Bakan Elvan’dan Emeklilere TOKİ Müjdesi

Ana Sayfa » Gündem » Tısiad üyelerine “Kentleşme ve Yerel Yönetimler” semineri

Tısiad üyelerine “Kentleşme ve Yerel Yönetimler” semineri

Prof. Dr. Ahmet Özer, daha iyi bir dünya için değişime kişilerin, kurumların, kuruluşların değişime kendilerinden başlamaları gerektiğini söyleyerek, “Yöneticiler bizim yetkilerimizi devrettiğimiz kişilerdir. Denetleme ve hesap sorma hakkımızı kullanmıyoruz. Unutulmamalıdır ki; her halk, layık olduğu biçimle yönetilir” dedi.

 
 
Tısiad üyelerine “Kentleşme ve Yerel Yönetimler” semineri
Türkiye-Irak Sanayici ve İşadamları Derneği (TISİAD) fahri üyesi, Toros Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Ahmet Özer, dernekte; “Kentleşme ve Yerel Yönetimler” başlıklı bir sunum yaptı. TISİAD Yönetim Kurulu Başkanı Nevaf Kılıç ile üyelerin katıldığı toplantıya, yaklaşan seçimler nedeniyle ilgi yoğun oldu. Başkan Kılıç, üyeler arasındaki iletişimi güçlendirmek, yeni gelişmelerden haberdar etmek ve bilgilendirmek amacıyla bu tür organizasyonları sık sık düzenleyeceklerini belirterek, “Temel amaç; yaşadığımız kent, bölge, ülke ve dünyanın daha güzel bir yer olmasıdır. Bu yolda da ekonomi önemli saç ayaklarından sadece biridir. Sosyal ve kültürel gelişim içinde çalışmamamız gerektiği inancıyla bu tür etkinliklerimiz artarak devam edecektir. Zira bizim gibi sivil inisiyatiflerin, halkın ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla, ekonomik, sosyal, kültürel zenginliğe ve refaha ilişkin hizmet sunan yerel yönetimler ile işbirliği önemlidir” diye konuştu.



TISİAD İSABETLİ BİR İŞ

Toros Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ahmet Özer ise; “Kentleşme ve Yerel Yönetimler” başlıklı sunumuna; “Irak, gerek etnik ve dinsel tarihsel bağlar, gerekse kültürel bağlar ile ticari hacim bakımından Türkiye’nin en önemli komşularından biri. Mersin için de topografik, coğrafik ve ticaret açısından da ayrıca önemli. Bu bağlamda TISİAD isabetli bir iş. Bu tür sivil toplum kuruluşlarının artması, ülkenin gelişimi için önemlidir, STK’ların motorize gücü de iş dünyasıdır” sözleriyle başladı.
Türkiye’nin önünde kapsamlı bir yerel seçim süreci olduğunu anımsatan Özer, bu kapsamda kentleşme ve yerel yönetimler konusunun giderek önem kazandığını ifade etti. “Ne kadar ticaret yaparsanız yapın, bulunduğunuz ildeki mülki erkan ile mutlaka iş ilişkiniz, hukukunuz olmak zorunda. Bu bağlamda kentin, ülkenin yönetim potansiyelleri önemlidir” dedi.


GÖÇLERİN YAŞATTIĞI DEĞİŞİM

İlk olarak Mersin bağlamında kentleşmeye değinen Prof. Dr. Ahmet Özer, açıklamasına şöyle devam etti; “Kentleşme kavramı günlük hayatta artık daha sok karşımıza çıkıyor. Peki bu kentleşme nedir? Kentleşme; demografik, ekonomik, sosyo-kültürel, fiziki, idari ve mekansal değişmedir. Demografik değişim kırsal alandan ziyade nüfusun kentlerde birikmesidir. Bu birikme iç dinamiklerin doğurganlık ile artışı ve göç ile olur. Ülkemizde doğurganlık oranı geçmişe göre düşerken, göçler artmıştır. Ülkemizde 3 büyük göç dalgası yaşanmıştır. Bunlar; 1950’lerde tarıma makinenin girmesi ile kırsal alanda ortaya çıkan boş iş gücünün kentlere hücum etmesi, 1970’lerde ki sanayileşme hamlesi ve 1990’larda Güneydoğu’da meydana gelen çatışmaların yaşattığı göçlerdir. Bu göçler kısa sürede kentlerin nüfusunu 2-3’e katlarken, Mersin’de bu göçlerden büyük ölçüde pay aldı ve demografik değişime uğradı.


