyanıyor.
Ülkenin en önemli inşaat firmalarından ikisinin patronu, AK Partili önemli bir Belediyenin başkanı ile birlikte göz altına alınıyor ama bu tür flaş haberlere alışkın kamuoyunu bile şaşırtan, sarsan daha başka isimler de var operasyonla sabaha karşı evlerinden alınan...
Bunlardan biri ülkenin İç İşleri, diğeri Ekonomi Bakanlarının çocukları... Yetmiyor bunlara bir Kamu Bankasının genel müdürü ekleniyor.
Belli ki, uzun zamandır attıkları her adım, aldıkları nefes bile kameralarla, dinlemelerle teknik takibe alınmış, dudak uçuklatan rüşvet iddialarının havada uçuştuğu bir operasyon bu.
Tıpkı Ergenekon, Balyoz ve hatta Gezi olaylarında olduğu gibi başta medya olmak üzere herkes yeni bir saflaşmanın, cepheleşmenin içinde buluyor kendisini.
Kimisine göre bu güçlenen Türkiye' ye, o Türkiye'nin büyük işler yapan kamu bankasına, Erdoğan' ı bitirmeye yönelik bir operasyon, kimisine göre ise artık tuzun da koktuğu, tüyü bitmemiş yetimin hakkına el uzatan hırsızlık...
Erdoğan burada ne yapmalıydı? Sorunun cevabı için dünyada binlerce örneği anımsatmaya gerek yok.
Özal,1984 yılında henüz iktidarın birinci yılında önüne gelen bir bakanıyla ilgili yolsuzluk iddialarına karşı ne yaptıysa Erdoğan aynısını yapabilir, Bakanlarının istifalarını alıp, dokunulmazlıklarını kendi parti grubu eliyle kaldırarak Yüce Divan adresini göstererek "gidin aklanın, gelin" diyebilirdi.
Bu Erdoğan'a güç kaybettirmez, aksine kazandırırdı. Ancak Erdoğan bunu yapacağına "hırsızı yakalayan polisin peşine düşen" adam konumuna düştü.
İsteyen kızar, isteyen üzülür ama kamuoyu algısı acımasız ve ne yazık ki, bu algı hafızalara kazınmakta.
Üstelik Erdoğan o safraları atma anlamına gelecek adımı atmakta gecikerek 11 yıldır dişiyle, tırnağıyla oluşturduğu karizmayı da kendi eliyle çiziyor.
Komplo teorileri geliştirmek, operasyonu dış ve iç güçlere yüklemek kolay hatta bu iddiaları güçlendirecek epeyi malzeme de üretmek mümkün.
Ama şu sorunun cevabını vermek o kadar zor ki...
ABD, İsrail, cemaat diye adres gösterenler şu ayakkabı kutularındaki milyon dolarları, yatak odalarındaki para sayma makinelerini ve 6-7 kasayı nasıl izah edecekler?
CİA, MOSSAD mı koydu o paraları evlerinize? İsviçre' den özel kurye ile getirildiğini tüm detaylarıyla izleyenlerin bize de izlettiği o saati Ekonomi Bakanının koluna cemaat silah zoruyla mı taktı?
İki cephede de yer almayı düşünmeyen benim gibi milyonlarca insanın yapması gereken şey çok basit:
Siyasetin kimi güçlerce zayıf düşürülmesine, seçilmişlerin komplolarla al aşağı edilmesine geçit vermemek...
Halkın namusu saydığı oylarıyla iktidara getirip, emaneti verdiği kadroların, gizli/açık kimi oluşumlara boyun eğmesine, gücü paylaşmasına seyirci olmamak...
Elbette bu duruşu destekleyeceğiz. Ama bunun yanında ve daha da önemlisi yolsuzlukların üzerine; mazaretsiz, bahanesiz, yürümek, kim yaparsa yapsın, hesabını sormak ön şartıyla.
Ben bu üçüncü yolu savunurum, birileriyle yolların ayrılması pahasına da olsa...
**
Hamiş: Yolsuzluk operasyonunu yürütenlerin gizli hedefleri olduğu teorisine insanları inandırmak için Balyoz ve Ergenekon gibi darbe girişimlerine yönelik yargılamaları sulandıran koroya şimdi de AK Partiden birilerinin katılması, akıl tutulmasının ulaştığı yeri göstermesi bakımından ibret verici.
Yolsuzlukları maskeleme uğruna darbecilerin de "paralel devlet" oluşturmaya çalışan örgütlenmenin mağduru olabileceği şeklinde yükselmeye başlayan seslerin, yarın öbür gün darbe girişimlerini aklamaya kadar varması, onca mücadeleyle geriletilen 40 canlı vesayetin yeniden sahneye çıkmasıyla sonuçlanır ki, o sadece AK Partinin değil, Türkiye'deki demokratik mücadelenin ve Hukuk devleti olma hasretinin de acı sonu olur.
Hükümete yönelik komplo iddialarından ve yolsuzluk operasyonlarından çok daha önemli gördüğüm konuya, daha doğrusu tehlikeye başka bir yazıda değineceğim.
 
