Belirsizlikler çağı olarak ta tanımlanan 21. yüzyıl, ilk çeyreği tamamlarken şimdiye kadar adına yakışır biçimde değişen yazgılar, koşullar ve sonuçlardan oluşan karmaşık bir tablo sundu…
Son dönemde dünya, küresel güç dengesini yeniden şekillendiren ve Çin, Hindistan hatta Suudi Arabistan gibi yeni bir ekonomik güç dalgasının habercisi olan kilit aktörleri yeniden konumlandıran derin ekonomik, sosyal ve siyasi dönüşümlerle geçirdi…
Özellikle Çin’ in küresel anlamdaki payı hızla artarken Batı Avrupa'nın ekonomideki payı, Sanayi Devrimi'nden bu yana ilk kez küçüldü…
2025 yılı sona ererken, dünya serbest ticareti ve küreselleşmeyi etkileyebilecek çok katmanlı bir korumacılığa doğru sürükleniyor.
Yeni yüzyılın ortaya çıkan fay hatları tehdit ve fırsatları koyun koyuna barındırıyor.
Yüzyılın ikinci çeyreğine girdiğimiz bu günlerde, dijital altyapısıyla yapay zekâ yeni küresel rekabetin merkezi olmaya hazırlanıyor…
Uzmanların tahminlerine göre, veri merkezlerinin inşası bile 6-7 trilyon dolarlık bir yatırım potansiyeli taşıyor…
Pek çok Banka ve fon yöneticisi şimdi, 2008-09'da küresel bir durgunluğa yol açan ve büyük ekonomik depremi tetiklemekle kalmayıp halen artçı sarsıntıları görülen ipotek krizini anımsatan yeni bir yapay zekâ 'balonu' ndan endişe duyuyor.
2020-21'deki Covid-19 salgını sınırların kapanması ve üretim yanında tedarik zincirlerinin kopması sonucu dünya ticaretini neredeyse durma noktasına getirmişti…
COVID-19'un o unutulmaz etkisi yüksek enflasyon, işgücü piyasası zorlukları, düşük büyüme, aksayan tedarik zincirleri ve borç yükleri şeklinde etkisini sürdürmeye devam ediyor…
21. yüzyılın ilk 25 yılında dünya genelinde sayısız savaş ve çatışmalara tanık olduk…
Daha milenyumun ilk yılında 11 Eylül 2001'de halen perde arkası tam olarak aydınlatılmamış terör eylemiyle ABD' nin saldırmaya uğraması ardından, ABD aynı yılın sonlarında önce Afganistan'ı, iki yıl sonra da Irak'ı işgal etti…
2011'de sonradan yerini ‘kışa’ bırakacak, Orta Doğu ve Kuzey Afrika'yı saran Arap Baharıyla karşılaştık…
O isyan hareketinin bazıları uzun süredir iktidarda olan diktatörleri devirdi, diğerleri ise Suriye ve Libya’ da görüldüğü gibi uzun süreli iç savaşlara yol açtı.
2022'de Rusya Ukrayna'yı işgal etti. 2023'te İsrail Gazze'yi yerle bir ederken, Sudan kendi içinde parçalanmaya başladı.
Ve sancılı coğrafyalar Hindistan-Pakistan, Kamboçya-Tayland, Trump yönetimindeki ABD’ nin Venezuela, Xi başkanlığındaki Çin’ in Tayvan potansiyel gerginlikleriyle yayılma potansiyeli taşıyor…
Bu arada, küresel denizcilik yollarına yönelik tehditler ve doğal afetler yaşandı…
Türkiye depremlerle, Suriye, Libya iç savaşla binlerce insanının ölümüyle karşılaştı...
İklim değişikliğinin etkileri Avrupa ve ABD'deki büyük orman yangınlarında hissedildi. Gezegenimiz artan nüfus, küresel iklim değişikliği gibi sorunlarla baş etmeye çalışırken tarım arazileri daha da değerli hale geldi.
Yüzyılın ilk 25 yılında bu karamsar tablonun bir başka yanında ise umut dolu gelişmeler de yaşanmadı değil…
İnsanlık bilim, teknoloji ve bilgi alanlarındaki büyük ilerlemelerden faydalanırken, gelişmekte olan ekonomiler etkileyici büyüme kaydetti.
Küresel gayri safi yurtiçi hâsıla (GSYİH) 2000 yılında 34 trilyon dolardı, 2024 sonu itibariyle 111 trilyon dolara yükseldi. Aynı dönemde, ortalama küresel kişi başına gelir 5500 dolardan 14.210 dolara çıktı.
Sanayileşmiş ülkelerde ortalama gelir 60 bin dolara ulaşırken, bu rakam Güneydoğu Asya ülkelerinde 7.290 dolar ve gelişmekte olan ekonomilerde 6.800 dolar oldu.
Uluslararası Para Fonu (IMF) verilerine göre, kişi başına gelir Lüksemburg'da 141 bin doları, İsviçre'de 111 bin doları, İrlanda'da 107 bin, Singapur'da 94 bin ve ABD'de 90 bin doları aştı.
2024’ te her 3 ABD’ li hane (yüzde 33'ü) yıllık 150 bin dolardan fazla kazandı ki, bu oran 1967'de yüzde 5 idi. O günlerde ABD ekonomisinin büyüklüğü 860 milyar dolardı, bugün ise 30,1 trilyon dolar.
Son 25 yılda, tıbbi gelişmeler, çocuk ölüm oranlarındaki düşüş (özellikle Sahra Altı Afrika'da), salgın hastalıkların ortadan kaldırılması, küresel yoksulluk ve okuma yazma bilmeyenlerin oranındaki önemli azalma sayesinde ortalama yaşam beklentisi dünya genelinde altı yıl arttı.
İş gücündeki kadınların sayısının artması, hane halkı yaşam koşullarının iyileşmesine ve eğitim seviyelerinin yükselmesine katkıda bulundu; teknoloji üretim maliyetlerini düşürdü ve küreselleşme, bir zamanlar sadece çok zenginlerin erişebildiği mal ve hizmetlere toplumun tüm kesimlerinin erişimini kolaylaştırdı.
Bu kadar da değil; küreselleşme ve 2. Dünya savaşı sonrası şekillenen yeni dünya düzeninin derinleştirdiği eşitsizliklere rağmen, dünyanın büyük bir bölümünde orta sınıflar genişledi, tüketime yönelen orta direk gelişti, altyapı inşa edildi, sağlıktan sosyal etkinlik alanlarına kadar kamu hizmetleri ve ulaşım ağları gelişti. Bu ise, kentleşme ve teknoloji sayesinde yaşam standardının artmasına yol açarken üretim ve iletişimi iyileştirdi.
Teknolojideki gelişmeler, küresel servet dağılımını yeniden şekillendirdi.
Avrupa ve Kuzey Amerika'daki Sanayi Devrimi'nden bu yana geçen dönem boyunca, üretim Küresel Kuzey'de yoğunlaşırken küresel Güney (örneğin Afrika, Güney Amerika veya Güneydoğu Asya'daki) ekonomileri ağırlıklı olarak ham madde ihracatına bağımlıydı.
Oysa bugün Çin ve Hindistan artık her alanda Batı ile rekabet eden dünyanın büyük ekonomileri haline geldi.
1970'lerde tarım ekonomisine dayalı bir ülke olan Çin, bugün dünyanın en büyük sanayi güçlerinden biri ve her alanda en önemli tedarikçi konumunda.
2001 yılında Dünya Ticaret Örgütü'ne katıldığından beri küreselleşmeyi en iyi değerlendiren ülke olarak ortaya çıkan Çin ekonomisi 25 yılda tam 16 kat büyüdü. Karşılaştırma yapmak gerekirse, 2000 yılında Çin ile İtalya'nın GSYİH' si 1,2 trilyon dolardı. İtalya bugün 2,5 trilyon dolara ulaşırken Çin 20 trilyon dolar büyüklüğündeki ekonomiyle ABD’ nin hemen gerisinde dünya ikinciliğine yükseldi… (projeksiyonlar 10 yıl içinde Çin’ in ABD’ yi geride bırakarak küresel lider konumuna geleceğini gösteriyor)
21. yüzyılın başında Hindistan ekonomisinin değeri 500 milyar dolardı. Bugün 4,3 trilyon dolara ulaşarak ABD, Çin, Japonya (4,4 trilyon dolar) ve Almanya'nın (4,9 trilyon dolar) ardından dünyanın beşinci büyük ekonomisi oldu.
