Abdullah Ayan
Köşe Yazarı
Abdullah Ayan
 

Dünya Ekonomik Forumu 2026 Raporu ışığında kısa ve orta vadeli küresel riskler…

Dünya Ekonomik Forumu'nun (WEF) Küresel Riskler Raporu 2026, iki kutuplu sistemin çöküşüyle geldiği sanılan ve Medeniyetlerin Sonu’ olarak tanımlanan kısa süreli dönemin yerini "Küresel Rekabet Çağı" olarak tanımlanabilecek, nereye doğru evrileceği şimdilik meçhul kritik bir sürecin eşiğinde olduğumuzu vurguluyor. Çok taraflı işbirliği mekanizmalarının zayıfladığı, korumacılığın ve jeopolitik rekabetin yükseldiği bu dönemde ekonomik araçlar giderek stratejik silah haline geliyor. Rapora göre belirsizlik, küresel risklerin en belirgin özelliği haline gelmiş durumda. 1.300'den fazla uzman ve liderin görüşlerine dayanan anket sonuçları, kısa vadede Jeoekonomik gerilimlerin, uzun vadede ise çevresel felaketlerin ön planda olduğunu gösteriyor. Küresel tablo ‘fırtınalı bir gelecek’ öngörüyor… Raporun en çarpıcı bulgularından biri, katılımcıları geleceğe dair kuşatan karamsarlık duygusu. Ankete katılan her iki kişiden biri (yüzde 50’ si)  önümüzdeki 2 yılı ‘türbülansların görüleceği dalgalı veya fırtınalı’ olarak öngörürken, bu oran 10 yıla yayılan perspektifte %57'ye yükseliyor.. Sakin bir dönemden geçeceğimizi bekleyenlerin oranı ise yüzde 1’ den ibaret… Uzmanların yüzde 68'i ise önümüzdeki 10 yılda çok kutuplu veya parçalanmış bir dünya düzeni öngörüyor… Küresel lider ve uzmanların kahir çoğunluğu kurallara dayalı uluslararası düzenin yıkılmaya yüz tuttuğunu bunun yerini bölgesel güçlerin hâkim olduğu bir rekabet ortamı alacağı görüşünde hem fikir… Bu karamsar tablo, işbirliğinin yerini konfrontasyonun (çatışma, rekabet) almasıyla açıklanabiliyor.. Güven erozyonu, şeffaflık kaybı ve hukuk devletinin zayıflamasının uluslararası ilişkileri, ticareti ve yatırımları tehdit etmesi ortadan kalkmak şöyle dursun daha da hızlanacak… Kısa Vadeli Riskler (2026 ve 2026-2028): Jeoekonomik Çatışmaların artmasıyla derinleşecek… 1300 katılımcının katıldığı ankette 2026 yılı için en olası küresel krizi tetikleyecek risk olarak jeoekonomik çatışma 2025’e göre 2 puan artışla yüzde 18’e yükseliyor ve birinci sırada yer alıyor.. Üstelik bu risk, 2 yıllık görünümde de 8 sıra birden sıçrayarak yine tüm riskler arasında listenin tepesine üstelik açık ara yerleşti… Jeoekonomik çatışma; devletlerin ekonomik araçları (yaptırımlar, gümrük tarifeleri, yatırım kontrolleri, ihracat kısıtlamaları, sübvansiyonlar, sermaye akışları sınırlamaları) jeopolitik amaçlarla "silah" olarak kullanması anlamına geliyor. Burada amaç, Trump’ ın ABD Başkanlık koltuğuna oturmasıyla iyice su yüzüne çıkan ve gittikçe hızlanan politik çizgiden anlaşılacağı üzere; rakip ülkeleri kısıtlamak, kendi kendine yeterliliği artırmak ve etki alanlarını korumak hatta Güney Amerika ülkelerine yönelik müdahalelerde görüleceği üzere genişletmek… Son bir yılda tanık olduğumuz gümrük savaşlarından da görüleceği gibi; ticaret engelleri ve korumacılık tarifeler; küresel ticareti daraltıyor, işletme maliyetlerini artırıyor. Sanayi çağından farklı olarak günümüzde Stratejik sektörler ve bu sektörlere dayalı öncelikler de değişmiş bulunuyor: Yapay zekâ, yarı iletken çipler, biyoteknoloji, kuantum teknolojileri ve nadir toprak elementleri