 
2 Ocak 2014 Perşembe 09:59
 
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
KDV sistemi değişiyorToroslarda yüzme kursları başladıToroslar’da, Yapılandırma Başvuruları BaşladıGüneş Doğarken İşçilerle Sabah MesaisindeTarih, doğa, deniz, güneş, müzik ve dans kansere karşı birleştiİçel Soroptimist Kulübü, 'Obezite ile Savaş' semineri düzenledi.Bisiklet durursa hayat dururTarsus Sev’in Robotik Takımı’na İki Ödül BirdenMobbing ve Hukuksal Boyutu Ele AlındıGüzel Konuşma ve Diksiyon
MTSO’ya teşekkür belgesiMenderes Gönüllü Evi, Mezitli'nin Filizleri ailesine katıldı
 
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
 
 
 
Gazete Manşetleri
 
 
Namaz Vakitleri
 
  • İmsak05:41
  • Güneş07:20
  • Öğlen12:38
  • İkindi15:19
  • Akşam17:36
  • Yatsı19:04
 
Anket
.
 
İddaa
 
Lig Puan Durumu
 
Takımlar
O
G
B
M
P
1
Galatasaray
12
8
2
2
26
2
Başakşehir
12
8
2
2
26
3
Beşiktaş
12
6
4
2
22
4
Kayserispor
12
6
4
2
22
5
Fenerbahçe
12
5
5
2
20
6
Sivasspor
12
6
1
5
19
7
Bursaspor
12
5
3
4
18
8
Göztepe
12
5
3
4
18
9
Akhisarspor
12
5
3
4
18
10
Aytemiz Alanyaspor
12
5
2
5
17
11
Trabzonspor
12
4
4
4
16
12
Kasımpaşa
12
4
3
5
15
13
Malatyaspor
12
4
2
6
14
14
Antalyaspor
12
3
4
5
13
15
Konyaspor
12
3
2
7
11
16
Osmanlıspor
12
2
2
8
8
17
Karabükspor
12
2
2
8
8
18
Gençlerbirliği
12
2
2
8
8
 
Şampiyonlar Ligi
 
UEFA Avrupa Ligi
 
Alt Lig
 
 
Tarihte Bugün
1497 - Portekizli denizci Vasco de Gama Ümit Burnu'na vardı.
1909 - Tıp Fakültesi'ne bağlı Diş Hekimliği bölümü kuruldu.
1922 - Mısır'da Howard Carter, yardımcısı Lord Carnarvon'la birlikte firavun Tutankhamun'un mezarını açtılar.
1925 - Şapka devrimine karşı gösteriler sürüyor. Kayseri'de gösteriler yapıldı.
1928 - Ravel'in Boléro'su ilk kez Paris'te sahnelendi.
1936 - Halit Ziya Uşaklıgil'in son anıları "Saray ve Ötesi", Cumhuriyet gazetesinde yayımlanmaya başlandı.
1943 - Lübnan, Fransa'dan bağımsızlığını kazandı.
1948 - İkinci İktisat Kongresi olan 1948 Türkiye İktisat Kongresi toplandı. Kongrede, devletçilik politikası eleştirildi, özel girişimciliğin teşviki istendi.
1952 - Vatan gazetesi başyazarı Ahmet Emin Yalman silahlı saldırıya uğradı.
1958 - Juilliard Dörtlüsü, besteci Adnan Saygun'un 1. Yaylı Çalgılar Dörtlüsü'nü Washington'da seslendirdi.
1963 - Amerika Birleşik Devletleri başkanı John F. Kennedy Dallas'ta öldürüldü. Aynı gün, yardımcısı Lyndon B. Johnson başkan oldu.
1968 - Türkiye'de ilk kalp nakli yapıldı. Doktor Kemal Beyazıt ve ekibinin gerçekleştirdiği ameliyat sonrası hasta 18 saat yaşayabildi.
1975 - Monarşi İspanya'ya geri döndü; Juan Carlos İspanya kralı oldu.
1979 - Uluslararası Para Fonu, IMF, Türk Lirası'nın yeniden devalüe edilmesini istedi.
1982 - Yazar Tezer Özlü Almanya'da "Malbug Ödülü"nü kazandı.
1984 - Avrupa Konseyi'nde Türkiye'nin dönem başkanlığı tartışıldı. Sonuca varılamayınca, Dışişleri Bakanı Vahit Halefoğlu toplantıyı terk etti.
1986 - Mike Tyson 20 yaşında dünyanın en genç ağır sıklet şampiyonu oldu.
1994 - Devlet Opera ve Balesi'nin bütçesinde kesinti yapıldı. Kesintiyi yapan Doğru Yol Partisi, Anavatan Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi ve Refah Partisi milletvekilleri, "Opera ve bale ne iş yapar, bunları kaç kişi seyrediyor" dediler.
1995 - Tamamı bilgisayar desteği ile oluşturulmuş ilk uzun metrajlı konulu film olan Oyuncak Hikayesi gösterime verildi.
2005 - Angela Merkel, Almanya'nın ilk kadın şansölyesi oldu.
 
Get our toolbar!
 
Arşiv
 
Bumerang - Yazarkafe
 
Süper Loto
16.11.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu121424303145
 
On Numara
20.11.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu04060910212223242528334041424556676872737577
 
Sayısal Loto
18.11.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu011113182649
 
Şans Topu
15.11.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu030508233211
 
 
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji