Özdemir,'Pazar Bağımlılığı İhracatçılarımız İçin Büyük Bir Risk Oluşturuyor'

Ana Sayfa » Güncel » Tuz deposundan Taş Bina' ya -17... Abdullah Ayan yazdı

Tuz deposundan Taş Bina' ya -17... Abdullah Ayan yazdı

İlyas Halil Çıplak Yula kitabındaki öykülerle anlatmaya başladığı Mersin anılarını, 1989' da yayınlanan Boyansin Ramazan kitabıyla daha yoğun biçimde işlemeye başlar.

 
 
Tuz deposundan Taş Bina' ya -17... Abdullah Ayan yazdı

İlyas Halil Çıplak Yula kitabındaki öykülerle anlatmaya başladığı Mersin anılarını, 1989' da yayınlanan Boyansin Ramazan kitabıyla daha yoğun biçimde işlemeye başlar.

Çocukluğundaki ilk sevdalardan mahrumiyetlerin trajik boyutlara vardığı 2. dünya savaşındaki günlere ve ardından gelen çok partili döneme kadar farklı öykülerde farklı Mersinle tanıştırır bizleri...

Öylesine bir tanıştırmadır ki bu, bugün büyük kısmı yok olan, ayakta durmaya çalışanların da değişime uğradığı mekanları sahne niyetine gözler önüne sererken, acılarla yoğrulmuş insanlar sanki öykülerdeki o sahneden fırlayıp karşınıza çıkacak duygusunu yaşatır.

Tanımlamaya çalışırken bile zorlandığım o sahneleri ve sahnelerdeki simaları öylesine başarıyla canlandırmak ancak Halil gibi, olağanüstü zenginlikteki gözlemlerini öykülere yansıtma yeteneğine sahip biri tarafından gerçekleştirilebilirdi.

Çok uzaklarda yaşamanın hüzün dolu özlemiyle anımsadıkça yazmaya, yazdıkça anımsayıp birbiri ardından yeni öykülerle ölümsüzleştirmeye çabalayan İlyas Halil' i anlatmaya çabalamaktansa, sözü İt Avı ve ardından gelen Boyansin Ramazan ile başlayıp sonrasındaki kitaplarından içinde Mersin ve Akkahve kokan dizelere bırakmalı diye düşünüyorum.

**

"Belediye Caddesi, Gümrük Meydanı' na doğru uzanır, Fransız Kilisesinin az ilerisinde, demiryolunu geçince papatya ve gelincik dolu kırlara karışırdı.

Bir gün, bu caddeye Uray Caddesi, meydana da Gümrük Alanı denecek dediler.

(...)

O yıllarda Mersin hareketli sayılabilecek bir kent, bir iş merkeziydi. Şimdi Halkevi' nin bulunduğu alandaki *çiçek parkı dağ ile deniz arasında sıkışmış renk harmanı idi. Salamon' un ta Telaviv' den toprak kokusunu çalmak istediği, sulanmış park buydu işte. Daha ileride Gümrük alanından masmavi denize uzanan beyaz iskele, çoğu kez martılarla dolup taşardı.

Kentin doğusundaki Alman iskelesi, üstünden geçen buharlı trenlerle ev büyüklüğündeki vinçlerle bir fabrikaya benzerdi.

İki iskelenin** arasında uzanan parke taşlı caddede ise dışalım- dış satım firmaları yer alırdı.

(...)" ***

**

Mersin' i bilmeyenlere bile bin yıl solumuşlar gibi canlandırır da, Akkahve' de dostlarla buluşmaları unutur mu? Söz Akkahve' den açılır da; Osman, Haşmet, Celal, Nuri anlatılmaz mı? Sanki bugünleri ve dalga dalga paylaşacak olanları görür gibi bakın nasıl anlatıyor efsane dostları, dostlukları:

"Bahar akşamları, boşalan atlar gibi, portakal limon kokuları basardı Mersin kıyılarını. Dağlardan kekik, denizden iyot, ovadan limon, kenti aşk cennetine dönüştürürdü.

