Bekir Zorba
Köşe Yazarı
Bekir Zorba
 

Harese

  “ Hayatınızı birilerinin eline vermeyiniz!”   “ Harese nedir, bilir misiniz? Arapça eski bir kelimedir. Hırs, haris, ihtiras muhteris sözleri buradan türemiştir. Harese şudur: Develere çöl gemileri denir. Bu mübarek hayvan üç hafta yemeden içmeden, aç susuz çölde yürür de yürür… Develerin çölde çok sevdikleri bir diken vardır. Gördükleri yerde o dikeni koparır, çiğnemeye başlarlar. Keskin diken devenin ağzında yaralar açar. O yaralardan kanlar akmaya başlar. Tuzlu kanın tadı dikeniyle karışınca bu, devenin daha çok hoşuna gider. Böylece yedikçe yer, böylece yedikçe kanar, kanadıkça yer, bir türlü kendi kanına doyamaz ve engel olunmazsa kan kaybından ölür deve. Bunun adı haresedir. Bütün Ortadoğu’nun adeti budur. Tarih boyunca birbirini öldürür ama aslında kendini öldürdüğünü anlamaz. Kendi kanının tadından sarhoş olur.”    Üstteki bu paragraf Livaneli’nin ‘Huzursuzluk’ adlı son romanının giriş bölümünden alındı. Romanda Mardinli Hüseyin’in IŞID zulmünü iliklerine kadar yaşamış Ezidi kızı Meleknaz’a duyduğu aşk anlatılmış. Acının ve sevdanın iç içe geçtiği bir Ortadoğu hikayesi romanlaştırılmış.    Arap Baharı’nın başladığı dönemlerde, Tunus’ta, Mısır’da bazı Batılı ‘bilişim uzmanlarının’ görüldüğü yönünde bilgiler gelmişti. Bilişim uzmanlarının sosyal mecrayı kullanarak, kitleleri manipüle ettikleri, bir paylaşımı çoğaltarak, çok göstererek…Onları sokaklara döktükleri yönünde güçlü bir inanış hakimdi.    Geçenlerde ‘200 Dolara Sokak Çatışması’ başlıklı bir yazı okudum. Sadece 200 dolara dünyanın herhangi bir yerinde, toplumsal çatışma çıkartmak mümkünmüş. Küçük paralarla hesaplar açıp, siteler kurmak yeterli bunun için. Rakip iki sosyal medya hesabı tek bir yerden yöneterek, karşıt görüşlü gruplar sokağa çağrılıyor ve çatışmaları sağlanıyor. Teknoloji toplumsal kamplaşmayı kaşıyor ve ‘şuursuz yığınlar’ buna çabucak alet ediliyor.    Yeni teknolojiler, toplumsal yaralarını çözememiş toplumlarda ciddi bir ayrıştırıcı güç oluyor. Size rakip ya da yanınızda olan bir paylaşımın hangi niyetle veya kimler tarafından ortaya sürüldüğünü iyi düşünmek gerekir. Eskiden bilgiye ulaşmak zordu. Şimdi ise bilgi bir tuş uzaklığında bizi bekliyor. Fakat buradaki sorun, kirli bilgi ile doğru bilgiyi birbirinden ayırt etmekte. İnternet ortamına düşen her bilgiyi peşinen doğru kabul etmek, telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğurabilir.    Maalesef, yaşadığımız coğrafya sürekli kanlı hesaplaşmalar üretiyor. Üstelik bu internet çağından önceleri de böyleydi ama günümüzde daha kolay ve çabuk devreye sokuluyor galiba.    Başka birçok örnek vermek mümkün ama benim kuşağım ‘78’liler Kuşağı’ diye addedilir. 12 Eylül 1980’e uzanan süreç hayli ilginç ve kanlı süreçlerle doludur. Günümüzde iki rakip   sosyal medya hesabını tek bir yerden yönetmek o günlerde aynı silahla karşıt siyasi görüştekilerin öldürülmesine tekabül ediyordu.    Abdi İpekçi popüler bir gazeteciydi. Yeni yazı dizisi üzerinde çalışıyordu. O dizide, sağcı ve solcu gruplara aynı odakların silah temin ettikleri yönünde araştırmalar yer alıyordu. Ama yazısı yayımlanamadan İpekçi öldürüldü. Bugün bunu öğrenmek çok sıradan ya da gereksiz bir ayrıntı gibi sayılsa da o günlerde bunu bilebilmek, ortaya çıkartmak çok olağanüstü bir şeydi. Ve yayımlanması durumunda kitleleri sarsacak, onların gözünü açacaktı.    Baştan bu yana anlatmak istediğim; mekandan ve zamandan bağımsız, kesintisiz oynanan bu kirli oyunun, dönemin getirdiği, gerektirdiği araçlarla hep sahneye konduğudur. Film aynı ancak aktörler türlü türlüdür. Yerli otomobili üretecek babayiğitler bulundu. Belki şimdi sıra, bu oyunu bozacak babayiğitlerde… Kim bilir?
Ekleme Tarihi: 29 Kasım 2017 - Çarşamba

Harese

 

“ Hayatınızı birilerinin eline vermeyiniz!”

