Uzun yıllardır kent konseyleri ile ilgili birçok köşe yazısı yazdım.
Kentteki Konsey, Platform, Şura gibi oluşumları izler, faaliyetlerini, amaçlarını, eylemlerini ve sonucunda kente ne yarar sağladıklarını anlamaya çalışırım. Kuruluşlarından beri yaptıklarını takip ettiğimde çoğu zamanda maalesef formalite kurulup, formalite toplandıklarını, formalite çalıştıklarını düşünür, bir yarar sağlamadıklarını gözlemlerim.
Mersin’in Büyükşehir olması ile başlayan “kent konseyi” serüvenini kısaca hatırlayalım:
İlk kent konseyi başkanını, çevreci (!) bir anlayış ambalajı içinde bütün yatırımlara karşı çıkmasıyla hatırlıyorum. Sürekli söylediği “nükleer santral yapılırsa gök kubbeyi başlarına yıkarız (?)” sözleri hafızalarımızda…
Daha sonraki kent konseyi başkanını, yine çevreyi koruma görünümü altında, ilgili yatırımlara ve nükleer santrale karşı çıkmış; hatta o dönem askeriyeyi ve devleti hedef alan bazı iddialarda bulunmuştu.
Bu iki dönem, kent konseylerinin fayda yerine kente zarar da verebileceğini gösterdi.
Her dönem seçilen ”Kent Konseyi Başkanları” Mersin’in artık anlamsızlaşan, siyasetin bir aracına dönüşen güya muhalif çevreci anlayışı doğrultusunda, yatırımlara karşı; kentin geleceğine dönük yatırımları engellemeye çalıştılar.
Kadın, genç, çocuk gibi çeşitli gruplar kurdular, bol bol toplantılar yaptılar, ara sıra basın bildirileri yayınladılar.
Sonuçta: Son çeyrek asırdır “Kent Konseyleri”nin Mersin’e sağladığı tek bir faydanın olduğunu söyleyemeyiz.
Genelde, seçimin ardından ilk yıl bazı çalışmaların olduğunu gözlesek de bu giderek azalır ve rutin tatmin ve göstermelik toplantıları şeklinde sürer…
Yine her dönem olduğu gibi birçok kişi Kent Konseyi üyesi olduklarını ya da herhangi bir komisyonun başkanı olduklarını gururla (!) söyleyerek aramızda kendilerine bir ayrıcalık bekleyerek dolaşırlar.
Bunun da ötesinde, Kent Konseyi olgusunun teorik olarak son derece anlamlı, önemli ve kent için değerli olduğunu belirtmek isterim. Yerel demokrasinin yerleşmesinde ve birlikte yaşama kültürüne dönük sivil toplum yapılarının etkileri bağlamında bu oluşum örnek çalışmalar yapabilir; seçilmiş politik kurumsal kişilere ve yapılara kentin günlük hayatı için uyarılarda bulunabilir; öneriler geliştirebilir. Oysa bunun yerine yerel, hatta merkezi iktidarın görev ve yetki alanına giren konulara doğrudan politik ve hükümran bir dille dahil olmaya çalışmak hem haddini aşmaktır; hem de asli görevlere kayıtsız kalmaktır. Politik dar hesaplara dayalı, hatta kimi kez tanık olduğumuz üzere ilgili belediye başkanının özel reklam bürosu gibi çalışan kent konseyleri (!) oldu. Bunca tecrübeden sonra, elbette gerektiğinde sert tartışmaları da göze alarak, ama esas olarak şehrin günlük hayatını iyileştirme bağlamında belediye yönetimine öneriler taşıyarak; siyaseti de uyararak çok faydalı işler yapılabilir.
Bu yapının kente ne yarar sağladığı konusunu hâlâ anlamış değilim; ama nasıl zarar verdiklerini ve verebileceklerini sayısız konuda gözlemleyerek öğrendim.
Sn.Macit Özcan döneminde kent konseyi, çevrecilik adına istihdam ve katma değer sağlayacak tüm Mersin projelerine karşı çıktı; ya engelledi ya da geciktirdi.
Sn.Burhanettin Kocamaz zamanında ise kent konseyi neredeyse siyasi bir oluşum haline gelerek, askerî konulara bile karışır oldu.
Sn.Vahap Seçer zamanında kent konseyinin bugüne kadar herhangi bir önemli çalışmasını görmedik; ama böylece de en azından kente zarar vermediler.
Kente zarar verilmediği için de mutlu olmalıyız…
Kent konseyleri başkanları ile her seferinde dönem başında görüştüm; bazı önerilerde bulunup destek vermeye çalıştım; ancak hepsi sözde kaldı, kabul gören önerilerim gerçekleşemedi.
Bu dönemde birçok göstermelik, faydasız, sonuçsuz çalışmaların, projelerin yapılacağını biliyorum ve artık görüşmenin ve önerilerde bulunmanın bir yararı olmayacağını görüyor, yalnızca kente zarar vermemelerini ümit ediyorum.
HARUN ARSLAN…..19 Eylül 2026
