Harun Arslan
Köşe Yazarı
Harun Arslan
 

Akob Ev Konseri : Bir İlk Ve Ötesi…

Az sayıda da olsa “Mersin’de güzel şeyler de oluyor…”  diye  başlayan yazılarımı bir yenisiyle sürdürüyorum: AKOB (Akdeniz Opera ve Bale Kulübü) Mersin’de yine bir ilki başlattı. “AKOB Ev Konserleri…” Bu tür konserlerin genelde Avrupa’da başladığı bilinir; oysa bu uygulamanın bizim Klâsik Türk Müziği geleneğinde çok daha eski ve köklü bir tarihi vardır. Elbette asıl zirvesini Saray’da Padişah huzurunda yapılan müzikle yaşayan bu icra tarzı, bestekâr Padişahların himmetiyle bir konservatuvar seviyesinde eğitime de imkân hazırlamıştır. Kendileri de bizzat makam terkîb eden bu Padişahların ötesinde, özellikle 18. Yüzyıl Osmanlı’sında ve devamında ev konserleri diyebileceğimiz Klâsik Türk Müziği icraları, meşk geleneğinin de asıl mekânı olmuştur. Cumhuriyet sonrasında da aynı gelenek hiç bozulmadan, neo-klâsik ve modern dönemde de sürdürülmüştür.     Sanatçı salon konserlerinde seyirci ile kuramadığı iletişimi ev konserlerinde kurabiliyor, sohbet edebiliyor, fikirlerini söyleyebiliyor, konukların düşüncelerini dinleyebiliyor. Ev Konserleri 19. yüzyılda yaygın biçimde yapılan Salon Müziği’ne” benzetiliyor: “Franz Liszt zamanında, konserlerinde parça aralarında seyircinin arasına karışırmış, bir şeyler içermiş, sohbet edermiş; sonra gelip bir iki parça daha çalarmış. 19. yüzyılda çok yaygın bir şekilde ‘Salon Müziği’ diye bir kavram oluşmuş. Yurt dışında “Sofar” (Songs From A Room – Odadan Şarkılar) gibi benzerleri de var.                                    *                     *                     *                     Mersin de de bu geleneğin birlikte icra tarzında, ama ağırlıklı olarak hoşça vakit geçirme amaçlı sürdürüldüğü bilinir; oysa bir KONSER içeriğinde hazırlanıp sunulan çok yeni bir uygulamadan söz etmek istiyorum. “AKOB Ev Konserleri “ bir ilktir ve konuk sanatçılar Hakan Ali Toker ve Naz Evren’in katılımıyla 3.sü yapıldı;  AKOB üyesi Bengi Hadra’nın ev sahipliğindeki konsere ilişkin izlenimlerimi sizlerle paylaşmak isterim: Evin geniş salonuna sığacak kadar sınırlı konuk davet edilmişti. Daha önce de birçok ünlü sanatçıyı değişik salonlarda izlemiştim. Her salon verdiği farklı duyguya göre konsere ayrı bir tat veriyordu. Salonlar dışında Tarsus’ta Saint Paul  Kilisesi ve Mersin’de Katolik Kilisesi’nde verilen konserler de ayrı bir hazla dolu idi. Yine geçtiğimiz günlerde AKOB’un düzenlediği Mersin Müzesi’ndeki konser de eski eserlerin arasında, müzenin o kendine özgü derin zamanlardan taşınan kokusu içinde etkileyici idi. Şimdi de bir ev konserindeydik. Bir evin samimi, sıcak ortamında konsere farklı bir tat veren atmosferde…   Davet edilen az sayıda şanslı kişiden biri olarak Saat 18.00 de başlayacak konsere yarım saat öncesinden gittim. Ev sahibi Bengi Hadra’nın sıcak karşılamasıyla salona girdim. Hemen salonun ortasındaki piyano yanında çello ve akordeon  günün anlamını işaretleyen en önemli ayrıntı olarak dikkati çekiyordu. Girişten sonra basamakla inilen duvarlarda tablolar sizi karşılıyordu; salon zevkle döşenmiş, insana