Akşamları, bahar yüklü rüzgarlar eserdi sokaklarda. Kavalların üflendiği bu zamanda, gölgeler uzar, kuşlar toprağa değmecesine uçuşurlardı. Gökkuşağının yedi rengi koyulaşır, şekerleşirdi.

Yarı aydınlıkta kızlar, yarı karanlığı unuturlardı. Her akşam, umulmayan bir yerden Osman çıkagelirdi. Karanlıktan, ağır ağır, sallana sallana.. Ayşe' nin suya indiği gibi.. Sokakları mağazaları, insanları yeni görüyormuş gibi..

Gündüzün geceye nehir gibi aktığı saatlerde, konuşacak sıcak bir dost, can sıkıntısını paylaşacak bir yoldaş arandığı anda, yemeğinden pay ayrılacak birinin istendiği anda, Osman çıkardı ortaya. Çok eski bir dost gibi, bir eski tanıdık gibi.

Akdeniz' in iyod kokusu kişiyi deli divane eder, sarhoş eder, aşık eder. Osman' ı Osman ederdi. Boz deniz suyu karaya vurdukça, köpükleşirdi. Güneş gâh yaklaşır, gâh uzaklaşırdı. Bazen ısıtır, bazen yakardı Mayıs' larda.

Ortası koruluğa boğulmuş bulvarın kıyısında, arınmış bir gökyüzünün altında bir adam bekliyordu. Okul dönüşü güneşin artık yatıklaştığı, yorgunlaştığı, kızıllaştığı saatlerde bembeyaz gülüşüyle Haşmet Osman' ı bekliyordu.

Yanına gittiğim zaman Haşmet, muzip bir bakışla gülümsüyordu bana. "Tanrı önce Osman' ı yarattı. Sonra Adem ile Havva' yı. Onun için Osman bitmemiş gibi durur hep. Bekle! Birazdan gelir" dedi.

Gerçekten az sonra, güneşin battığı yerden, Kışla Caddesi'nden uzun gölgesini sürükleyerek, neşeyle geldi Osman. Çok geçmeden Celal da göründü köşeden.

Karanlık çökerken Osman' ın da yüzü aydınlanmağa başlar, tüm saflığı, yumuşaklığı gözlerinin bebeklerine vururdu. Kişinin içinden onu sevmek, ona inanmak gelirdi. Genişliği, cömertliği başlardı. İşte bu anlarda, gündüzün geceye yavaşça dönüştüğü bu sıralarda Osman, Osman olmanın zirvesine ulaşırdı.

O, mutluluğu, insanları mutlu etmekte buluyordu. İnsanlar da onun bir şeylerini almakla mutlu oluyorlardı. İşte uzaktan gölgesini çekerek gelen Osman böyle bir insandı.

O akşam, üçü birlikte sinemaya gideceklerdi. Celal, Osman' sız sinemaya adımını atmazdı. Osman, Haşmet'siz gitmeyi usunun ucuna getirmezdi. Celal, Osman' ı ona sorular sorması için yanında bulundururdu. Osman ise Haşmet'i sinemanın ücretini ödesin diye isterdi.

O baharda,masmavi bir akşam inmişti Atatürk Caddesine. Renkli gölgeler yine sinemaya**** doğru akıyordu. Celal, kimseyi umursamadan anlatmasını sürdürüyordu. Gün boyunca, mahkemede, milletin derdini dinlediğinden akşamları sözü kimseye bırakmazdı. Kulaklarını emekliye ayırırdı. Yine her zamanki gibi son şiirlerini okuyordu dostlarına.