üzerindeki ihracat kontrolleri mal akışını kesiyor, bilgi paylaşımlarını engelliyor… Tedarik zincirinde aksamalar ve kopukluklar sistemli kırılganlığı arttırıyor; lojistik avantajı bugüne kadar fırsata çeviren ihracat odaklı ekonomiler (örneğin Singapur, Hollanda, Malezya) bu riski ulusal tehdit olarak görüyor. Fiziksel altyapı tehditleri: Denizaltı kabloları, uydu ağları, enerji boru hatları ve limanlar siber/fiziksel saldırılara açık (Karadeniz’ de Ukrayna-Rusya çatışmasının yarattığı kaos); su yollarındaki engeller (örneğin Panama Kanalı kuraklığı) küresel lojistiği kalıcı değiştiriyor. Kaynak stoklaması ve fiyat patlamaları ise enerji, gıda, kritik mineral stoklanmasına yol açıyor; bu durum küresel piyasalarda fiyat artışlarını tetikliyor. Batı-Doğu bloklaşmasıyla ortaya çıkan küresel ayrışma maliyetleri yükseltiyor, tarafsız ülkeleri zor durumda bırakıyor. Aşırı hava olaylarıyla tetiklenen iklim değişikliği gerilimlerle birleşince darboğazlar derinleşiyor. Bu risk, küresel anlamda domino etkisi yaratarak zincirleme anlamda tüm ülkeleri sarsıyor… Ekonomik durgunluk, enflasyon, borç krizi (2025 sonu itibariyle küresel borç 251 trilyon doları buluyor ve bu tüm dünya ülkelerinin yarattığı GSYİH toplamının yüzde 235'i anlamına geliyor) varlık balonu patlaması ve toplumsal kutuplaşma gibi diğer tehditleri besliyor. Dünya Ekonomik Forumu (WEF) 2026 Global Risk raporunda en üstte yer alan risk Jeoekonomik çatışma riski yanında önümüzdeki dönemde yapay zeka etkisiyle daha sık tanık olacağımız ‘Yanlış bilgi ve dezenformasyon’ korkusu da önemli yer tutuyor… Kısa vadeli riskler arasında küresel durgunluk ve enflasyon en hızlı yükselen kategori olarak yer alırken 2036’ ya kadar yayılan 10 yıllık zaman diliminde Uzun Vadeli Riskler arasında çevresel tehditler ve bunun yansıması olarak görülecek aşırı hava olayları birinci sırada yer alıyor… Bunu biyolojik çeşitlilik kaybı ve ekosistem çöküşü (2. sıra) ve Dünya sistemlerinde kritik değişimler (3. sıra) izliyor… Yapay zekanın olumsuz sonuçları 1-2 yıllık kısa vadede 30. Luk gibi hayli düşük sıradayken 10 yılı kapsayan uzun vadede 5. sıraya sıçrıyor ve en büyük yükseliş olarak ortaya çıkıyor… Toplumsal sözleşmeyi zayıflatan ve diğer tehditleri körükleyen küresel eşitsizlik ve gelir dağılımındaki adaletsizlik uzun vadede dünyanın başını ağrıtacak en ciddi sorun ve risk olarak duruyor… Rapor tüm karamsar tabloya karşın, artan kutuplaşma ve ekonomik milliyetçiliğe karşı yeni dayanıklılık mekanizmaları geliştirmenin geleceği kurtaracak en ciddi adımlar olduğu görüşüyle umutlu bir pencere açmaya çalışıyor… Bunun yolu ise Dünya Ekonomik Forumu gibi oluşumlara, bir avuç azgının semirmesine yol açan besleyen muktedirlere karşı dünya halklarının ortaya koyacağı ortak tavır, geliştireceği evrensel nitelikte yeni mücadele yöntemi…  
Ekleme Tarihi: 19 Ocak 2026 -Pazartesi

Dünya Ekonomik Forumu 2026 Raporu ışığında kısa ve orta vadeli küresel riskler…

Dünya Ekonomik Forumu'nun (WEF) Küresel Riskler Raporu 2026, iki kutuplu sistemin çöküşüyle geldiği sanılan ve Medeniyetlerin Sonu’ olarak tanımlanan kısa süreli dönemin yerini "Küresel Rekabet Çağı" olarak tanımlanabilecek, nereye doğru evrileceği şimdilik meçhul kritik bir sürecin eşiğinde olduğumuzu vurguluyor.

