Bekir Zorba
Köşe Yazarı
Bekir Zorba
 

Bayramdan Bayrama…

       Bayramlar birçok açıdan önemlidir. Özgün anlamları yanında, birer zaman eşikleridir. Geçmişten örnekler verildiğinde, yaşanmışlıklar anlatıldığında “bayram öncesiydi, sonrasıydı ya da geçmiş bayramda” gibi hatırlatmalar yapılır. Yılların birikimi birtakım alışkanlıklar; bayramlar gözetilerek terkedilmek istenir veya yeni edinimler için yeni kararlar alınır. Özellikle dini bayramlarda, muhasebe defteri kendiliğinden açılır, iç hesaplaşmalar çoğalır, duygu yoğunlukları üst seviyelere çıkar. Daha duygusal, duyarlı olunur.            Fakat öznesi insan olan konularda, yargılara varmak ve kesin sonuçlara ulaşmak her zaman kolay değildir. Hayatı anlamlandıran insan, aynı anda hayatı zehir etme potansiyelini de barındırır. İnsan dendiğinde; orada biraz durmak gerekir. Ezberinizde olanları terketmek, sürprizlere, oldu-bitti’lere, beklenmeyenlere her an hazırlıklı olmanız gerekir, insan dendiğinde…            İşte bu bayramda, güncel siyasetin sığlıklarından kurtulup, ideolojik bakış açılarının ardına sığınmadan, insana dair bazı düşünceleri paylaşmak istiyorum:           İnsan olmanın bedeli de yükü de ağırdır. Tüm anlamlar “farkına varmakla” birlikte yürür. Farkına varmak, bilinç haline ulaşmaktır. Yani yaşama uyanmak, kavramak, anlamak, anlam yüklemektir. Farkındalık aynı zamanda sorumlulukları da beraberinde getirir. Yaşamak sorumluluktur. Yaşamın bilincine ermektir, farkında olmaktır.             Umursamazlık, kayıtsızlık hayatı daha kolay algılamayı ya da sürdürmeyi getirir gibi görünse de yanılırız. Bizi diğer insanlardan ayıran belirleyici bir özelliğimiz olmalı. İnsan ya güzel konuşmalı ya güzel şarkı söylemeli, güzel resim yapmalı ya da bir müzik aleti çalmalı. Güzel yazı ya da güzel şiir yazmalı. En azından bunlardan birini yapmaya çaba göstermeli, emek vermeli. Beyin gücümüz yetersiz ise fizik gücümüz öne çıkmalı. Spor dallarından biri ile uğraşabilmemiz; fark yaratan bir özelliğimiz olmalı, kendi yeteneklerimizi keşfedebilmeliyiz. Yaşama renk katan insanlar bu tür özelliği olan insanlardır.             Nesneye sahip olmak yerine, gerektiğinde ondan vazgeçmesini bilmekle büyüyor içimizdeki insan. Nesneye sahip olduğu oranda değil, biriktirdiklerinden vazgeçebildiği oranda artıyor insan yanımız. Geçici olanı değil, kalıcı olanı biriktirmeli insan. Bedenin tüm isteklerine uymak, vazgeçmeyi bilememek, yorar mutsuz kılar insanı.             Hayatla barışmak, sıkça duymaya başladığımız bir söylemdir. Hayata boş vermek, umursamazlık ve sorumluluklardan kaçıştır. Dengeyi bulmaya çalışırız çoğu zaman. Ciddiyetle, gevşeklik arasında gelgitler yaşarız.             Her zaman dik durmak mümkün olmasa bile, düşmeyi bildiğimiz gibi kalkmayı da biliriz. Farkındaysak eğer olup bitenlerin. Ne yummalıyız gözümüzü ne de büyütmeliyiz olup bitenleri…             İnsan ne yapıp edip kendi gerçeğini yakalamalı. Toplumda kendi becerisi, kendi kimliği ile yer almalı. Hiç kimsenin geçmişten gelen bir artısı olmamalı, her zaman sevdiği işi yapmalı insan. Çünkü mutluluğa giden yol bunda yatar. Sevmediği şeyi yapan insan, sıkılır, yorulur. Bu da sonuçta başarısızlığı getirir. İnsanların beni ayıplar düşüncesinden artık arınmalıyız. Bu çemberi kırmalı insanoğlu. Yasal ve ahlaki çerçevede kaldığı sürece istediği her işi yapabilmeli.             Haydi o zaman, hiç değilse bu özel günlerde sorgulama zamanıdır. Kimim, neyim, ne için yaşıyorum demenin. Kendisi ile barış imzalamayanın, yaşadığı toplumda, dünya ile ya da günlük ilişkilerinde ne denli başarılı olduğu kuşkusu doğurur. Kendisini ve hayatı didik didik etmek, rahatı bozmak gibi olsa da gerçekten huzur kaçırsa da bu bilince ermeyi öğrenmeliyiz.             Gerçekler ile sanıları iyi ayırt etmeliyiz. Beklentilerimiz sürerken… Hayal kırıklıkları yaşamayı, hesaba katabilmeliyiz. Korkularımızı yaşarken… Gerektiğinde korkularımızla yüzleşebilmeliyiz.             Var olmak ve var oluş insanın en temel sorunlarından biridir. Var oluşumuza bir anlam yüklemek, ya da anlamı olup olmadığını belirlemek bize kalmış, önemli ve hayati bir çabadır. Aslında kişiye özeldir. Dünyaya gelmiş olmak hediyelerin en güzeli ve ayrıcalıklı bir haldir. Önemli olan bu eşsiz ve ayrıcalıklı hali farkındalık geliştirerek, devinim içerisinde sonlandırabilmektir.
Ekleme Tarihi: 23 Eylül 2015 - Çarşamba

Bayramdan Bayrama…

       Bayramlar birçok açıdan önemlidir. Özgün anlamları yanında, birer zaman eşikleridir. Geçmişten örnekler verildiğinde, yaşanmışlıklar anlatıldığında “bayram öncesiydi, sonrasıydı ya da geçmiş bayramda” gibi hatırlatmalar yapılır. Yılların birikimi birtakım alışkanlıklar; bayramlar gözetilerek terkedilmek istenir veya yeni edinimler için yeni kararlar alınır. Özellikle dini bayramlarda, muhasebe defteri kendiliğinden açılır, iç hesaplaşmalar çoğalır, duygu yoğunlukları üst seviyelere çıkar. Daha duygusal, duyarlı olunur.