 

“ Harese nedir, bilir misiniz? Arapça eski bir kelimedir. Hırs, haris, ihtiras muhteris sözleri buradan türemiştir. Harese şudur: Develere çöl gemileri denir. Bu mübarek hayvan üç hafta yemeden içmeden, aç susuz çölde yürür de yürür… Develerin çölde çok sevdikleri bir diken vardır. Gördükleri yerde o dikeni koparır, çiğnemeye başlarlar. Keskin diken devenin ağzında yaralar açar. O yaralardan kanlar akmaya başlar. Tuzlu kanın tadı dikeniyle karışınca bu, devenin daha çok hoşuna gider. Böylece yedikçe yer, böylece yedikçe kanar, kanadıkça yer, bir türlü kendi kanına doyamaz ve engel olunmazsa kan kaybından ölür deve. Bunun adı haresedir. Bütün Ortadoğu’nun adeti budur. Tarih boyunca birbirini öldürür ama aslında kendini öldürdüğünü anlamaz. Kendi kanının tadından sarhoş olur.”

   Üstteki bu paragraf Livaneli’nin ‘Huzursuzluk’ adlı son romanının giriş bölümünden alındı. Romanda Mardinli Hüseyin’in IŞID zulmünü iliklerine kadar yaşamış Ezidi kızı Meleknaz’a duyduğu aşk anlatılmış. Acının ve sevdanın iç içe geçtiği bir Ortadoğu hikayesi romanlaştırılmış.

   Arap Baharı’nın başladığı dönemlerde, Tunus’ta, Mısır’da bazı Batılı ‘bilişim uzmanlarının’ görüldüğü yönünde bilgiler gelmişti. Bilişim uzmanlarının sosyal mecrayı kullanarak, kitleleri manipüle ettikleri, bir paylaşımı çoğaltarak, çok göstererek…Onları sokaklara döktükleri yönünde güçlü bir inanış hakimdi.

   Geçenlerde ‘200 Dolara Sokak Çatışması’ başlıklı bir yazı okudum. Sadece 200 dolara dünyanın herhangi bir yerinde, toplumsal çatışma çıkartmak mümkünmüş. Küçük paralarla hesaplar açıp, siteler kurmak yeterli bunun için. Rakip iki sosyal medya hesabı tek bir yerden yöneterek, karşıt görüşlü gruplar sokağa çağrılıyor ve çatışmaları sağlanıyor. Teknoloji toplumsal kamplaşmayı kaşıyor ve ‘şuursuz yığınlar’ buna çabucak alet ediliyor.

   Yeni teknolojiler, toplumsal yaralarını çözememiş toplumlarda ciddi bir ayrıştırıcı güç oluyor. Size rakip ya da yanınızda olan bir paylaşımın hangi niyetle veya kimler tarafından ortaya sürüldüğünü iyi düşünmek gerekir. Eskiden bilgiye ulaşmak zordu. Şimdi ise bilgi bir tuş uzaklığında bizi bekliyor. Fakat buradaki sorun, kirli bilgi ile doğru bilgiyi birbirinden ayırt etmekte. İnternet ortamına düşen her bilgiyi peşinen doğru kabul etmek, telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğurabilir.

   Maalesef, yaşadığımız coğrafya sürekli kanlı hesaplaşmalar üretiyor. Üstelik bu internet çağından önceleri de böyleydi ama günümüzde daha kolay ve çabuk devreye sokuluyor galiba.

   Başka birçok örnek vermek mümkün ama benim kuşağım ‘78’liler Kuşağı’ diye addedilir. 12 Eylül 1980’e uzanan süreç hayli ilginç ve kanlı süreçlerle doludur. Günümüzde iki rakip   sosyal medya hesabını tek bir yerden yönetmek o günlerde aynı silahla karşıt siyasi görüştekilerin öldürülmesine tekabül ediyordu.

   Abdi İpekçi popüler bir gazeteciydi. Yeni yazı dizisi üzerinde çalışıyordu. O dizide, sağcı ve solcu gruplara aynı odakların silah temin ettikleri yönünde araştırmalar yer alıyordu. Ama yazısı yayımlanamadan İpekçi öldürüldü. Bugün bunu öğrenmek çok sıradan ya da gereksiz bir ayrıntı gibi sayılsa da o günlerde bunu bilebilmek, ortaya çıkartmak çok olağanüstü bir şeydi. Ve yayımlanması durumunda kitleleri sarsacak, onların gözünü açacaktı.

   Baştan bu yana anlatmak istediğim; mekandan ve zamandan bağımsız, kesintisiz oynanan bu kirli oyunun, dönemin getirdiği, gerektirdiği araçlarla hep sahneye konduğudur. Film aynı ancak aktörler türlü türlüdür. Yerli otomobili üretecek babayiğitler bulundu. Belki şimdi sıra, bu oyunu bozacak babayiğitlerde… Kim bilir?

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve inovatifhaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.