Bekir Zorba
Köşe Yazarı
Bekir Zorba
 

Derviş Gönüllü Sanatçı

Bir gün belki hayattan Geçmişteki günlerden Bir teselli ararsın Bak o zaman resmime     İnsan bazen, sevdiği ölümü konduramadığı kişilerden bahsettiğinde onu; ölüm yıldönümüyle değil de doğum günüyle anmak ister. Bu ince ve güzel ayrıntıyı geçenlerde Cem Sancar’ın yazısında yeniden keşfettim. Sancar, pazar günü çok beğendiğim, dokunaklı bir Cem Karaca yazısı kaleme almış. Bakırköy’den hemşehrisi Karaca için; “ Geçenlerde 77. doğum gününü kutladığımız…” diye yazmış. Anadolu rock müziği sanatçısı Cem Karaca derviş gönüllü biriydi.   Karaca, 1970’li yılların ikinci yarısında etkili olan rock grubu ‘Dervişan’da çaldı söyledi. Dervişce sözler eşliğinde müzik yapıyordu. O dönemler bir rüzgar estirdiği kesindi. Zira ilkokulu yeni bitirmiş olan ben, hayatımın ilk müzik kaseti edinme kontenjanımı Cem Karaca’dan yana kullanmıştım. ‘Namus belası – Hudey-  Beyaz atlı şimdi geçti buradan’ eserleri dilimize pelesenk olmuştu. Sevilen türküleriyle haklı bir üne kavuşmuştu.   1970’li yıllar, bolca sosyal mesajlar veren Anadolu rock müziğinin popüler olduğu yıllardı. Sokakların kaynadığı, gençlik hareketlerinin yükseldiği, siyasi kutuplaşmanın her alana yansıdığı yıllardı. Müzik de tabii bundan muaf değildi. Sol yelpazedeki insanlar arabesk müzik yerine daha çok türkü, özgün müzik, marşlar, Anadolu rock dinlerlerdi.  Anadolu rock dedikleri ise; Anadolu türkülerini, Batı enstrümanlarıyla çalmaktan başka bir şey değildi.     Cem Karaca ile gönül bağımız sanatçı- dinleyici ilişkisinin ötesine geçti ileriki yıllarda. O da ben de 12 Eylül 1980 sonrası Almanya’da yaşam serüvenine atıldık. Benimki aile birleşimi yoluyla gönüllü bir serüvenken, onunki siyasi düşüncelerinden dolayı gurbete zorunlu çıkıştı.   Opera ve tiyatro sanatçısı Toto Karaca ile tiyatro sanatçısı Muammer Karaca’nın çocuğu olarak 1945’te İstanbul’da dünyaya geldi. Askerliği sırasında söylediği türkü dönüm noktası oldu. ‘Apaşlar’ grubuyla müziğe başladı. 1967 yılında Altın Mikrofon yarışmasında ikinci oldu. Kardaşlar, Moğollar gruplarıyla çalıştı.   1979’da 1 Mayıs marşı nedeniyle Almanya’ya gitti. 1983’te vatandaşlıktan çıkartıldı. 1987’de yurda döndü. 1994 yılında yıllarca yasaklı olduğu TRT’de program yaptı. 2004 yılında İstanbul’da vefat etti.  Anadolu rock efsanesi olarak da anılan Karaca, genç denilebilecek ve daha birçok eser verebilecek bir yaşta ayrıldı aramızdan.   Yurda, dönemin başbakanı Özal’ın özel izniyle dönmeden evvel, 1987 bahar ayında Berlin’de bir konser verdi. Ben de oradaydım ve sahneye giderek, çocukluk dönemimin sevdiğim türküsü ‘ Beyaz atlı şimdi geçti buradan’ı kağıda istek parçası olarak yazdım ve eline tutuşturdum. İstek parçam okunmadı. Bu bende bir iç burukluğu yarattı ama ona karşı beslediğim iyi duygularda değişikliğe yol açmadı.   Karaca’nın yaşamı acı, hasret, sevda, coşku, başarı, hüzün yüklüdür. Yaşadığı dönem Türkiye’si çalkantılı dönemlerdi. İhtilaller, muhtıralar, kargaşa ve iç çekişmelerle dolu yıllardı. Karaca da bu durumdan etkilendi ve yurtdışına çıkmak zorunda kaldı. Ama onun Anadolu sevgisi ve yurtseverliği hakkında hiç şüphe duymadım. Sekiz yıl boyunca vatan hasreti çekerek yaşadı. Vatandaşlıktan çıkartıldı. Ama yılmadı içindeki kavuşma umudunu hiç yitirmedi. Özal onu affetti ama bu kez de birçok solcu insanın başına gelen döneklik suçlamasıyla karşılaştı. Bu yaftalama onu derinden yaraladı. Oysa ‘döneklik’ subjektif bir suçlamadır ve bugün bile bir karalama aracıdır. Kime göre, neye göre dönek? Soldan sağa geçişlerde döneklik çok sık kullanılırken, sağdan sola geçişlerde neden aynı linç kampanyası yürütülmez ve dönek denmez?   Cem Karaca bana göre ‘dönek’ değildi. O bence dönmüşse, özüne dönmüştür sadece…       
Ekleme Tarihi: 16 Mayıs 2022 - Pazartesi

