Hizmet sektörü güven endeksi 98,8 oldu

Ana Sayfa » Gündem » Tısiad üyelerine “Kentleşme ve Yerel Yönetimler” semineri

Tısiad üyelerine “Kentleşme ve Yerel Yönetimler” semineri

Prof. Dr. Ahmet Özer, daha iyi bir dünya için değişime kişilerin, kurumların, kuruluşların değişime kendilerinden başlamaları gerektiğini söyleyerek, “Yöneticiler bizim yetkilerimizi devrettiğimiz kişilerdir. Denetleme ve hesap sorma hakkımızı kullanmıyoruz. Unutulmamalıdır ki; her halk, layık olduğu biçimle yönetilir” dedi.

 
 
Tısiad üyelerine “Kentleşme ve Yerel Yönetimler” semineri
Türkiye-Irak Sanayici ve İşadamları Derneği (TISİAD) fahri üyesi, Toros Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Ahmet Özer, dernekte; “Kentleşme ve Yerel Yönetimler” başlıklı bir sunum yaptı. TISİAD Yönetim Kurulu Başkanı Nevaf Kılıç ile üyelerin katıldığı toplantıya, yaklaşan seçimler nedeniyle ilgi yoğun oldu. Başkan Kılıç, üyeler arasındaki iletişimi güçlendirmek, yeni gelişmelerden haberdar etmek ve bilgilendirmek amacıyla bu tür organizasyonları sık sık düzenleyeceklerini belirterek, “Temel amaç; yaşadığımız kent, bölge, ülke ve dünyanın daha güzel bir yer olmasıdır. Bu yolda da ekonomi önemli saç ayaklarından sadece biridir. Sosyal ve kültürel gelişim içinde çalışmamamız gerektiği inancıyla bu tür etkinliklerimiz artarak devam edecektir. Zira bizim gibi sivil inisiyatiflerin, halkın ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla, ekonomik, sosyal, kültürel zenginliğe ve refaha ilişkin hizmet sunan yerel yönetimler ile işbirliği önemlidir” diye konuştu.



TISİAD İSABETLİ BİR İŞ

Toros Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ahmet Özer ise; “Kentleşme ve Yerel Yönetimler” başlıklı sunumuna; “Irak, gerek etnik ve dinsel tarihsel bağlar, gerekse kültürel bağlar ile ticari hacim bakımından Türkiye’nin en önemli komşularından biri. Mersin için de topografik, coğrafik ve ticaret açısından da ayrıca önemli. Bu bağlamda TISİAD isabetli bir iş. Bu tür sivil toplum kuruluşlarının artması, ülkenin gelişimi için önemlidir, STK’ların motorize gücü de iş dünyasıdır” sözleriyle başladı.
Türkiye’nin önünde kapsamlı bir yerel seçim süreci olduğunu anımsatan Özer, bu kapsamda kentleşme ve yerel yönetimler konusunun giderek önem kazandığını ifade etti. “Ne kadar ticaret yaparsanız yapın, bulunduğunuz ildeki mülki erkan ile mutlaka iş ilişkiniz, hukukunuz olmak zorunda. Bu bağlamda kentin, ülkenin yönetim potansiyelleri önemlidir” dedi.


GÖÇLERİN YAŞATTIĞI DEĞİŞİM

İlk olarak Mersin bağlamında kentleşmeye değinen Prof. Dr. Ahmet Özer, açıklamasına şöyle devam etti; “Kentleşme kavramı günlük hayatta artık daha sok karşımıza çıkıyor. Peki bu kentleşme nedir? Kentleşme; demografik, ekonomik, sosyo-kültürel, fiziki, idari ve mekansal değişmedir. Demografik değişim kırsal alandan ziyade nüfusun kentlerde birikmesidir. Bu birikme iç dinamiklerin doğurganlık ile artışı ve göç ile olur. Ülkemizde doğurganlık oranı geçmişe göre düşerken, göçler artmıştır. Ülkemizde 3 büyük göç dalgası yaşanmıştır. Bunlar; 1950’lerde tarıma makinenin girmesi ile kırsal alanda ortaya çıkan boş iş gücünün kentlere hücum etmesi, 1970’lerde ki sanayileşme hamlesi ve 1990’larda Güneydoğu’da meydana gelen çatışmaların yaşattığı göçlerdir. Bu göçler kısa sürede kentlerin nüfusunu 2-3’e katlarken, Mersin’de bu göçlerden büyük ölçüde pay aldı ve demografik değişime uğradı.


