Akkuyu NGS, Küresel Güç Oyunlarının Neresinde?... Abdullah Ayan yazdı

Güncel 11.06.2026 - 13:11, Güncelleme: 11.06.2026 - 13:11
 

Akkuyu NGS, Küresel Güç Oyunlarının Neresinde?... Abdullah Ayan yazdı

Batı ile Rusya arasında bir tercihi Türkiye eninde sonunda yapmak zorunda kalırsa Akkuyu NGS masaya koyulacak ve çözüm gerektirecek önemli faturalardan biri gibi duruyor…

Doğu Akdeniz’ in koynunda faaliyete geçmeye hazırlanan, Mersin Akkuyu nükleer enerji santralini; bir yanıyla Türkiye’nin yeni yüzyıldaki jeopolitik rotasının en tartışmalı, diğer yanıyla geleceği bilinmezlerle dolu projelerinden biri olarak tanımlamak mümkün… Bugün, rotasını Putin Rusya’sından Trump ABD’sine çevirmeye çalışan Erdoğan’ ın Türkiye’ si, Washington ve Moskova arasında yeni güç dengelerinin kurulduğu bir kavşağa gelmiş bulunmakta.. Tam bu stratejik dönemeçte Akkuyu, Türkiye'nin egemenlik, enerji ve ekoloji denklemini her zamankinden daha fazla zorluyor. İronik açıdan da tarihin ilginç öykülerinden birine tanıklık ediyor Akkuyu NGS projesi.. 1970’lerin ortalarında yakalandığı petrol krizinin de katkısıyla ciddi bir ödemeler dengesi sorunu yaşayan Türkiye, petrole dayalı enerji darboğazını aşmak için nükleer kartını masaya sürerken, o dönemin öcüsü, en korkulan Komünizm tehdidinin kaynağı Sovyetler Birliği" idi. Tam da bu yüzden proje için seçilen yer, biraz da NATO’ nun önerileri doğrultusunda Moskova’dan olabildiğince uzak, Doğu Akdeniz’in o dönem "kuş uçmaz kervan geçmez" tanımına en uygun köşesi olan Mersin’e bağlı Büyükeceli koyu oldu. Sürprizleri seven tarih bir kez daha ağlarını örüyor, geçen zaman içinde Sovyetler Birliği dağılırken Komünizm öcüsü tehdit olmaktan çıkıyordu… Sovyetler temelli Jeopolitik riskler ortadan kalktığına göre Nükleer Santral için Karadeniz’ de Zonguldak-Sinop hattı tercih edilebilirdi.. Öyle olmadı; NATO üyesi Türkiye, Rusya’nın 250 yıllık "sıcak denizlere inme" rüyasına adeta kucak açarcasına NGS projesini gerçekleştirmesi için Akkuyu’ yu Rus devlet şirketi Rosatom’ a teslim etti. Zaman içinde Rosatom, tüm küresel yaptırımlara ve sancılı süreçlere rağmen, toplam 4800 MW gücünde 4 üniteden oluşan santralin 1200 MW elektrik üretecek ilk ünitesi bugünlerde faaliyete geçmek için gün sayıyor. Tesis tamamen bittiğinde 4 ünitesiyle Türkiye’nin elektrik ihtiyacının yaklaşık %10’unu karşılayacak. Fakat asıl soru tam da burada karşımıza çıkıyor… Türkiye’ de kendisine alan yaratmaya çalışan Putin Rusya’sı 50 yıldır askeri üslere sahip olduğu Suriye’ de Esad’ ın Baas rejimiyle elde ettiği kazanımları kaybederken, küresel güç dengelerinin yeniden oluşmaya başladığı bugünlerde Batının koruma şemsiyesi NATO’ nun kilit ülkesi Türkiye nasıl bir konum alacak, hangi rolü üstlenecek? Enerji gereksiniminin önemli bir bölümü ithalata bağımlı bir ülkede "kaynak çeşitlendirmesi" kulağa bir başarı hikâyesi gibi gelse de, Akkuyu projesinin temelinde dünyada eşine az rastlanır "İnşa Et, Sahip Ol, İşlet" (VABO) modeli yatıyor. Yani santral Türkiye topraklarında ama tapusu, şalteri bir yana inşa edilen ‘sır’ limanıyla Rusya' ya ait bir bölge… Ankara’nın yönünü Trump ABD’sine dönmeye çalıştığı bu yeni dönemde, Washington’ın bölgesel satrançta attığı adımlar Türkiye’ yi tarihi bir tercih yapmaya zorluyor. Temsil ettiği doktrin itibariyle Trump’ ın, Ermenistan seçimlerinde Putin Rusya’sının nüfuzuna karşı açıkça Batı yanlısı Paşinyan’ ı desteklemesi, Kafkasya’dan Karadeniz’e uzanan, Ermenistan-Türkiye koridoru üzerinden Türki Cumhuriyetleri Avrupa’ ya bağlama stratejik hamlesi Moskova’yı tamamen izole etme kararlılığının bir başka yansıması olarak karşımıza çıkıyor… Washington’ın bu agresif çevreleme politikası, eş zamanlı olarak Erdoğan Türkiye’ sini Ukrayna-Rusya ikileminde bugüne kadar sürdürdüğü o konforlu "gri alan" siyaseti yerine artık ‘ya bizimlesin, ya da