Pakistan Çin’ in küresel boyutta kutsal müttefiki mi, Truva atı mı?..
Pakistan Çin’ in küresel boyutta kutsal müttefiki mi, Truva atı mı?..
Pakistan, 1980’ lerdeki Türkiye’ nin Mersin’de hayata geçirdiği lojistik avantaj deneyiminden farklı olarak 21. yüzyıl dijital ve jeopolitik kodlarla güncellenmiş yeni bir modeli sürüyor dünya sahnesine..
Pakistan, 1980’ lerdeki Türkiye’ nin Mersin’de hayata geçirdiği lojistik avantaj deneyiminden farklı olarak 21. yüzyıl dijital ve jeopolitik kodlarla güncellenmiş yeni bir modeli sürüyor dünya sahnesine..
Küresel ve bölgesel çatışma dönemlerinde deniz ticareti hatlarının ve kritik boğazların (Hürmüz ve Malakka geçmişte Süveyş) askeri ablukalarla işlevsizleşmesi durumunda, "kara-deniz köprüsü" vazifesi gören üçüncü taraf ülkelerin lojistik ve diplomatik birer aktör olarak yükselir.
Küresel ticaret sisteminin omurgasını oluşturan deniz yolları, uluslararası kriz dönemlerinde askeri güçlerin ilk hedefi haline gelmektedir. Özellikle Hürmüz ve Malakka gibi dar geçiş noktaları (chokepoints), sert güç unsurlarının ablukaları karşısında küresel tedarik zincirlerinin en kırılgan halkalarını oluşturur.
Klasik jeopolitik teoriler deniz hâkimiyetine mutlak bir üstünlük atfetse de, küresel çatışma anlarında konvansiyonel rotaların dışına çıkma zorunluluğu, kara koridorlarını elinde tutan "bekçi" devletleri birer stratejik çekim merkezine dönüştürmektedir.
Büyük güçlerin deniz ablukalarını devreye soktukları dönemlerde, coğrafi avantajını Operasyonel bir koridora dönüştürebilen üçüncü taraf ülkelerin, geçici birer lojistik üs olmanın ötesine geçerek küresel düzenin gidişatını etkileyen vazgeçilmez aktörler haline geldiği yadsınamaz bir gerçek…
1979’ da patlak veren İran-Irak Savaşı döneminde Mersin’in üstlendiği rol ile bugün Pakistan'ın Gwadar limanı* ve kara hatları üzerinden Çin ile İran arasında köprü olma misyonunu getirileri itibariyle değerlendirmemiz gerektiğini düşünüyorum…
1980’li yıllardaki İran-Irak Savaşı sırasında Basra Körfezi'nin kapanmasıyla Mersin Limanı üzerinden transit kara yolu hattının İran i çin üstlendiği hayati "tedarik üssü" rolü ile 2026 baharında Hürmüz Boğazı'nda patlak veren krizde Pakistan’ın Çin- İran i çin üstlendiği lojistik "can simidi" arasında koşullar itibariyle farklılıklar yanında hayli benzerlikler de var..
İran-Irak Savaşı, özellikle "Tanker Savaşları" evresiyle Basra Körfezi’ndeki deniz trafiğini felç etmiş, İran limanlarının güvenliğini ortadan kaldırmıştı. Deniz yoluyla dış dünyaya erişimi büyük ölçüde kısıtlanan İran İslam Cumhuriyeti, hem sivil halkın temel ihtiyaçlarını karşılamak hem de stratejik ham madde akışını sürdürebilmek i çin acil bir alternatif arayışına girdi.
