Mersin Ticaret Borsası 90 yaşında

Ana Sayfa » Güncel » Şehir meydanlarından kent meydanlarına... Abdulah Ayan yazdı

Şehir meydanlarından kent meydanlarına... Abdulah Ayan yazdı

Mevcut meydanları yok edip yeni meydanlar yaratma arayışları...

 
 
Şehir meydanlarından kent meydanlarına... Abdulah Ayan yazdı

Yıllar önce yeterince tartıştığımız TSG stadının yerine kent meydanı yapılsın düşüncesi, Orta Avrupa gezisi ardından MERYAP’ ın öneriyi yeniden dillendirmesi vesilesiyle de olsa, üzerinde konuşulmaya, farklı görüşlerin de ortaya çıkması halinde tartışılmaya değer ve önemli bir projedir.

Bir önceki yazıda dile getirdiğim büyüklükte ele alınırsa, kent merkezinin de çehresini baştan aşağı değiştirecek, mimari tanımla “çökme” noktasına gelmiş Çamlıbel ve çevresini, hatta Bit Pazarı başta olmak üzere binlerce esnafı, iş adamını, sinek avlayan şehir otellerini bir anda canlandıracak sihirli değnek olarak ta görülebilir.

Kaldı ki, eski Kışla alanı gibi geçmişte zaten kamuya ait bir bölgenin yeniden kamulaştırılması,

Cumhuriyet Meydanı ile TSG arasında bozuk diş gibi duran sahildeki birkaç binanın kaldırılması,

Orduevinin daha uygun bir sahil bölgesine taşınması,

Mehmetçik Vakfına bu kentin armağan ettiği ancak bugün artık amacından uzaklaşmış Vakıf Tesislerinin de kıyı kanununa uygun biçimde düzenlenip halka açılması, gözlerde büyütüldüğü kadar zor bir iş te değildir.

Bunun için kent dinamiklerinin Büyükşehir Belediyesi öncülüğünde ortak hareket etmesi ve gerekli iradeyi halkla birlikte ortaya koyması yeterlidir.

Buraya kadar sorun yok ve eminim çıkarı, rahatı bozulacak birkaç kişi ve kuruluş dışında söylediğim projeyi desteklemeyecek tek bir Allahın kulu çıkacağına da inanmıyorum.

Ama beni rahatsız eden bir başka şey var…

Biz Mersinliler şımarık ve sonradan görme zengin çocukları gibi davranmaktan ne zaman vazgeçeceğiz?

Şımarık zengin çocuklarıyız çünkü onlar da beğenmedikleri veya sıkıldıkları oyuncaklarını kaldırıp atar, hatta bulundukları mekânı uygun hale getirmektense onu yıkıp, gider yenisini alır, eskisine bir daha dönüp bakmazlar.

Yazının başlığında “şehir meydanları, kent meydanları” ifadesini boşuna kullanmadım.

MERYAP’ ın örnek verdiği Prag, Viyana, Berlin ve asıl ziyaret etmeleri gereken (mademki konu olarak meydanları seçmişler) Atina Akropol ve özellikle Roma meydanları kadim şehir meydanlarıdır.

İstanbul Sultanahmet ve ondan da önemlisi Bizans döneminde her türlü gösterinin yapıldığı Ayasofya önündeki meydanlar da öyle…

Ama mesela Taksim, Ankara Ulus meydanları yaşları itibariyle kent meydanlarıdır.

Şehir meydanları binlerce yıllık geçmişten bugüne korunmuş alanlardır ve çeşmeleri, heykelleriyle her yıl milyonlarca gezginin sırf oralarda soluklanmak, tek kare fotoğraf çektirmek için ziyaret ettiği kadim yerlerdir.