ARADA KALMAK DÜNYANIN EN ZOR DURUMU

Ekonomik değişim ise nüfusun tarım ve hayvancılıktan, sanayi ve hizmetler sektörüne kayması ile yaşanmıştır. Sosyal kültürel değişme ise göçle gelenlerin kentli gibi yaşama imkanlarına sahip olması ile ilgilidir. Burada fiziki ve idari yapının önemi ortaya çıkmaktadır. Tüm bu değişikler at başı gider ise kentleşmeden bahsetmek mümkündür ancak bunlardan biri eksik kalıyorsa düzgün bir kentleşmeden bahsedilemez. Mersin’e baktığımız zaman da kentleşmenin olmadığını, demografik şişme yaşandığını görüyoruz. Mersin ayrıca ekonomik kimliğini bulamamış bir kenttir. Mersin Antalya gibi turizm, Adana gibi sanayi şehri olmak istemiş, denemiş ancak olamamış, arada kalmıştır. Dünyanın en zor şeyi arada kalmaktır. Antalya’nın bugün 400 bin yatağı varken, 5-6 bin civarında yatağa sahip olan Mersin, 7 bin yataklı Tarsus-Kazanlı Turizm Bölgesi’nde yatak kapasitesinin 15 bine çıkarılmasına sevinir haldedir. Antalya’nın, Mersin’den üstünlüğü yoktur ancak Özel Antalya’ya destek verirken Mersin’in düşmanı değildi. Antalya’nın yöneticilerinin doğru lobisi ile destekler Antalya’ya gitti. Mersin’in böyle hünerli yöneticileri yoktu.

3 AYRI MERSİN VAR

Mersin’de kentleşme adına sosyo-kültürel değişime bakıldığında ise kentte 3 ayrı şehrin var olduğunu görüyoruz. Bunlardan ilki hepimizin arzu ettiği; içerisinde lüks arabaların dolaştığı, kişi başına gelirin binlerce doları bulduğu, mağazalara sahip olan Mersin’dir. Bu bölgenin nüfusu en fazla 100 bindir. Ancak birde akşam evine ekmek götüremeyen varoş Mersin vardır. Bu Mersin’de ise sadece bir mahallenin nüfusu 100 bindir. Son olarak birde arada kalan Mersin vardır ki burası da emeklilerin, ucuzluğa, iklime gelenlerin kentidir. Göç-kaç hareketleri ile gelen ama umutları kentin beton bariyerlerine çarparak tuzla-buz olan insanlar varoşlara savrulmuş, bu da kentte gerginlik ortamı yaratmaktadır. Üstelik birde ülkemizde Türk, Kürt, Alevi gibi çatışmalarda yaşanmaktadır. Kentin gazını alan siboblar olmaz ise bu gerginlik bir gün patlar. Bu tehlikeyi görmeli ve çözüm üretmeliyiz aksi halde kapanması zor, derin yaralar ortaya çıkabilir.

HER HALK, LAYIK OLDUĞU BİÇİMLE YÖNETİLİR

Bu 3 ayrı kenti tek bir şehir haline getirmek yerel yönetimlerin, belediye başkanının görevidir. Belediye başkanları; bizim yetkilerimizi devrettiğimiz kişilerdir. Yetki sahibi halktır. Ancak ne yazık ki ülkemizde bu bilinç çok geride, denetleme ve belediye başkanını başarısız olduğunda veya yolsuzluğa bulaştığında geri çekme hakkımızı kullanmıyoruz. Unutulmamalıdır ki; her halk, layık olduğu biçimle yönetilir. Mersin nimetleri, külfetlerinden daha çok olan bir kenttir ancak bunların değerlendirilememesinde; yöneticilerin kadar sivil ve sermayenin de kabahati vardır. Hesap sormaz, denetlemezsek, kimse kimseye karışmaz, herkes kendi keyfine bakarsa, 3 yılda alınacak mesafe 10 yılda alırız”.