Doğu Avrupa'da ise Polonya'nın GSYİH' si 915 milyar doları aşarak İsveç'i (630 milyar dolar) geride bıraktı; eski bir Hollanda kolonisi olan Endonezya'nın GSYİH' si ise 1,5 trilyon dolar oldu (Hollanda'nın GSYİH' si 1,2 trilyon dolar).
Ortadoğu'da, petrol zengini ülkeler, petrol dışı sektörlerde de gelişmeler göstererek büyümeyi sürdürdü…
Suudi Arabistan ekonomisi 25 yılda 190 milyar dolardan 1,27 trilyon dolara büyüdü. Suudi özel sektörü sanayi, hizmet, sağlık ve teknoloji alanlarında da ilerlemeler kaydediyor…
Birleşik Arap Emirlikleri son 25 yılda altı kat büyüyerek 102 milyar dolardan 602 milyar dolara çıkardı, üstelik bunu petrol ile değil, dünyadaki bol paralı zenginleri ve her çeşit turisti çekerek yaptı…
Benzer şekilde, GSYİH' si 2000’ de 18 milyar dolar milli hasılaya sahip Katar 25 yılda 251 milyar dolarlık büyüklüğe erişti.
Bu olumlu tabloya rağmen IMF, mevcut durumu "çalkantılı", geleceği "belirsiz" ve hatta "kasvetli" olarak tanımlıyor. Özellikle uluslararası ticaret, artan gümrük vergileri, jeopolitik gerilimler, 'nadir toprak' mineralleri üzerindeki acımasız ve yapay zeka alanında gittikçe sertleşen rekabeti geçilmekte olan dönemin uyum evresi olarak öngörüyor.
Gelişmiş ekonomilerde, özellikle Avrupa'da, %1,5'in altında zayıf bir büyümeye karşı, Asya, Orta Doğu ve Afrika'daki gelişmekte olan ekonomilerin 2026-2030 yılları arasında %4 oranında büyüyeceği tahmininde bulunuyor…
Küresel büyüme anlamında ise karamsar bir tablo koyuyor ortaya IMF…
2024'te %3,3 olan küresel büyümenin 2025'te %3,2'ye ve 2026'da %3,1'e gerilemesi bekleniyor…
Dünya genelinde ekonomileri tehdit eden en yakın tehlike ise ülkelerin GSMH’ larını aşan borçları ve gelir dağılımındaki büyüyen uçurum…
2025 yılının ikinci yarısında küresel borç toplamı 337,7 trilyon dolara ulaşmış bulunuyor ki, bu uluslararası finans sisteminin kırılganlığını ortaya koyuyor ve önümüzdeki yıllarda daha da büyüyecek bir risk…
Dünyada yaratılan hasıladan en zengin yüzde 10: Küresel gelirin yüzde 53'ünü alırken en yoksul yüzde 50’ ye düşen pay yüzde 8’ lerde..
Daha da vahim tabloya gelince en zengin yüzde 1 dünyada yaratılan hasılanın yüzde 20’ sini alıyor ve oran zenginlerin lehine her yıl biraz daha artıyor..
Dünyada büyümenin sürmesi, refahın artması yanında dünya geneline yayılması ise gümrük duvarlarıyla her gün artan ticaret savaşlarının, ülkeler arası çatışmaların sona erdirilebileceğine ve yeniden yapılanmaya ihtiyaç duyan devletlerin yeniden inşa edilip edilmeyeceğine bağlı.
Gazze'den Suriye’ ye, Ukrayna'ya, Sudan, Somali ve Yemen’e, bombaların tankların yerini iş makinalarının alacağı bir dünya geleceğe duyulan umutları arttıracak…
Dünya 2026'ya girerken, analistler geleneksel sanayi güçlerinin uzun süredir ellerinde tuttukları konumlarını yükselen güçlere bırakmaya devam edip etmeyecekleri sorusu her zamankinden daha canlı ve önemli…
Yaşlanan Avrupa ile sınırları içine çekilen ABD’ nin yerini Çin ve Hindistan’ ın ağırlıkta olduğu Güney ve Güneydoğu Asya dalgasının alıp almayacağına bağlı olacak…
Kesin olan ise; tarihin asla geriye döndürülemeyeceği gerçeği…