           Fakat öznesi insan olan konularda, yargılara varmak ve kesin sonuçlara ulaşmak her zaman kolay değildir. Hayatı anlamlandıran insan, aynı anda hayatı zehir etme potansiyelini de barındırır. İnsan dendiğinde; orada biraz durmak gerekir. Ezberinizde olanları terketmek, sürprizlere, oldu-bitti’lere, beklenmeyenlere her an hazırlıklı olmanız gerekir, insan dendiğinde…

           İşte bu bayramda, güncel siyasetin sığlıklarından kurtulup, ideolojik bakış açılarının ardına sığınmadan, insana dair bazı düşünceleri paylaşmak istiyorum:          

İnsan olmanın bedeli de yükü de ağırdır. Tüm anlamlar “farkına varmakla” birlikte yürür. Farkına varmak, bilinç haline ulaşmaktır. Yani yaşama uyanmak, kavramak, anlamak, anlam yüklemektir. Farkındalık aynı zamanda sorumlulukları da beraberinde getirir. Yaşamak sorumluluktur. Yaşamın bilincine ermektir, farkında olmaktır.

            Umursamazlık, kayıtsızlık hayatı daha kolay algılamayı ya da sürdürmeyi getirir gibi görünse de yanılırız. Bizi diğer insanlardan ayıran belirleyici bir özelliğimiz olmalı. İnsan ya güzel konuşmalı ya güzel şarkı söylemeli, güzel resim yapmalı ya da bir müzik aleti çalmalı. Güzel yazı ya da güzel şiir yazmalı. En azından bunlardan birini yapmaya çaba göstermeli, emek vermeli. Beyin gücümüz yetersiz ise fizik gücümüz öne çıkmalı. Spor dallarından biri ile uğraşabilmemiz; fark yaratan bir özelliğimiz olmalı, kendi yeteneklerimizi keşfedebilmeliyiz. Yaşama renk katan insanlar bu tür özelliği olan insanlardır.

            Nesneye sahip olmak yerine, gerektiğinde ondan vazgeçmesini bilmekle büyüyor içimizdeki insan. Nesneye sahip olduğu oranda değil, biriktirdiklerinden vazgeçebildiği oranda artıyor insan yanımız. Geçici olanı değil, kalıcı olanı biriktirmeli insan. Bedenin tüm isteklerine uymak, vazgeçmeyi bilememek, yorar mutsuz kılar insanı.

            Hayatla barışmak, sıkça duymaya başladığımız bir söylemdir. Hayata boş vermek, umursamazlık ve sorumluluklardan kaçıştır. Dengeyi bulmaya çalışırız çoğu zaman. Ciddiyetle, gevşeklik arasında gelgitler yaşarız.

            Her zaman dik durmak mümkün olmasa bile, düşmeyi bildiğimiz gibi kalkmayı da biliriz. Farkındaysak eğer olup bitenlerin. Ne yummalıyız gözümüzü ne de büyütmeliyiz olup bitenleri…

            İnsan ne yapıp edip kendi gerçeğini yakalamalı. Toplumda kendi becerisi, kendi kimliği ile yer almalı. Hiç kimsenin geçmişten gelen bir artısı olmamalı, her zaman sevdiği işi yapmalı insan. Çünkü mutluluğa giden yol bunda yatar. Sevmediği şeyi yapan insan, sıkılır, yorulur. Bu da sonuçta başarısızlığı getirir. İnsanların beni ayıplar düşüncesinden artık arınmalıyız. Bu çemberi kırmalı insanoğlu. Yasal ve ahlaki çerçevede kaldığı sürece istediği her işi yapabilmeli.

            Haydi o zaman, hiç değilse bu özel günlerde sorgulama zamanıdır. Kimim, neyim, ne için yaşıyorum demenin. Kendisi ile barış imzalamayanın, yaşadığı toplumda, dünya ile ya da günlük ilişkilerinde ne denli başarılı olduğu kuşkusu doğurur. Kendisini ve hayatı didik didik etmek, rahatı bozmak gibi olsa da gerçekten huzur kaçırsa da bu bilince ermeyi öğrenmeliyiz.

            Gerçekler ile sanıları iyi ayırt etmeliyiz. Beklentilerimiz sürerken… Hayal kırıklıkları yaşamayı, hesaba katabilmeliyiz. Korkularımızı yaşarken… Gerektiğinde korkularımızla yüzleşebilmeliyiz.

            Var olmak ve var oluş insanın en temel sorunlarından biridir. Var oluşumuza bir anlam yüklemek, ya da anlamı olup olmadığını belirlemek bize kalmış, önemli ve hayati bir çabadır. Aslında kişiye özeldir. Dünyaya gelmiş olmak hediyelerin en güzeli ve ayrıcalıklı bir haldir. Önemli olan bu eşsiz ve ayrıcalıklı hali farkındalık geliştirerek, devinim içerisinde sonlandırabilmektir.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve inovatifhaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.