ARADA KALMAK DÜNYANIN EN ZOR DURUMU

Ekonomik değişim ise nüfusun tarım ve hayvancılıktan, sanayi ve hizmetler sektörüne kayması ile yaşanmıştır. Sosyal kültürel değişme ise göçle gelenlerin kentli gibi yaşama imkanlarına sahip olması ile ilgilidir. Burada fiziki ve idari yapının önemi ortaya çıkmaktadır. Tüm bu değişikler at başı gider ise kentleşmeden bahsetmek mümkündür ancak bunlardan biri eksik kalıyorsa düzgün bir kentleşmeden bahsedilemez. Mersin’e baktığımız zaman da kentleşmenin olmadığını, demografik şişme yaşandığını görüyoruz. Mersin ayrıca ekonomik kimliğini bulamamış bir kenttir. Mersin Antalya gibi turizm, Adana gibi sanayi şehri olmak istemiş, denemiş ancak olamamış, arada kalmıştır. Dünyanın en zor şeyi arada kalmaktır. Antalya’nın bugün 400 bin yatağı varken, 5-6 bin civarında yatağa sahip olan Mersin, 7 bin yataklı Tarsus-Kazanlı Turizm Bölgesi’nde yatak kapasitesinin 15 bine çıkarılmasına sevinir haldedir. Antalya’nın, Mersin’den üstünlüğü yoktur ancak Özel Antalya’ya destek verirken Mersin’in düşmanı değildi. Antalya’nın yöneticilerinin doğru lobisi ile destekler Antalya’ya gitti. Mersin’in böyle hünerli yöneticileri yoktu.

3 AYRI MERSİN VAR

Mersin’de kentleşme adına sosyo-kültürel değişime bakıldığında ise kentte 3 ayrı şehrin var olduğunu görüyoruz. Bunlardan ilki hepimizin arzu ettiği; içerisinde lüks arabaların dolaştığı, kişi başına gelirin binlerce doları bulduğu, mağazalara sahip olan Mersin’dir. Bu bölgenin nüfusu en fazla 100 bindir. Ancak birde akşam evine ekmek götüremeyen varoş Mersin vardır. Bu Mersin’de ise sadece bir mahallenin nüfusu 100 bindir. Son olarak birde arada kalan Mersin vardır ki burası da emeklilerin, ucuzluğa, iklime gelenlerin kentidir. Göç-kaç hareketleri ile gelen ama umutları kentin beton bariyerlerine çarparak tuzla-buz olan insanlar varoşlara savrulmuş, bu da kentte gerginlik ortamı yaratmaktadır. Üstelik birde ülkemizde Türk, Kürt, Alevi gibi çatışmalarda yaşanmaktadır. Kentin gazını alan siboblar olmaz ise bu gerginlik bir gün patlar. Bu tehlikeyi görmeli ve çözüm üretmeliyiz aksi halde kapanması zor, derin yaralar ortaya çıkabilir.

HER HALK, LAYIK OLDUĞU BİÇİMLE YÖNETİLİR

Bu 3 ayrı kenti tek bir şehir haline getirmek yerel yönetimlerin, belediye başkanının görevidir. Belediye başkanları; bizim yetkilerimizi devrettiğimiz kişilerdir. Yetki sahibi halktır. Ancak ne yazık ki ülkemizde bu bilinç çok geride, denetleme ve belediye başkanını başarısız olduğunda veya yolsuzluğa bulaştığında geri çekme hakkımızı kullanmıyoruz. Unutulmamalıdır ki; her halk, layık olduğu biçimle yönetilir. Mersin nimetleri, külfetlerinden daha çok olan bir kenttir ancak bunların değerlendirilememesinde; yöneticilerin kadar sivil ve sermayenin de kabahati vardır. Hesap sormaz, denetlemezsek, kimse kimseye karışmaz, herkes kendi keyfine bakarsa, 3 yılda alınacak mesafe 10 yılda alırız”.