O dönem Türkiye’nin Akdeniz’e açılan kapısı Mersin Limanı, İran ve Irak i çin adeta bir "nefes borusu" işlevi gördü. Avrupa ve diğer küresel pazarlardan gelen mallar Akdeniz üzerinden Mersin Limanı’na indiriliyor, buradan devasa tır filolarıyla Doğu Anadolu (Mersin-Doğubayazıt-Gürbulak hattı) üzerinden kara yoluyla İran’a, Habur üzerinden de Irak’ a taşınıyordu…
Mersin, dönemin en büyük transit lojistik üslerinden biri haline gelirken, Türkiye’nin savaşan iki tarafla da faal diplomatik kanalları açık tutabilen dengeli ve tarafsız politikası, ülkeye hem ciddi bir ekonomik getiri hem de bölgesel bir arabuluculuk sermayesi kazandırdı. Mersin deneyimi, denizin tıkandığı yerde karanın can simidi olduğunu kanıtlayan dünyadaki ilk büyük modern örneklerden biri olarak öne çıktı…
1980'lerdeki Mersin senaryosunun bugün çok daha küresel bir ölçekte Pakistan coğrafyasında tekerrür ediyor…
28 Şubat 2026'da ABD ve İsrail’in İran’ın nükleer ve füze programına yönelik koordineli saldırıları, Hürmüz Boğazı’nın mayınlanmasına ve bölgedeki gemi trafiğinin %95 oranında durmasına yol açarken 13 Nisan 2026'da ABD’nin başlattığı deniz ablukası, İran'ı hem içeriden boğan hem de dışarıyı kilitleyen çifte bir abluka kıskacına dönüştü.
Krizden en büyük darbeyi, ham petrol ithalatının yarısını Ortadoğu’dan karşılayan Çin Halk Cumhuriyeti’ nin alması kaçınılmazdı, ilk etapta öyle oldu.
Savaş, Çin'in indirimli enerji damarını bir gecede koparırken, olası bir krizde Amerikan donanmasının Malakka Boğazı’nı da kapatabileceği yönündeki kronik "Malakka Dilemması"nı somut bir gerçekliğe dönüştürdü.
Tam bu noktada Pakistan çıktı sahneye, Çin i çin sadece borçlu bir devlet olmanın ötesine taşan yeni misyonla, hayati bir enerji ve lojistik sigortası haline geldi.
Basra Körfezi'nden çıkan petrolün Gwadar Limanı üzerinden karaya indirilerek Karakurum dağları aşılıp Kaşgar’a taşınması, deniz rotasını 12 bin kilometreden 3 bin kilometreye, 40 günlük ikmal süresini ise 7 güne indiren hayali bile akıl sınırlarını zorlayan bir proje…
Kaşgar - Gwadar arasında planlanan günlük 1 milyon varil kapasiteli ham petrol boru hattının devreye girmesi, Çin’i tüm deniz ablukalarından tamamen bağımsız kılacak hayal ötesi bir projenin hayata geçmesi demek…
Pakistan’ ın yüklendiği misyon Çin yanında yaşamsal anlamı itibariyle İran i çin çok daha anlamlı…
Pakistan, 25 Nisan 2026'da "Transit Mal Geçiş Kararnamesi" ni yürürlüğe koyarak, Gwadar ve Karaçi'den İran sınırına uzanan 6 kara güzergahını açarak limanlarda mahsur kalan binlerce konteyner i çin deniz ablukasını bypass eden karma bir kara-deniz sistemi kurdu.
Pakistan bu adımla, tıpkı geçmişte Mersin’in yaptığı gibi, kuşatılmış Tahran’a ekonomik bir çıkış supabı sağlamış oldu…
Mersin ve Pakistan (Gwadar) hattı karşılaştırıldığında, jeopolitik mekanizmanın aynı prensiple çalıştığı görülür:
Deniz yolu taşımacılığının imkânsızlaştığı noktada, yük limanlarda (Mersin ve Gwadar/Karaçi) karaya indirilmekte ve güvenli hinterland üzerinden karayoluyla hedef ülkeye ulaştırılmaktadır.
1980'lerde Mersin Özal’ ın denge politikaları sayesinde savaşan İran ve Irak’ ı başta ilaç ve gıda olmak üzere ayakta tutarken; 2026'da Pakistan hem ambargolu İran’a lojistik nefes aldırmakta hem de dünyanın en büyük üretim gücü olan Çin’in enerji güvenliğini üstlenmektedir.