huzur veren sıcaklıktaydı. *                     *                     *   Mersin’in yetiştirdiği konuk Sanatçı Hakan Ali Toker’i kısaca tanımaya çalışalım: Hakan Ali Toker 28 ülkede konserler vermiş, 17 albüm çıkarmış Mersinli bir müzisyen ve besteci… Bilkent ve Indiana Üniversitelerinde klasik piyano ve kompozisyon eğitimi aldı. Caz ve elektronik müzik çalıştı. Doğaçlama ve Türk müziği alanlarında büyük ölçüde kendi kendini yetiştirdi; kanun ve akordeon çalmayı öğrendi, diğer klavyeli çalgılarda da deneyim kazandı. İstanbul Uluslararası Müzik Festivali’nde sahne alan en genç sanatçı idi. Sonraki yıl Lvov Virtüözler Festivali’ne katılan ilk Türk sanatçısı oldu ve burada verdiği solo resitalle Ukraynalılara kendi bestelerinin yanı sıra diğer çağdaş Türk bestecilerini tanıttı.  ABD’de Salaam, İpek Yolu ve Orquesta Son adlı etnik müzik gruplarıyla çalıştı; onlarla birlikte Orta Doğu, Orta Asya ve Güney Amerika müzikleri içeren konserler verdi; bu gruplarla pek çok eğitim seminerleri, sempozyumlar, festivaller ve diğer etkinliklere katıldı. Bir yandan bolca korrepetitörlük yaptı ve klasik resitaller vermeyi sürdürdü. Bu sıralarda, Bloomington sinemalarında piyano ile sessiz filmlere eşlik etmeye başladı. Yine aynı yıllarda dansçılar, şairler, trapezciler, jonglörler, elektronik müzik ve multi-medya sanatçılarıyla pek çok yaratıcı projede yer aldı. Kanunî Tahir Aydoğdu ve neyzen Bilgin Canaz’la “Tanini Grubu”nu kurdu. Bando için müzikler besteledi ve bando eşliğinde konserler verdi. Bu besteleri Türk Silahlı Kuvvetleri’nin çeşitli bandolarınca seslendirildi. Türkiye’de ilk kez, Türk makamlarına göre özel akortlanmış piyanolarla Türk sanat müziği konserleri verdi. Grup Abra’nın şiir odaklı konserlerinde yer aldı. Ertesi yıl grubun “Şairane Sevdalar” albümünde piyanist ve aranjör olarak yer aldı. Yine Grup Abra’nın kurucusu Mahmut Abra’nın şefliğini yaptığı amatör bir koro olan Boğaziçi Mezunları Korosu’nda piyano çalarak profesyonel müzisyenliği ile amatör müzikseverlere destek verdi.   Toker, Batı’da bir asırdır neredeyse unutulmuş bir gelenek olan klasik müzikte doğaçlama sanatını bugün resitallerinde canlı tutan dünyadaki çok az konser piyanistinden biridir. Klasik batı müziği, caz, geleneksel Türk müziği, bando müziği, popüler müzik ve elektronik müzik türlerinde 200’ü aşkın beste ve düzenlemesi vardır.   Konser piyanistliğini hem bir “Show-man”dir; hem geçmişin geleneklerini su yüzüne çıkaran hem de bunlara şaşırtıcı yorumlar getiren bir fikir, gönül ve beceri adamı… Konser sırasında dinleyicilerden aldığı her stilden melodiler anında sahnede yeni besteler türetebilme yetisine sahip. İnteraktif, mizah ve sürpriz dolu, eski ve yeniyi doğu ve batıyı sanat ve eğlenceyi birleştiren bir yolculuk.   