Bu sanatçı topluluğun tek dinleyicisi Osman, Celal' i dikkatle dinliyor, yan gözle de gelip geçen kızları izliyordu. Sinemanın önü, her akşam aşkın ateşiyle aydınlanır, odun ateşiyle de dumana boğulurdu. Sinema girişinin sağında kuru yemiş satıcıları tahta parçalarını yakarak leblebilerini ısıtırlardı.

Genç kızlar, oğlanları kaçamak gözlerlerdi. Gözleri birbirlerini bulunca, el ele tutuşup çok uzaklara uçarlardı. Kelebekli bayırlara, sisli dağlara... Coşku dudaklarında nefesti. Her saniye ciğerlerinde duyarlardı gençliğin sevincini. Aşktı o bahar akşamı, genç insanların yaşamında.

En çok Osman duygulanırdı, uzun saçlı, mavi gözlü, maydanoz belli kızları görünce. Gözlerini portakal rengi yangınlar basardı. Tüm gün Tanrının yarattığı öteki şeyleri görmeden gezen Osman ve Celal, akşamın şekerli esintisinde bu yaratıkları şiir gibi, ya da resim gibi, müzik gibi izlerlerdi. Osman' ın içi ateş, Celal' in dili şiir dolardı.

Sinema çıkışında Osman' ın burnundan, ağzından ateş fışkırırdı. Kendi kendine söylenirdi;

"bir daha bu adamla sinemaya gidersem" derdi. "Film boyunca rahat vermedi. Sor babam sor! Birader perde önünde. Senin de gözlerin var, kulakların var. Benim kulaklarım senin kulaklarından daha keskin değil ki. " Osman Haşmet'in koluna yapışırdı. "Böyle bir şey gördün mü hiç? Filmin en meraklı yerinde Celal yine yapıştı bana. "Ne dedi oğlan kıza?" Oğlanın kıza ne dediğini anlatıncaya kadar, kızın yanıtını kaçırırım. Daha filmin ucunu yakalayamadan, Celal yineler sorusunu: "Ne dedi kız?" Film boyunca cenkleş dur. Sinema değil eziyet birader."

Bu şikayetleri sürdürmek Osman' ın çok hoşlandığı bir gelenekti. Celal'i Haşmet'e çekiştirmeyi huy edinmişti. "Bir gün gelecek bu olaylar yeniden anımsanacak, benim Celal' in elinden neler çektiğimi dünya alem öğrenecek!" derdi. Haşmet gülümserdi bu sözlere. "Gülme" derdi. "Senden çektiklerimi de öğrenecekler. Yahu anam beni sizlerin çilesine ortak olmak için mi doğurdu?"

Celal, Osman' a "bir gün araştırmacılar, eleştirmenler yapıtlarımı incelerken bunlardan söz edecekler, daha ne istiyorsun? derdi.

Bence günü geldi. Anıların derinliklerinden sevgili Haşmet Akal' ı, badem yüzlü Osman Özeren' i, Celal Çumralı' yı, Nuri Abaç' ı çekip çıkartmanın günü geldi.

O günlerdeki kızların bakışlarında kümelenen gençlik anılarını sıcak tutuyorum, yanar tutuyorum. Ellerini uzatıp ısınmak isteyenler için..." *****

*Halkevinin bulunduğu alan günümüzde Vali Konağı- Ortodoks Kilisesi arasında kalan ve Cumhuriyet meydanının da bir bölümünü içine alan bölge

** beyaz iskele liman faaliyete geçinceye kadar gemiyle kente gelenlerin karaya çıktıkları yolcu ve eşya iskelesidir,şimdiki Mersin otelinin önünde yer alıyordu.

Alman iskelesi ise Katolik kilisesi karşısında özellikle demiryolu bağlantısı nedeniyle önemli iskeleydi.

İki iskele arasındaki parke cadde ise bir zamanlar ülke ekonomisine dahi yön veren Uray caddesidir ve sözünü ettiği Belediye Binası ise Uray caddesi üzerinde tarihi Valilik binası ile Azak han arasında bugünlerde İşkur'un hizmet verdiği binanın Uray Caddesine bakan cephesindedir. 1958' de Belediye Akkahve' ye taşınıncaya kadar bu binada hizmet vermiştir.

*** İt Avı (1987) kitabı Toprak Kokusu isimli öyküden...

**** Akkahve karşısındaki Güneş Sinemasının yapıldığı alan Lübnan' lı Sursok ailesinindi. 1930'larda kentin önemli isimlerinden Abdullah Ersoy, Mithat Toroğlu ve Joseph Dakkak araziyi satın alıp sinema inşa ettiler. Sinema 1939' da faaliyete geçti. Halil' in anlattığı 1955'lerde sıcaktan kavrulan Mersin' in en önemli eğlence mekanlarından biri sinemanın yazlığıydı. Uzun yıllar kente hizmet veren sinema 70'lerde yıkılıp yerine işhanı dikildi. Bilahare SSK Müdürlüğüne geçti. Günümüzde de SGK Müdürlüğü olarak faaliyet gösteriyor.

***** İt Avı kitabı Şiir, Bahar, Deniz isimli öyküden...

Abdullah Ayan

Tuz deposundan taş binaya-1

Tuz deposundan taş binaya-2

Tuz deposundan taş binaya-3

Tuz deposundan taş binaya-4

Tuz deposundan taş binaya-5

Tuz deposundan taş binaya-6

Tuz deposundan taş binaya-7

Tuz deposundan taş binaya-8

Tuz deposundan taş binaya-9

Tuz deposundan taş binaya-10

Tuz deposundan taş binaya-11

Tuz deposundan taş binaya-12

Tuz deposundan taş binaya-13

Tuz deposundan taş binaya-14

Tuz deposundan taş binaya-15

Tuz deposundan taş binaya-16

 

 

 
 
10 Ağustos 2017 Perşembe 09:16
 
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
KDV sistemi değişiyorToroslarda yüzme kursları başladıToroslar’da, Yapılandırma Başvuruları BaşladıGüneş Doğarken İşçilerle Sabah MesaisindeTarih, doğa, deniz, güneş, müzik ve dans kansere karşı birleştiİçel Soroptimist Kulübü, 'Obezite ile Savaş' semineri düzenledi.Bisiklet durursa hayat dururTarsus Sev’in Robotik Takımı’na İki Ödül BirdenMobbing ve Hukuksal Boyutu Ele AlındıGüzel Konuşma ve Diksiyon
MTSO’ya teşekkür belgesiMenderes Gönüllü Evi, Mezitli'nin Filizleri ailesine katıldı
 
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
 
 
 
Gazete Manşetleri
 
 
Namaz Vakitleri
 
  • İmsak05:58
  • Güneş07:39
  • Öğlen12:47
  • İkindi15:19
  • Akşam17:34
  • Yatsı19:04
 
Anket
.
 
İddaa
 
Lig Puan Durumu
 
Takımlar
O
G
B
M
P
1
Galatasaray
15
10
2
3
32
2
Başakşehir
15
9
3
3
30
3
Fenerbahçe
15
8
5
2
29
4
Beşiktaş
15
7
6
2
27
5
Kayserispor
15
7
6
2
27
6
Göztepe
15
8
3
4
27
7
Trabzonspor
15
7
4
4
25
8
Bursaspor
15
7
3
5
24
9
Sivasspor
15
7
1
7
22
10
Akhisarspor
15
5
4
6
19
11
Kasımpaşa
15
5
3
7
18
12
Aytemiz Alanyaspor
15
5
2
8
17
13
Malatyaspor
15
4
4
7
16
14
Osmanlıspor
15
4
2
9
14
15
Konyaspor
15
4
2
9
14
16
Antalyaspor
15
3
5
7
14
17
Gençlerbirliği
15
3
3
9
12
18
Karabükspor
15
2
2
11
8
 