Çok taraflı işbirliği mekanizmalarının zayıfladığı, korumacılığın ve jeopolitik rekabetin yükseldiği bu dönemde ekonomik araçlar giderek stratejik silah haline geliyor.

Rapora göre belirsizlik, küresel risklerin en belirgin özelliği haline gelmiş durumda.

1.300'den fazla uzman ve liderin görüşlerine dayanan anket sonuçları, kısa vadede Jeoekonomik gerilimlerin, uzun vadede ise çevresel felaketlerin ön planda olduğunu gösteriyor.

Küresel tablo ‘fırtınalı bir gelecek’ öngörüyor…

Raporun en çarpıcı bulgularından biri, katılımcıları geleceğe dair kuşatan karamsarlık duygusu.

Ankete katılan her iki kişiden biri (yüzde 50’ si)  önümüzdeki 2 yılı ‘türbülansların görüleceği dalgalı veya fırtınalı’ olarak öngörürken, bu oran 10 yıla yayılan perspektifte %57'ye yükseliyor..

Sakin bir dönemden geçeceğimizi bekleyenlerin oranı ise yüzde 1’ den ibaret…

Uzmanların yüzde 68'i ise önümüzdeki 10 yılda çok kutuplu veya parçalanmış bir dünya düzeni öngörüyor…

Küresel lider ve uzmanların kahir çoğunluğu kurallara dayalı uluslararası düzenin yıkılmaya yüz tuttuğunu bunun yerini bölgesel güçlerin hâkim olduğu bir rekabet ortamı alacağı görüşünde hem fikir…

Bu karamsar tablo, işbirliğinin yerini konfrontasyonun (çatışma, rekabet) almasıyla açıklanabiliyor..

Güven erozyonu, şeffaflık kaybı ve hukuk devletinin zayıflamasının uluslararası ilişkileri, ticareti ve yatırımları tehdit etmesi ortadan kalkmak şöyle dursun daha da hızlanacak…

Kısa Vadeli Riskler (2026 ve 2026-2028): Jeoekonomik Çatışmaların artmasıyla derinleşecek…

1300 katılımcının katıldığı ankette 2026 yılı için en olası küresel krizi tetikleyecek risk olarak jeoekonomik çatışma 2025’e göre 2 puan artışla yüzde 18’e yükseliyor ve birinci sırada yer alıyor..

Üstelik bu risk, 2 yıllık görünümde de 8 sıra birden sıçrayarak yine tüm riskler arasında listenin tepesine üstelik açık ara yerleşti…

Jeoekonomik çatışma; devletlerin ekonomik araçları (yaptırımlar, gümrük tarifeleri, yatırım kontrolleri, ihracat kısıtlamaları, sübvansiyonlar, sermaye akışları sınırlamaları) jeopolitik amaçlarla "silah" olarak kullanması anlamına geliyor.

Burada amaç, Trump’ ın ABD Başkanlık koltuğuna oturmasıyla iyice su yüzüne çıkan ve gittikçe hızlanan politik çizgiden anlaşılacağı üzere; rakip ülkeleri kısıtlamak, kendi kendine yeterliliği artırmak ve etki alanlarını korumak hatta Güney Amerika ülkelerine yönelik müdahalelerde görüleceği üzere genişletmek…

Son bir yılda tanık olduğumuz gümrük savaşlarından da görüleceği gibi; ticaret engelleri ve korumacılık tarifeler; küresel ticareti daraltıyor, işletme maliyetlerini artırıyor.