İlginçtir Organizasyon Komitesinde olduğum Mersin Kültür Festivali’nde Hakan Ali Toker “Yaşayan Değerlerimiz” ödülünü almıştı. Ödül alanların içinde yer aldığı kitapçığı ben hazırlamıştım; 6 yıl sonra şahsen tanımak benim için de güzel bir rastlantı oldu. *                     *                     *                   Toker’e çello ile Naz Evren eşlik etti. Evren de üniversitede müzik eğitimi almış bir isim. Eğitiminden sonra Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Devlet Konservatuarı’nda 13 yıl akademisyen olarak görev yapmış; Akademik Orkestra ile birçok festival, konser ve etkinliklerde yer almıştır. Dergilerde müzik konusunda yazılarıyla da Evren, toplumda klasik müzikle ilgili yanlış bir algı olduğunu, bunun da insanları klasik müzikten uzak tuttuğunu savunuyor. O da Mersinli bir sanatçı. Üstelik Mersinli bir değerli şair ve güfte yazarı Ergun Evren’in kızı. Ergun Evrenle 1993 yılında tanışmıştım. Uzun sohbetlerimiz ve iyi bir dostluğumuz olmuştu. Bana gönderdiği şiir kitabı ve şiir kasetinin yanında yazdığı şiirle karışık, hâlâ kıymetle sakladığım bir bölümü şöyleydi;   “…önemli olan anılmak…  bundan böyle de o güzelim yeşillikler içinde tavşanlar dolaşırken sen de akordeon çalarken Mersin’e yeniden dinlettiğin de benim için unutulmaz bir anı olacak.. Yani güneyden aldıklarımı güneye veriyor olacağım… Çünkü şiire oralarda başladım… Anneler babalar çocuklarına beni dinlettiklerinde belki birkaç cümle söyleyebilirler….”   İki sanatçı konserde hem Toker’e hem de farklı bestecilere ait eser ve düzenlemeler seslendirdi. Program şöyleydi: Elise’s Got the Blues - Beethoven/Toker Toccata & Fugue in Blue - Bach/Toker Olmaz İlaç Sine-i Sad Pareme - Hacı Arif Bey/Toker Silifke Boogie - Anonim/Toker Seviyorum Seni, Anla - Toker Şen Sakar - Toker Annem Şarkı Söylediğinde - Dvorak Aşkın Selamı - Elgar Bülbülüm Altın Kafeste - Anonim/Toker Potpuri: Batum/Mandıra - Anonim/Sultan Aziz/Toker   Hakan Ali Toker dinleyicilerden gelen istekleri kendine has bir şekilde doğaçlayarak da çaldı. Konserin bir de sürprizi vardı. Toker, bir dinleyiciden aldığı telefon numarasını piyanonun nota dizilimine adapte ederek doğaçlama yaptı ve numara sahibini yaptığı doğaçlama eşliğinde dans ettirdi.   İlk klavye derslerini Mersin’de müzik öğretmeni Meral Hamamioğlu’ndan almıştı ve bu ev konserinde hocası da davet edilmişti. Meral Hamamioğlu da konsere sonunda sesiyle aktif olarak iştirak etti; şarkı söyledi.   Uluslararası Müzik Festivali Başkanı Selma Yağcı bir şiir okudu, Hakan Ali Toker piyano ile yaptığı fon müziğinde şiiri inanılmaz bir şekilde anlamlandırdı.   AKOB ve İçel Sanat Kulübü üyesi yazar İhsan Tokgöz konser sonrası anlattığı hikayelerle geceyi renklendirdi.   Kentimizin onuru, kültür ve sanat insanı, yazar Fazıl Tütüner her zamanki gibi açılış ve kapanış konuşmaları ile etkinliğe daha bir anlam kattı.   Gecenin sonunda ben de  bütün geceyi dolduran bu düzeyli sunuma, akordeon ile iştirak ederek konuklara Türk Müziği dinlettik.   Tabii Ergun Evren’in kızıyla birlikte müzik yapmak da çok özel bir anıydı. Tam 25 yıl önce babası değerli dostum Ergun Evren’i restoranımda ağırlamış ve kendisine akordeon çalmıştım; şimdide değerli bir sanatçı olan kızıyla, birlikte  çalıyordum.   