Gelelim Mersin’ e ve beni rahatsız eden şımarık zengin çocuğu sendromuna…

Tamam, binlerce yıllık bir tarih eski adıyla Toprak bugün bilinen adıyla Yumuktepe’ de, Pompeipolis’ te, Karaduvar’ da yatıyor ve biz örneğin Pompeipolis’ te her yıl milyonlarca turisti çekecek cazip alanı eski haliyle düzenleyip insanlığa açacağımıza tarihi katletmekten farksız yapsatçılara durmadan ruhsat verip, inşaata açıyoruz. Sorduğunuz vakit “iki katlı binadan ne çıkar?” pişkinliğiyle de karşılaşıyorsunuz ki, adamlar sadece cinayet işlemekle kalmıyor, zekânızla da alay ediyorlar ki, çaresiz bir köşeye çekilmekten başka şey gelmiyor elden…

Allahtan Yumuktepe, bulunduğu bölge itibariyle yapsat canilerine uygun durumda değil de, şimdilik yırtıyor.

Şımarıklıkla ilgili en çarpıcı örnek Gümrük Meydanı…

Biz yeni meydanlar yaratmaya çalışıyoruz ama yıllarca Mersine gelen herkesin ilk anda ziyaret ettiği, çarpıcı güzelliği ve denize açıklığıyla İzmir Kordon Meydanını, pasaport iskelesini andıran bu alanın bugünkü pejmürdeliğinden çıkarmamız gereken dersler yok mu?

1900’lü yılların mimarisini yansıtan meydan çevresindeki tüm muhteşem binaları yıkıp, yerine ucubelikleri reva gören, şahsın yaptırdığı ve meydana apayrı anlam katan Camii Cedid’ i (Yeni camiyi) bile hoyratça tarumar edip, sonrasında duyulan pişmanlıkla mimari hiçbir özelliği olmayan Ulu Camiyle vaziyeti kurtarmaya çalışan kafa…

Abdulhamit döneminin Osmanlı egemenliğindeki tüm toprakları üzerindeki en güzel binalarından biri kabul edilen ve önündeki kuleli çeşmesiyle sülün gibi süzülen, özel olarak imal edilen demir döküm ayyıldız motiflerin pencerelerini süsleyen o binaya kıymak ve o cinayet! işlenirken başını çevirmek Mersinden başka nerede mümkün olabilirdi ki?

1891’ de Mersini ziyaret eden Fransız gezgin Vital Cuinet, izlenimlerini kaleme aldığı Anadolu notlarını topladığı 1896 tarihli La Turquie d'Asie; géographie administrative, statistique* kitabında Mersinin o meydanını şöyle tanımlar:

“… Bugünkü Mersin, güzel meydanı, çeşmeleri ve yeşilliğiyle göz alıcı bir şehirdir, denize dayalı karlı tepeleriyle Toros dağları şehre ve meydana ayrı bir hava verir”

Şimdi bir dönüp bakın maziye, o meydandan, dalgaların oynaştığı iskeleden ve dönüp başını kaldıran herkesi selamlayan o karlı dağlardan geriye ne kaldı?

Ya gelir elde edecek başka kapı kalmamış gibi parasız kalan Belediyenin asrın icadı! Projeyle getirip meydanın kalbine hançer niyetine sapladığı bugün bile görenlerin görmemek için başını çevirdiği Uluçarşı adı verilen viraneliğe ne demeli?

Meydanın trafiğe açılmasına, deniz kenarında kalan birkaç sahil lokantasının yerine gökdelen dikilmesine( o cinayetlerden birinin bir başka leşi de Ulucami adını verdiğimiz mabedin yanında bozuk diş gibi gelip geçene sırıtıyor yıllardır) göz yuman rant kaçkını anlayışa sıra bile gelmedi…

Sahi Gümrük meydanının altına otopark, üstüne de o ilkel çarşıyı yapmak kimin fikriydi?

Hangi yıl ve hangi Belediye Başkanı döneminde işlendi o akıl almaz cinayet?