Tıpkı Türkiye’nin Özal dönemine özgü tarafsız arabuluculuk konumu gibi, Pakistan da bugün Washington, Tahran, Riyad ve Pekin ile aynı anda konuşabilen nadir aktörlerden biri. "İslamabad Görüşmeleri" ile tarafları masaya oturtan Pakistan, parçalanmış bir dünyada herkesle müzakere edebilmenin getirdiği muazzam bir diplomatik sermayeyi de bir anda önünde buldu…
Pakistan açısından en kritik kırılma noktalarından biri, bu yeni iş birliğinin sadece yollar ve limanlardan ibaret olmayacağına ilişkin gelişmeler…
Pakistan Başbakanı Şehbaz Şerif, 23 Mayıs günü resmi davetli olduğu Çin ziyaretini Pekin’ den önce, son yıllarda yapay zeka, robotlar, derin merkezli teknolojilerle öne çıkan Hangzhou şehriyle başlatmayı tercih etti…
Şerif yanına Bilgi Teknolojileri Bakanı Şaza Fatıma Hoca'yı almış, ‘ Pakistan yalnızca Çin malları i çin bir kara transit güzergahı olmayı değil, Çin'in dijital ve teknoloji ekosistemine asli bir ortak olarak dahil olmayı da istiyor’ mesajıyla gelmişti Hangzhou’ ya…
Hangzhou bir dönem Alibaba'nın merkezi olarak tanınıyordu; bugün Çin'in öne çıkan derin teknoloji merkezi konumuna geldi.
Hangzhou, yapay zeka şirketi DeepSeek'in, ‘Çin'in Altı Küçük Ejderhası’ olarak anılan ve yapay zekadan robotik ile uzamsal bilişime kadar uzanan girişimlerin, dünyayı şaşırtan düşük maliyetli yapay zeka modellerinin ve Deep Robotics robot şirketlerinin de merkez üssü…
Özetlersek; Shenzhen Çin'in donanım başkentiyse Hangzhou da yazılım ve yapay zekânın başkenti ve Şerif Pekin’ den önce teknoloji başkentine gitmeyi tercih etti…
Batı pazarlarında teknolojik kısıtlamalarla karşılaşan Çin i çin 240 milyon nüfuslu Pakistan, artık transit güzergahı değil; Çin yapay zeka modellerinin ve dijital standartlarının konuşlandırıldığı bölgesel bir teknolojik sığınak olma arayışında…
Geçmişte Mersin'in üstlendiği ve geçici dalga olarak yükselip sönümlenen dönemsel ve konjonktürel lojistik konumun, bugün Pakistan-Çin hattında kurumsal, kalıcı ve dijital bir blok tasarımına dönüştüğünü göstermesi bakımından önemli…
1980’lerde Mersin’in konjonktürel olarak üstlendiği "kuşatılmış bir bölge coğrafyasının dış dünyaya açılan kapısı" olma rolü, 2026 dünyasında küresel bir enerji ve teknoloji savaşının tam merkezinde Pakistan (Gwadar) tarafından yeniden yaratılıyor.
Çin, muazzam ekonomik gücüne rağmen enerji koridorlarını sert güçle tek başına açık tutamadığını görürken Pakistan gibi bir "lojistik bekçiye" yaslanmak zorunda kaldığının farkında…
Çok kutuplu Yeni Dünya haritasında askeri üstünlüğün tek başına krizleri çözmeye yetmediği, Deniz yollarının tıkandığı küresel çatışma anlarında, kara köprülerinin ve geçiş kapılarının kulpunu elinde tutan devletlerin, bağımlı pozisyonlardan sıyrılarak küresel düzenin gidişatını belirleyen vazgeçilmez stratejik ortaklar seviyesine yükseldiği görülüyor.
Bu yönüyle Pakistan, 1980’ lerdeki Türkiye’ nin Mersin’de hayata geçirdiği lojistik avantaj deneyiminden farklı olarak 21. yüzyıl dijital ve jeopolitik kodlarla güncellenmiş yeni bir modeli sürüyor dünya sahnesine..
Keşke Türkiye ve özelde Mersin, geçmişteki deneyimlerden derslerle yenileyebilseydi refah getirecek stratejik gelişim planını…
*Sonraki makalede Gwadar Liman bölgesinin Çin stratejisi bakımından önemini ve yapılan yatırımlarla bugün yüklendiği misyonu ele alacağım…
Abdullah Ayan
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