Konser sonunda şarapla birlikte çeşitli ikramlarda bulunuldu. Küçük bardaklarda kısır, tiramisu ve çeşitli kanepeler ikram edildi. Hepsi alışılagelmişin dışında özenle hazırlanmıştı. *                     *                     * Sanatçıları yalnızca sahnedeki imajlarıyla tanıyorsunuz; sahne dışında tanımak ise elbette çok farklı… Bazen onlar size hayal kırıklığı da yaşatabiliyor. Onların yeteneklerinin yalnızca sanatlarıyla sınırlı kaldığını görüyorsunuz. Bazen de tam tersi; tıpkı Hakan Ali Toker’de olduğu gibi… Müzikteki doğaçlama yeteneğini hayatta da ortaya koymuş. Ânında espriler yapıyor, konuların mizahî yönlerini ortaya çıkıyor, hazır cevaplar veriyor. Onun sanatından öte, bir zekâ becerisini görüyorsunuz. Müzik yaparken, o anki güncel konuda doğaçlama bir söz ve müzik yapabilmesi de şaşırtıcıydı. Pratik zekâsı ve hızlı düşünme yetisi hayranlık verici idi.   Bir Türk sanatçının Batının klasikleri yanında kendi öz müziğimizi de önemsemesi ve iki müziği birlikte batı ile doğunun bir sentezini yapması gerçekten güzeldi, anlamlıydı. Genelde batı müziği ile daha çok ilgili olan dinleyici kitlesine Türk Müziğinden parçalar çalması ve onların da beğenisini kazanması çok kıymetliydi.   Sevindiricidir ki kendisi bu yıl Uluslararası Müzik Festivali’ne davetli; O’nu kentimizin yetiştirdiği uluslararası başarılı bir sanatçı olarak  gururla dinleyeceğiz.   Özetle; bu Ev Konseri’nde  Beethoven ve Bach’ın eserleri ile Hacı Arif Bey’le Silifke ve bazı anonim türkülerin olduğu Batı ile Doğu müziğini birlikte keyifle dinledik. Kısır ve tiramisu ile doğu ve batı mutfağını birlikte tattık. Batının düzeninin Türk konukseverliği ile buluşmasının mükemmelliğine şahit olduk.   Hakan Ali Toker’in muhteşem konserinin ardından Selma Yağcı şiirleriyle, İhsan Tokgöz hikayeleri ve dansıyla, Meral Hamamioğlu şarkılarıyla, Fazıl Tütüner konuşmasıyla ve ben de akordeonla konuklar olarak gecenin hoş, ayrıntılı renkli akışında rol aldık.   Sanırım tüm bunlarla ve küçük ayrıntılarla Mersin’de unutulmayacak gecelerden biri yaşandı. Bir kültür ve sanat kenti olan Mersin’de böylesi ilkler, farklı sanat disiplinleri ve müzik icraları arasında buluşmalar çok daha ileri düzeyde sonuçlar doğuracaktır. Mersin’de birbirinden habersiz nice kıymetli kişiler, gruplar, sanat toplulukları var; bunlar arasında kurulacak her temas herkesi, hepimizi daha zengin kılacak, belki de bir sanatçı için en belalı duygu olan kimsesizliğin, toplumun kayıtsızlığının aşılmasına vesile olacaktır. Ne yapalım; Mersin olarak bu büyük eksiğimizi telafi edecek bir Belediyecilik vizyonumuz olmadı; olmuyor. Her biri kendi mecrasında bir değer olan, çalışan ve bir şeyler üretmek için çırpınan sanatçı çevrelerini kurumsal bir genişlikte buluşturan, onların verimlerini Mersin için büyük bir imkâna dönüştüren yerel yönetim vizyonu yok; olmuyor. Öyleyse bu ölümcül kısırlığı aşmak da yine bu değerlerimize düşüyor; kendi kabuğumuza büzülmeden, küsmeden ve kibrin karanlık çağrısına da kulak tıkayarak birbirimize doğru yürüyeceğiz; farklı seslere, icralara, meraklara ve arayışlara değer verecek, ilgi göstereceğiz. AKOB EV KONSERLER bu anlamda da kıymetle dolu dersler içeriyor.    HARUN ARSLAN
Ekleme Tarihi: 01 Mart 2019 - Cuma

