Abdullah Ayan
Köşe Yazarı
Abdullah Ayan
 

Enerji Koridorları ve Küresel Ticaretin Şah Damarları Boğazlar…-1-

Prusyalı düşünür Karl von Clausewitz, savaşları, ön görülemezlikleri ve sürekli değişen dinamikleri, renkleri itibariyle “bukalemuna” benzetir. Ona göre savaşı siz başlatsanız da atılan ilk kurşundan sonra siz süreci değil süreç sizi yönetmeye başlar… Her savaşın kendisine özgü yapısı, koşulları vardır… Saha koşulları, siyasi ve askeri liderlerin karar alma mekanizmalarından çok daha hızlı işler. Unutulmaz İngiltere Başbakanı Winston Churchill de bu gerçeği çarpıcı ifadeyle tanımlar: “Savaş başladığında devlet adamları ve siyasetçiler lider olmaktan çıkar, savaşın ürettiği ve çoğu zaman öngörülemeyen olayların esiri haline gelirler.” Tarih, bu acı tespiti doğrulayan ve evdeki hesabı çarşıya uymayan liderlerin hüsranları, enkazlarıyla doludur. 1914’te Almanya, Birinci Dünya Savaşı’nın çok kısa süreceğini ve Paris’in bir hafta içinde düşeceğini hesaplamıştı. O kadar ki, Temmuz ayında başlayan çatışmalara sonradan takviye olarak gönderilen askerler bindirildikleri vagonları ‘Noel’de buluşalım’ mesajlarıyla donatmışlardı… Sonuç? Dört yıldan uzun süren bir kâbus… 2,1 milyon Alman askerinin kaybı ve Versay Antlaşması’nın ülkeyi yıkıma götüren ağır şartları... Aynı yanılgı 1905’te Çarlık Rusyası’ nda da hâkimdi; Çar II. Nikolay, sıcak denizlere doğuya doğru zahmetsizce ilerleyerek ulaşacağını ön görmüştü.   Ancak Japonya karşısında alınan ağır ve aşağılayıcı deniz yenilgisi, rejimin meşruiyetini bitirdi ve 1917 Bolşevik Devrimi’ne giden taşları döşedi. Aynı trajik son ikinci dünya savaşında bu kez Japonya’ yı bekliyordu… Rusya’ ya diz çöktüren körleştirici özgüven, bu kez Japonya’yı esir almıştı.. 1941’de bölgesel nüfuzunu genişletmek için hiçbir stratejik hesaba dayanmayan biçimde Pearl Harbor’a saldırarak, ABD’yi savaşa çekmiş kendi ülkesinde nükleer bir felaketin önünü açmıştı… Savaşların kontrol edilemez "bukalemun" doğasının ve liderleri esir alan mekanizmasının en somut, en yakın son laboratuvarı Suriye… 2011'de başlayan iç çatışmalar, dışarıdan bakıldığında bir rejim değişikliği hatta yıllardır beklenen demokrasi hamlesi gibi görünse de, perde arkasında devasa bir "Doğalgaz Savaşı" yatıyordu… 2015 yılının sonlarında kaleme aldığım üç makaleden oluşan analizlerde bu kördüğümün şifrelerini net bir şekilde ortaya koymaya çalışmış, Suriye’ de başlayan halk hareketinin iç savaşa evrilmesinde, iç dinamikler yanında, küresel enerji hesaplarının oynadığı role dikkat çekmiştim… “Doğalgaz Savaşları ve Türkiye ile Rusya-Katar Doğalgaz Kavgasının Arenası Suriye”* başlıklı makalelerde, patlak veren iç savaşın aslında küresel bir hegemonya çatışması olduğunu, farklı cephelerin hesapları üzerinden anlatmaya çalışmıştım… Bir tarafta dünyanın en büyük gaz sahalarına sahip Katar’ ın, çıkaracağı gazı Suudi Arabistan, Ürdün ve Suriye üzerinden Türkiye’ye, oradan da Avrupa’ya ulaştırmayı hedefleyen Katar-Türkiye-Avrupa Boru Hattı Projesi, Diğer tarafta projeye alternatif, Rusya’nın Avrupa’ da kurduğu gaz tekelini korumak adına var gücüyle desteklediği ve onun yanında kendisine yakın İran rejimini ayakta tutacak doğalgaz ve petrolü Irak üzerinden Suriye kıyılarına oradan da Akdeniz'e indirmeyi amaçlayan "İslami Boru Hattı" projelerinin hayata geçirilmesini amaçlayan stratejik hamleler… Rusya hegemonyası altındaki Şam yönetiminin 2009' da Katar'ın projesini reddedip İran ile masaya oturması, Suriye’yi küresel güçlerin enerji koridoru savaşı arenasına çevirdi. O tarihlerde, Katar Doğalgazı Üzerinden Suriye İç Savaşı analizlerinde örneklerle yer verdiğim gibi kâğıt üzerindeki hesaplar tutmadı ve savaş kendi öngörülemez yasasını yürüterek tüm bölgenin enkaza dönmesine yol açtı… 15 yıl süren iç savaş boyunca Ne Esad kısa