Sanayi çağından farklı olarak günümüzde Stratejik sektörler ve bu sektörlere dayalı öncelikler de değişmiş bulunuyor:

Yapay zekâ, yarı iletken çipler, biyoteknoloji, kuantum teknolojileri ve nadir toprak elementleri üzerindeki ihracat kontrolleri mal akışını kesiyor, bilgi paylaşımlarını engelliyor…

Tedarik zincirinde aksamalar ve kopukluklar sistemli kırılganlığı arttırıyor; lojistik avantajı bugüne kadar fırsata çeviren ihracat odaklı ekonomiler (örneğin Singapur, Hollanda, Malezya) bu riski ulusal tehdit olarak görüyor.

Fiziksel altyapı tehditleri: Denizaltı kabloları, uydu ağları, enerji boru hatları ve limanlar siber/fiziksel saldırılara açık (Karadeniz’ de Ukrayna-Rusya çatışmasının yarattığı kaos); su yollarındaki engeller (örneğin Panama Kanalı kuraklığı) küresel lojistiği kalıcı değiştiriyor.

Kaynak stoklaması ve fiyat patlamaları ise enerji, gıda, kritik mineral stoklanmasına yol açıyor; bu durum küresel piyasalarda fiyat artışlarını tetikliyor.

Batı-Doğu bloklaşmasıyla ortaya çıkan küresel ayrışma maliyetleri yükseltiyor, tarafsız ülkeleri zor durumda bırakıyor.

Aşırı hava olaylarıyla tetiklenen iklim değişikliği gerilimlerle birleşince darboğazlar derinleşiyor.

Bu risk, küresel anlamda domino etkisi yaratarak zincirleme anlamda tüm ülkeleri sarsıyor…

Ekonomik durgunluk, enflasyon, borç krizi (2025 sonu itibariyle küresel borç 251 trilyon doları buluyor ve bu tüm dünya ülkelerinin yarattığı GSYİH toplamının yüzde 235'i anlamına geliyor) varlık balonu patlaması ve toplumsal kutuplaşma gibi diğer tehditleri besliyor.

Dünya Ekonomik Forumu (WEF) 2026 Global Risk raporunda en üstte yer alan risk Jeoekonomik çatışma riski yanında önümüzdeki dönemde yapay zeka etkisiyle daha sık tanık olacağımız ‘Yanlış bilgi ve dezenformasyon’ korkusu da önemli yer tutuyor…

Kısa vadeli riskler arasında küresel durgunluk ve enflasyon en hızlı yükselen kategori olarak yer alırken 2036’ ya kadar yayılan 10 yıllık zaman diliminde Uzun Vadeli Riskler arasında çevresel tehditler ve bunun yansıması olarak görülecek aşırı hava olayları birinci sırada yer alıyor…

Bunu biyolojik çeşitlilik kaybı ve ekosistem çöküşü (2. sıra) ve Dünya sistemlerinde kritik değişimler (3. sıra) izliyor…

Yapay zekanın olumsuz sonuçları 1-2 yıllık kısa vadede 30. Luk gibi hayli düşük sıradayken 10 yılı kapsayan uzun vadede 5. sıraya sıçrıyor ve en büyük yükseliş olarak ortaya çıkıyor…

Toplumsal sözleşmeyi zayıflatan ve diğer tehditleri körükleyen küresel eşitsizlik ve gelir dağılımındaki adaletsizlik uzun vadede dünyanın başını ağrıtacak en ciddi sorun ve risk olarak duruyor…

Rapor tüm karamsar tabloya karşın, artan kutuplaşma ve ekonomik milliyetçiliğe karşı yeni dayanıklılık mekanizmaları geliştirmenin geleceği kurtaracak en ciddi adımlar olduğu görüşüyle umutlu bir pencere açmaya çalışıyor…

Bunun yolu ise Dünya Ekonomik Forumu gibi oluşumlara, bir avuç azgının semirmesine yol açan besleyen muktedirlere karşı dünya halklarının ortaya koyacağı ortak tavır, geliştireceği evrensel nitelikte yeni mücadele yöntemi…

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve inovatifhaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.