Akob Ev Konseri : Bir İlk Ve Ötesi…

Az sayıda da olsa “Mersin’de güzel şeyler de oluyor…”  diye  başlayan yazılarımı bir yenisiyle sürdürüyorum:

AKOB (Akdeniz Opera ve Bale Kulübü) Mersin’de yine bir ilki başlattı.

“AKOB Ev Konserleri…”

Bu tür konserlerin genelde Avrupa’da başladığı bilinir; oysa bu uygulamanın bizim Klâsik Türk Müziği geleneğinde çok daha eski ve köklü bir tarihi vardır.

Elbette asıl zirvesini Saray’da Padişah huzurunda yapılan müzikle yaşayan bu icra tarzı, bestekâr Padişahların himmetiyle bir konservatuvar seviyesinde eğitime de imkân hazırlamıştır. Kendileri de bizzat makam terkîb eden bu

Padişahların ötesinde, özellikle 18. Yüzyıl Osmanlı’sında ve devamında ev konserleri diyebileceğimiz Klâsik Türk Müziği icraları, meşk geleneğinin de asıl mekânı olmuştur. Cumhuriyet sonrasında da aynı gelenek hiç bozulmadan, neo-klâsik ve modern dönemde de sürdürülmüştür.  

 

Sanatçı salon konserlerinde seyirci ile kuramadığı iletişimi ev konserlerinde kurabiliyor, sohbet edebiliyor, fikirlerini söyleyebiliyor, konukların düşüncelerini dinleyebiliyor.

Ev Konserleri 19. yüzyılda yaygın biçimde yapılan Salon Müziği’ne” benzetiliyor: “Franz Liszt zamanında, konserlerinde parça aralarında seyircinin arasına karışırmış, bir şeyler içermiş, sohbet edermiş; sonra gelip bir iki parça daha çalarmış. 19. yüzyılda çok yaygın bir şekilde ‘Salon Müziği’ diye bir kavram oluşmuş.

Yurt dışında “Sofar” (Songs From A Room – Odadan Şarkılar) gibi benzerleri de var.

                                   *                     *                     *                    

Mersin de de bu geleneğin birlikte icra tarzında, ama ağırlıklı olarak hoşça vakit geçirme amaçlı sürdürüldüğü bilinir; oysa bir KONSER içeriğinde hazırlanıp sunulan çok yeni bir uygulamadan söz etmek istiyorum.

“AKOB Ev Konserleri “ bir ilktir ve konuk sanatçılar Hakan Ali Toker ve Naz Evren’in katılımıyla 3.sü yapıldı;  AKOB üyesi Bengi Hadra’nın ev sahipliğindeki konsere ilişkin izlenimlerimi sizlerle paylaşmak isterim:

Evin geniş salonuna sığacak kadar sınırlı konuk davet edilmişti.

Daha önce de birçok ünlü sanatçıyı değişik salonlarda izlemiştim.

Her salon verdiği farklı duyguya göre konsere ayrı bir tat veriyordu.

Salonlar dışında Tarsus’ta Saint Paul  Kilisesi ve Mersin’de Katolik Kilisesi’nde verilen konserler de ayrı bir hazla dolu idi.

Yine geçtiğimiz günlerde AKOB’un düzenlediği Mersin Müzesi’ndeki konser de eski eserlerin arasında, müzenin o kendine özgü derin zamanlardan taşınan kokusu içinde etkileyici idi.

Şimdi de bir ev konserindeydik.

Bir evin samimi, sıcak ortamında konsere farklı bir tat veren atmosferde…

 

Davet edilen az sayıda şanslı kişiden biri olarak Saat 18.00 de başlayacak konsere yarım saat öncesinden gittim.

Ev sahibi Bengi Hadra’nın sıcak karşılamasıyla salona girdim. Hemen salonun ortasındaki piyano yanında çello ve akordeon  günün anlamını işaretleyen en önemli ayrıntı olarak dikkati çekiyordu.

Girişten sonra basamakla inilen duvarlarda tablolar sizi karşılıyordu; salon zevkle döşenmiş, insana huzur veren sıcaklıktaydı.

*                     *                     *

 

Mersin’in yetiştirdiği konuk Sanatçı Hakan Ali Toker’i kısaca tanımaya çalışalım:

Hakan Ali Toker 28 ülkede konserler vermiş, 17 albüm çıkarmış Mersinli bir müzisyen ve besteci…

Bilkent ve Indiana Üniversitelerinde klasik piyano ve kompozisyon eğitimi aldı. Caz ve elektronik müzik çalıştı.

Doğaçlama ve Türk müziği alanlarında büyük ölçüde kendi kendini yetiştirdi; kanun ve akordeon çalmayı öğrendi, diğer klavyeli çalgılarda da deneyim kazandı.

İstanbul Uluslararası Müzik Festivali’nde sahne alan en genç sanatçı idi. Sonraki yıl Lvov Virtüözler Festivali’ne katılan ilk Türk sanatçısı oldu ve burada verdiği solo resitalle Ukraynalılara kendi bestelerinin yanı sıra diğer çağdaş Türk bestecilerini tanıttı.

 ABD’de Salaam, İpek Yolu ve Orquesta Son adlı etnik müzik gruplarıyla çalıştı; onlarla birlikte Orta Doğu, Orta Asya ve Güney Amerika müzikleri içeren konserler verdi; bu gruplarla pek çok eğitim seminerleri, sempozyumlar, festivaller ve diğer etkinliklere katıldı. Bir yandan bolca korrepetitörlük yaptı ve klasik resitaller vermeyi sürdürdü. Bu sıralarda, Bloomington sinemalarında piyano ile sessiz filmlere eşlik etmeye başladı. Yine aynı yıllarda dansçılar, şairler, trapezciler, jonglörler, elektronik müzik ve multi-medya sanatçılarıyla pek çok yaratıcı projede yer aldı.

Kanunî Tahir Aydoğdu ve neyzen Bilgin Canaz’la “Tanini Grubu”nu kurdu.

Bando için müzikler besteledi ve bando eşliğinde konserler verdi. Bu besteleri Türk Silahlı Kuvvetleri’nin çeşitli bandolarınca seslendirildi.

Türkiye’de ilk kez, Türk makamlarına göre özel akortlanmış piyanolarla Türk sanat müziği konserleri verdi.

Grup Abra’nın şiir odaklı konserlerinde yer aldı. Ertesi yıl grubun “Şairane Sevdalar” albümünde piyanist ve aranjör olarak yer aldı.

Yine Grup Abra’nın kurucusu Mahmut Abra’nın şefliğini yaptığı amatör bir koro olan Boğaziçi Mezunları Korosu’nda piyano çalarak profesyonel müzisyenliği ile amatör müzikseverlere destek verdi.

 

Toker, Batı’da bir asırdır neredeyse unutulmuş bir gelenek olan klasik müzikte doğaçlama sanatını bugün resitallerinde canlı tutan dünyadaki çok az konser piyanistinden biridir.

Klasik batı müziği, caz, geleneksel Türk müziği, bando müziği, popüler müzik ve elektronik müzik türlerinde 200’ü aşkın beste ve düzenlemesi vardır.

 

Konser piyanistliğini hem bir “Show-man”dir; hem geçmişin geleneklerini su yüzüne çıkaran hem de bunlara şaşırtıcı yorumlar getiren bir fikir, gönül ve beceri adamı…

Konser sırasında dinleyicilerden aldığı her stilden melodiler anında sahnede yeni besteler türetebilme yetisine sahip. İnteraktif, mizah ve sürpriz dolu, eski ve yeniyi doğu ve batıyı sanat ve eğlenceyi birleştiren bir yolculuk.
 

İlginçtir Organizasyon Komitesinde olduğum Mersin Kültür Festivali’nde Hakan Ali TokerYaşayan Değerlerimiz” ödülünü almıştı. Ödül alanların içinde yer aldığı kitapçığı ben hazırlamıştım; 6 yıl sonra şahsen tanımak benim için de güzel bir rastlantı oldu.

*                     *                     *                

 

Toker’e çello ile Naz Evren eşlik etti.