YETKİLER VE KAYNAKLAR YEREL YÖNETİME DEVREDİLMELİ

Yerel yönetimlerin neden önemli olduğunu da anlatan Rektör Yardımcısı Özer, nüfusun büyük çoğunluğunun yaşadığı kentlerin yerel yönetimler tarafından yönetildiğini işaret etti. “Ayrıca tüm devletler liberal ekonomi politikaların sonucu ellerini ekonomiden çekmiştir. Ekonomiden el çekince sosyal devlet zayıflamaktadır. Oysa sosyal devlet kimsesizin, kimsesi olan devlettir. İşte belediyeler hala sosyal ve kentsel yatırımlar yapabilecek tek yapılardır. Bu nedenle yerel yönetimler önemlidir” diyen Prof. Dr. Ahmet Özer, “Öte yandan çağımızda artık merkezi yönetim biçimleri aşılmıştır. Ancak bugün Türkiye hala katı, bürokratik merkezi bir yapı ile idare edilmektedir. Bunun sonucunda tüm sorunlar Ankara’da tespit edilip, orada çözülüyor. Dolayısıyla tüm kaynaklarda Ankara’da toplanıyor. Ancak Ankara hala 1930’lu yılların yönetim biçimiyle yönetiliyor. 1930’ların zihniyeti ile bugünü yönetenler, 5 yaşındaki bir çocuğun elbisesini, 20 yaşındaki bir delikanlıya giydirmeye çalışıyor. Ama olmuyor her tarafından dökülüyor, yırtılıyor. Bugün bir milletvekili hala, posta memurunun tayini ile uğraşıyor, halkta bunları alkışlıyor. Siyaset, toplumu yönetmek için bir sanat olması gerekirken, tam tersine devleti bir ganimet gibi görüp, ganimeti paylaşmaya giden insanların iş edindiği bir yapı haline gelmiş. Bu nedenle insanlar siyasete girmek için birbirini eziyor. Bir belediye başkanının 1 yıl boyunca alacağı maaş 300 bin TL iken, başkan olmak için insanlar 3-4 milyon TL harcıyor. Bu harcamanın nedeni ‘kaz gelen yerden tavuk esirgenmez’ anlayışı. İşte sivil inisiyatifin, işadamlarının görevi biraz da bu durumu teşhir etmektir. ‘Bana ne’ de diyebiliriz, bu durumu değiştirmek için bir yerden de başlayabiliriz. Ancak unutulmamalıdır ki, yerel yönetimler liderlerin yetiştiği yerlerdir. Biz yerel yönetimlerden başlarsak, yukarıyı da değiştirebiliriz. Bu insani bir sorumluluktur ve bizler bunu daha çok yerine getirmek için çabalamalıyız” dedi.


DEĞİŞİME KENDİMİZDEN BAŞLAMALIYIZ

Prof. Dr. Ahmet Özer, dünyada yaşayan insanların sorunlarının çözümü için 20 yıl önce devletler ve iktidarların sorumluğu olduğuna inanıldığını, bugün ise bu anlayışın değiştiğini de söyleyerek, artık devletler ve hükümetlerin yanı sıra sivil sektör ve yerel yönetimlerin de devreye girmesi gerektiğine inanıldığını kaydetti. “Ayrıca dünyada artık, bir yerde bir sorun yaşanıyorsa, bu sorunun nedeni orada yaşayan insanlardır ve çözümü de onlar yapmalıdır anlayışı kabul görmektedir” diyen Özer, “Türkiye’nin düzelmesi için Mersin, Adana, Van kendini düzeltecek. Biz buna kalkış aşaması diyoruz. Ancak Türkiye’deki yerel yönetimler idari açıdan buna hazır değildir çünkü idari açıdan tıkanmış durumdadırlar. Bir memuru bile Ankara atamakta, belediye başkanlıkları, gözlerini merkezin cebine dikmiş dilenciler durumuna düşmüştür. Oysa çağdaş demokrasilerde, yerel yöneticiler vergi alır, bu vergi ile hizmet yapar, hesap verirler. Biz vergi veriyoruz vermesine ama 100 lira verginin ancak 5 lirası bize geri geliyor. Bu verginin yüzde 70’i yerelde kalmalı, yüzde 30’u ise adalet, dış ilişkiler ve mega projeler için merkeze gitmelidir. Bu işler dışındaki tüm işler yetki ve kaynakları ile yerele devredilmelidir. Ancak yerelin yetkilerini arttırırken, denetim mekanizmalarını da güçlendirmeliyiz. İşte dernekçilik, sivil inisiyatif bu nedenle vardır. Her kesim kendi örgütlülüğünü sağlamalı, kendisi ile ilgili yasal düzenlemelerde taleplerini anlatmalıdır. Sivil toplum baskı grubu oluşturmaktır. Ancak ülkemizde sivil toplum bastırılmaktadır. Ancak bugün Avrupa temsili demokrasi bile terk etmiş, katılımcı demokrasiye geçiş yapmıştır. Doğrudan, müzakereci anlamına gelen katılımcılık ile bireyler öne çıkmaktadır. Artık değişiklikler halk oylamaları, kamuoyu yoklamaları ile topluluğa değil, bireylere sorulmaktadır. Sonuç olarak kentleşme ve yerel yönetimler ile ilgili sorunlar yaşıyoruz, bunlar bizi olumsuz etkiliyor. Bu durumu düzeltmek için kendimizden, derneğimizden başlamalıyız. Her şey bizde başlıyor, sorumluluklarımızı yerine getirdiğimiz takdirde her türlü sorunun üzerinden gelebiliriz” şeklinde konuştu.
 