Derviş Gönüllü Sanatçı

Bir gün belki hayattan

Geçmişteki günlerden

Bir teselli ararsın

Bak o zaman resmime

 

  İnsan bazen, sevdiği ölümü konduramadığı kişilerden bahsettiğinde onu; ölüm yıldönümüyle değil de doğum günüyle anmak ister. Bu ince ve güzel ayrıntıyı geçenlerde Cem Sancar’ın yazısında yeniden keşfettim. Sancar, pazar günü çok beğendiğim, dokunaklı bir Cem Karaca yazısı kaleme almış. Bakırköy’den hemşehrisi Karaca için; “ Geçenlerde 77. doğum gününü kutladığımız…” diye yazmış. Anadolu rock müziği sanatçısı Cem Karaca derviş gönüllü biriydi.

  Karaca, 1970’li yılların ikinci yarısında etkili olan rock grubu ‘Dervişan’da çaldı söyledi. Dervişce sözler eşliğinde müzik yapıyordu. O dönemler bir rüzgar estirdiği kesindi. Zira ilkokulu yeni bitirmiş olan ben, hayatımın ilk müzik kaseti edinme kontenjanımı Cem Karaca’dan yana kullanmıştım. ‘Namus belası – Hudey-  Beyaz atlı şimdi geçti buradan’ eserleri dilimize pelesenk olmuştu. Sevilen türküleriyle haklı bir üne kavuşmuştu.

  1970’li yıllar, bolca sosyal mesajlar veren Anadolu rock müziğinin popüler olduğu yıllardı. Sokakların kaynadığı, gençlik hareketlerinin yükseldiği, siyasi kutuplaşmanın her alana yansıdığı yıllardı. Müzik de tabii bundan muaf değildi. Sol yelpazedeki insanlar arabesk müzik yerine daha çok türkü, özgün müzik, marşlar, Anadolu rock dinlerlerdi.  Anadolu rock dedikleri ise; Anadolu türkülerini, Batı enstrümanlarıyla çalmaktan başka bir şey değildi.  

  Cem Karaca ile gönül bağımız sanatçı- dinleyici ilişkisinin ötesine geçti ileriki yıllarda. O da ben de 12 Eylül 1980 sonrası Almanya’da yaşam serüvenine atıldık. Benimki aile birleşimi yoluyla gönüllü bir serüvenken, onunki siyasi düşüncelerinden dolayı gurbete zorunlu çıkıştı.

  Opera ve tiyatro sanatçısı Toto Karaca ile tiyatro sanatçısı Muammer Karaca’nın çocuğu olarak 1945’te İstanbul’da dünyaya geldi. Askerliği sırasında söylediği türkü dönüm noktası oldu. ‘Apaşlar’ grubuyla müziğe başladı. 1967 yılında Altın Mikrofon yarışmasında ikinci oldu. Kardaşlar, Moğollar gruplarıyla çalıştı.

  1979’da 1 Mayıs marşı nedeniyle Almanya’ya gitti. 1983’te vatandaşlıktan çıkartıldı. 1987’de yurda döndü. 1994 yılında yıllarca yasaklı olduğu TRT’de program yaptı. 2004 yılında İstanbul’da vefat etti.  Anadolu rock efsanesi olarak da anılan Karaca, genç denilebilecek ve daha birçok eser verebilecek bir yaşta ayrıldı aramızdan.

  Yurda, dönemin başbakanı Özal’ın özel izniyle dönmeden evvel, 1987 bahar ayında Berlin’de bir konser verdi. Ben de oradaydım ve sahneye giderek, çocukluk dönemimin sevdiğim türküsü ‘ Beyaz atlı şimdi geçti buradan’ı kağıda istek parçası olarak yazdım ve eline tutuşturdum. İstek parçam okunmadı. Bu bende bir iç burukluğu yarattı ama ona karşı beslediğim iyi duygularda değişikliğe yol açmadı.

  Karaca’nın yaşamı acı, hasret, sevda, coşku, başarı, hüzün yüklüdür. Yaşadığı dönem Türkiye’si çalkantılı dönemlerdi. İhtilaller, muhtıralar, kargaşa ve iç çekişmelerle dolu yıllardı. Karaca da bu durumdan etkilendi ve yurtdışına çıkmak zorunda kaldı. Ama onun Anadolu sevgisi ve yurtseverliği hakkında hiç şüphe duymadım. Sekiz yıl boyunca vatan hasreti çekerek yaşadı. Vatandaşlıktan çıkartıldı. Ama yılmadı içindeki kavuşma umudunu hiç yitirmedi. Özal onu affetti ama bu kez de birçok solcu insanın başına gelen döneklik suçlamasıyla karşılaştı. Bu yaftalama onu derinden yaraladı. Oysa ‘döneklik’ subjektif bir suçlamadır ve bugün bile bir karalama aracıdır. Kime göre, neye göre dönek? Soldan sağa geçişlerde döneklik çok sık kullanılırken, sağdan sola geçişlerde neden aynı linç kampanyası yürütülmez ve dönek denmez?

  Cem Karaca bana göre ‘dönek’ değildi. O bence dönmüşse, özüne dönmüştür sadece…

      

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve inovatifhaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.