sürede devrilebildi, ne Rusya Akdeniz'deki üslerini riske atmaktan kaçındı, ne de Katar gazı o gün hedeflenen boru hattı güzergâhı üzerinden Avrupa'ya ulaşabildi. Kılçıksız Zaferler umarak savaşa kalkışanların son yüz yıllık hüsranları bugün de sürüyor… Örneğin Rusya Devlet Başkanı Putin, 2022’de Ukrayna’ya saldırırken savaş tabirini asla telaffuz etmeden “özel askeri operasyonu” adını verdiği harekatla Rus kamuoyunu, başlatılan sınırlı operasyonun birkaç gün içinde sonuçlanacağını, Ukrayna halkının da desteğiyle Kiev’ in düşeceğini ve "kılçıksız bir zaferin’ avuçlarında olduğunu anlatıyordu… .Ancak sahadaki gerçek, Kremlin’in planlarının tersini ortaya koydu Bugün gelinen noktada Putin, sadece askeri kapasitesini, alt yapısını eritip 1 milyona yakın askerini ölü veya yaralı olarak kaybetmekle kalmadı; Moskova’daki kendi koltuğunu ve siyasi geleceğini bile riske atmış durumda. Savaş uzadıkça Rusya, geleneksel nüfuz alanı olarak gördüğü yakın çevresindeki (örneğin Suriye ve hatta Kafkas ülkeleri üzerindeki) etkisini kaybetti ve küresel güç dinamizmini yitirerek Çin’in gerisinde bölgesel bir güç haline geldi.. Uzmanlara göre Rusya, 2,5 trilyon dolarlık devasa ekonomik kayıp faturayla karşı karşıya bugün…. Benzer bir tablo Orta Doğu'da da çıkıyor karşımıza. İsrail, 1982’de Lübnan’ı işgal ederek Filistin Kurtuluş Örgütü’nü tasfiye etmeyi planlıyordu; ancak işgal, İsrail açısından çok daha dişli Hizbullah’ın yükselişini tetikledi. İran ise “cephelerin birliği” stratejisiyle bölgesel vekil ağları kurup İsrail’i çevrelemeye çalışırken, 7 Ekim 2023’te patlak veren Gazze savaşı bölgeyi bambaşka evreye sürükledi… 2026 Şubat sonu, ABD ve İsrail, İran’ın nükleer programını sınırlamak ve bölgesel güç dengelerini altüst etmek amacıyla hızlı bir hava operasyonu planladığında, savaşın o öngörülemeyen bukalemun yüzü yeniden belirdi: Netanyahu’ nun başını çektiği İsrail yönetimi, zaten ekonomik sorunlar nedeniyle sokağa dökülmüş İran halkının başlatılacak hava saldırıları ve suikastlarla zayıflatılacak rejimi al aşağı edeceğini hesaplamış ve bu plana ABD başkanı Trump’ ı da inandırmıştı…   Başlatılan saldırılar İran’ daki rejimi zayıflatmak şöyle dursun, halkın kenetlenmesine ve çok daha radikal ‘Devrim Muhafızlarının’ tümüyle yönetime hâkim olmasıyla sonuçlandı… Parçalanması beklenen İran, satranç hamlesinde dünyayı sarsan "ekonomik atom bombası” kadar etkileri olacak Hürmüz Boğazı’nı masaya  sürdü.. Hürmüz’ ün bugüne kadar hesaplanmayan, öngörülmeyen gücü ve etkisi; dünya ekonomilerini yeni bir gerçeklikle karşı karşıya bırakmış bulunuyor… Artık küresel ekonomilerin can damarları olan tedarik zincirlerinin kaderi; stratejik öneme sahip birkaç Boğaz ve Kanala bağlı olduğu ortaya çıktı… Koparılmayacak bağlarla entegre hale gelmiş, Dünya ticaretinin ve enerji akışının ana damarlarını oluşturan birkaç kritik arter, onları kontrol eden ülkelere muazzam bir jeopolitik kaldıraç sunduğu gerçeği Hürmüz’ ün oynamakta olduğu rolle perçinlendi. O unutulmaz deyimle ‘Hürmüz’ den sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak… Katar’ın sıvılaştırılmış doğalgazı ve tüm körfez ülkelerinin petrolünü de kapsayan dünya petrol sevkiyatının beşte biri, tarımsal üretimin en önemli girdisi olan gübrenin ham maddesi bakımından Hürmüz’ ün tek çıkış kapısı olduğu ve Körfez’ e erişimin bu boğaz dışında başka bir alternatifi olmadığı gerçeğiyle karşı karşıya kaldı tüm dünya… Hürmüz’ ün ‘silah olarak savaşları dönüştürme gücünün diğer stratejik deniz geçitlerine olası etkileri başka bir makale konusu olsun… * https://abdullahayan.wordpress.com/2015/12/16/rusya-katar-dogalgaz-kavgasinin-arenasi-suriye/  https://abdullahayan.wordpress.com/2015/12/16/katar-dogalgazi-uzerinden-suriye-ic-savasi-2/  
Ekleme Tarihi: 29 Haziran 2026 -Pazartesi