25 Eylül 2012 Salı 16:16
 
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
Toroslarda yüzme kursları başladıToroslar’da, Yapılandırma Başvuruları BaşladıGüneş Doğarken İşçilerle Sabah MesaisindeTarih, doğa, deniz, güneş, müzik ve dans kansere karşı birleştiİçel Soroptimist Kulübü, 'Obezite ile Savaş' semineri düzenledi.Bisiklet durursa hayat dururTarsus Sev’in Robotik Takımı’na İki Ödül BirdenMobbing ve Hukuksal Boyutu Ele AlındıGüzel Konuşma ve Diksiyon
MTSO’ya teşekkür belgesiMenderes Gönüllü Evi, Mezitli'nin Filizleri ailesine katıldıMiniklerden Büyük Nağmeler
 
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
 
 
Get our toolbar!
 
Gazete Manşetleri
 
 
Namaz Vakitleri
 
  • İmsak03:15
  • Güneş05:19
  • Öğlen12:55
  • İkindi16:47
  • Akşam20:13
  • Yatsı21:59
 
Anket
.
 
İddaa
 
Lig Puan Durumu
 
Takımlar
O
G
B
M
P
1
Beşiktaş
34
23
8
3
77
2
Başakşehir
34
21
10
3
73
3
Fenerbahçe
34
18
10
6
64
4
Galatasaray
34
20
4
10
64
5
Antalyaspor
34
17
7
10
58
6
Trabzonspor
34
14
9
11
51
7
Akhisar Bld.
34
14
6
14
48
8
Gençlerbirliği
34
12
10
12
46
9
Kasımpaşa
34
12
7
15
43
10
Konyaspor
34
11
10
13
43
11
K.D.Ç. Karabük
34
12
7
15
43
12
Alanyaspor
34
12
4
18
40
13
Osmanlıspor FK
34
9
11
14
38
14
Kayserispor
34
10
8
16
38
15
Bursaspor
34
11
5
18
38
16
Ç. Rizespor
34
10
6
18
36
17
Gaziantepspor
34
7
5
22
26
18
Adanaspor
34
6
7
21
25
 
Şampiyonlar Ligi
 
UEFA Avrupa Ligi
 
Alt Lig
 
 
Tarihte Bugün
1880 - Fransa Tahiti'yi topraklarına kattı.
1913 - Balkan Savaşı başladı.
1925 - Diyarbakır İstiklal Mahkemesi'nce idama mahkûm edilen Şeyh Said ile adamları idam edildi.
1934 - Bitlis'te yaşayan Zaro Ağa 157 yaşındayken yaşamını yitirdi. İç organları inceleme amacıyla alındı.
1938 - Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü kuruldu.
1939 - Hatay Devleti Meclisi, oybirliğiyle Türkiye'ye katılma kararı aldı.
1971 - TBMM'de çıkan bir yasayla Türkiye'de haşhaş ekimi yasaklandı.
1974 - Isabel Perón, Arjantin'in ilk kadın devlet başkanı olarak yemin etti. Kocası eski başkan Juan Peron sağlık durumunun bozulması üzerine görevlerini bırakmıştı. Zaten iki gün sonra da öldü.
1976 - Seyşel Adaları, Birleşik Krallık'tan bağımsızlığını kazandı.
1984 - Türkiye ile Sovyetler Birliği arasında karma ekonomik protokol imzalandı.
1986 - Arjantin, Batı Almanya'yı 3-2 yenerek Dünya Futbol Şampiyonu oldu.
1992 - Cezayir devlet başkanı Muhammed Budiaf suikaste uğrayarak yaşamını yitirdi.
1995 - Ankara Büyükşehir Belediyesi, amblemindeki Hitit Güneşi'ni; Kocatepe Camii'ni ve Atakule'yi simgeleyen bir tasvir ile değiştirdi.
1999 - Abdullah Öcalan, vatana ihanet suçundan idam cezasına çarptırıldı.
2000 - Endonezya'da yolcu taşıyan bir tekne 500 yolcusuyla birlikte battı. Kazadan kurtulan olmadı.
2002 - Türkiye, 2002 FIFA Dünya Kupası'nda 3. oldu.
2005 - Sezen Aksu Bahane Albümünün Remiks'ini çıkarttı.
2008 - Euro 2008 finalinde İspanya, Almanya'yı yenerek Avrupa şampiyonu oldu.
 
 
Arşiv
 
Bumerang - Yazarkafe
 
Süper Loto
22.06.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu030520374448
 
On Numara
26.06.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu01070814171819283031344145464851525559606575
 
Sayısal Loto
24.06.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu071022233045
 
Şans Topu
28.06.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu202123242909
 
 
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji