Mersin eşsiz bir sanat evine kavuşuyor…

İlk mukimi Mavromati’ yi saymazsak, en yaşlımızın hafızasında iz bırakmış haliyle Ziraat Bankası Mersin Şubesi..

Otuz beşleri devirmiş daha genç sayılanların Muhâkemât Binası olarak hatırladıkları bina..

Sonraki yıllara gelecek olursak, 1990’ ların kaderine terk edilen, yıkılmaya yüz tutmuş viran konağı…

Uray Caddesi ölüme terk edilirken, yanındaki bina devlete ait kurum tarafından yerle bir edilip üzerine ucube binalar dikilirken, el birliğiyle çıkardığımız yangından son anda kurtarılan bir mekândan ve o mekânın dokunan sihirli eller sayesinde eskiden de görkemli haliyle yeniden doğuşunu anlatacağım…

Bu öylesine umut verici doğum ki, yağmacılığın henüz erişmediği diğer eski yapılara da örnek olabilir, ilham verebilir…

İtiraf etmeliyim, Akdeniz Belediye başkanı Gültak ısrarla gezdirmek istediğinde böylesi bir tabloyla karşılaşacağımı ummuyordum…

İçeriye ilk adımı attığımda efsunlu duygular sarıp sarmaladı beni..

1940’ larda tuz deposunun restore edilmesiyle yaratılan Akkahve öyküsüne benzer bir süreç yaşanmış ve ortaya o binadan çok daha etkileyici, değerlendirilebilirse çok daha işlevsel, Uray Caddesini yeniden çekim merkezi haline getirebilecek çok önemli bir vaha doğmuş..

Yıllardır eski haline nasıl getirebiliriz diye çırpındığımız bugünkü adıyla Taş Bina’ ya da ilham verecek, kentin kültür hayatına yeni bir soluk kazandıracak binayı dolaşırken, çürümeye terk edildiği son otuz yılda hurdalığa dönen depoların ve depoları ayakta tutan tonozların temizlenmesiyle ortaya çıkan, havasını soluyacak herkesi sarıp sarmalayan bir mekân…

Bir dönem Belediye Meclis toplantılarını izlerken yüksek tavanındaki taş işlemeciliğini hayranlıkla izlediğim uzunca süre Akkahve’ ye ev sahipliği yapmış Taş bina’ nın alt katı geliyor gözlerimin önüne..

O taş işçiliğiyle ortaya çıkan hatta ondan da etkileyici salonları dolaştıkça burada açılacak sergileri, icra edilecek konserleri, şiir dinletilerini, edebiyat söyleşilerini hayal edip manevi bir dünyaya geçtiğini hayal ettim ister istemez…

Akkahve’ yi ziyaret ettiğinde büyük şaşkınlık yaşayan dönemin ünlü gazeteci, yazar ve siyasetçisi Hüseyin Cahit Yalçın’ ın 1945’ te kaleme aldığı cümleler geliyor aklıma:

“ Mersinde nefis bir bina, bir şaheser mevcut.

Akşam yemeğini yemek üzere bizi Akkahve' ye götürdükleri vakit hayretimden âdeta haykırdım:

"Bunu kim yaptı, ne zaman yaptınız?" dedim.

Eski bir pamuk deposu imiş. Ve biz onun mahzeninde bulunuyormuşuz. Evet, bir binanın mahzeni.

Viyanada Rathauskeller*' in küçük nispetlisi.

Fakat iç içe uzanıp gotik kemerlerle muntazam taşları, mütenasip ebadı, vakur ve ciddi manzarasıyla bir mimarlık incisi. Buraya elektrik girmiş, temizlik girmiş, bakım girmiş. Duvarlarını bozmadan tamir etmişler ve bu şaheser canlanmış. Bir tarafında yere kadar inen pencereler var ki, denize bakıyor. Gündüz buranın perdeleri açılınca, denizin manzarası levhanın güzelliğini tamamlayacak. Tek başına bu mahzende yemek yemek zevki için bile Mersine gidilebilir. "

Gönül rahatlığıyla ifade etmeliyim;

Uray Caddesinde enkazlar arasından çekilip çıkarılan konak sayesinde Mersin, gelecek konuklarına kucak açan, bir Akdeniz konağının havasını solumalarını sağlayacak muhteşem bir mekân sahibi olmanın yanında, ziyaretçilerinin üzerinde kalıcı izler bırakacak bir mücevherin de sahibidir artık…

İnşa edildiği günlerdeki 1900’ lerin Mavromati yönetim binası, 1933’ lerin Ziraat Bankası ve 1990’ların Muhakemat Müdürlüğü…

Bundan sonra hangi adla anılır bilemem ama gün itibariyle mimarlık incisi bu mekânı bir isim bulununcaya kadar ‘Akdeniz Sanat Merkezi’ ya da ‘Uray Sanat Evi’ olarak tanımlamak mümkün…

Keşke isim ararken; kimi korkulardan, duygulardan arınıp kurucu sahibi Mavromati’ yi de anabilsek…

Bugün de olduğu gibi korunmuş haliyle eski görkemine kavuşan üst kattaki ofisinin balkonundan taş iskeleye yaklaşan gemileri, yüklenen ve tahliye edilen malları izleyen Mavromati…

60’ larda Hanri Atat’ ın 70’ lerde Lina Nasif’ in dirsek çürüttüğü Ziraat Bankası terk-i mekân eylemiş ama üst katta paraların, kıymetli evrakların saklandığı kasa dairesi bile eski haşmetiyle duruyor yerli yerinde…

Mekânın kazandırılmasına emeği geçen, katkı sunan herkese hafıza yoksunu Mersin adına minnet borcumuz var, eda etmeliyiz…

Ve bugün de muhteşem konağı koruyan isimsiz muhafızlardan Mersin Kültür ve Turizm müdürü Emre Duru’ yu anmadan geçmek olmaz..

Ne diyordu İlyas Halil?

“Yasemin yüzlü ve yeşil panjurlu bir yapının önündeki Ziraat Bankası’ nın daracık sokağından denizin küçük bir kesimi görülürdü.

İş denizi, ithal ve ihraç denizi.

Gündüzleri bellerine kadar suya batmış mavnalar gebe inekler gibi sallanarak açıkta duran vapurlara pamuk, tahıl taşırdı”

* Viyana Rathauskeller, Viyana belediye binasının bodrumunda yer alan dünyaca ünlü kafe, restoran binası. 1899 yılında hizmete girmiştir ve H.Cahit Yalçın' ın yazdığı gibi Akkahve tonozlarıyla Rathauskeller' den esintiler taşır. (A.Ayan notu)

Abdullah Ayan