Enerji Koridorları ve Küresel Ticaretin Şah Damarları Boğazlar…-1-

Prusyalı düşünür Karl von Clausewitz, savaşları, ön görülemezlikleri ve sürekli değişen dinamikleri, renkleri itibariyle “bukalemuna” benzetir.

Ona göre savaşı siz başlatsanız da atılan ilk kurşundan sonra siz süreci değil süreç sizi yönetmeye başlar…

Her savaşın kendisine özgü yapısı, koşulları vardır…

Saha koşulları, siyasi ve askeri liderlerin karar alma mekanizmalarından çok daha hızlı işler. Unutulmaz İngiltere Başbakanı Winston Churchill de bu gerçeği çarpıcı ifadeyle tanımlar:

“Savaş başladığında devlet adamları ve siyasetçiler lider olmaktan çıkar, savaşın ürettiği ve çoğu zaman öngörülemeyen olayların esiri haline gelirler.”

Tarih, bu acı tespiti doğrulayan ve evdeki hesabı çarşıya uymayan liderlerin hüsranları, enkazlarıyla doludur. 1914’te Almanya, Birinci Dünya Savaşı’nın çok kısa süreceğini ve Paris’in bir hafta içinde düşeceğini hesaplamıştı.

O kadar ki, Temmuz ayında başlayan çatışmalara sonradan takviye olarak gönderilen askerler bindirildikleri vagonları ‘Noel’de buluşalım’ mesajlarıyla donatmışlardı…

Sonuç? Dört yıldan uzun süren bir kâbus…

2,1 milyon Alman askerinin kaybı ve Versay Antlaşması’nın ülkeyi yıkıma götüren ağır şartları...

Aynı yanılgı 1905’te Çarlık Rusyası’ nda da hâkimdi; Çar II. Nikolay, sıcak denizlere doğuya doğru zahmetsizce ilerleyerek ulaşacağını ön görmüştü.  

Ancak Japonya karşısında alınan ağır ve aşağılayıcı deniz yenilgisi, rejimin meşruiyetini bitirdi ve 1917 Bolşevik Devrimi’ne giden taşları döşedi.