YETKİLER VE KAYNAKLAR YEREL YÖNETİME DEVREDİLMELİ

Yerel yönetimlerin neden önemli olduğunu da anlatan Rektör Yardımcısı Özer, nüfusun büyük çoğunluğunun yaşadığı kentlerin yerel yönetimler tarafından yönetildiğini işaret etti. “Ayrıca tüm devletler liberal ekonomi politikaların sonucu ellerini ekonomiden çekmiştir. Ekonomiden el çekince sosyal devlet zayıflamaktadır. Oysa sosyal devlet kimsesizin, kimsesi olan devlettir. İşte belediyeler hala sosyal ve kentsel yatırımlar yapabilecek tek yapılardır. Bu nedenle yerel yönetimler önemlidir” diyen Prof. Dr. Ahmet Özer, “Öte yandan çağımızda artık merkezi yönetim biçimleri aşılmıştır. Ancak bugün Türkiye hala katı, bürokratik merkezi bir yapı ile idare edilmektedir. Bunun sonucunda tüm sorunlar Ankara’da tespit edilip, orada çözülüyor. Dolayısıyla tüm kaynaklarda Ankara’da toplanıyor. Ancak Ankara hala 1930’lu yılların yönetim biçimiyle yönetiliyor. 1930’ların zihniyeti ile bugünü yönetenler, 5 yaşındaki bir çocuğun elbisesini, 20 yaşındaki bir delikanlıya giydirmeye çalışıyor. Ama olmuyor her tarafından dökülüyor, yırtılıyor. Bugün bir milletvekili hala, posta memurunun tayini ile uğraşıyor, halkta bunları alkışlıyor. Siyaset, toplumu yönetmek için bir sanat olması gerekirken, tam tersine devleti bir ganimet gibi görüp, ganimeti paylaşmaya giden insanların iş edindiği bir yapı haline gelmiş. Bu nedenle insanlar siyasete girmek için birbirini eziyor. Bir belediye başkanının 1 yıl boyunca alacağı maaş 300 bin TL iken, başkan olmak için insanlar 3-4 milyon TL harcıyor. Bu harcamanın nedeni ‘kaz gelen yerden tavuk esirgenmez’ anlayışı. İşte sivil inisiyatifin, işadamlarının görevi biraz da bu durumu teşhir etmektir. ‘Bana ne’ de diyebiliriz, bu durumu değiştirmek için bir yerden de başlayabiliriz. Ancak unutulmamalıdır ki, yerel yönetimler liderlerin yetiştiği yerlerdir. Biz yerel yönetimlerden başlarsak, yukarıyı da değiştirebiliriz. Bu insani bir sorumluluktur ve bizler bunu daha çok yerine getirmek için çabalamalıyız” dedi.


DEĞİŞİME KENDİMİZDEN BAŞLAMALIYIZ

Prof. Dr. Ahmet Özer, dünyada yaşayan insanların sorunlarının çözümü için 20 yıl önce devletler ve iktidarların sorumluğu olduğuna inanıldığını, bugün ise bu anlayışın değiştiğini de söyleyerek, artık devletler ve hükümetlerin yanı sıra sivil sektör ve yerel yönetimlerin de devreye girmesi gerektiğine inanıldığını kaydetti. “Ayrıca dünyada artık, bir yerde bir sorun yaşanıyorsa, bu sorunun nedeni orada yaşayan insanlardır ve çözümü de onlar yapmalıdır anlayışı kabul görmektedir” diyen Özer, “Türkiye’nin düzelmesi için Mersin, Adana, Van kendini düzeltecek. Biz buna kalkış aşaması diyoruz. Ancak Türkiye’deki yerel yönetimler idari açıdan buna hazır değildir çünkü idari açıdan tıkanmış durumdadırlar. Bir memuru bile Ankara atamakta, belediye başkanlıkları, gözlerini merkezin cebine dikmiş dilenciler durumuna düşmüştür. Oysa çağdaş demokrasilerde, yerel yöneticiler vergi alır, bu vergi ile hizmet yapar, hesap verirler. Biz vergi veriyoruz vermesine ama 100 lira verginin ancak 5 lirası bize geri geliyor. Bu verginin yüzde 70’i yerelde kalmalı, yüzde 30’u ise adalet, dış ilişkiler ve mega projeler için merkeze gitmelidir. Bu işler dışındaki tüm işler yetki ve kaynakları ile yerele devredilmelidir. Ancak yerelin yetkilerini arttırırken, denetim mekanizmalarını da güçlendirmeliyiz. İşte dernekçilik, sivil inisiyatif bu nedenle vardır. Her kesim kendi örgütlülüğünü sağlamalı, kendisi ile ilgili yasal düzenlemelerde taleplerini anlatmalıdır. Sivil toplum baskı grubu oluşturmaktır. Ancak ülkemizde sivil toplum bastırılmaktadır. Ancak bugün Avrupa temsili demokrasi bile terk etmiş, katılımcı demokrasiye geçiş yapmıştır. Doğrudan, müzakereci anlamına gelen katılımcılık ile bireyler öne çıkmaktadır. Artık değişiklikler halk oylamaları, kamuoyu yoklamaları ile topluluğa değil, bireylere sorulmaktadır. Sonuç olarak kentleşme ve yerel yönetimler ile ilgili sorunlar yaşıyoruz, bunlar bizi olumsuz etkiliyor. Bu durumu düzeltmek için kendimizden, derneğimizden başlamalıyız. Her şey bizde başlıyor, sorumluluklarımızı yerine getirdiğimiz takdirde her türlü sorunun üzerinden gelebiliriz” şeklinde konuştu.
 