karşımızda’ tercihiyle karşı karşıya bırakma aşamasına yaklaşmakta… Tıpkı, 7 Haziran 2026 seçimlerinde Ermenistan halkının gerçekte Brüksel/Washington cephesi ile Moskova arasında tercih yapmak zorunda kalması gibi… Bu noktada bugüne kadar enerji çeşitlendirme kaldıracı Akkuyu, satranç tahtasında Türkiye'nin  "jeopolitik tercih" hamlesinin önemli ayağına dönüşüyor. Küresel güç savaşları sonucu Batı finans sistemine entegre olma dışında başka alternatifi olmayan  ve Trump’ ın yeni küresel oyun planı bir yana tüm savunma sistemini 80 yıldır NATO mimarisine göre inşa eden Ankara; nükleer yakıtından teknik uzmanlığına, finansmanından işletme modeline önümüzdeki 60 yıl boyunca Rusya’ ya göbekten bağlı Akkuyu NGS gerçeği karşısında nasıl bir adım atacak? Yerel anlamda Mersin özeline indiğimizde ise yaman çelişki daha da derinleşiyor. Teknolojik gelişmişlik sıralamasında Türkiye ortalamalarının hayli gerisine düşüp 46. sırada yer alan Mersin için Akkuyu, ne yazık ki Rus’ ların belki de bilinçli tercihinin de etkisiyle bugüne kadar "teknolojik sıçrama tahtası’ olamadı. Santral, kentin ekonomik dokusuna yüksek teknoloji enjekte etmek yerine, etrafı yüksek askeri düzeyde korunan duvarlarla çevrili bir "Rus nükleer teknoloji adası" olarak kalıyor. Kendi topraklarımızda yükselen bu ileri teknolojik mühendisliğinden Mersin’in mühendisi, sanayicisi ve yeterince pay alamadı, genci yararlanamadı… İstihdam anlamında bile Mersin dinamikleri bu teknoloji adasının sadece lojistik ve kaba inşaat yükünü sırtlanıyor. Teknolojik gelişmişlik kategorisinde 46. Sırada yer alan bir kentin kaderi bu devasa projenin potansiyeline rağmen değişmiyorsa, burada Mersin adına ne tür bir kazanımdan söz edilebilir? Ortada görünür somut kazanım yok ama koynumuzda bizi bekleyen ciddi kayıplar konusunda Mersin kamuoyu ne kadar haberdar? Örneğin, Akkuyu’ nun Mersin’e ve bu ülkeye faturası sadece ekonomik dışlanmışlıktan ibaret değil; Türkiye kıyılarının en sıcak bölgesi olan Doğu Akdeniz sularının santrali soğutacak olması ekolojik anlamda hangi sonuçlara yol açacak, şimdilik bilmiyoruz, ‘kervan yolda dizilir’ misali zaman içinde ve yaşayarak göreceğiz… Tıpkı yüksek düzeyde radyoaktif ölümcül tehlike barındıran atıkların bertaraf edilmesi noktasında bugüne kadar hiçbir somut, şeffaf ve güven veren bilgiye sahip olmadığımız gibi… Bu tehlikeli nükleer atıklar Mersin topraklarında mı depolanacak, yoksa uluslararası sularda yeni krizlere yol açma riski taşıyan farklı bir rotayla Rusya’ya mı taşınacak? Doğamızı tehdit etmesi yanında yarınlarımızı ipotek altına alma riski bulunan böylesine bir tehlikeye karşı alınacak önlemlerden de habersiz biçimde izliyoruz gelişmeleri ve kamuoyu bu konuda da sessiz… Suriye’deki köklü rejim değişiklikleri, Doğu Akdeniz’deki gaz paylaşım savaşları ve Ukrayna Savaşı’nın ardından ABD ile Rusya’nın bilek güreşine tutuştuğu belirsizliklerle dolu dönemde, Akkuyu NGS’ nın işletmesinden, güvenliğine kadar hangi güçlerin yetki alanında olacağı da halk açısından meçhul… Yönünü Putin Rusya'sından Trump ABD'sine çevirmeye çalışan, Trump’ ın iş tutma yönteminden hareketle pragmatik bir iş birliği arayan Erdoğan politikaları için Akkuyu, son dönemde elektrik sağlayan alternatif enerji üretmeye yönelik projenin ötesine geçmiş bulunuyor… Akkuyu NGS, Trump' ın şimdilik başarıya ulaştığı görülen Paşinyan hamlesiyle daha da sıkışan Kafkasya-Ukrayna hattında Türkiye’ yi hayli zor bir tercihle karşı karşıya bırakabilir… Batı ile Rusya arasında bir tercihi Türkiye eninde sonunda yapmak zorunda kalırsa Akkuyu NGS masaya koyulacak ve çözüm gerektirecek önemli faturalardan biri gibi duruyor… Abdullah AYAN 08.06.2026
Batı ile Rusya arasında bir tercihi Türkiye eninde sonunda yapmak zorunda kalırsa Akkuyu NGS masaya koyulacak ve çözüm gerektirecek önemli faturalardan biri gibi duruyor…