Aynı trajik son ikinci dünya savaşında bu kez Japonya’ yı bekliyordu…

Rusya’ ya diz çöktüren körleştirici özgüven, bu kez Japonya’yı esir almıştı..

1941’de bölgesel nüfuzunu genişletmek için hiçbir stratejik hesaba dayanmayan biçimde Pearl Harbor’a saldırarak, ABD’yi savaşa çekmiş kendi ülkesinde nükleer bir felaketin önünü açmıştı…

Savaşların kontrol edilemez "bukalemun" doğasının ve liderleri esir alan mekanizmasının en somut, en yakın son laboratuvarı Suriye…

2011'de başlayan iç çatışmalar, dışarıdan bakıldığında bir rejim değişikliği hatta yıllardır beklenen demokrasi hamlesi gibi görünse de, perde arkasında devasa bir "Doğalgaz Savaşı" yatıyordu…

2015 yılının sonlarında kaleme aldığım üç makaleden oluşan analizlerde bu kördüğümün şifrelerini net bir şekilde ortaya koymaya çalışmış, Suriye’ de başlayan halk hareketinin iç savaşa evrilmesinde, iç dinamikler yanında, küresel enerji hesaplarının oynadığı role dikkat çekmiştim…

“Doğalgaz Savaşları ve Türkiye ile Rusya-Katar Doğalgaz Kavgasının Arenası Suriye”* başlıklı makalelerde, patlak veren iç savaşın aslında küresel bir hegemonya çatışması olduğunu, farklı cephelerin hesapları üzerinden anlatmaya çalışmıştım…

Bir tarafta dünyanın en büyük gaz sahalarına sahip Katar’ ın, çıkaracağı gazı Suudi Arabistan, Ürdün ve Suriye üzerinden Türkiye’ye, oradan da Avrupa’ya ulaştırmayı hedefleyen Katar-Türkiye-Avrupa Boru Hattı Projesi,

Diğer tarafta projeye alternatif, Rusya’nın Avrupa’ da kurduğu gaz tekelini korumak adına var gücüyle desteklediği ve onun yanında kendisine yakın İran rejimini ayakta tutacak doğalgaz ve petrolü Irak üzerinden Suriye kıyılarına oradan da Akdeniz'e indirmeyi amaçlayan "İslami Boru Hattı" projelerinin hayata geçirilmesini amaçlayan stratejik hamleler…

Rusya hegemonyası altındaki Şam yönetiminin 2009' da Katar'ın projesini reddedip İran ile masaya oturması, Suriye’yi küresel güçlerin enerji koridoru savaşı arenasına çevirdi.

O tarihlerde, Katar Doğalgazı Üzerinden Suriye İç Savaşı analizlerinde örneklerle yer verdiğim gibi kâğıt üzerindeki hesaplar tutmadı ve savaş kendi öngörülemez yasasını yürüterek tüm bölgenin enkaza dönmesine yol açtı…

15 yıl süren iç savaş boyunca Ne Esad kısa sürede devrilebildi, ne Rusya Akdeniz'deki üslerini riske atmaktan kaçındı, ne de Katar gazı o gün hedeflenen boru hattı güzergâhı üzerinden Avrupa'ya ulaşabildi.

Kılçıksız Zaferler umarak savaşa kalkışanların son yüz yıllık hüsranları bugün de sürüyor…

Örneğin Rusya Devlet Başkanı Putin, 2022’de Ukrayna’ya saldırırken savaş tabirini asla telaffuz etmeden “özel askeri operasyonu” adını verdiği harekatla Rus kamuoyunu, başlatılan sınırlı operasyonun birkaç gün içinde sonuçlanacağını, Ukrayna halkının da desteğiyle Kiev’ in düşeceğini ve "kılçıksız bir zaferin’ avuçlarında olduğunu anlatıyordu…

.Ancak sahadaki gerçek, Kremlin’in planlarının tersini ortaya koydu

Bugün gelinen noktada Putin, sadece askeri kapasitesini, alt yapısını eritip 1 milyona yakın askerini ölü veya yaralı olarak kaybetmekle kalmadı; Moskova’daki kendi koltuğunu ve siyasi geleceğini bile riske atmış durumda. Savaş uzadıkça Rusya, geleneksel nüfuz alanı olarak gördüğü yakın çevresindeki (örneğin Suriye ve hatta Kafkas ülkeleri üzerindeki) etkisini kaybetti ve küresel güç dinamizmini yitirerek Çin’in gerisinde bölgesel bir güç haline geldi..

