Teknoloji dünyası, yapay zekânın üretkenliğini artırma potansiyelini kutlarken, ekonomi alanında geleceğe yönelik kaygı veren büyükçe bir kesim çok daha karanlık bir tabloya dikkat çekmeye çalışıyor…
Dünya, teknolojik gelişmelerin yapay zekâ ile yeni bir faza geçtiği günümüzde bambaşka bir sürece doğru evriliyor…
Küresel bir avuç şirketin tüm dünya hasılasının aslan payını kaptığı sürecin yeni safhasında derinleşen gelir adaletsizliği büyümekle kalmıyor…
Hızlanan otomasyon sonucu milyarlarca insanın işsiz kalması kaçınılmaz gibi duruyor…
Gelir adaletsizliği yanında gelmekte olan işsizlik korkusu karşısında Nobel ödüllü ekonomist Daron Acemoğlu kurumsal yapıların zayıflatılmasının doğuracağı riskler karşısında uyarılarını daha yüksek sesle ifade etmeye çabalıyor…
Son günlerde Economist gibi önemli yayın organlarının ağır eleştirilerine maruz kalan olan Acemoğlu’ nun hedefe konmasının temelinde de “Yapay zekâ kimin hizmetinde?” gibi küresel güç odakları haline gelen şirketleri rahatsız eden can alıcı soruya dikkat çekmeye çalışması yatıyor…
Acemoğlu'na göre yapay zekâ, iki yönlü bir yol aralığının seviyesinde duruyor.
Teknoloji yalnızca insan emeğinin yerini alacaksa ve bir başka deyişle otomasyonu kolaylaştıracaksa, bu durumun işsizliği arttırması ve sermaye sahiplerini birleştirirken mevcut işçi sınıfını nasıl bir gelecek beklemektedir?
Bir başka açıdan bakılırsa; yapay zekânın insanla uyumlu çalıştırılması ve insanın daha fazla artıracak biçimde kullanılması, yeni iş birimlerinin gelişmesinin yanı sıra ciddi bir performans artışı da sağlayabilir.
Acemoğlu' na göre şu anki gidişatın "ikame düzenleyici" yönü ve bu durum, Alaska modeli olarak tanımlanan kaynak paylaşım mekanizmalarını hiç olmadığı kadar kritik hale getiriyor.
Alaska’ da uygulanan model; çıkarılan petrolden elde edilen gelirlerin tüm halka dağıtılarak aslında bir tür "kaynak vergisi" sisteminin hayata geçirilmesine dayanıyor…
Acemoğlu'nun önerdiği servet vergisi ve sermayenin vergilendirilmesi fikri, Alaska'daki yıllardır uygulanan modelin çalışma mantığına benzer bir modeli çağrıştırıyor…
Alaska'da yer altı zenginliği olarak halka ait olan petrol, tüm halkın ortak malı olarak kabul edilmiş ve halka ait servetin halka paylaşılması sağlanmıştır…
Acemoğlu'nun önerdiği paylaşım modelinde de toplumdan toplanan kamuya ait veriler sayesinde ortaya çıkan yapay zekâ modellerinden elde edilen devasa kârlar, benzer şekilde toplumların ortak varlıkları olarak nitelendirilebilir…
Acemoğlu’ da buradan hareketle, otomasyon ve yapay zekâ temelli faaliyetlerden elde edilen kârın vergilendirilmesini ve elde edilecek gelirin sosyal güvenlik sistemine aktarılmasını savunuyor..
Alaska'nın "Kalıcı Fonu" da bu tür bir fonun nasıl şeffaf biçimde yönetilip halka doğrudan aktarılabileceğine dair kırk yılı aşkın zamandır başarılı bir örnek olarak karşımızda duruyor…
Alaska deneyimi bir başka yönüyle, yönetimin topladığı vergilerden elde edilen temel gelirin "tembellik" yarattığı iddialarını boşa çıkaran sonuçlarıyla, Acemoğlu'nun gelecekle ilgili kaygılarını giderecek bir çözüm modelini sunuyor.
Yapay zekâ ve otomasyonun hızlanması sonucu işini kaybedecek kesimlerin yaşayacağı kayıplar, yaşanacak teknolojik dönüşüm sürecine ayak uyduramayan bireyler için Alaska tarzı bir temel gelir, yıkıcı bir zafiyeti önleyen bir tampon seçenekleri görülüyor.
Alaska’ nın yıllardır sürdürdüğü temel gelir desteği yeni döneme adapte edilerek, gelecek kaygısı yaşayan tüm bireylere "hayır deme" gücünü verebilir ve pekâlâ otomasyona karşı emeğin değerinin korunmasına pek ala yardımcı olabilir…
Acemoğlu'nun analizlerinde en çok vurguladığı bir başka kaygı, silikleşmeye yüz tutan kurumlardır.
Daha da kötüsü; güçlü kurumların zayıflaması; kontrolü sevmeyen teknolojik ilerlemeye ket vuran bürokratik engelleri azaltsa da, tekeller eliyle otoriterleşmeyi güçlendirir ve günün sonunda eşitsizliği besleyen kontrolden çıkmış güce dönüşebilir.
Alaska'da halk, alacağı temettüleri korumak amacıyla kurumsal yönetime getirdiği siyasetçileri sürekli takip ediyor; elde edilen gelirler doğrudan halka döneceği için her kuruşun denetimini doğrudan yapıyor…
Bu ise demokratikleşmenin somut ve yeni bir örneği olması bakımından izlenmeye değer bir model….
Acemoğlu, emeğin vergilendirilmesine dayalı mevcut modelin yerine sermayeyi ve yapay zeka kârlarını vergilendiren bir sisteme geçilmesini öneriyor.
Alaska modeli de zaten, böyle bir geçişin toplumsal kabulünü sağlamanın en etkili yolunun, elde edilecek gelirin doğrudan bir "vatandaşlık payı" olarak dağıtılmasından geçtiğini gösteriyor.
Alaska'nın geçmişten bugüne süren deneyimiyle, Acemoğlu'nun gelecek vizyonunu birleştirdiğimizde karşımıza çıkan somut gerçek şu:
Yapay zekâ devrimi, yalnızca teknik bir ilerlemeden ibaret değil, devrimle birleştirilecek yeni bir toplumsal sözleşmeyi yapmak ve yaratılan değeri hakkaniyetle paylaşmak mümkün…
Alaska'nın doğal kaynakları üzerinden elde edilen hâsıla üzerinden gerçekleştirilecek adil bir paylaşım modeli, yapay zeka ve veri üzerinden şekillenmesi öngörülen yeni dünya düzeninin temel taşlarından biri olabilir.
Bu hiç te yabana atılacak bir öneri değil…