Doğu Akdeniz’ in koynunda faaliyete geçmeye hazırlanan, Mersin Akkuyu nükleer enerji santralini; bir yanıyla Türkiye’nin yeni yüzyıldaki jeopolitik rotasının en tartışmalı, diğer yanıyla geleceği bilinmezlerle dolu projelerinden biri olarak tanımlamak mümkün…

Bugün, rotasını Putin Rusya’sından Trump ABD’sine çevirmeye çalışan Erdoğan’ ın Türkiye’ si, Washington ve Moskova arasında yeni güç dengelerinin kurulduğu bir kavşağa gelmiş bulunmakta.. Tam bu stratejik dönemeçte Akkuyu, Türkiye'nin egemenlik, enerji ve ekoloji denklemini her zamankinden daha fazla zorluyor.

İronik açıdan da tarihin ilginç öykülerinden birine tanıklık ediyor Akkuyu NGS projesi..

1970’lerin ortalarında yakalandığı petrol krizinin de katkısıyla ciddi bir ödemeler dengesi sorunu yaşayan Türkiye, petrole dayalı enerji darboğazını aşmak için nükleer kartını masaya sürerken, o dönemin öcüsü, en korkulan Komünizm tehdidinin kaynağı Sovyetler Birliği" idi.

Tam da bu yüzden proje için seçilen yer, biraz da NATO’ nun önerileri doğrultusunda Moskova’dan olabildiğince uzak, Doğu Akdeniz’in o dönem "kuş uçmaz kervan geçmez" tanımına en uygun köşesi olan Mersin’e bağlı Büyükeceli koyu oldu.