Soruların geniş cevabını ve en az Gümrük Meydanı kadar üzerine söz söyleyeceğimiz, söylememiz de gereken Yoğurt Pazarını bir sonraki yazıda ele alıp yanıtlamaya çalışacağım…

*Kitabın orijinali Michigan Üniversitesi kütüphanesindeki arşivdedir. Digital ortama da aynı Üniversite tarafından aktarılmıştır. (Mersini ele alan bazı araştırmalarda kitaba atıfta bulunulurken 1924’ te yayınlandığı bilgileri yer almaktadır ama bu doğru değildir. Kitap ilk kez 1894 yılında Paris’ te yayınlanmıştır)

Abdullah Ayan

 
30 Mayıs 2016 Pazartesi 10:09
 
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
KDV sistemi değişiyorToroslarda yüzme kursları başladıToroslar’da, Yapılandırma Başvuruları BaşladıGüneş Doğarken İşçilerle Sabah MesaisindeTarih, doğa, deniz, güneş, müzik ve dans kansere karşı birleştiİçel Soroptimist Kulübü, 'Obezite ile Savaş' semineri düzenledi.Bisiklet durursa hayat dururTarsus Sev’in Robotik Takımı’na İki Ödül BirdenMobbing ve Hukuksal Boyutu Ele AlındıGüzel Konuşma ve Diksiyon
MTSO’ya teşekkür belgesiMenderes Gönüllü Evi, Mezitli'nin Filizleri ailesine katıldı
 
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
 
 
 
 
Gazete Manşetleri
 
Namaz Vakitleri
 
  • İmsak04:49
  • Güneş06:24
  • Öğlen12:44
  • İkindi16:09
  • Akşam18:44
  • Yatsı20:07
 
Anket
.
 
İddaa
 
Lig Puan Durumu
 
Takımlar
O
G
B
M
P
1
Galatasaray
5
4
1
0
13
2
Beşiktaş
6
4
1
1
13
3
Fenerbahçe
6
3
2
1
11
4
Göztepe
5
3
1
1
10
5
Kayserispor
5
3
1
1
10
6
Başakşehir
6
3
1
2
10
7
Akhisarspor
6
3
1
2
10
8
Bursaspor
5
3
0
2
9
9
Trabzonspor
6
2
2
2
8
10
Kasımpaşa
5
2
1
2
7
11
Alanyaspor
6
2
1
3
7
12
Konyaspor
6
2
0
4
6
13
Sivasspor
5
2
0
3
6
14
Karabükspor
5
1
2
2
5
15
Malatyaspor
5
1
1
3
4
16
Gençlerbirliği
6
1
1
4
4
17
Antalyaspor
5
0
3
2
3
18
Osmanlıspor
5
0
1
4
1
 
Şampiyonlar Ligi
 
UEFA Avrupa Ligi
 
Alt Lig
 
 
Tarihte Bugün
1396 - Niğbolu Zaferi
1566 - On birinci Osmanlı Padişahı II. Selim tahta çıktı.
1852 - Fransız Henri Giffard ilk kez zeplinle uçtu.
1882 - İstanbul Beyazıt Kütüphanesi kuruldu.
1940 - II. Dünya Savaşı içinde 129 İngiliz bombardıman uçağı Berlin'deki endüstriyel hedefleri bombaladı, ama sis sebebiyle bombaların 6sı dışında hepsi boşa gitti.
1947 - Hindistan'da Müslüman mültecileri taşıyan tren, Pencap sınırında durduruldu. Sihler, 1200 mülteciyi kurşuna dizdi.Şablon:Kaynak-lazım
1956 - Türk Dil Kurumu En İyi Yapıt Ödülünü, Ali adlı romanıyla Orhan Hançerlioğlu kazandı.
1960 - Yüksek Adalet Divanı kuruldu.
1980 - İran Irak Savaşı başladı.
1981 - Ermeni militanlar Türkiye'nin Paris Başkonsolosluğu'nu bastılar; güvenlik görevlisi Cemal Özen öldü, Başkonsolos Kaya İnal yaralandı.
1987 - Süleyman Demirel, DYP Olağanüstü Kongresinde oy birliğiyle genel başkan seçildi. Demirel, 12 Eylül askeri darbesi sonrası, siyasete resmen döndü.
 
Get our toolbar!
 
Arşiv
 
Bumerang - Yazarkafe
 
Süper Loto
21.09.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu060809172538
 
On Numara
18.09.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu07091013141517182426273136373847485663676875
 
Sayısal Loto
23.09.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu021931364248
 
Şans Topu
20.09.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu101828303204
 
 
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji