Abdullah Ayan
Köşe Yazarı
Abdullah Ayan
 

Kalıcı Bir Barış mı? Trump' a Kasım Seçimleri Öncesi Hayat Öpücüğü mü?

ABD ve İran arasındaki düşmanlıklara son verecek bir "mutabakat zaptı” müjdesinin, ABD Başkanı Trump’ a tam da doğum gününde oldukça hoş bir diplomatik armağan olduğuna şüphe yok… Trump’ ın, her zamanki abartılı üslubuyla sosyal medyadan "Petrolün akmasına izin verin!" diye haykırırken, anlaşma olasılığını duyunca Lübnan saldırılarını sıklaştıran Netanyahu’ ya ağıza alınmayacak küfürler savurması hesapların taraflara göre farklı yansıyacağını da ortaya koyması bakımından ilginç.. ABD-İran anlaşmasını neredeyse kutsayan Trump beklentisini; Hürmüz Boğazı’ının ablukadan kurtulması, deniz trafiğinin bir daha kapanmamak üzere açılması ve tüm bölgeye "sonsuz bir barış" gelmesi olarak ifade ediyordu… Oysa ABD Başkan Yardımcısı JD Vance televizyon ekranlarından, yükselen enflasyon nedeniyle Trump iktidarından uzaklaşan seçmene düşük benzin fiyatları vadederek Kasım ayındaki ara seçimler öncesi kaybettikleri desteği yeniden kazanmanın derdine düştüklerini daha gerçekçi bir dille anlatmaya çalışıyor…. Ancak sahadaki gerçeklik ve enerji uzmanlarının uyarıları, vitrindeki pembe tablonun ötesinde bir gri rengin bilinmezlerini işaret ediyor… Hürmüz Boğazının mayınlardan temizlenmesi, tanker birikiminin çözülmesi haftalar almasından da ibaret değil… Asıl önemlisi, tıpkı geçen yıl Gazze Savaşı’nı bitirirken Trump’ ın tanımladığı "umut çağı" illüzyonunu çağrıştırır gibi bu anlaşmanın içeriği de halen yanıtlanmayı bekleyen çok sayıda ciddi sorularla, sonuçları meçhul büyük belirsizliklerle örtülü. Üstelik İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi’nin ve Trump’ ın olumluluktan çok, kötümser senaryoyu dillendiren şarta bağlı çıkışlar, pamuk ipliğine bağlı bir süreçle karşı karşıya olduğumuzu kanıtlıyor. Diplomaside başarı ya da başarısızlık her zaman ‘şeytan ayrıntıda gizli’ sözünü anımsatacak cinsten gözlerden kaçırılan veya olumlu havayı bozma korkusuyla görmezden gelinen detaylarda yatar. Sızdırılan kulis bilgileri, bu anlaşmanın sadece bir deniz ablukasını sona erdirme ya da uranyum zenginleştirme kısıtlamasından ibaret olmadığını; arkasında tüm Ortadoğu’ yu kapsamakla kalmayıp, dünya dengelerini yeniden şekillendirecek bir manifesto belgesi potansiyeli taşıdığını gösteriyor… Tabii mahallenin kötü adamı rolünü bugün için gönüllü üstlenen Netanyahu ve benzeri bir figür sahneye çıkıp ortalığı bir kez daha yakıp yıkmazsa… Herkesin düşen petrol fiyatlarına bakıp, derin bir ‘oh’ çektiği bugün büyük resmi görmek ve geçtiğimiz hafta sonu sosyal medyadan paylaştığım şu hayati soruyu sormak gerekiyor: "Çoğu yorumcu İran-ABD anlaşmasına odaklanırken maddelerdeki incelikleri görmezden geliyor.. Oysa 'şeytan ayrıntıda gerek'.. Anlaşmanın 12. Maddesinin yürürlüğe girmesi demek, İran'ın İsrail'i tanıması (40 yıllık İran ret doktrini sona eriyor) ABD ve müttefiki İsrail'in Lübnan Hizbullah'ını ve diğer müttefik Suudi Arabistan'ın Yemen husilerini kurumsal kimlikleriyle tanıması anlamına geliyor.. Bölge böylesi radikal bir dönüşüme hazır mı? Bölge aktörleri bunu hazmedebilir mi?. Zaman içinde göreceğiz.." Eğer barış metnine de aynen girerse bu Madde içeriği itibariyle, bölgedeki çatışmaların ve barışın dayandığı tüm geleneksel temelleri, bildiğimiz ne kadar ezber varsa hepten geçersiz kılıyor. Taraflar bu metne imza atarsa, 13 farklı aktörü (hükümetler ve milis yapıları) bağlayan devasa bir "gri meşruiyet alanı’ doğacak ki, bu jeostratejik anlamda radikal bir değişim dönüşümü zorunlu kılacak… Çatışmaları durdurma karşılığında bugüne kadar en azından taraflardan birinin gayrimeşru saydığı milis yapılar arasında özellikle İran’ ın desteklediği iki güçlü yapı kurumsal kimlik hatta meşruiyet kazanacak… Dediğim gibi sızdırılan metin, 19 Haziran günü gerçekten son dakika rötuşlarına uğramazsa; taraflarca Batı ve Arap dünyası tarafından "terör örgütü" ya da "darbeci" olarak nitelendirilen Lübnan Hizbullah’ı ve Yemen’deki Husi hareketi, Trump liderliğindeki ABD yönetimi tarafından örtülü olarak meşru birer bölgesel aktör olarak tanınmış olacak.. Bu durum, Lübnan ve Yemen'de "devlet içinde bir başka devlet" olgusunu kalıcı hale getirecek… Bugüne kadar ortadan kaldırılması gereken düşmanlardan Lübnan Hizbullah’ ını İsrail, Husileri komşu Suudi Arabistan artık meşru olarak mı kabul edecek? Örneğin yarın Husiler, Süveyş kanalına yönelen bir kargo gemisine saldırdığında ne olacak? Ya da İran, Hizbullah’ı el altından silahlandırmaya devam ederse ve İsrail "kendini savunma" bahanesiyle Lübnan’a saldırmaya devam ederse (ki Trump’ ın anlaşmayı duyurmasına inat Netanyahu’nun hafta sonu Lübnan operasyonlarını sürdürmesi) bu anlaşmanın ihlali mi sayılacak? Hiçbir Amerikan güvencesinin İsrail’i uzun vadede dizginleyemeyeceği açıktır. Eğer Trump açısından ölüm kalım meselesi haline gelen 2 Kasım 2026 seçimlerine yönelik bir taktik ateşkesi değilse, varılan anlaşma yapısal olarak modern tarihin en büyük jeopolitik bölüşümlerinden birine, 1975 Helsinki Nihai Senedi’ ne benziyor. O dönem Batı bloğu, Doğu Avrupa’yı örtük olarak Sovyetler Birliği’nin nüfuz alanı olarak kabul etmiş ve çatışmaları pastanın bir bölümünü rüşvet vererek önlemişti. Bugün ise Washington, Ortadoğu'da İran destekli Şia hiziplerinin coğrafi ve siyasi varlığını resmen olmasa da fiilen tanıma anlamına gelecek mahcup adımlar atıyor… Trump ve yakın çevresi, İran'ın zamanla değişeceğine ve bu yatıştırma politikasının Hürmüz’ü açmaktan öteye geçip geçmeyeceğine, bölgesel bir barış üretip üretmeyeceğine inanıyor mu?  Ancak unutulmasın, ABD İran destekli Hizbullah ve Husi’ leri başka bir yere konumlandırırken İran ise kırk yıllık ret doktrininden geri adım atarak İsrail’ i tanımanın da ötesine geçerek saldırmazlık taahhüdünde bulunmuş oluyor… Gelelim temel soruya dayalı asıl büyük denkleme; Trump ve Putin-Xi ekseninde küresel satrancın yeniden kurulmakta olduğu bugün, yüzyıldır kan gölünde boğulmakta olan Ortadoğu bir hafta içinde sıcak savaştan güllerin açtığı barış iklimine bu kadar kolay geçip adikal dönüşümü hazmedebilecek mi? Yoksa zamana karşı oynayan ve İsrail’ in kurulduğu 1948’ den beri birbirini yok etmeye kararlı taraflar bakımından bu anlaşma daha büyük bir bölgesel patlamanın sessiz bir hazırlık aşaması mı? En zor soru bu ve yanıtını zaman içinde yaşayarak öğreneceğiz….
Ekleme Tarihi: 18 Haziran 2026 -Perşembe

Kalıcı Bir Barış mı? Trump' a Kasım Seçimleri Öncesi Hayat Öpücüğü mü?

ABD ve İran arasındaki düşmanlıklara son verecek bir "mutabakat zaptı” müjdesinin, ABD Başkanı Trump’ a tam da doğum gününde oldukça hoş bir diplomatik armağan olduğuna şüphe yok…

Trump’ ın, her zamanki abartılı üslubuyla sosyal medyadan "Petrolün akmasına izin verin!" diye haykırırken, anlaşma olasılığını duyunca Lübnan saldırılarını sıklaştıran Netanyahu’ ya ağıza alınmayacak küfürler savurması hesapların taraflara göre farklı yansıyacağını da ortaya koyması bakımından ilginç..

ABD-İran anlaşmasını neredeyse kutsayan Trump beklentisini; Hürmüz Boğazı’ının ablukadan kurtulması, deniz trafiğinin bir daha kapanmamak üzere açılması ve tüm bölgeye "sonsuz bir barış" gelmesi olarak ifade ediyordu…

Oysa ABD Başkan Yardımcısı JD Vance televizyon ekranlarından, yükselen enflasyon nedeniyle Trump iktidarından uzaklaşan seçmene düşük benzin fiyatları vadederek Kasım ayındaki ara seçimler öncesi kaybettikleri desteği yeniden kazanmanın derdine düştüklerini daha gerçekçi bir dille anlatmaya çalışıyor….

Ancak sahadaki gerçeklik ve enerji uzmanlarının uyarıları, vitrindeki pembe tablonun ötesinde bir gri rengin bilinmezlerini işaret ediyor…

Hürmüz Boğazının mayınlardan temizlenmesi, tanker birikiminin çözülmesi haftalar almasından da ibaret değil…

Asıl önemlisi, tıpkı geçen yıl Gazze Savaşı’nı bitirirken Trump’ ın tanımladığı "umut çağı" illüzyonunu çağrıştırır gibi bu anlaşmanın içeriği de halen yanıtlanmayı bekleyen çok sayıda ciddi sorularla, sonuçları meçhul büyük belirsizliklerle örtülü.

Üstelik İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi’nin ve Trump’ ın olumluluktan çok, kötümser senaryoyu dillendiren şarta bağlı çıkışlar, pamuk ipliğine bağlı bir süreçle karşı karşıya olduğumuzu kanıtlıyor.

Diplomaside başarı ya da başarısızlık her zaman ‘şeytan ayrıntıda gizli’ sözünü anımsatacak cinsten gözlerden kaçırılan veya olumlu havayı bozma korkusuyla görmezden gelinen detaylarda yatar.

Sızdırılan kulis bilgileri, bu anlaşmanın sadece bir deniz ablukasını sona erdirme ya da uranyum zenginleştirme kısıtlamasından ibaret olmadığını; arkasında tüm Ortadoğu’ yu kapsamakla kalmayıp, dünya dengelerini yeniden şekillendirecek bir manifesto belgesi potansiyeli taşıdığını gösteriyor…

Tabii mahallenin kötü adamı rolünü bugün için gönüllü üstlenen Netanyahu ve benzeri bir figür sahneye çıkıp ortalığı bir kez daha yakıp yıkmazsa…

Herkesin düşen petrol fiyatlarına bakıp, derin bir ‘oh’ çektiği bugün büyük resmi görmek ve geçtiğimiz hafta sonu sosyal medyadan paylaştığım şu hayati soruyu sormak gerekiyor:

"Çoğu yorumcu İran-ABD anlaşmasına odaklanırken maddelerdeki incelikleri görmezden geliyor.. Oysa 'şeytan ayrıntıda gerek'..

Anlaşmanın 12. Maddesinin yürürlüğe girmesi demek, İran'ın İsrail'i tanıması (40 yıllık İran ret doktrini sona eriyor) ABD ve müttefiki İsrail'in Lübnan Hizbullah'ını ve diğer müttefik Suudi Arabistan'ın Yemen husilerini kurumsal kimlikleriyle tanıması anlamına geliyor..

Bölge böylesi radikal bir dönüşüme hazır mı? Bölge aktörleri bunu hazmedebilir mi?. Zaman içinde göreceğiz.."

Eğer barış metnine de aynen girerse bu Madde içeriği itibariyle, bölgedeki çatışmaların ve barışın dayandığı tüm geleneksel temelleri, bildiğimiz ne kadar ezber varsa hepten geçersiz kılıyor.

Taraflar bu metne imza atarsa, 13 farklı aktörü (hükümetler ve milis yapıları) bağlayan devasa bir "gri meşruiyet alanı’ doğacak ki, bu jeostratejik anlamda radikal bir değişim dönüşümü zorunlu kılacak…

Çatışmaları durdurma karşılığında bugüne kadar en azından taraflardan birinin gayrimeşru saydığı milis yapılar arasında özellikle İran’ ın desteklediği iki güçlü yapı kurumsal kimlik hatta meşruiyet kazanacak…

Dediğim gibi sızdırılan metin, 19 Haziran günü gerçekten son dakika rötuşlarına uğramazsa; taraflarca Batı ve Arap dünyası tarafından "terör örgütü" ya da "darbeci" olarak nitelendirilen Lübnan Hizbullah’ı ve Yemen’deki Husi hareketi, Trump liderliğindeki ABD yönetimi tarafından örtülü olarak meşru birer bölgesel aktör olarak tanınmış olacak..

Bu durum, Lübnan ve Yemen'de "devlet içinde bir başka devlet" olgusunu kalıcı hale getirecek…

Bugüne kadar ortadan kaldırılması gereken düşmanlardan Lübnan Hizbullah’ ını İsrail, Husileri komşu Suudi Arabistan artık meşru olarak mı kabul edecek?

Örneğin yarın Husiler, Süveyş kanalına yönelen bir kargo gemisine saldırdığında ne olacak?

Ya da İran, Hizbullah’ı el altından silahlandırmaya devam ederse ve İsrail "kendini savunma" bahanesiyle Lübnan’a saldırmaya devam ederse (ki Trump’ ın anlaşmayı duyurmasına inat Netanyahu’nun hafta sonu Lübnan operasyonlarını sürdürmesi) bu anlaşmanın ihlali mi sayılacak? Hiçbir Amerikan güvencesinin İsrail’i uzun vadede dizginleyemeyeceği açıktır.

Eğer Trump açısından ölüm kalım meselesi haline gelen 2 Kasım 2026 seçimlerine yönelik bir taktik ateşkesi değilse, varılan anlaşma yapısal olarak modern tarihin en büyük jeopolitik bölüşümlerinden birine, 1975 Helsinki Nihai Senedi’ ne benziyor.

O dönem Batı bloğu, Doğu Avrupa’yı örtük olarak Sovyetler Birliği’nin nüfuz alanı olarak kabul etmiş ve çatışmaları pastanın bir bölümünü rüşvet vererek önlemişti.

Bugün ise Washington, Ortadoğu'da İran destekli Şia hiziplerinin coğrafi ve siyasi varlığını resmen olmasa da fiilen tanıma anlamına gelecek mahcup adımlar atıyor…

Trump ve yakın çevresi, İran'ın zamanla değişeceğine ve bu yatıştırma politikasının Hürmüz’ü açmaktan öteye geçip geçmeyeceğine, bölgesel bir barış üretip üretmeyeceğine inanıyor mu?

 Ancak unutulmasın, ABD İran destekli Hizbullah ve Husi’ leri başka bir yere konumlandırırken İran ise kırk yıllık ret doktrininden geri adım atarak İsrail’ i tanımanın da ötesine geçerek saldırmazlık taahhüdünde bulunmuş oluyor…

Gelelim temel soruya dayalı asıl büyük denkleme;

Trump ve Putin-Xi ekseninde küresel satrancın yeniden kurulmakta olduğu bugün, yüzyıldır kan gölünde boğulmakta olan Ortadoğu bir hafta içinde sıcak savaştan güllerin açtığı barış iklimine bu kadar kolay geçip adikal dönüşümü hazmedebilecek mi?

Yoksa zamana karşı oynayan ve İsrail’ in kurulduğu 1948’ den beri birbirini yok etmeye kararlı taraflar bakımından bu anlaşma daha büyük bir bölgesel patlamanın sessiz bir hazırlık aşaması mı?

En zor soru bu ve yanıtını zaman içinde yaşayarak öğreneceğiz….

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve inovatifhaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.