Uzmanlara göre Rusya, 2,5 trilyon dolarlık devasa ekonomik kayıp faturayla karşı karşıya bugün….

Benzer bir tablo Orta Doğu'da da çıkıyor karşımıza. İsrail, 1982’de Lübnan’ı işgal ederek Filistin Kurtuluş Örgütü’nü tasfiye etmeyi planlıyordu; ancak işgal, İsrail açısından çok daha dişli Hizbullah’ın yükselişini tetikledi.

İran ise “cephelerin birliği” stratejisiyle bölgesel vekil ağları kurup İsrail’i çevrelemeye çalışırken, 7 Ekim 2023’te patlak veren Gazze savaşı bölgeyi bambaşka evreye sürükledi…

2026 Şubat sonu, ABD ve İsrail, İran’ın nükleer programını sınırlamak ve bölgesel güç dengelerini altüst etmek amacıyla hızlı bir hava operasyonu planladığında, savaşın o öngörülemeyen bukalemun yüzü yeniden belirdi:

Netanyahu’ nun başını çektiği İsrail yönetimi, zaten ekonomik sorunlar nedeniyle sokağa dökülmüş İran halkının başlatılacak hava saldırıları ve suikastlarla zayıflatılacak rejimi al aşağı edeceğini hesaplamış ve bu plana ABD başkanı Trump’ ı da inandırmıştı…  

Başlatılan saldırılar İran’ daki rejimi zayıflatmak şöyle dursun, halkın kenetlenmesine ve çok daha radikal ‘Devrim Muhafızlarının’ tümüyle yönetime hâkim olmasıyla sonuçlandı…

Parçalanması beklenen İran, satranç hamlesinde dünyayı sarsan "ekonomik atom bombası” kadar etkileri olacak Hürmüz Boğazı’nı masaya  sürdü..

Hürmüz’ ün bugüne kadar hesaplanmayan, öngörülmeyen gücü ve etkisi; dünya ekonomilerini yeni bir gerçeklikle karşı karşıya bırakmış bulunuyor…

Artık küresel ekonomilerin can damarları olan tedarik zincirlerinin kaderi; stratejik öneme sahip birkaç Boğaz ve Kanala bağlı olduğu ortaya çıktı…

Koparılmayacak bağlarla entegre hale gelmiş, Dünya ticaretinin ve enerji akışının ana damarlarını oluşturan birkaç kritik arter, onları kontrol eden ülkelere muazzam bir jeopolitik kaldıraç sunduğu gerçeği Hürmüz’ ün oynamakta olduğu rolle perçinlendi.

O unutulmaz deyimle ‘Hürmüz’ den sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak…

Katar’ın sıvılaştırılmış doğalgazı ve tüm körfez ülkelerinin petrolünü de kapsayan dünya petrol sevkiyatının beşte biri, tarımsal üretimin en önemli girdisi olan gübrenin ham maddesi bakımından Hürmüz’ ün tek çıkış kapısı olduğu ve Körfez’ e erişimin bu boğaz dışında başka bir alternatifi olmadığı gerçeğiyle karşı karşıya kaldı tüm dünya…

Hürmüz’ ün ‘silah olarak savaşları dönüştürme gücünün diğer stratejik deniz geçitlerine olası etkileri başka bir makale konusu olsun…

* https://abdullahayan.wordpress.com/2015/12/16/rusya-katar-dogalgaz-kavgasinin-arenasi-suriye/

 https://abdullahayan.wordpress.com/2015/12/16/katar-dogalgazi-uzerinden-suriye-ic-savasi-2/

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve inovatifhaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.