Sürprizleri seven tarih bir kez daha ağlarını örüyor, geçen zaman içinde Sovyetler Birliği dağılırken Komünizm öcüsü tehdit olmaktan çıkıyordu…

Sovyetler temelli Jeopolitik riskler ortadan kalktığına göre Nükleer Santral için Karadeniz’ de Zonguldak-Sinop hattı tercih edilebilirdi..

Öyle olmadı; NATO üyesi Türkiye, Rusya’nın 250 yıllık "sıcak denizlere inme" rüyasına adeta kucak açarcasına NGS projesini gerçekleştirmesi için Akkuyu’ yu Rus devlet şirketi Rosatom’ a teslim etti.

Zaman içinde Rosatom, tüm küresel yaptırımlara ve sancılı süreçlere rağmen, toplam 4800 MW gücünde 4 üniteden oluşan santralin 1200 MW elektrik üretecek ilk ünitesi bugünlerde faaliyete geçmek için gün sayıyor.

Tesis tamamen bittiğinde 4 ünitesiyle Türkiye’nin elektrik ihtiyacının yaklaşık %10’unu karşılayacak. Fakat asıl soru tam da burada karşımıza çıkıyor…

Türkiye’ de kendisine alan yaratmaya çalışan Putin Rusya’sı 50 yıldır askeri üslere sahip olduğu Suriye’ de Esad’ ın Baas rejimiyle elde ettiği kazanımları kaybederken, küresel güç dengelerinin yeniden oluşmaya başladığı bugünlerde Batının koruma şemsiyesi NATO’ nun kilit ülkesi Türkiye nasıl bir konum alacak, hangi rolü üstlenecek?

Enerji gereksiniminin önemli bir bölümü ithalata bağımlı bir ülkede "kaynak çeşitlendirmesi" kulağa bir başarı hikâyesi gibi gelse de, Akkuyu projesinin temelinde dünyada eşine az rastlanır "İnşa Et, Sahip Ol, İşlet" (VABO) modeli yatıyor. Yani santral Türkiye topraklarında ama tapusu, şalteri bir yana inşa edilen ‘sır’ limanıyla Rusya' ya ait bir bölge…

Ankara’nın yönünü Trump ABD’sine dönmeye çalıştığı bu yeni dönemde, Washington’ın bölgesel satrançta attığı adımlar Türkiye’ yi tarihi bir tercih yapmaya zorluyor.

Temsil ettiği doktrin itibariyle Trump’ ın, Ermenistan seçimlerinde Putin Rusya’sının nüfuzuna karşı açıkça Batı yanlısı Paşinyan’ ı desteklemesi, Kafkasya’dan Karadeniz’e uzanan, Ermenistan-Türkiye koridoru üzerinden Türki Cumhuriyetleri Avrupa’ ya bağlama stratejik hamlesi Moskova’yı tamamen izole etme kararlılığının bir başka yansıması olarak karşımıza çıkıyor…

Washington’ın bu agresif çevreleme politikası, eş zamanlı olarak Erdoğan Türkiye’ sini Ukrayna-Rusya ikileminde bugüne kadar sürdürdüğü o konforlu "gri alan" siyaseti yerine artık ‘ya bizimlesin, ya da karşımızda’ tercihiyle karşı karşıya bırakma aşamasına yaklaşmakta…

Tıpkı, 7 Haziran 2026 seçimlerinde Ermenistan halkının gerçekte Brüksel/Washington cephesi ile Moskova arasında tercih yapmak zorunda kalması gibi…

Bu noktada bugüne kadar enerji çeşitlendirme kaldıracı Akkuyu, satranç tahtasında Türkiye'nin  "jeopolitik tercih" hamlesinin önemli ayağına dönüşüyor.

Küresel güç savaşları sonucu Batı finans sistemine entegre olma dışında başka alternatifi olmayan  ve Trump’ ın yeni küresel oyun planı bir yana tüm savunma sistemini 80 yıldır NATO mimarisine göre inşa eden Ankara; nükleer yakıtından teknik uzmanlığına, finansmanından işletme modeline önümüzdeki 60 yıl boyunca Rusya’ ya göbekten bağlı Akkuyu NGS gerçeği karşısında nasıl bir adım atacak?