Evren de üniversitede müzik eğitimi almış bir isim. Eğitiminden sonra Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Devlet Konservatuarı’nda 13 yıl akademisyen olarak görev yapmış; Akademik Orkestra ile birçok festival, konser ve etkinliklerde yer almıştır.

Dergilerde müzik konusunda yazılarıyla da Evren, toplumda klasik müzikle ilgili yanlış bir algı olduğunu, bunun da insanları klasik müzikten uzak tuttuğunu savunuyor.

O da Mersinli bir sanatçı. Üstelik Mersinli bir değerli şair ve güfte yazarı Ergun Evren’in kızı.

Ergun Evrenle 1993 yılında tanışmıştım. Uzun sohbetlerimiz ve iyi bir dostluğumuz olmuştu.

Bana gönderdiği şiir kitabı ve şiir kasetinin yanında yazdığı şiirle karışık, hâlâ kıymetle sakladığım bir bölümü şöyleydi;

 

“…önemli olan anılmak…  bundan böyle de o güzelim yeşillikler içinde tavşanlar dolaşırken sen de akordeon çalarken Mersin’e yeniden dinlettiğin de benim için unutulmaz bir anı olacak..

Yani güneyden aldıklarımı güneye veriyor olacağım…

Çünkü şiire oralarda başladım…

Anneler babalar çocuklarına beni dinlettiklerinde belki birkaç cümle söyleyebilirler….”

 

İki sanatçı konserde hem Toker’e hem de farklı bestecilere ait eser ve düzenlemeler seslendirdi. Program şöyleydi:

Elise’s Got the Blues - Beethoven/Toker

Toccata & Fugue in Blue - Bach/Toker

Olmaz İlaç Sine-i Sad Pareme - Hacı Arif Bey/Toker

Silifke Boogie - Anonim/Toker

Seviyorum Seni, Anla - Toker

Şen Sakar - Toker

Annem Şarkı Söylediğinde - Dvorak

Aşkın Selamı - Elgar

Bülbülüm Altın Kafeste - Anonim/Toker

Potpuri: Batum/Mandıra - Anonim/Sultan Aziz/Toker

 

Hakan Ali Toker dinleyicilerden gelen istekleri kendine has bir şekilde doğaçlayarak da çaldı.

Konserin bir de sürprizi vardı. Toker, bir dinleyiciden aldığı telefon numarasını piyanonun nota dizilimine adapte ederek doğaçlama yaptı ve numara sahibini yaptığı doğaçlama eşliğinde dans ettirdi.

 

İlk klavye derslerini Mersin’de müzik öğretmeni Meral Hamamioğlu’ndan almıştı ve bu ev konserinde hocası da davet edilmişti. Meral Hamamioğlu da konsere sonunda sesiyle aktif olarak iştirak etti; şarkı söyledi.

 

Uluslararası Müzik Festivali Başkanı Selma Yağcı bir şiir okudu, Hakan Ali Toker piyano ile yaptığı fon müziğinde şiiri inanılmaz bir şekilde anlamlandırdı.

 

AKOB ve İçel Sanat Kulübü üyesi yazar İhsan Tokgöz konser sonrası anlattığı hikayelerle geceyi renklendirdi.

 

Kentimizin onuru, kültür ve sanat insanı, yazar Fazıl Tütüner her zamanki gibi açılış ve kapanış konuşmaları ile etkinliğe daha bir anlam kattı.

 

Gecenin sonunda ben de  bütün geceyi dolduran bu düzeyli sunuma, akordeon ile iştirak ederek konuklara Türk Müziği dinlettik.

 

Tabii Ergun Evren’in kızıyla birlikte müzik yapmak da çok özel bir anıydı.

Tam 25 yıl önce babası değerli dostum Ergun Evren’i restoranımda ağırlamış ve kendisine akordeon çalmıştım; şimdide değerli bir sanatçı olan kızıyla, birlikte  çalıyordum.

 

Konser sonunda şarapla birlikte çeşitli ikramlarda bulunuldu. Küçük bardaklarda kısır, tiramisu ve çeşitli kanepeler ikram edildi.

Hepsi alışılagelmişin dışında özenle hazırlanmıştı.