25 Eylül 2012 Salı 16:16
 
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
Tarih, doğa, deniz, güneş, müzik ve dans kansere karşı birleştiİçel Soroptimist Kulübü, 'Obezite ile Savaş' semineri düzenledi.Bisiklet durursa hayat dururTarsus Sev’in Robotik Takımı’na İki Ödül BirdenMobbing ve Hukuksal Boyutu Ele AlındıGüzel Konuşma ve Diksiyon
MTSO’ya teşekkür belgesiMenderes Gönüllü Evi, Mezitli'nin Filizleri ailesine katıldıMiniklerden Büyük Nağmeler Mezitli’de 26. Jakaranda koruluğu açıldı Çalgı Çengi’nin Ünlü Oyuncuları Forum Mersin’de Hayranlarıyla Buluşuyor Çocukların isteğiyle Mezitli'ye kar yağdı
 
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
 
 
 
Get our toolbar!
 
Gazete Manşetleri
 
 
Namaz Vakitleri
 
  • İmsak04:57
  • Güneş06:32
  • Öğlen12:58
  • İkindi16:28
  • Akşam19:04
  • Yatsı20:29
 
Bumerang - Yazarkafe
 
Anket
.
 
İddaa
 
Lig Puan Durumu
 
Takımlar
O
G
B
M
P
1
Beşiktaş
25
16
7
2
55
2
Başakşehir
25
15
8
2
53
3
Galatasaray
25
14
4
7
46
4
Fenerbahçe
25
12
8
5
44
5
Trabzonspor
25
12
5
8
41
6
Antalyaspor
25
11
6
8
39
7
Kasımpaşa
25
10
5
10
35
8
Konyaspor
25
9
8
8
35
9
K.D.Ç. Karabük
25
10
4
11
34
10
Bursaspor
25
9
5
11
32
11
Gençlerbirliği
24
8
8
8
32
12
Osmanlıspor FK
25
7
10
8
31
13
Alanyaspor
25
8
4
13
28
14
Akhisar Bld.
25
7
6
12
27
15
Kayserispor
25
7
6
12
27
16
Ç. Rizespor
25
5
5
15
20
17
Adanaspor
25
5
5
15
20
18
Gaziantepspor
24
5
4
15
19
 
Şampiyonlar Ligi
 
UEFA Avrupa Ligi
 
Alt Lig
 
 
Tarihte Bugün
1394 - Timurlenk Diyarbakır'ı işgal etti.[kaynak belirtilmeli]
1882 - Robert Koch, verem hastalığına neden olan bakteriyi (mycobacterium tuberculosis) keşfettiğini duyurdu. Bu buluşuyla 1905 yılında Tıp alanında Nobel ödülünü alacaktır.
1923 - Mustafa Kemal Paşa, Time dergisine kapak oldu.
1923 - Yunanistan'da cumhuriyet ilan edildi.
1926 - Türkiye'de petrol arama ve işletilmesinin devletçe yönetilmesini öngören kanun TBMM'de kabul edildi.
1938 - Cumhurbaşkanlığı yatı olarak satın alınan Savarona'ya, İngiltere'nin Southampton Limanı'nda törenle Türk bayrağı çekildi. 1 Haziran'da İstanbul'a getirilen Savarona, Dolmabahçe önüne demir attı. Atatürk, yatı gezerek incelemede bulundu.
1976 - Arjantin Devlet Başkanı Isabel Peron, kansız darbeyle devrildi. Jorge Rafael Videla, Emilio Eduardo Massera ve Orlando Ramon Agosti'den oluşan cunta iktidara el koydu, yedi yıllık diktatörlük döneminde 30 bine yakın kişi kaybedildi.
1978 - Savcı Doğan Öz öldürüldü.
1998 - Hindistan'da çıkan fırtınada 250 kişi öldü 3000 kişi yaralandı.
1999 - NATO, Kosova'daki Sırp saldırılarının sürmesi ve Batı Temas Grubu'nun anlaşma taslağını reddetmeleri üzerine, Yugoslavya'ya karşı hava harekâtı başlattı. Bu NATO'nun egemen bir ülkeye yaptığı ilk saldırı olarak tarihe geçti.
2000 - Varan Turizm'e ait otobüs, yolcularıyla kaçırıldı. Olaydan sonra yakalanan üç kişi, 36'şar yıl ağır hapis cezasına çarptırıldı.
2000 - Genelkurmay Başkanlığı, Talat Aydemir'in idamıyla sonuçlanan 1963'teki darbe girişimine katılan 1459 Harp Okulu öğrencisinin haklarını 37 yıl sonra iade etti.
2001 - Apple şirketi Mac OS X 10.0 (Cheetah)'ı piyasaya sürdü.
2006 - İspanya'daki ETA örgütü süresiz ve kalıcı ateşkes ilan etti.
2007 - Türkiye Euro 2008 elemelerinde Yunanistanı futbol maçında 4-1 mağlup etti.
 
Arşiv
 
Süper Loto
23.03.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu101318384152
 
On Numara
20.03.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu02040506071012162021253038404556586372747577
 
Sayısal Loto
18.03.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu121628374649
 
Şans Topu
22.03.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu042426293111
 
 
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji