31 Yılın Ardından… Mersin'de Bir Abdullah Özdemir Hikâyesi
31 Yılın Ardından… Mersin'de Bir Abdullah Özdemir Hikâyesi
Bazı vedalar vardır, bir görev değişikliğinden çok daha fazlasını ifade eder. 31 yıl boyunca Mersin Ticaret Borsası'nın başında bulunan Abdullah Özdemir'in görevini devretmesi de bunlardan biri. Çünkü geride kalan yalnızca uzun bir başkanlık dönemi değil; emek verilmiş yıllar, hayata geçirilmiş projeler, kurulmuş dostluklar ve bir kente duyulan güçlü bağlılık var.
Bazı vedalar vardır, bir görev değişikliğinden çok daha fazlasını ifade eder. 31 yıl boyunca Mersin Ticaret Borsası'nın başında bulunan Abdullah Özdemir'in görevini devretmesi de bunlardan biri. Çünkü geride kalan yalnızca uzun bir başkanlık dönemi değil; emek verilmiş yıllar, hayata geçirilmiş projeler, kurulmuş dostluklar ve bir kente duyulan güçlü bağlılık var.
İnsan 31 yılın ne demek olduğunu şöyle bir düşününce, aslında ne kadar uzun bir zaman diliminden söz ettiğimizi daha iyi anlıyor. Birçok şey değişir bu kadar zamanda. Şehirler değişir, insanlar değişir, ekonomik şartlar değişir. Mersin de bu 31 yılda çok şey yaşadı. İşte Abdullah Özdemir, bütün bu değişimin içinde Mersin Ticaret Borsası'nın başında, kentin ekonomisi ve geleceği için çalışmayı sürdürdü.
Elbette bu uzun yolculuk sadece başkanlık koltuğunda oturmakla geçmedi. Abdullah Özdemir'in Mersin'le kurduğu bağa bakarken, onun yalnızca Mersin Ticaret Borsası başkanlığı yaptığı yılları değerlendirmek yeterli olmaz. On yıllık Büyükşehir ve Yenişehir belediye meclis üyeliği tecrübesi, iş dünyasındaki birikimi ve farklı kurumlarda üstlendiği sorumluluklar, kente bakışını şekillendiren önemli unsurlardı.
Mersin'in sorunlarını yakından biliyor, kentin ihtiyaçlarını takip ediyor, ekonomik ve sosyal gelişimini önemsiyordu. Dolayısıyla onun Mersin'e bakışı hiçbir zaman yalnızca ticaretle sınırlı kalmadı.
Bir toplantıda tarımı konuşurken başka bir gün belediye hizmetlerini, ulaşımı, sanayiyi, kültür ve sanatı gündeme getirebilirdi. Kentte yanlış gördüğü bir uygulamayı eleştirmekten çekinmezdi. Ama onu farklı kılan, eleştirisini dile getirdikten sonra çözüm üzerinde de kafa yormasıydı. Çünkü sadece şikâyet ederek bir yere varılamayacağını biliyordu. Mersin için bir şeylerin değişmesini istiyorsa bunun için fikir üretmek, öneri sunmak ve gerektiğinde sorumluluk almak gerekiyordu.
Bana göre Abdullah Özdemir'in en belirgin özelliklerinden biri de buydu: Mersin'i kendisine dert edinmişti.
Mersin'in değerlerini iyi biliyordu
Mersin denildiğinde akla gelen en önemli değerlerin başında tarım ve ticaret gelir. Narenciyeden bakliyata, sebze ve meyveden hububata kadar geniş bir üretim ve ticaret ağına sahip olan kent, Türkiye ekonomisinde önemli bir yere sahiptir. Abdullah Özdemir, bu potansiyelin farkında olarak 31 yıllık başkanlık döneminde tarım ve tarıma dayalı ticareti çalışmalarının merkezinde tuttu.
Özdemir, başkanlığı boyunca bu sektörlerin sorunlarını yakından takip etti. Üreticinin maliyetinden ihracatçının pazar arayışına, ürünlerin katma değer kazanmasından tarımda verimliliğe kadar pek çok konuda görüş ortaya koydu. Özellikle bakliyat sektöründe Mersin'in Türkiye ve dünya ticaretindeki yerinin korunması ve güçlendirilmesi için önemli çalışmalar yürüttü.
Mersin Ticaret Borsası bünyesinde hayata geçirilen Bakliyat Araştırma Merkezi ve tohumculuk çalışmaları bu anlayışın önemli örnekleri oldu. Tarımın artık yalnızca tarlada üretmekten ibaret olmadığını, bilimle, teknolojiyle ve araştırmayla desteklenmesi gerektiğini savundu. Mersin Ticaret Borsası bünyesinde geliştirilen bu projelerle yalnızca bugünün ticaretine değil, geleceğin tarımına da yatırım yapıldı. Sertifikalı tohum üretimi, yeni çeşit geliştirme, ıslah çalışmaları ve bakliyattan katma değerli ürünler elde edilmesine yönelik araştırmalar, sektörün gelişimi açısından önemli kazanımlar sağladı.
Üstelik bu çalışmalar yalnızca geleneksel bakliyat ürünleriyle sınırlı kalmadı. Mercimek, nohut ve kuru fasulye gibi ürünlerden un, makarna, kraker, kek ve farklı gıda ürünleri geliştirilmesi, tarımın bilim ve inovasyonla buluşmasına verilen önemin bir göstergesiydi.
Dünya Bakliyat Günü etkinlikleri de bu anlayışın önemli bir parçasıydı. Her yıl 10 Şubat'ta gerçekleştirilen organizasyonlarla bakliyatın yalnızca ticari değeri değil; insan sağlığı, beslenme, toprak verimliliği ve sürdürülebilir tarım açısından taşıdığı önem de anlatıldı.
Bir festivalden çok daha fazlası: Mersin Narenciye Festivali
Narenciye konusundaki hassasiyeti de ayrı bir başlık. Mersin'in narenciyesini sadece bir tarım ürünü olarak görmedi. Bu ürünün kentin tanıtımında ve marka değerinde önemli bir yeri olduğuna inanıyordu. Mersin Narenciye Festivali de bu düşüncenin hayata geçirilmiş en güzel örneklerinden biri oldu. Festival, yıllar içerisinde yalnızca narenciyenin tanıtıldığı bir etkinlik olmaktan çıktı; Mersin'in insanını, kültürünü ve üretim gücünü bir araya getiren büyük bir organizasyona dönüştü. Aynı zamanda kentin farklı kesimlerini ortak bir amaç etrafında buluşturdu.
Bir kentin tanıtımının yalnızca broşürlerle, toplantılarla ya da ekonomik raporlarla yapılamayacağını gösteren bu organizasyon, Mersin'in ortak hafızasında yer edindi.
Böyle projeler kolay ortaya çıkmıyor. Arkasında inanç, emek ve devamlılık istiyor. Özdemir'in bu konuda ortaya koyduğu çabayı da teslim etmek gerekiyor.
Ekonominin yanında sanatın ve kültürün de yanında oldu
Abdullah Özdemir'i anlatırken sadece ekonomik çalışmalardan söz etmek haksızlık olur. Çünkü onun Mersin'e dair düşünceleri ticaretin çok ötesindeydi.
Bir kentin gelişmişliği sadece ihracat rakamlarıyla, üretim miktarıyla ya da ticaret hacmiyle ölçülmez. Kültürü, sanatı, sosyal yaşamı da o kentin zenginliğidir. Özdemir bu gerçeğin farkındaydı. Mersin'in kültür ve sanat hayatına destek verilmesini, kentin bu alanda da kendisini göstermesini önemsedi.
Bence bu yaklaşımın ayrıca altını çizmek gerekiyor. Çünkü iş dünyasının yoğun temposu içinde sanat ve kültüre zaman ayırmak, bunları desteklemek herkesin öncelikleri arasında yer almıyor. Oysa Mersin'in sadece üreten değil, aynı zamanda yaşayan, düşünen ve kültürünü geliştiren bir şehir olması gerektiğine inanıyordu.
Basınla ilişkisi hiçbir zaman resmî bir çerçevede kalmadı
Benim üzerinde özellikle durmak istediğim konulardan biri de Abdullah Özdemir'in basınla kurduğu ilişki.
Basının kentin hafızası olduğuna, yerel gazeteciliğin güçlenmesinin Mersin'in gelişimine doğrudan katkı sağlayacağına inandı.
Yıllar içerisinde pek çok yönetici, başkan ve siyasetçiyle çalışma, görüşme ve sohbet etme imkânı buluyoruz. Kimi isimlerle ilişkileriniz görevleriyle sınırlı kalıyor. Görev bitince iletişim de çoğu zaman bitiyor. Ancak bazı insanlar vardır, makamları ne olursa olsun insanlarla kurdukları ilişkiyi korurlar.
Abdullah Özdemir, basın mensuplarıyla ilişkisini hiçbir zaman sadece haber ve açıklama alışverişinden ibaret görmedi. Gazetecileri dinledi, fikirlerine değer verdi, zaman zaman eleştirilerini de dikkate aldı. Basının Mersin için önemini her fırsatta dile getirdi.
Üstelik bu yaklaşımının geçmişte de somut örnekleri var. 2003 yılında kentteki yerel gazetelerin ortak bir çalışma etrafında buluşmasına öncülük etmesi, Mersin basınına verdiği önemin dikkat çekici örneklerinden biriydi.
Gazetecilerle sohbet etmeyi severdi. Bir araya gelindiğinde konu sadece ekonomi ya da Borsa'nın çalışmaları olmazdı. Mersin konuşulurdu, kentte yaşananlar konuşulurdu, bazen günlük hayatın içinden konular açılır, bazen de güzel bir espriyle sohbet başka bir noktaya taşınırdı.
Bu samimiyet zaman içerisinde dostluğa dönüştü. Son veda buluşmasında basın mensuplarıyla kurduğu ilişkiyi abi-kardeşlik olarak tanımlaması da aslında yılların birikimini anlatıyordu.
İnsan böyle zamanlarda şunu daha iyi anlıyor: Bir insanın makamında ne kadar başarılı olduğu kadar, makamından ayrıldığında kimlerin onu arayacağı, kimlerin kendisini özleyeceği de önemli.
Asıl zenginlik insan biriktirebilmek
Abdullah Özdemir'in kişiliğine dair söyleyeceklerim de var. Onu tanıyanların bildiği, birlikte çalıştığı insanların zaman zaman dile getirdiği bazı özellikleri bulunuyor. İnsanlarla iletişim kurmayı sevmesi, sohbeti, samimi tavrı ve karşısındaki kişiye değer vermesi bunlardan bazıları. Bu arada futbola düşkünlüğünü ve koyu bir Galatasaraylı olduğunu da söylemeden geçemeyeceğim.
Elbette 31 yıl boyunca bir kurumun başında olmak kolay değil. Herkesin beklentisini karşılamak, her konuda aynı düşüncede buluşmak mümkün de değil. Ancak insan ilişkilerinde kapıları kapatmamak, farklı görüşleri dinlemek ve iletişimi sürdürmek önemli bir meziyet.
Özdemir'in kentte farklı çevrelerden insanlarla kurduğu ilişkilerin yıllar boyunca devam etmesinde bu özelliklerinin payı olduğunu düşünüyorum.
Kendisini sadece iş dünyasından isimler değil, gazeteciler, sanatçılar, üreticiler, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ve farklı mesleklerden pek çok insan tanıyor. Bu da onun Mersin'le kurduğu ilişkinin ne kadar geniş bir alana yayıldığını gösteriyor.
Bir de şu var: İnsanların sizi sevmesi için illa büyük işler yapmanız gerekmiyor. Bazen bir telefon, bazen içten bir selam, bazen bir sohbet, bazen de zor bir zamanda gösterilen küçük bir ilgi çok şey ifade ediyor. Abdullah Özdemir'in geride bıraktığı dostluklarda bunların da payı olduğuna inanıyorum.
Şimdi ne kalacak geriye?
31 yıllık başkanlık dönemi sona erdi. Görev Münir Şen'e devredildi. Mersin Ticaret Borsası için yeni bir dönem başladı.
Ancak Abdullah Özdemir'in emeğiyle ortaya çıkan çalışmaların, projelerin ve kazanımların bundan sonraki yıllarda da yaşatılması gerekiyor. Mersin Narenciye Festivali, Dünya Bakliyat Günü, Bakliyat Araştırma Merkezi ve Tohumculuk A.Ş. gibi çalışmalar, sahip çıkılması ve geliştirilmesi gereken önemli miraslar olarak yeni yönetime emanet. Çünkü kurumlar kişilere bağlı kalmadan gelişmeli, iyi projeler sahiplenilmeli ve üzerine yenileri eklenmeli. Özellikle tarım, bakliyat, narenciye ve tohumculuk alanında atılan adımların devam etmesi Mersin adına büyük önem taşıyor.
2025 yılında 30. hizmet yılı dolayısıyla TOBB Hizmet Şeref Belgesi'ne layık görülmesi, bu uzun soluklu emeğin önemli bir göstergesiydi. 2026 yılında Mersin Ticaret Borsası'nın 100. kuruluş yıl dönümünde de kurumun geçmişini ve geleceğini aynı sorumluluk anlayışıyla değerlendirdi.
Fakat bana sorarsanız, bir insan için en anlamlı takdir, yıllar sonra adının güzel duygularla anılmasıdır.
Bugün Abdullah Özdemir'e teşekkür ederken yalnızca yaptığı çalışmaları saymak istemiyorum. Mersin'in sorunlarını gündeme taşıdığı, çözüm aradığı, tarımına ve ticaretine sahip çıktığı, kültürüne ve sanatına destek verdiği için teşekkür etmek gerekiyor. Ama bütün bunların yanında insanlara verdiği değer, kurduğu dostluklar ve bu kentle kurduğu gönül bağı için de teşekkür etmek gerekiyor.
31 yıl sonra bir görev sona eriyor. Fakat Abdullah Özdemir'in Mersin'le olan hikâyesinin burada biteceğini sanmıyorum. Çünkü bu kenti seven, sorunlarıyla ilgilenen ve gelişmesi için fikir üretmeye devam eden bir insanın başkanlık unvanına ihtiyacı yok.
Belki bundan sonra daha farklı bir konumda olacak, belki yine Mersin'in meseleleri üzerine konuşacak, fikirlerini paylaşacak. Eminim ki kendisini tanıyan pek çok insan da bundan memnuniyet duyacaktır.
Sonuçta bir kurumun başında 31 yıl bulunmak önemli bir başarıdır. Ama 31 yılın sonunda insanların size yalnızca yaptığınız işleri değil, nasıl bir insan olduğunuzu da hatırlayarak veda etmesi çok daha kıymetlidir.
Yolunuz açık olsun Abdullah Başkan. Mersin'e verdiğiniz emek, bu kentte kurduğunuz dostluklar ve bıraktığınız güzel hatıralar için teşekkürler.
Ve sizi yürekten alkışlıyorum.
Sedat YILMAZ
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