*                     *                     *

Sanatçıları yalnızca sahnedeki imajlarıyla tanıyorsunuz; sahne dışında tanımak ise elbette çok farklı… Bazen onlar size hayal kırıklığı da yaşatabiliyor. Onların yeteneklerinin yalnızca sanatlarıyla sınırlı kaldığını görüyorsunuz.

Bazen de tam tersi; tıpkı Hakan Ali Toker’de olduğu gibi…

Müzikteki doğaçlama yeteneğini hayatta da ortaya koymuş.

Ânında espriler yapıyor, konuların mizahî yönlerini ortaya çıkıyor, hazır cevaplar veriyor. Onun sanatından öte, bir zekâ becerisini görüyorsunuz.

Müzik yaparken, o anki güncel konuda doğaçlama bir söz ve müzik yapabilmesi de şaşırtıcıydı. Pratik zekâsı ve hızlı düşünme yetisi hayranlık verici idi.

 

Bir Türk sanatçının Batının klasikleri yanında kendi öz müziğimizi de önemsemesi ve iki müziği birlikte batı ile doğunun bir sentezini yapması gerçekten güzeldi, anlamlıydı.

Genelde batı müziği ile daha çok ilgili olan dinleyici kitlesine Türk Müziğinden parçalar çalması ve onların da beğenisini kazanması çok kıymetliydi.

 

Sevindiricidir ki kendisi bu yıl Uluslararası Müzik Festivali’ne davetli;

O’nu kentimizin yetiştirdiği uluslararası başarılı bir sanatçı olarak  gururla dinleyeceğiz.

 

Özetle; bu Ev Konseri’nde  Beethoven ve Bach’ın eserleri ile Hacı Arif Bey’le Silifke ve bazı anonim türkülerin olduğu Batı ile Doğu müziğini birlikte keyifle dinledik.

Kısır ve tiramisu ile doğu ve batı mutfağını birlikte tattık.

Batının düzeninin Türk konukseverliği ile buluşmasının mükemmelliğine şahit olduk.

 

Hakan Ali Toker’in muhteşem konserinin ardından Selma Yağcı şiirleriyle, İhsan Tokgöz hikayeleri ve dansıyla, Meral Hamamioğlu şarkılarıyla, Fazıl Tütüner konuşmasıyla ve ben de akordeonla konuklar olarak gecenin hoş, ayrıntılı renkli akışında rol aldık.

 

Sanırım tüm bunlarla ve küçük ayrıntılarla Mersin’de unutulmayacak gecelerden biri yaşandı.

Bir kültür ve sanat kenti olan Mersin’de böylesi ilkler, farklı sanat disiplinleri ve müzik icraları arasında buluşmalar çok daha ileri düzeyde sonuçlar doğuracaktır. Mersin’de birbirinden habersiz nice kıymetli kişiler, gruplar, sanat toplulukları var; bunlar arasında kurulacak her temas herkesi, hepimizi daha zengin kılacak, belki de bir sanatçı için en belalı duygu olan kimsesizliğin, toplumun kayıtsızlığının aşılmasına vesile olacaktır. Ne yapalım; Mersin olarak bu büyük eksiğimizi telafi edecek bir Belediyecilik vizyonumuz olmadı; olmuyor. Her biri kendi mecrasında bir değer olan, çalışan ve bir şeyler üretmek için çırpınan sanatçı çevrelerini kurumsal bir genişlikte buluşturan, onların verimlerini Mersin için büyük bir imkâna dönüştüren yerel yönetim vizyonu yok; olmuyor. Öyleyse bu ölümcül kısırlığı aşmak da yine bu değerlerimize düşüyor; kendi kabuğumuza büzülmeden, küsmeden ve kibrin karanlık çağrısına da kulak tıkayarak birbirimize doğru yürüyeceğiz; farklı seslere, icralara, meraklara ve arayışlara değer verecek, ilgi göstereceğiz.

AKOB EV KONSERLER bu anlamda da kıymetle dolu dersler içeriyor. 

 

HARUN ARSLAN

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve inovatifhaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.