Yerel anlamda Mersin özeline indiğimizde ise yaman çelişki daha da derinleşiyor.

Teknolojik gelişmişlik sıralamasında Türkiye ortalamalarının hayli gerisine düşüp 46. sırada yer alan Mersin için Akkuyu, ne yazık ki Rus’ ların belki de bilinçli tercihinin de etkisiyle bugüne kadar "teknolojik sıçrama tahtası’ olamadı.

Santral, kentin ekonomik dokusuna yüksek teknoloji enjekte etmek yerine, etrafı yüksek askeri düzeyde korunan duvarlarla çevrili bir "Rus nükleer teknoloji adası" olarak kalıyor.

Kendi topraklarımızda yükselen bu ileri teknolojik mühendisliğinden Mersin’in mühendisi, sanayicisi ve yeterince pay alamadı, genci yararlanamadı…

İstihdam anlamında bile Mersin dinamikleri bu teknoloji adasının sadece lojistik ve kaba inşaat yükünü sırtlanıyor.

Teknolojik gelişmişlik kategorisinde 46. Sırada yer alan bir kentin kaderi bu devasa projenin potansiyeline rağmen değişmiyorsa, burada Mersin adına ne tür bir kazanımdan söz edilebilir?

Ortada görünür somut kazanım yok ama koynumuzda bizi bekleyen ciddi kayıplar konusunda Mersin kamuoyu ne kadar haberdar?

Örneğin, Akkuyu’ nun Mersin’e ve bu ülkeye faturası sadece ekonomik dışlanmışlıktan ibaret değil; Türkiye kıyılarının en sıcak bölgesi olan Doğu Akdeniz sularının santrali soğutacak olması ekolojik anlamda hangi sonuçlara yol açacak, şimdilik bilmiyoruz, ‘kervan yolda dizilir’ misali zaman içinde ve yaşayarak göreceğiz…

Tıpkı yüksek düzeyde radyoaktif ölümcül tehlike barındıran atıkların bertaraf edilmesi noktasında bugüne kadar hiçbir somut, şeffaf ve güven veren bilgiye sahip olmadığımız gibi…

Bu tehlikeli nükleer atıklar Mersin topraklarında mı depolanacak, yoksa uluslararası sularda yeni krizlere yol açma riski taşıyan farklı bir rotayla Rusya’ya mı taşınacak?

Doğamızı tehdit etmesi yanında yarınlarımızı ipotek altına alma riski bulunan böylesine bir tehlikeye karşı alınacak önlemlerden de habersiz biçimde izliyoruz gelişmeleri ve kamuoyu bu konuda da sessiz…

Suriye’deki köklü rejim değişiklikleri, Doğu Akdeniz’deki gaz paylaşım savaşları ve Ukrayna Savaşı’nın ardından ABD ile Rusya’nın bilek güreşine tutuştuğu belirsizliklerle dolu dönemde, Akkuyu NGS’ nın işletmesinden, güvenliğine kadar hangi güçlerin yetki alanında olacağı da halk açısından meçhul…

Yönünü Putin Rusya'sından Trump ABD'sine çevirmeye çalışan, Trump’ ın iş tutma yönteminden hareketle pragmatik bir iş birliği arayan Erdoğan politikaları için Akkuyu, son dönemde elektrik sağlayan alternatif enerji üretmeye yönelik projenin ötesine geçmiş bulunuyor…

Akkuyu NGS, Trump' ın şimdilik başarıya ulaştığı görülen Paşinyan hamlesiyle daha da sıkışan Kafkasya-Ukrayna hattında Türkiye’ yi hayli zor bir tercihle karşı karşıya bırakabilir…

Batı ile Rusya arasında bir tercihi Türkiye eninde sonunda yapmak zorunda kalırsa Akkuyu NGS masaya koyulacak ve çözüm gerektirecek önemli faturalardan biri gibi duruyor…

Abdullah AYAN 08.06.2026

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve inovatifhaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.