Şampiyonlar Ligi
 
UEFA Avrupa Ligi
 
Alt Lig
 
 
Tarihte Bugün
1819 - Alabama, ABD'nin 22. eyaleti oldu.
1900 - Bilim adamı Max Planck, kuantum teorisini Berlin Fizik Birliği'nde sundu.
1911 - Norveçli Roald Amundsen Güney Kutbu'na ulaştı.
1927 - Çin'de Çan Kay-Şek kuvvetleri Kanton'daki komünist ayaklanmayı bastırdı.
1936 - Ankara 19 Mayıs Stadı açıldı.
1936 - İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi kuruldu.
1939 - Sovyetler Birliği, Milletler Cemiyeti üyeliğinden çıkarıldı.
1954 - Kıbrıs sorunu Birleşmiş Milletler'de görüşüldü. Türk delegesi Selim Sarper, "Kıbrıs, Türk sahillerinden 40 mil ötededir. Yunanistan'a 600 mil mesafede olan bu ada Yunanistan'ın olamaz" dedi.
1955 - Arnavutluk, Avusturya, Bulgaristan, Kamboçya, Seylan (şimdiki Sri Lanka), Finlandiya, Macaristan, İrlanda, İtalya, Ürdün, Laos, Libya, Nepal, Portekiz, Romanya ve İspanya Birleşmiş Milletler Örgütü'ne dahil edildiler.
1959 - Başpiskopos Makarios Kıbrıs Cumhuriyeti'nin ilk devlet başkanı oldu.
1960 - Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) kuruldu. 9 Ortak Pazar üyesi ile Avrupa Serbest Ticaret Birliği EFTA'ya üye 7 ülke, Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada tarafından kuruldu. Türkiye de anlaşmayı imzaladı.
1960 - İstanbul Boğazı'nda Yunan ve Yugoslav tankerleri çarpıştı; 52 kişi öldü.
1962 - NASA'nın Mariner-2 adlı uzay aracı Venüs gezegeninin yakınından geçti. Mariner-2 dünyaya Venüs hakkında bilgi yolladı.
1977 - Tunç Okan'ın yönettiği 'Otobüs' filmi gösterime girdi.
1977 - CHP'li Aytekin Kotil İstanbul Belediye Başkanı oldu.
1981 - İsrail, Suriye kontrolündeki Golan Tepeleri'ni ilhak etti.
1983 - İstanbulVaniköy'deki 100 yıllık Hasan Birinci Yalısı çıkan yangında tamamen yandı.
1989 - Şili'de ilk demokratik seçimler yapıldı.
1990 - Polonyalı futbolcu Koseçki 2 milyon dolara Galatasaray'a transfer oldu; bu rakam Türkiye'de o güne kadar ödenen en yüksek transfer ücretiydi.
1994 - Demokrasi Partisi (DEP) avukatlarından Av. Faik Candan öldürülmüş olarak bulundu.
1996 - Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu'nun (KESK) Ankara'da düzenlediği "Demokratik devlet, halk için bütçe" mitingine 100.000 kişi katıldı.
1999 - Fransa'dan Türkiye'ye iadesi kararlaştırılan organize suç örgütü lideri Alaattin Çakıcı Türkiye'ye getirildi.
2002 - DYP 7. olağan büyük kongresi'nde, Elazığ milletvekili Mehmet Ağar, Genel Başkan seçildi.
2002 - Irak`taki BM silah denetçileri şefi Hans Blix, Irak`tan geçmişte ve şu anda kimyasal, biyolojik ve balistik füze programlarıyla ilgili çalışan bilim adamlarının listesini istedi.
 
Arşiv
 
Bumerang - Yazarkafe
 
Süper Loto
07.12.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu010609114549
 
On Numara
11.12.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu05070811132122373843454647495157586163717879
 
Sayısal Loto
09.12.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu020711283246
 
Şans Topu
13.12.2017 Tarihli Çekiliş Sonucu080911172306
 
 
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji